<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
                 <rss version="2.0" 
                 xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
                 xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" 
                 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" 
                 xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
                 <channel><title>Özgür İfade ®️ | İstanbul'un Siyasi Gazetesi</title>
                      <link>https://www.ozgurifade.com.tr/rss.xml</link>
                      <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.ozgurifade.com.tr/rss.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                      <language>tr</language>
                      <description>Özgür İfade ®️ | İstanbul'un Siyasi Gazetesi
Her zaman doğru , tarafsız , objektif , araştırmacı ve belgeli haber ile
Halkın Özgür İfade ®️ ‘si olarak yayın ve yayım yaparak Gazeteciliğin bir duruşa sahip olduğuna inanmaktayız.</description>
                      <category>News</category>
                      <lastBuildDate>Wed, 19 Aug 2026 21:06:21 +0000</lastBuildDate>
                      <ttl>1</ttl>
                      <generator>Özgür İfade ®️ | İstanbul'un Siyasi Gazetesi - Haberler</generator>
                      <copyright>Copyright - 2026 - Özgür İfade ®️ | İstanbul'un Siyasi Gazetesi</copyright><item><title><![CDATA[Kalbe Mucizevi Dokunuş: Tıkalı Damara 6 Stent Takarak Hayata Döndürdüler]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-kalbe-mucizevi-dokunus-tikali-damara-6-stent-takarak-hayata-dondurduler-4611.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-kalbe-mucizevi-dokunus-tikali-damara-6-stent-takarak-hayata-dondurduler-4611.html</link>
                    <description><![CDATA[Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Öğretim Üyesi   Mustafa Serdar Yılmazer aynı damara 6 stent takarak hastası Leyla Karnak’ı hayata döndürdü.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 13 Ağustos 2026 tarihinde kalbi durmak üzereyken ambulansla Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılan Leyla Karnak, Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Öğretim Üyesi&nbsp; Mustafa Serdar Yılmazer ve ekibinin zamanla yarışan kritik müdahalesiyle yeniden hayata tutundu.

Kritik Müdahale ve Nadir Görülen Bir Operasyon

Hastaneye ulaştırıldığında durumu son derece ağır olan Karnak’ın, yapılan ilk müdahaleyle hayati fonksiyonları stabil hale getirildi. İleri tetkiklerde hastanın tüm damarlarının tıkalı olduğu tespit edildi. Zaman kaybetmeden operasyona alınan Karnak’a, tıp literatüründe ve uygulamasında oldukça nadir görülen, yüksek riskli bir işlem gerçekleştirildi: Tek bir damara 6 stent yerleştirildi.

&nbsp;Dr. Mustafa Serdar Yılmazer ve ekibinin sergilediği bu teknik uzmanlık ve soğukkanlı müdahale sayesinde hasta ölümün eşiğinden döndürüldü.

"Zor ve Stresli Süreci Hocamızın Yakın İlgisiyle Atlattık"

Yaşanan mucizevi kurtuluş sürecini aktaran hasta yakını ekibimizden Sefa Şahin, duygularını şu sözlerle dile getirdi:

"13 Ağustos günü yakınımız Leyla Karnak’ı acil koduyla ve kalbi durmak üzereyken Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne getirdik. Bizi kapıda Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı&nbsp; Dr. Mustafa Serdar Yılmazer karşıladı ve hızla ekibini toplayarak ilk müdahaleyi yaptı. Hastamızın tüm damarlarının tıkalı olduğunu öğrendiğimizde büyük bir endişe yaşadık. Ancak hocamız, yapılması gereken operasyonu ve riskleri bize son derece net ve güven veren bir dille anlattı. Operasyon sırasında tek damara 6 stent takarak hastamızı adeta hayata döndürdü. Bu derece zor ve stresli bir süreci hocamızın ve ekibinin yakın ilgisi sayesinde çok rahat atlattık. Başta Mustafa Serdar Yılmazer Hocamız ve ekibi olmak üzere, Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi yönetimine ve tüm sağlık personeline sonsuz teşekkür ederiz."

Tek Damara 6 Stent Takmak Neden Bu Kadar Zor?

Kardiyolojide standart stent uygulamalarında genellikle bir veya iki stent yeterli olurken, tek bir damar boyunca 6 stent yerleştirilmesi yüksek riskli ve teknik açıdan son derece karmaşık bir işlem olarak kabul ediliyor.

Tek bir damara 6 stent takılması, damarın neredeyse tamamının tıkalı veya kireçlenmiş olduğunu gösterir. Stentlerin damar yapısına zarar vermeden, katmanlar halinde ve milimetrik hassasiyetle yerleştirilmesi gerekir.

Vücuda giren her stent yabancı bir maddedir. Stent sayısı arttıkça işlem anında pıhtı oluşma veya ilerleyen süreçte damarın tekrar daralma riski yükselir. Bu durum hekimin tecrübesini ve operasyon sırasındaki pıhtılaşma önleyici stratejilerini kritik hale getirir.

Normal koşullarda yarım saat süren stent işlemleri, çoklu stent senaryolarında saatler sürebilir. Bu durum hastanın aldığı radyasyon ve kontrast madde miktarını artıracağı için hekimin işlemi hem hızlı hem de sıfır hatayla tamamlamasını gerektirir.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Kalbe Mucizevi Dokunuş: Tıkalı Damara 6 Stent Takarak Hayata Döndürdüler - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:50:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kalbe-mucizevi-dokunus-tikali-damara-6-stent-takarak-hayata-dondurduler-145635-20260819.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kalbe-mucizevi-dokunus-tikali-damara-6-stent-takarak-hayata-dondurduler-145635-20260819.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kalbe-mucizevi-dokunus-tikali-damara-6-stent-takarak-hayata-dondurduler-145635-20260819.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Tarih, kültür ve inanç yerlerde: Deprem değil, restorasyon yıktı!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-tarih-kultur-ve-inanc-yerlerde-deprem-degil-restorasyon-yikti-4610.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-tarih-kultur-ve-inanc-yerlerde-deprem-degil-restorasyon-yikti-4610.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya Finike’de restorasyon sırasında yapılan geç Osmanlı dönemine ait tarihi cami ile ilgili yeni skandallar ortaya çıktı: Tarihi camideki  Esma-ül Hüsna yazılı bezemeler yıkıntı ve molozların arasına atılmış halde görüldü…]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yusuf Yavuz

