DOLAR 15,8769 0.2%
EURO 16,8435 -0.21%
ALTIN 945,160,54
BITCOIN 465253-3,34%
İstanbul
20°

AÇIK

03:46

İMSAK'A KALAN SÜRE

Gülbin Aybar

Gülbin Aybar

27 Nisan 2022 Çarşamba

    Dağ başı mı burası? Eşkıya mısınız siz? Devlet izin vermez ki!

    Dağ başı mı burası? Eşkıya mısınız siz? Devlet izin vermez ki!
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Doğdukları büyüdükleri topraklarda yaşıyorlar. Ata yadigarı topraklarını gözleri gibi koruyorlar. Onlar bir bakıyor, toprakları bin veriyor. En büyük gurur kaynakları;

    -Buraların havası var yaaa veremliyi iyi eder o kadar temiz!

    -Buranın suları çok saf, eşi benzeri yok.

    -Buranın tarihi o kadar eski ki, yerin altından tarih fışkırıyor.

    -Bizim başka yerlerde bulunmayan bitkilerimiz var o kadar kıymetli yani…
    Bu böyle uzar gider.
    ‘’Bir gün bu topraklarınıza zarar vermek isteyen olursa diye sorsanız; ‘’Olur mu hiç bu topraklar çok kıymetli. Devlet koruyor zaten. Üstelik biz ne güne duruyoruz. Kanunu var, cezası var. Atalarımız bu topraklar için kan döktü! Devlet hiç izin verir mi zarar verilmesine? Tapulu topraklarımız bizim. ‘’Yanıtını alırsınız.

    Sonra birileri çıkar gelir biz buraya maden ocağı açacağız der. Karşı çıkarlar dur bakalım hemşerim bu topraklar ölür sen ocak açarsan. Ne su kalır burada, ne börtü böcek…Hem profesörler de diyor buralar korunacak topraklar. Doğası çok kıymetli. Üstelik dağ başı mı burası, eşkıya mısınız siz devlet izin vermez ki!
    Devlete gidiyorlar topraklarımızı, doğamızı, suyumuzu koru diye başvuruyorlar.
    Mevzuat hazretleri devreye giriyor. Yok öyle bir bakalım inceleyelim dedikleriniz doğru mu. Değerli mi o kadar.
    Bir kısım akademisyen raporlar hazırlar endemik bitki der, yaban hayatı der, tarihi değerlerden bahseder ve bu topraklar mutlaka koruma altında kalmalı der, der, der…..
    Sonra bir gün şirket sahibi gelir kazmaya başlar. Dur derler, jandarmaya sığınırlar. Jandarma siz durun bakalım bir rapor almışlar ÇED gerekli değildir diye istedikleri gibi kazarlar!
    Düşünürler…Kim verir ki bu raporu? Hangi vicdansız bu doğa cinayetine ortak olabilir ki? Ne karşılığında!

    Şirket boş durmaz toprağın bağrına bağrına vurur dozeri. Patlatır dinamitleri.
     Patlatmalar başlar, evlerinin üzerine kayalar yağar. Su kaynakları yok olmaya başlar. Ormanları talan eder, gözleri gibi korudukları ağaçları söküp atarlar.
    Dur derler karşı çıkar, engel olmaya çalışırlar jandarmayı karşılarında bulurlar. İsyan ettikçe dayak yer hatta tutuklanırlar. Davalar uzadıkça şirketlerin ekmeğine yağ sürülür adeta. Hatta o kadar ileri giderler ki vatandaşı topraklarına sokmazlar!
    Bu satıra kadar okuduklarınız yıllardır ülkemizin koruma altında olması gereken topraklarında yaşayan insanlarımızın ortak öyküsü.
    Onlarca haberi hazırlarken derdini anlatan köylülerin hikayelerinin ortak olduğunu gördüm. Senaryo hep aynı.
    Şirket sahipleri siyasi gücü arkalarına alırlar, engel olacak unsurları etkisiz hale getirip ben ne uğraşayım, köylü uğraşsın beni durdurmaya der ve kazar ha kazar!