İki yıl önce restorasyona alınan Antalya’nın Finike ilçesindeki Çavdır Büyük Cami hatalı uygulamalar, ihmal ve tedbirsizlik yüzünden restore edilirken yıkıldı. Koruma Bölge Kurulu, Osmanlı’nın son döneminde inşa edilen yaklaşık 120 yıllık tarihi yapının yıkılmasını mevsim koşullarına bağladı. Restore edilmek istenirken harabeye dönen tescilli caminin hat sanatıyla yazılan ve üzerinde Esma-ül Hüsna yazıları bulunan kalem işi bezemelerin de molozların arasında olduğu görülüyor. Antalya Valiliği YİKOB tarafından Eylül 2024’de yapılan ihale ile 35 milyon sözleşme bedeliyle Akçaylar Restorasyon şirketine verilen restorasyonda çalışmalar başlamadan önce caminin üzerine koruyucu çatı yapılmamış olması dikkat çekiyor.&nbsp;



120 YILLIK CAMİ RESTORASYONDA YIKILDI

Restorasyon sırasında yıkılan Finike Çavdır Büyük Cami için 2024/1153165 kayıt numarasıyla 16 Eylül 2024 tarihinde ihale yapıldı. Osmanlı’nın son döneminde, bir mescidin üzerinde inşa edildiği ortaya çıkan tarihi cami yaklaşık 120 yaşında. Mülkiyeti köy tüzel kişiliğine ait olan cami, bir asrı aşkın süredir ayakta kaldı. Ancak iki yıl içerisinde tedbirsizlik ve hatalı uygulamalar yüzünden restorasyon sırasında yıkıldı.&nbsp;



YAKLAŞIK 35 MİLYONA İHALE EDİLDİ&nbsp;

Çavdır Büyük Cami için Antalya Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB) tarafından yapılan ihaleye, toplam altı firma davet edildi. Üç firma fiyat teklifi sunarken diğer üç firma ise teşekkür mektubu sundu. İhale, 34 milyon 871 bin 798 TL sözleşme bedeliyle Akçaylar Restorasyon firmasına verildi. İşin bitiş tarihi ise 12 Şubat 2026 olarak belirlendi. Ancak tarihi caminin restorasyonu ihale sözleşmesinde belirtilen süre içerisinde bitmediği gibi restorasyon sırasında yıkılması kamuoyunun tepkisini çekti.&nbsp;



KURUL, ‘MEVSİMSEL’ DEDİ

Caminin yıkılmasıyla ilgili konu geçtiğimiz ay Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun da gündemine geldi. Kurul, tarihi caminin restorasyon sırasında yıkılmasıyla ilgili aldığı 17 Temmuz 2026 tarihli kararında, özetle şu ifadelere yer verdi: “Çavdır büyük caminin mevcutta statik sorunlarının yapısal çatlaklar ve temel kaynaklı zemin oturması malzeme bozulmaları ana taşıyıcı duvarlarda stabilite problemleri vb. sorunların olduğu, buna ek olarak mevsimsel koşullara bağlı olarak kil zemin yapısındaki oturmalar, yapı malzemelerinin deformasyonun artması vb.&nbsp;&nbsp;nedenlerle stabilite problemlerinin tetiklenerek yapının yıkılmasında belirleyici etken haline geldiği Kurulumuza sunulan bilgi ve belgelerden anlaşıldığından, bu aşamada suç duyurusunda bulunulmasına gerek görülmediğine…”&nbsp;



KORUYUCU ÇATI YAPILMAMIŞ

Konuyu değerlendiren uzmanlar ise, Koruma Bölge Kurulunun aldığı bu kararın tartışmalı olduğunu savunuyor. Restorasyonla ilgili yer teslimi yapıldığı günden caminin yıkıldığı güne kadar geçen süreçle ilgili kayıt altına alınan uygulama ve çalışma aşamalarının titizlikle incelenmesi gerektiğine dikkat çeken uzmanların önemli uyarısı; daha işin başında restorasyona alınan caminin üzerine koruyucu bir çatı yapılmamış olması. Bu durum tarihi yapıyı başta yağmur olmak üzere her türlü hava koşullarına karşı savunmasız hale getiriyor ve yapıya zarar veriyor.&nbsp;



KALEM İŞİ ESMA- ÜL HÜSNA MOLOZLARIN ARASINDA

Osmanlı’nın son döneminde inşa edilen camilerin özelliğini taşıyan Finike Çavdır Büyük Cami, Anadolu camilerinde yaygın olarak kullanılan bezemelere sahip. Hat yazısı ile yazılan kalem işi Esma-ül Hüsna (Allah’ın isimleri) ve bezemeler restorasyon sırasında yıkılan caminin molozları arasına görülüyor. Yıkıntılar arasında, mimari parçalar da yer alırken, restorasyon sırasında hilti kullanıldığını yansıtan görüntüler dikkat çekiyor.



İŞ MAKİNESİ İLE BAŞLADI, YIKIMLA SON BULDU

Restorasyon için güvenlikli olmayan bir iskelenin kullanıldığı belirtilirken, söz konusu iskelenin yıkıntıların arasında kalarak kırıldığı görülüyor. Caminin mihrabının bulunduğu beden duvarı ise tamamen yıkılmış durumda. Restorasyonun başladığı dönemde, caminin son cemaat yerine sonradan eklendiği belirtilen beton bölümü kırmak için paletli ekskavatör kullanılması tepki çekmişti.&nbsp;



İKİ YIL ÖNCE KURUMLAR UYARILMIŞTI

Tarihi caminin yıkılması “restorasyon cinayeti” olarak değerlendirirken, projenin başladığı dönemde Finike Kaymakamlığı, Antalya Valiliği ve Sayıştay gibi kurumlara konuyla ilgili başvurular yapılmıştı. Ancak uyarılar dikkate alınmazken göz göre göre gelen yıkım, bugün o başvuruları bir kez daha gündeme getirdi.&nbsp;



FİNİKE VE KAŞ İHALELERİNDEKİ İDDİALAR

Antalya Valiliğine iki yıl önce yapılan yazılı şikayet başvurusunda, YİKOB bünyesinde yapılan Kaş ve Finike ilçelerindeki restorasyon ihaleleri ile ilgili iddialar gündeme getirilerek, bu iddiaların incelenmesi istenmişti. Başvuruya konu ihalelerin, 2024/1151453 ihale kayıt numaralı ‘Patara Yürüme Yolu ve Telsiz Telgraf İstasyonu Restorasyon İşi’ ile 2024/1153165 ihale kayıt numaralı ‘Finike İlçesi Çavdır Büyük Camii Restorasyon ve Çevre Düzenleme İşi’ olduğu belirtilmişti.&nbsp;



FİRMALAR ARASINDA BAĞLANTI İDDİASI

Başvuruda, “Yapılan ihalelere az katılım sağlanarak adrese teslim ihale yapılıp yapılmadığı, Hazırlanan yaklaşık maliyetlerin mevcut proje ile karşılatılması düşük verilen kalemlerin incelenmesi ve yüksek verilen kalemlerin karşılaştırılması, Yapılan ihalelerdeki firmaların dosya satın alan kişilerin diğer firmalar ile ilgili organik bir bağının olup olmadığının ortaya çıkarılması diğer bir bakışla dosya satın alan kişilerin vekâletnamelerinin kontrol edilmesi ve T.C Kimlik numaralarından ihaleyi alan firmadaki görevlerinin veya SGK kayıtlarının irdelenmesi, İhaleye katılan firmaların teklif cetvellerin tamamın hangi yazıcıdan çıkartıldığı ve aynı karakterde olup olmağı hususlarının özel olarak bilimsel olarak irdelenmesi ve incelenmesi” talep edilmişti.&nbsp;



ADRESE TESLİM İHALE İDDİASI

Antalya YİKOB’da görev yapan birim sorumlularının davet listesini hangi kriterlere göre hazırladığı ve davet edilen firmaların araştırılması da istenen başvuruda, “Sonuç olarak adrese teslim yapıldığına inandığım ihalelerin düşük tenzilatlı az katılımlı olduğu açık olarak görülmektedir” iddiasına yer verilmişti.&nbsp;



YİKOB’DAN ‘TAKDİR HAKKI’ AÇIKLAMASI

Antalya YİKOB, söz konusu iddiaların araştırılması için Valiliğe yazılı başvuru yapan vatandaşa verdiği cevapta, Patara’daki restorasyon ihalesinin mevzuata uygun olduğu görüşüne yer verilmişti. Antalya YİKOB’un 19 Kasım 2024 tarihli resmî yanıtında, restorasyon ihalesiyle ilgili iddiaların kurum bünyesinde araştırıldığı bilgisine yer verilerek, yapılan işlemlerin usule uygun olduğu savunularak, “4734 Sayılı Kanun tarafından idarelere 50-100 arasında inisiyatif-takdir hakkı tanındığı ifade edilmiş ve söz konusu durumun ihale süreçlerinde idare tarafından dikkate alındığı” ifadesine yer verilmişti: https://yusufyavuzhaber2022.com/2024/11/22/antalya-yikop-ihalelerde-takdir-hakkini-kullanmis/








&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Tarih, kültür ve inanç yerlerde: Deprem değil, restorasyon yıktı! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:57:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tarih-kultur-ve-inanc-yerlerde-deprem-degil-restorasyon-yikti-145855-20260812.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tarih-kultur-ve-inanc-yerlerde-deprem-degil-restorasyon-yikti-145855-20260812.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tarih-kultur-ve-inanc-yerlerde-deprem-degil-restorasyon-yikti-145855-20260812.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[BİLİMİN VE AYDINLANMANIN YILMAZ NEFERİ: PROF. DR. COŞKUN ÖZDEMİR’İN ARDINDAN]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-bilimin-ve-aydinlanmanin-yilmaz-neferi-prof-dr-coskun-ozdemirin-ardindan-4609.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-bilimin-ve-aydinlanmanin-yilmaz-neferi-prof-dr-coskun-ozdemirin-ardindan-4609.html</link>
                    <description><![CDATA[TÜMÖD Genel Başkanı Prof. Dr. Tolga Yarman, Prof. Dr. Coşkun Özdemir’in kaybının ardından bir açıklama yayımladı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Türkiye bilim camiası ve Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) Ailesi, yeri doldurulamaz bir bilim insanını kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyor. Nörolojik (sinirbilimsel) ve nöromüsküler (sinirkas) hastalıklar(ı) alanında dünya çapında bir uzman olan, ömrünün son anına kadar aydınlanma, Cumhuriyet ve Üniversite mücadelesinden geri durmayan Büyüğümüz, Hocamız, Prof. Dr. Coşkun Özdemir, 10 Ağustos 2026 tarihinde 97 yaşında aramızdan ayrıldı.

Coşkun Hoca, ilerlemiş yaşına karşın TÜMÖD’ün hemen hemen bütün etkinliklerine katılarak bizlere heyecan bahşeden, şevk aşılayan, müstesna bir bilim adamı ve ender güzellikte bir insandı. Bu yazı, O’nun tıp bilimine yaptığı devrimsel katkıları, Türkiye’ye kazandırdığı kurumsal mirasları ve hafızalarımızda yer etmiş anıları, kısacası O’nu, yâdetmek üzere kaleme alınmıştır.


Prof. Dr. Coşkun Özdemir

1. Boston Günleri: MIT Ashdown House’dan hatıralar

Coşkun Özdemir’in vizyonunun küresel çapta şekillendiği önemli dönemlerden biri, 1968 yılında İstanbul Üniversitesi’nde doçent olduktan hemen sonra gittiği Boston’daki, üst ihtisas çalışmaları dönemidir. 1969-1971 yılları arasında Harvard Üniversitesi Massachusetts General Hospital (MGH) Nörofizyoloji Bölümü’nde, “Research Fellow” (Konuk Araştırmacı) olarak görev yaptığı bu dönem, sadece tıp dünyası için değil, Türkiye’nin bugün yetişmiş tıp insan gücü açısından da, muazzam bir tarihsel nirengiye sahne olmuştur, denilebilecektir.