    Doğanyurt Köyü’nün haberini hazırlarken ÇED Gerekli değildir raporunu okuduğumda sinirden ağladım.
    Bir yerinde şöyle bir ifade geçiyor.
    -Kaplumbağaların yola çıkması ihtimaline karşı şoförler uyarılır, gördüklerinde durup yol kenarına alırlar.

    Bu ifadeyi akademisyenlik titrini kullanan hocalar yazıyor. Bu sadece bir örnek. Raporu okudukça dehşete düşüyorsunuz. Ve maalesef tüm ÇED Gerekli değildir raporları bu şekilde absürt ifadelerle dolu.

    Akıl duvarını zorluyor derler ya tıpkı öyle! Bu ülkenin ekmeğini yiyen, okullarında eğitim alan bazı akademisyenler(!), bu ülkenin bağrına hançer saplayan ele güç veriyor. Akademisyeni, siyasetçisi, hukukçusu kim olursa olsun bu şirketlerin maşası olarak vatana ihanet ediyorlar. Bir de görüp görmeyenler, duyup duymayanlar var tabii…. Vatandaşa yanındayım diyerek sonra sırra kadem basan siyasiler…. Ekranlarda ahkam kesen bu siyasetçiler iş vatandaşın yanında tavır koymaya; sorunlarını kamuoyuna duyurmaya gelince dut yemiş bülbüle dönüyor ne yazık ki!

    Bizler sapla samanı ayırıyoruz. Bunu unutmasınlar. İzleyenle çırpınan siyah ve beyaz kadar net ayırt ediliyor!!!
    Öyle bir çark dönüyor ki ülkemizin bütün doğa harikası yerlerini adeta nokta atışı listeleyip sırayla yok ediyorlar.

    Dünyanın dev şirketleri ve ülkedeki hainlerin ortak yapımı bir proje için düğmeye basılmış sanki. Aman ha Türkiye’nin bir nefeslik havası, içecek bir damla suyu kalmayana kadar durmak yok!

    Toprağını doğasını korumaya çalışan köylüler, karşılarında doğayı korumak için yazılmış kanunları ters yüzü edip etrafından dolaşarak köylüye karşı kullanan bürokratlar hukukçular, akademisyenler…

    Hatta vatandaşın can ve güvenliğini sağlamakla yükümlü bir jandarma karakol komutanı tapulu tarlasını korumaya çalışan bir vatandaşa
    -Bu k.çı kırık topraklar için mi yaygara koparıyorsunuz diyerek, vatandaşa karşı X şirketin yanında yer alacak kadar gözünü karartmıştır.

    Diğer tarafta yasaları emsal göstererek köylüye destek veren akademisyen, siyasetçi, hukukçular. Aynı yasalarla göğüs göğüse çarpışıyorlar adeta!

    Bu doğa katliamlarına göz yuman onay veren yetkililer bulundukları makamlara kanunları uygulamak, bu tür olumsuzluklarda vatandaşın mal ve can güveliğini korumak hem de ata mirası bu topraklara zarar verenlere dur demek için geldiklerin hatırlamalılar.

    Ülkemizin üzerine kara bir bulut gibi çöken bu kara ellere geçit veren siyasetçi, akademisyen, bürokrat her kim varsa bilmeliler ki şimdi yanlarında durdukları, çıkarları uğruna göz yumdukları bu talanın hesabını bir gün mutlaka verecekler. Tek dileğim bu talanda payı olanlar yaşattıklarını yaşamadan, hesabını vermeden ölmesin.
    Son söz: -Üstelik dağ başı mı burası, eşkıya mısınız siz? Devlet izin vermez ki!


    Devamını Oku

    23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlama etkinlikleri kapsamında, Elif Küçük Samsun İl Milli Eğitim Müdürü oldu!

    23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlama etkinlikleri kapsamında, Elif Küçük Samsun İl Milli Eğitim Müdürü oldu!
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Samsun Milli Eğitim Müdürü Murat Yiğit,23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlama etkinlikleri kapsamında makamını İlkadım Sakarya İlkokulu 1.sınıf öğrencilerinden Elif Küçük’e devretti.