O yıllarda, MIT’de nükleer mühendislik alanında doktora çalışmalarımı sürdürmekteydim. Coşkun Hoca ile ve sonraları Hacettepe Üniversitesi’nde pediatrik immünolojinin (çocuk bağışıklığı biliminin) temellerini atan Doç. Dr. İzzet Berkel ile, işte orada, Boston’da tanıştım.

Coşkun Hoca gündüzleri laboratuvarlarda, kliniklerde ve MGH’in efsanevi hocası Prof. Dr. Raymond Adams’ın önderliğinde gerçekleştirilen akademik tartışmalarda, o arada meşhur “Brain Cutting” (dilim dilim beyin kesip, beyin kesiti inceleme) toplantılarında, pişmekteydi. Harvard MGH ile MIT arası, otobüsle 15 dakikadır. Yani çok yakındır. Coşkun Hoca ve İzzet Hoca, Hastane çıkışında, birbirlerini bulurlar, zaman zaman ise, bana, MIT Ashdown House’a (benim kaldığım yurda) ziyarete gelirlerdi. Bir önemli sebep, Ashdown House’da mükemmel bir piyano olması, benimse, fena sayılmayabilecek düzeyde piyano çalmamdı ) ...

Klasik Türk Müziği namelerine ve türkülere, Urfalı Coşkun Hoca ile Karadenizli İzzet Hoca, can-ı gönülden, tutkuyla eşlik ederlerdi. Hem dinlenirdik, hem memeleket hasreti giderirdik. İstek parçalarının ise sonu gelmezdi ) ...

2. Bilimsel Başarıları ve Tıp Literatürüne Dünya Çapında Katkıları

Coşkun Hoca, Boston’a esasen, arkasına genç yaşta aldığı başarılarla gelmiş genç bir hekimdi. Burada, Dünya’nın en iyi tıp merkezlerinden biri olan Harvard Üniversitesi MGH’da, hiç kuşku yok, üst bir akademik disiplin ve vizyon kazandı. Bu birikimle, 1971 sonunda Türkiye’ye döndü ve İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’nda adeta bir devrim başlattı.

O’nun bilime ve tıp literatürüne katkıları, şu “ana başlıklar” altında dünya tıp tarihine geçmiştir: o Nöromüsküler Ekolün Kurulması: Türkiye’de o döneme kadar tam anlamıyla tasnif edilmemiş olan kas hastalıkları tanısı, histopatolojisi (doku bozukluğu) ve bunun klinik takibi, Coşkun Hoca ile kurumsallaştı. İstanbul Üniversitesi bünyesinde kurduğu ve sonraki yıllarda adı verilerek onurlandırıldığı Nöromüsküler Hastalıklar İnceleme Laboratuvarı, Türkiye’de kas biyopsisi (kasiçi tahlil) ve ileri elektrodiagnostik testlerin (ışınla görünteleme işlemlerinin), dünya standartlarında yapılmasını sağlayan merkez haline geldi. o Klinik Elektromiyografi (EMG) ve Sinir-Kas Kavşağı Çalışmaları: İğne EMG’si tekniklerinin ve siniriletim çalışmalarının Türkiye’deki öncüsü oldu. Özellikle Myasthenia Gravis (Kas Güçsüzlüğü) ve Kas Distrofisi (Kas Bozukluğu), alanında geliştirdiği klinik protokoller, uluslararası alanda kabul gördü.

Uluslararası Prestijli Yayınlar: Dijital veritabanlarının henüz olmadığı 1960’lı, 70’li ve 80’li yıllarda, makaleleri tıp dünyasının en prestijli dergilerinde yayınlandı. The Lancet, Neurology (American Academy of Neurology), Muscle &amp; Nerve ve Journal of Neurology, Neurosurgery &amp; Psychiatry (JNNP) gibi dünyanın önde gelen dergilerinde, Türkiye’deki kas hastalarının genetik ve klinik profillerine dair öncü makalelere imza attı.

Tıp Eğitimi ve Ders Kitapları: Nöroloji asistanları ve tıp öğrencileri için temel başvuru kaynağı niteliğinde olan 4 adet ortak ders kitabı kaleme aldı, yüzellinin üzerinde, ulusal ve uluslararası bilimsel makale yayımladı.

Coşkun Hoca’nın, bilimsel gradosunun en belirgin ölçütü, her halde, bugün Türkiye’de nöroloji (sinirbilim) alanında yüksek h-indekslerine (uluslararası yayın başarı değerlerine) sahip, onlarca profesörün ve bilim insanının, doğrudan, O’nun rahle-i tedrisinden geçmiş, O’nun kurduğu laboratuvarlarda yetişmiş olmasıdır.

3. Türkiye’ye Bıraktığı Kurumsal ve Toplumsal Miras

Prof. Dr. Coşkun Özdemir, bilimi toplumun yararına sunan gerçek bir “halk sağlığı” savaşçısıydı.

KASDER'in Kuruluşu: Kas hastalarının kaderlerine terk edilmemesi, tedaviye ve sosyal haklara ulaşabilmesi amacıyla 1978 yılında Türkiye Kas Hastalıkları Derneği'ni (KASDER) kurdu ve bu kuruluşun uzun yıllar genel başkanlığını yürüterek, binlerce hastaya umut oldu.

Tabip Odası ve Hekim Onuru: 12 Eylül askeri darbe döneminin, en gergin günlerinde İstanbul Tabip Odası Başkanlığı görevini üstlenerek, hekim haklarını, insan onurunu ve tıp ahlâkını, canını dişine katarak, savundu.

Aydınlanmanın Yorulmaz Kalemi: Üçyüzün üzerinde aydınlanma makalesi yazdı. Cumhuriyet Kitapları’ndan çıkan ve büyük bölümü Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşesinden derlenen “Üniversiteden Toplumsal Sorunlara Bakış” adlı eseri, tıp eğitimi, akademide özgürlük ve laiklik (aklilik) mücadelesinin, manifestosu niteliğindedir.

Ticarileştirilmiş ilaç yutturmacalığına karşı “kanıtlanan tıp” düsturunu savundu. Tıbbî şarlatanlıkla, hayatı boyunca mücadele etti.

Tıp Dünyası’nın, TÜMÖD’ün, ve Ulusumuz’un Başı Sağ Olsun!..

Coşkun Hoca, Üniversite’nin ve ülkenin dertleriyle, hep dertlendi. Daha düne kadar, 4. Levent’teki evinden fırlayıp metroya atlar, koştura koştura, Kadıköy’se Kadıköy, neresiyse orası, İstanbul’un gayya trafiğine çalım üstüne çalım ata ata, oraya intikal eder, tartışmalara, söyleşilere bitmeyen bir sevinçle katılır, hepimizi hem şaşırtır, hem kamçılardı.

Prof. Dr. Coşkun Özdemir’in hâtırası; yetiştirdiği binlerce hekimde, şifa verdiği binlerce kas hastasında, TÜMÖD’ün özgür üniversite mücadelesinde yaşamaya devam edecektir.

Nur içinde yatsın... Bilim dünyamızın ve ulusumuzun başı sağ olsun!..
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[BİLİMİN VE AYDINLANMANIN YILMAZ NEFERİ: PROF. DR. COŞKUN ÖZDEMİR’İN ARDINDAN - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 09:47:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/bilimin-ve-aydinlanmanin-yilmaz-neferi-prof-dr-coskun-ozdemirin-ardindan-125059-20260811.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/bilimin-ve-aydinlanmanin-yilmaz-neferi-prof-dr-coskun-ozdemirin-ardindan-125059-20260811.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/bilimin-ve-aydinlanmanin-yilmaz-neferi-prof-dr-coskun-ozdemirin-ardindan-125059-20260811.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[CHP Maltepe'de Görev Değişimi Tartışma Yarattı: Kenan Otlu’nun Ardından Olcay Yılmaz Atandı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-chp-maltepede-gorev-degisimi-tartisma-yaratti-kenan-otlunun-ardindan-olcay-yilmaz-atandi-4608.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-chp-maltepede-gorev-degisimi-tartisma-yaratti-kenan-otlunun-ardindan-olcay-yilmaz-atandi-4608.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Maltepe İlçe Başkanlığı'nda gerçekleşen görev değişimi ilçe örgütünde ve kamuoyunda hareketli saatlerin yaşanmasına neden oldu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kenan Otlu’nun ilçe başkanlığı görevinden ayrılmasının ardından, boşalan koltuğa Olcay Yılmaz getirildi. Ancak bu atama, Maltepe’deki parti tabanı ve yerel kamuoyunda geniş tepkiyle karşılandı.

Edinilen bilgilere göre, Kenan Otlu’nun görevi bırakma kararının ardından gözler yeni ilçe başkanının kim olacağına çevrilmişti. Parti genel merkezi ve il başkanlığı kanadından yapılan değerlendirmeler sonucunda göreve Olcay Yılmaz atandı. Atama kararının açıklanmasının hemen ardından ilçe örgütü içerisinde farklı sesler yükselmeye başladı.

Parti Tabanı ve Yerel Kamuoyunda Tepki

Olcay Yılmaz’ın ilçe başkanlığına getirilmesi, Maltepe’de beklentilerin aksi bir hamle olarak değerlendirildi. Atama kararını eleştiren parti üyeleri ve yerel örgüt temsilcileri, karar süreçlerinde örgütün iradesinin ve temayülünün yeterince dikkate alınmadığını savunuyor. İlçe binası önünde ve sosyal medya platformlarında tepkilerini dile getiren partililer, bu tür tepeden inme kararların saha çalışmalarını ve partideki birlik beraberlik ruhunu olumsuz etkileyebileceğini ifade ediyor.

Geçmişte &nbsp;ADD başkanı olduğu dönemde dağıtımda olan bir gazeteyi yanındakilerle zorbalıkla toplayıp fotoğraf çektiren ve bu fotoğrafı adeta mesaj verir gibi sosyal medyada paylaşan Olcay Yılmaz’ın CHP kadrolarında yer bulması, CHP’nin arınma iddiasının gerçeklik boyutunu ifade ediyor.



Etik kurallar gereği fotoğrafta kişi yüzleri buzlanmıştır. Fotoğrafın aslı arşivimizde mevcuttur.

Siyasete yön veren kritik ilçelerden biri olan Maltepe'de yaşanan bu huzursuzluğun, önümüzdeki günlerde parti içi dengeleri nasıl etkileyeceği ve yeni yönetimin bu tepkiler karşısında nasıl bir yol haritası izleyeceği merak konusu. Tepkilerin odağındaki Olcay Yılmaz ve yeni yönetim kurulunun ise kısa süre içerisinde bir basın açıklaması yaparak süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunması bekleniyor.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[CHP Maltepe'de Görev Değişimi Tartışma Yarattı: Kenan Otlu’nun Ardından Olcay Yılmaz Atandı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 19:16:56 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chp-maltepede-gorev-degisimi-tartisma-yaratti-kenan-otlunun-ardindan-olcay-yilmaz-atandi-223021-20260808.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chp-maltepede-gorev-degisimi-tartisma-yaratti-kenan-otlunun-ardindan-olcay-yilmaz-atandi-223021-20260808.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chp-maltepede-gorev-degisimi-tartisma-yaratti-kenan-otlunun-ardindan-olcay-yilmaz-atandi-223021-20260808.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Su baskını Vatandaşın Kaderi Olmasın!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-su-baskini-vatandasin-kaderi-olmasin-4607.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-su-baskini-vatandasin-kaderi-olmasin-4607.html</link>
                    <description><![CDATA[Ankara'da Yoğun yağışlarda bahçe katları su basan Birgül Sokak sakinleri bu sorunun çözülmesi için ASKİ'nin desteğini bekliyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ankara’da &nbsp;Eryaman ve Sincan sınırında yer alan bir sokak var. Birgül sokak. Bu sokakta bulunan sitelerin bahçe katlarında oturanlar her yıl en az bir kere su baskını ile mücadele etmek zorunda. Yoğun yağışlarda hep aynı korku. Acaba evimizi su basacak mı? Evlerini su basıyor, temizleyip ilaçlatıp sigortaya baş vuruyorlar. Bu sürdürülebilir bir döngü gibi gelmiyor değil mi sizlere? Ama sürdürmek zorundalar.