    23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları kapsamında İlkadım Sakarya İlkokulu 1.sınıf öğrencilerinden Elif Küçük, Masal Çelebi, Ülkü Ceren Çağlar ve Bilge Zehra Balcı öğretmenleriyle birlikte İl Milli Eğitim Müdürümüz Murat Yiğit’i makamında ziyaret etti. İl Milli Eğitim Müdürü Murat Yiğit, öğrencilerimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlayarak hediyelerini verdi.

    samsun.meb.gov.tr

    Devamını Oku

    Fizikçi Ettore Majorana Gizemli Bir Şekilde Nasıl Kayboldu?

    Fizikçi Ettore Majorana Gizemli Bir Şekilde Nasıl Kayboldu?
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    İtalyan fizik dehası Ettore Majorana, 26 Mart 1938’de Palermo’da Napoli’ye giden bir gemiye bindi ve iz bırakmadan ortadan kayboldu. O sıralarda otuz bir yaşında olan bu genç, teorik fiziğin devi olarak görülmeye başlanmıştı. Akıl hocası Enrico Fermi onu Newton’a denk olarak tanımlıyordu.

    Akla intihar etme olasılığı gelse de genç fizikçinin bedeni asla bulunamadı. Kendisinin yanına aldığı oldukça yüklü bir miktarda para ve bir pasaport durumu iyice garipleştirmişti. Majorana’nın ölümünü çevreleyen gizem, bazı tanıdıklarının onu ölümden sonra ara sıra sokakta uzaktan gördüklerini iddia etmeye başlayınca daha da ilginç bir hal almaya başladı.

    Kimileri bir manastıra kapandığını iddia etti. Kimileri de Ruslar tarafından kaçırıldığını ve bir atom bombası yapmaya zorlandığını söyledi. Bazıları ise Marslılar tarafından kaçırıldığını iddia etti. Ancak teorilerin en eğlenceli olanı, paralel bir evrene gitmenin bir yolunu icat ettiğini iddia eden hipotez idi.

    Ettore Majorana ve Fermi Birlikteliği

    Majorana ve Fermi arasındaki ilk karşılaşma, bugün hala birçok genç bilim insanı için bir ilham kaynağıdır. Fermi, Roma’da bulunan Fizik Enstitüsünde, matematik ve fizikteki genç dâhileri sistematik olarak bir araya getirerek, onların bilimin geleceği ile ilgili önemli soruları ele aldığı barışçıl bir ortam sağlamıştı. Bu gençler karmaşık bir diferansiyel denklemi veya atom fiziğindeki bir problemi çözmek için birlikte çalışıyorlardı.

    Ettore Majorana’nın el yazısı

    Ettore Enstitü’de Fermi’yi ilk ziyaret ettiğinde ekip atom fiziğindeki önemli bir sorunu çözmek için birkaç aylık çalışmanın ortalarındaydı. Bilgisayar öncesi zamandı ve karmaşık denklemler muazzam miktarda zaman ve enerji gerektiriyordu. Fermi, Majorana’ya neden şimdilik sorunun yalnızca daha küçük bir bölümünü çözebildiğini açıkladı. Ettore dikkatle dinledi ve birkaç soru sordu. Sonra kayboldu.

    Ertesi gün Enstitüye geri döndü ve Fermi’den birkaç ay süren sonuçları kendisine tekrar göstermesini istedi. Cebinden karalanmış bir kağıt parçası çıkardı. Bazı ek hesaplamalar yaptı ve doğru sonuçları elde ettiği için Fermi’yi tebrik etti. Sonra karatahtaya doğru yürüdü. Şaşkın fizikçilerden oluşan bir dinleyici kitlesinin önünde, Fermi’nin karmaşık problemini basit bir denklem haline getiren bir dönüşüm yazdı.

    Fermi bir zamanlar üç tür bilim insanı olduğunu dile getirmişti. Çok çalışıp fazla yol alamayanlar, az sayıda da olsa çalışmaları ile bilimin ilerlemesinde bir temel oluşturan büyük keşiflere katkıda bulunanlar ve son olarak da Galileo ve Newton gibi dahiler vardı. Fermi’ye göre, Ettore Majorana son kategoridendi.