Çünkü mülk sahiplerinin yapacak hiçbir şeyi yok. Binaların gider borularında veya diğer bağlantılarında sorun yok. Ne zaman aşırı yağış olsa sokağın anayola bağlandığı yer suyu tahliyede yetersiz kalıyor ve orada biriken sudan dolayı yakın binaların bahçe katları su altında kalıyor. Su baskını olduğunda ise ASKİ’ye suyun tahliyesinde yardım almak için başvuran vatandaşlara ASKİ tarafından bizim sorumluluk alanımız değil yanıtı veriliyor.



D.Ç bu sokakta bahçe katı daire sahibi. Kendisi yaşadığı mağduriyeti bize anlattı:

Geçmişte tekrarlanan su baskını sorunundan dolayı sahibi olduğum dairede ikamet etmeme kararı aldım. Bu kararın ne kadar doğru olduğunu 25 Temmuz günü yaşanan yoğun yağış sonucu dairemde yaşanan su baskını ile gördüm. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Gerçekleşen bu olay sadece benim dairemin bulunduğu apartmanda değil, bu sokaktaki bir çok bahçe katı dairede de yaşanan bir sorun. Üstelik yaşanan su baskını yalnızca bahçe katında yaşayan vatandaşlara zarar vermekle kalmıyor binayaya da zarar veriyor.Kendi apartmanımın yöneticisi ile konuştuğumda her yıl binanın kanalizasyon giderinin düzenli temizletildiğini, ancak su baskını sorununun buna rağmen kronik olarak tekrar ettiğini söyledi.
Bireysel olarak çözüm üretip, önlem almak amacıyla kanalizasyon ve gider ustası getirip durum tespiti yaptırdım. Cadde kanalizasyon derinliği, apartman giderinin derinliği, ve diğer ölçümleri yaptığında sonuç olarak cadde kanalizasyonunun bahçe katı daireler için yeterli derinlikte olmadığı, aşırı yağışlarda caddede oluşabilecek en küçük bir tıkanıklıkta bahçe katlarının risk altında olduğunu, bunun bireysel olarak çözebileceğimiz bir sorun olmadığını bana ifade etti.



25 Temmuz günü evimde yaşadığım su baskınında ASKİ’yi aradığımda ‘’biz sadece caddeden sorumluyuz, site sınırları ve daireniz bizim sorumluluk alanımızda değil su tahliyenizi kendi imkanlarınızla yapıp zararı kendiniz karşılamalısınız’’ şeklinde komik bir cevap aldım.

Aldığım bu yanıt karşısında şunu düşündüm. Eğer bu su baskınları yaşadığımız binanın kanalizasyon ve tahliye giderlerinin tıkanıklığından kaynaklanıyorsa neden birden fazla apartman – site aynı anda bu sorunu yaşıyor? Her yoğun yağışta tüm apartmanların tahliye sistemleri aynı anda mı tıkanıyor? Ne hikmetse caddede su birikmeye başladığında binalar da su doluyor, caddede ki su azalmaya başladığında daire ve apartman giderleri açılıyor ve dairelere dolan su kayboluyor. Her yağışta aynı rezaletin gerçekleşmemesi için ASKİ’nin ya bahçe katları özelinde önlem alması veya sorunun kaynağını tespit edip çözerek insanların mağduriyetini gidermesi gerekmektedir. İlgili kat sahipleri her yağışta hem maddi, hem sağlık hem de manevi olarak ciddi şekilde risk altındadır. ASKİ’den talebim şu yöndedir: Bölgemiz özelinde ASKİ bir çalışma yaparak yıllardır kronikleşen bu su baskınlarının &nbsp;sebebiyle ilgili sorunu tespit edip bir çözüm önerisi getirmeleri. Sorun apartman giderlerinde mi yoksa ASKi tarafından döşenen kanalizasyon borularının konumu veya yetersizliği nedeniyle mi yaşanıyor! Bizler vergilerimizi, faturalarımızı düzenli ödüyoruz. Bağlı&nbsp; bulunduğumuzbelediyeden ve ASKİ'den bu sorunun acil bir şekilde çözümlenmesini talep ediyoruz.
&nbsp;



D.Ç. yaşadığı maddi, manevi kaybı ve haklı taleplerini bizlere anlattı. Bir evi su basması demek günlerce su tahliyesi, ilaçlama, suyla temas eden daire demirbaşlarının ve eşyaların tamamının yenilenmesi demek. Ve bu her yıl en az bir, bazen birkaç kez &nbsp;yaşanan bir durum. ASKİ’nin bizim sorumluluk alanımız değil yanıtı vatandaşı kaderiyle baş başa bırakmak demektir. Konuyla ilgili diğer mağdur daire sahipleri de bizimle iletişime geçerek yaşadıkları sorunları anlatmak istediklerini belirttiler. Umuyoruz bu haberimiz sonrası ASKİ üzerine düşen sorumluğu yerine getirir ve gerekli incelemeleri yaparak sorunun kaynağını tespit eder ve vatandaşları bu mağduriyetten kurtarır.




Su çekildikten sonra evin durumu



Su çekildikten sonra evin durumu



Su çekildikten sonra evin durumu
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Su baskını Vatandaşın Kaderi Olmasın! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 19:26:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/su-baskini-vatandasin-kaderi-olmasin-222855-20260807.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/su-baskini-vatandasin-kaderi-olmasin-222855-20260807.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/su-baskini-vatandasin-kaderi-olmasin-222855-20260807.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Tekirdağ’ın Duayen Siyasileri Tarafını Belli Etti.]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-tekirdagin-duayen-siyasileri-tarafini-belli-etti-4606.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-tekirdagin-duayen-siyasileri-tarafini-belli-etti-4606.html</link>
                    <description><![CDATA[Yeni Parti İl Başkanlığında bir araya gelen CHP önceki dönem il başkanları ve eski milletvekilleri, tutumlarını belirten düşüncelerini basın toplantısı düzenleyerek duyurdular. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Toplantıya Tekirdağ&nbsp; Yeni Parti İl Başkanı Cenk Boduç, CHP Eski İl Başkanları ve eski milletvekillerinden Recep Palabıyık, Recep, Ökten,&nbsp;&nbsp;Sami&nbsp;Eren ,Aydın Kurban, M.Nuri Saygun ve Güneş Gürseller katıldılar. Ancak toplantıya mazeretleri dolayısıyla katılamayan 3 isim de basın açıklamasında yer alan düşüncelere katıldıklarını beyan ettiler.