    Kısaca Hayatı

    Ettore Majorana olağanüstü bir çocuktu. Oldukça zekiydi ve karmaşık denklemleri bellekten çözebiliyordu. Aynı zamanda da çok çekingen bir karakteri vardı. Ettore, 17 yaşında mühendislik eğitimi almaya başlasa da diplomasını aldıktan sonra doktorasını fizik alanında yapmaya başladı. İlk bilimsel makalesi 1928’de yayınlandı. İçe dönük karakteri nedeniyle, bulgularının bir çoğunu yayınlamadı.

    Nötronun varlığını varsayan ilk kişi oydu, ancak çalışmasını paylaşmadı. Nötronun keşfi için Nobel Ödülü, 1935’te İngiliz bilim adamı James Chadwick’e verildi. 1933’te Majorana bir burs kazandı ve Heisenberg’le tanışmak için Leipzig’e gitti. Orada zamanın diğer önemli fizikçileriyle çalıştı. Bohr’u Kopenhag’da ziyaret etti ve atom fiziği üzerine birkaç makale yayınladı. Nötrinoların kütleye sahip olduğunu öngören ilk kişi oydu.

    Ettore Majorana’nın Son Yolculuğu

    25 Mart 1938 Cuma günü, Majorana Napoli’deki odasında iki mektup yazdı. İlk mektup amirine, ikincisi ailesine hitaben yazılmıştı. Her iki mektupta da Ettore ölümden bahsetmiyor, sadece ortadan kaybolmaktan söz ediyordu. Yakın zaman önce, ertesi sabah kuantum mekaniği üzerine bir ders vermesi gereken Napoli Üniversitesi’nde profesör olmuştu. Derse gitmedi. 22.30’da ertesi sabah gelecek olan Palermo’ya giden bir gemiye bindi.

    İlk mektubunda Majorana ortadan kaybolmak için “kaçınılmaz” bir karar aldım ve “bunun yaratacağı sonuçlar için de şimdiden özür dilerim” yazıyordu. Ama çok geçmeden, fikrini değiştirmişti. Majorana, direktöre bir telgraf çekerek bundan önce göndermiş mektubu ciddiye almamasını istemişti. Ve sonra bir mektup daha gönderdi: “Sevgili Carelli, umarım telgrafımı ve mektubu aynı zamanda almışsınızdır. Deniz beni reddetti ve yarın Bologna Hoteli’nden belki de elimde bir mektupla geri döneceğim.”

    Majorana’nın ailesi ve dostları sizin gibi, bu mektuplardan bir anlam çıkaramamıştı; ama günler haftaları, haftalar ayları kovaladıkça istemeden de olsa, genç fizikçinin Napoli’ye doğru yol alırken güverteden atlayarak canına kıydığı sonucuna vardılar. Onun denize atladığını kimse görmemişti. Ancak son mektubunda denizle ilgili söz ettiği için bu kanıya varmışlardı.

    Schrödinger’in Kedisi İle Majorana’nın İlgisi Ne?

    2006’da kuramsal fizikçi Oleg Zaslavskii, Majorana’nın ortadan kaybolması ile Schrödinger’in Kedisi düşünsel deneyi arasında önemli benzerlikler olduğunu öne sürdü. (İncelemek isterseniz: https://arxiv.org ) Zaslavskii, Majorana’nın ortadan kaybolmasını araştırmacıların açıklamasının iki yolu olabileceğini söylüyor. Majorana ya “güverteden atlayarak intihar etti” ya da “Napoli’de indi ve saklandı”. Bu seçenekler, ışık fotonunun bulunabileceği iki olası haline karşılık geliyordu. Böyle bir benzerlik tamamen tesadüf eseri de olabilirdi ama Zavlavskii’yi asıl etkileyen Majorama’nın mektuplarındaki tuhaflıktı.

    İtalyan gazetesi Domenica del Corriere, 17 Temmuz 1938’de okuyucularına “Onu gördünüz mü?” diye sordu.

    Majorana, önce, ortadan kaybolacağını söyleyen bir mektup göndermişti. Hemen ardından da fikrini değiştirdiğini söylediği bir telgraf çekmişti. Ve son olarak da Carelli’ye hitaben, “hem telgrafın hem de ilk mektubun aynı anda eline geçeceğini umduğunu” yazdığı son bir mektup yazmıştı. Böyle bir telgraf çeken bir kişinin, ilk mektubun gönderdiği kişinin eline hiç ulaşmamasını ummasını beklemek daha mantıklı olmaz mıydı? Majorana, Carelli’nin bu iki olasılığı aynı anda öğrenmesini neden istemiş olabilirdi ki?

    Sonuç Olarak Gizem Hala Çözülemedi

    Zavlavskii’ye göre, Majorana, bunu kasıtlı olarak yapmış ve direktörünün birbiriyle çelişen iki durumdan aynı anda haberdar olmasını sağlamıştı. Majorana kendini böylece tıpkı Schrödinger’in Kedisi gibi bir kuantum süperpozisyonuna sokmuştu.

    2008’de Roberto Fasani adında bir adam, 1950’lerden kalma bu fotoğrafla popüler bir televizyon programında öne çıktı. Yanındaki beyaz saçlı kişinin Ettore Majorana olduğunu iddia etti. Bu adamın adı Bay Bin idi. İtalyan polisinin adli bölümü, genç Majorana ve Bay Bini’nin fotoğraflarını karşılaştırdı. 2015 yılında, Majorana’nın 1955 ve 1959 yılları arasında Venezuela, Valensiya’da yaşadığı söylendi. Ancak sonrasında da bunun kesin olmadığı iddia edildi.

    Majorana, bilinçli olarak Schrödinger’in Kedisi’ni taklit etmek istemiş olsun ya da olmasın; bunu başarmıştı. 25 Mart gecesi yola çıkmıştı, onu sonradan kimse bulamadığı ve göremediği için de yolculuk tek biçimde sonlanmamıştı. Yani belki de yolculuğun sonunda, aynı anda hem ölmüş, hem de sağ kalmıştı.// matematiksel.org
    Kaynaklar:

    • Ettore Majorana, The Genius Who Disappeared for 70 years; yayınlanma tarihi: 19 Temmuz 2020; Bağlantı: https://historyofyesterday.com/
    • Sašo Dolenc; The Genius Who Never Existed and other Short Storiesfrom Science, History and Philosophy
    Devamını Oku

    Dünyanın en zeki insanı William James Sidis

    Dünyanın en zeki insanı William James Sidis
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    1898 – 1944 yılları arasında yaşamış ve yaklaşık 300 IQ’su ile birçok otoriteye göre dünyanın en zeki insanı olarak kabul edilen William James Sidis’in hayat hikayesi, zekanın doğru kullanımı ile ilgili çok önemli dersler ve bilgiler veriyor.
     8 aylıkken alfabey söktüğü, 8 yaşındayken 7 farkılı dil konuşabilen, 11’inde Harvard’a giren ve aynı yıl profesörlere ders veren William James Sidis’in inanılmaz hayatı…

    William James Sidis Rusya’dan abd’ye göçen yahudi bir ailenin çocuğu olarak 1 nisan 1898’de dünyaya gelmiştir. Henüz altı aylıkken bazı kelimeleri söyleyebildiği annesi tarafından farkedilir. 8 aylıkken alfabeyi söktüğü söylenir. 1,5 yaşındaykende günlük gazeteleri okumaya başlar. William’ın ‘dahi’ olduğunu gören annesi doktorluğu bırakır ve tüm vaktini harika çocuğa ayırır. 6 yaşındayken lise seviyesindeki bir öğrenci zekasına sahiptir.

    8 YAŞINDA 7 DİL KONUŞUYOR!

    8 yaşına basmadan İngilizce, Latince, Yunanca, İbranice, Fransızca, Almanca ve Rusçayı konuşabilmektedir. geçmiş veya gelecekteki bir tarihin hangi güne denk geldiğini hesaplayabilir. Süper çocuğun bu üstün yetenekleri onu medyanın ilgi odağı yapar; new York Times william James Sidis’e ilk sayfalarında yer verir. Artık ABD’de herkes süper çocuktan haberdar olmuştur.

    9 yaşındayken Harvard’ın sınavlarına kazanmasına rağmen yeterli duygusal olgunluğa ulaşamadığı için okula alınmaz. Harvard’ın yeterli gördüğü duygusal olgunluğa 11 yaşında ulaşır ve Harvard’a alınır. Aynı sene Harvard profesörlerine konferans bile verir. Harvard’daki eğitimini başarıyla bitiren Sidis, 16 yaşındayken hukuk eğitimi almaya başlar.