Cumhuriyet Halk Partisinin Yargı eliyle değişen işgalci yönetiminin bu ülkeye bir faydası olamayacağını bildiklerinden topluca Yeni Parti’ye geçtiklerini ifade eden Basın açıklaması aşağıdaki gibidir.



Değerli Basınımız,

Bizler Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olarak çok uzun yıllardır şehrimizin yerel siyasetinde çeşitli görevlerde bulunan, ülke siyasetinde temsil görevini de yerine getirmiş farklı dönemlerin il başkanlarıyız.
Türk Tipi Başkanlık Sistemi’nin siyaseti yargısallaştırdığı günümüz ortamında&nbsp; verilen&nbsp; “mutlak butlan” kararına dayanarak CHP’yi ele geçirenlerin keyfi uygulamaları ve dayatmaları karşısında istifa zorunda kaldığımızı bireysel olarak kendi olanaklarımızla açıklamıştık.
İstifa açıklamamızı hep birlikte&nbsp; bir kez de&nbsp; sizlerin huzurunda kamuoyuna duyurmak istiyoruz.
Değerli Basınımız,
12 Eylül’ün kapattığı siyasal partilerin yeniden açılması sürecinde CHP açılırken yapılan yanlışlar sosyal demokrat tabanı üç parçaya&nbsp; bölerek AKP’ye iktidar yolunu açtı&nbsp; ve parlamenter demokrasimizin gelişip kurumlaşmasını engelledi. Bu süreçte CHP’de&nbsp; yaşananları ve AKP’nin iktidar olmasına verilen destekleri hatırlıyoruz. Sosyal demokrat olmanın gerekleri parti içinde ve dışındaki uygulamalarla yerine getirilmedi.

Şimdi&nbsp; de “mutlak butlan” kararı arkasına saklanılarak CHP’yi ele geçirenler oluşturdukları yapı ve uygulamaları ile; Teokratik devletten laik devlete geçişi devrimle gerçekleştiren ve öncelikli hedefi&nbsp; demokratik cumhuriyeti, parlamenter demokrasiyi&nbsp; kurumlaştırmak olan CHP’nin bu hedeflerine ulaşma niyetinde olmadıklarını,&nbsp; asıl amaçlarının&nbsp; kişisel siyasi beklentilerini gerçekleştirmek olduğunu&nbsp; ortaya koymuşlardır.

Cumhuriyet Halk Partisinin laiklik, demokrasi, hukuk devleti ve sosyal devlet gibi Cumhuriyet’in temel değerlerinin ve Atatürk ilkelerinin en önemli güvencesi&nbsp; olduğuna inanan bizler, bu değerlerin mevcut yapı altında savunulmasının olanaksız hale geldiğini görmekten üzgünüz.&nbsp;

CHP’nin kuruluş felsefesine ve geçmişine aykırı olan bu tutumun bir parçası olamayacağımızı ve Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel başkanlığında oluşturulmakta olan Yeni Parti’yi desteklediğimizi açıklıyoruz.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Tekirdağ’ın Duayen Siyasileri Tarafını Belli Etti. - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:24:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tekirdagin-duayen-siyasileri-tarafini-belli-etti-183615-20260804.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tekirdagin-duayen-siyasileri-tarafini-belli-etti-183615-20260804.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tekirdagin-duayen-siyasileri-tarafini-belli-etti-183615-20260804.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Bireysel Güç Donanımından Sosyal Devlete: Bourdieu ile Toplumsal Dengeyi Okumak]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-bireysel-guc-donanimindan-sosyal-devlete-bourdieu-ile-toplumsal-dengeyi-okumak-4605.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-bireysel-guc-donanimindan-sosyal-devlete-bourdieu-ile-toplumsal-dengeyi-okumak-4605.html</link>
                    <description><![CDATA[. Prof. Dr. Halil Çivi, merhum Prof. Dr. Bozkurt Güvenç ile olan anısından yola çıkarak kaleme aldığı bu değerlendirmede, Bourdieu’nün dörde ayırdığı sermaye yapısını inceliyor; Türkiye’deki eğitim, fırsat eşitliği ve kamu politikaları açısından çıkarılması gereken hayati dersleri gözler önüne seriyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Toplumsal eşitsizlikleri yalnızca gelir ve servet dağılımındaki farklarla açıklamak, meselenin köklerini gözden kaçırmamıza neden olur. Pierre Bourdieu’nün kavramsallaştırdığı ekonomik, sosyal, kültürel ve fiziksel sermaye türleri; bireylerin yaşam yarışına hangi imkânlarla başladığını ve bu imkânların nesiller boyu nasıl aktarıldığını açıkça ortaya koymaktadır.&nbsp;



&nbsp;

BİR ÜLKEDE BİREYLER ARASI KİŞİSEL&nbsp; GÜÇ DONANIMI&nbsp; FARKLARININ ÜRETTİĞİ SOSYO- EKONOMİK... EŞİTSİZLIKLER VE DENGESİZLIKLER&nbsp; ÜZERİNE KISA ANIMSATMALAR.

Eğer belleğim beni yanıltmıyorsa, 1990 lı yılların ilk yarısından önceki bir tarihti..

İzmir'de bir sosyoloji kongresi vardı. Bu kongrede değerli&nbsp; sosyal antropoloji hocamız, rahmetli&nbsp; Prof. Dr. BOZKURT GÜVENÇ (1926-2018) Hoca ile, Fransa'da iken benim de hocam olan&nbsp; Fransız sosyolog Pierre Bourdieu üzerine bir sohbetimiz olmuştu. Bu sohbette,&nbsp; Güvenç Hoca' dan aklımda kalan en önemli cümle şuydu. " Ah Halil hocam ah, eğer ben Bourdieu'yü daha genç yaşlarda tanısaydım bambaşka bir ' Bozkurt Güvenç olurdum' demiş ve Bourdieu'nün çok önemli bir sosyal bilimci olduğunu dile getirmişti.

&nbsp;İkisinin de ruhları şad ve mekânları cennet olsun. Gelelim konumuza.