    HAPSE GİRİYOR!

    Ancak işler istediği gibi gitmez. Sosyalist olan William, 1 Mayıs gösterilerinde hükümet tarafından tutuklanıp hapse atılır. Ailesinin nüfuzunu kullanmasıyla hapis cezası başka bir cezaya çevrilir. Sidis gerek katıldığı eylemlerden gerekse ateist olmasından ötürü halkın gözünden düşer. Yükselişiyle medyanın ilgi odağı olan Sidis, düşüşüyle de medyanın ilgi odağı olur. Bu ilgi Sidis’in canını sıkar.

    Hayatının geri kalan kısmını bilimden uzak geçirmiştir; ufak çaplı işlerde çalışıp ekmeğini kazanmaya çalışmış ve 17 temmuz 1944’te ölmüştür. Hayatının son demlerinde öğrendiği dil sayısı 40’ı bulduğu söyleniyor.

    William James Sidis tüm umutları boşa çıkarmıştır. Kendisinden beklenenleri veremeden bu dünyadan ayrılmıştır. Aynı düzlemde olduğu Leonardo da Vinci, Albert Einstein, Isaac Newton gibi dahiler kadar üretken olamamış, arkasında önemli buluşlar, eserler ve teoriler bırakamamıştır. Sadece 2-3 kitap yazığı bilinmektedir.

    Bu sonuçtan kimileri Sidis’i kişisel projesi olarak kullanan ailesini, kimileri ise sidis’i bir türlü rahat bırakmayan gazetecileri suçlu bulmuşlardır.

    Kaynak: seyler.eksisozluk.com

    Devamını Oku

    Kadın kadının kurdu mu, yurdu mu olmalı?

    Kadın kadının kurdu mu, yurdu mu olmalı?
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Yargı dizisini takip edenler vardır mutlaka. 23. bölümde Derya savcı sorunlu bir aile tarafından 16 yaşında bir kızın kaçırıldığına dair dava dosyası için tarafları dinler. Pars savcı ise zarar göreceği düşüncesi ile baş savcıyla konuşur dosyayı kendi alır. İki karakter de ”Derya savcının ”kadın başına” bu tiplerle başedemeyeceğini düşünür.
    Bunun üzerine Derya savcı, başsavcı ve Pars savcıya cinsiyetçi yaklaşımlarından dolayı böyle davrandıklarını söyleyerek dosyasını geri ister. Bu sahneyi gurur duyarak izledim. Yargı dizisinin senaristini ve tüm ekibini de böyle hassas bir konuda bu kadar güzel ve net mesaj vererek farkındalık yarattıkları için kutluyorum. Daha sonra izleyici yorumlarını merak ettim ve bir çoğunu okudum.

    Yorum yapan erkek izleyicilerin büyük çoğunluğu Derya savcıyı takdir ederken, kadın izleyicilerden azımsanmayacak bir çoğunluk Derya savcı karakterine tepki gösteriyor. Kısaca bir toparlarsak Derya savcının korunmaya muhtaç olduğunu kabul etmesi, Pars savcıya nankörlük ettiği, bu ülkede kadının bu kadar yüksek sesle konuşmasının mümkün olamayacağı gibi yorumlar yapılmış. Sanırım küçük bir pencereden de olsa kadınlarımızın, kadın haklarına bakışını açıklıyor.

    Bir de bu yorumları yapanların bir kısmının anne olduklarını ve kendi zihniyetlerini aşılayacakları çocuklar yetştirdiklerini düşünürsek; kadın hakları konusunda geldiğimiz vahim noktaya şaşırmamak gerekiyor.

    Kadınların haklarının hemcinsleri tarafından da yok sayılmayacağı, yargıda, okulda, evde, çalışma hayatında….Kısacası hayatın her alanında kadın-erkek değil önce insan diyecek bir zihniyetin kanunlara ve zihinlere yerleşeceği günlerin gelmesini dilemek ve bunun için mücadele etmekten başka şansımız yok!

    Bu hastalıklı zihniyetin kurbanı olan tüm kadınlarımızı rahmetle anıyorum.

    Devamını Oku