Ünlü Fransız sosyoloğu Pierre Bourdieu( 1930- 2002) ye göre toplumsal eşitsizlikleri açıklamak için sadece ekonomik-parasal göstergeler yeterli değildir. Esas olarak, toplumsal eşitsizlikler doğuran bireysel birikim ve donanım farklarına da bakmak gerekir.

&nbsp;Bordieu'ya göre toplumdaki her birey, çeşitli nedenlerle, farklı miktarlardaki sermayelere( capitals) sahiptir.&nbsp; Bireyin sahip olduğu bu farklı sermaye türlerinin ortaklaşa birlikte etkisi o kişinin refahını, saygınlık derecesini, gücünü, davranış biçimlerini, eğitimini, ilişkilerinin düzeyini ve yaşama fırsatları ve şanslarını ortaya koyar.

Bireysel donanım olarak her kişi, ekonomik, sosyal, kültürel ve fiziksel dört çeşit sermayeye sahiptir. Fakat bu sermaye türlerinin her birisi herkes için eşit değildir. Çeşitli nedenlerle farklılıklar gösterir.

1- Ekonomik Sermaye ( Capital Economique).

O'na göre ekonomik sermaye sadece para değildir. Para ve servet unsurları dahil, insanın sahip olduğu, toplumda kendisine avantaj ve şans sağlayan her şeydir. Ekonomik sermaye en kolay anlaşılır bireysel sermaye türüdür. Para, mal, mülk, üretim araçları ve gelir, mevki, makam, meslek&nbsp; her şey bu gruba girer.

Ancak çeşitli nedenlerle, bazılarının ekonomik sermayeleri çok güçlü, bazılarının ise çok zayıf olabilir.

2- Sosyal Sermaye ( Capital Sociale)

Sosyal Sermaye, bireyin karakteri, kişilik yapısı ve genelde sahip olduğu insan insana ilişki ağıdır. Tanıdıklar, arkadaşlar, meslektaşlar, onlarla kurabildiği ilişkiler, üyesi olduğu örgütler, meslek odaları...geniş bir sosyal ağ şebekesi, insanın sahip olduğu sosyal güç kaynaklarının tümünü oluşturur.

Ne yazık ki, çeşitli nedenlerle, insanlar sahip oldukları sosyal sermaye ya da sosyal güç ağı bakımından da eşit değildir.

Bazı durumlarda, kimleri tanıdığınız, kimlerle dost olduğunuz;&nbsp; neleri bildiğiniz ve liyakatınızdan daha önemli olabilir. Aynı şeyler iş, meslek ve siyaset dünyası için de geçerlidir.

3- Kültür Sermayesi ( Capital Culturel)

Bourdieu'nün en önemli kavramlarından biri de kültür sermayesidir. Bireyin almış olduğu eğitimin düzeyi, dünyayı anlama ve değerlendirme biçimi, dil yeteneği, kitap okuma alışkanlıkları, kütüphanesi&nbsp; kültür ve sanatla ilişkileri, estetik anlayışı, zevkleri, konuşma biçimi, müzikle olan uğraşıları, eser&nbsp; koleksiyonu&nbsp; yapması ...o kişinin kültür sermayesini oluşturur.

Ne yazık ki, kültür sermayesi bakımından,&nbsp; varsıl ailelerin çocukları yoksul aile çocuklarına göre daha fazla şansa ve olanaklara sahiptir.

Örneğin çocukluğundan itibaren klasik müzik dinleyen, tiyatroya, sinemaya giden, başta anadili olmak üzere bir ya da birkaç dili iyi konuşan kişinin kültür sermayesi de yüksek olacaktır.

4- Fiziksel Sermaye( Capital fizique).

Bourdieu, son yazılarında fiziksel sermaye ya

da bedensel yapı üzerinde fazla derinleşmemiştir. Fakat bu konuyu canlı olarak bizzat kendi dersinden dinlemiştim.

Fiziksel sermaye insanın doğal ve genetik olarak doğuştan gelen artılarıdır. Anatomik beden yapısı ile ilgilidir. Örneğin, güzellik, yakışıklılık, sağlık, atletik yapı, gençlik, fiziksel çekicilik, uzun boyluluk, güçlü bir fiziksel&nbsp; yapı, konusuna göre kişiye doğal avantajlar yaratabilir.

Futbol, basketbol, voleybol, güreş, atletizm, mankenlik...gibi konularda belli fiziksel özelliği olan kişiler çeşitli fiziksel sermaye sahibi olarak kabul edilebilir.

Bazı kişiler ise doğuştan gelen bazı olumsuzluklar nedeniyle fiziksel sermaye bakımından dezavantajlı olabilir. Örneğin gözleri görmeyen birini... futbolcu ya da basketbolcu yapamazsınız.

SERMAYE TÜRLERİ ARASİNDAKİ BAĞLANTILAR VE İLİŞKİLER.

Pierre Bordieu'ye göre bireyin sahip olduğu bu dört sermaye türü birbirleri ile bağlantılıdır.

&nbsp; Bunlar birbirlerini etkiler ve dönüştürür.

* Ekonomik sermaye kültür sermayesi ilişkisi:

Ekonomik sermayesi güçlü olan aile çocuğunu iyi okullarda okutur. Sanat eğitimi aldırır. Yabancı Dil ya da diller öğrenmesini sağlar...Böylece daha güçlü bir ekonomik sermaye daha güçlü bir kültür sermayesi üretmiş olur.&nbsp; Halbuki yoksul aile çocukları için böyle bir olanak ve şans çok zor doğar.

*Sosyal Sermaye ve ekonomik sermaye ilişkisi:

Örneğin güçlü bir sosyal sermayesi, yani saygın, geniş ve etkili bir çevresi olan&nbsp; ailelerin çocukları daha kolay iş bulurlar. Daha yüksek ücretli işlerde çalışma olanağına kavuşabilirler...Sonuçta onların da gelirleri artmış, ekonomik sermayeleri güçlenmiş olur.

Yoksul ve sosyal çevresi zayıf ailelerin çocuklarının iş bulma, hele yüksek gelirli ve prestijli bir mevki kapma şansları çok zayıftır.

*Kültür sermayesi sosyal sermaye ilişkisi:

Derin, geniş kültürlü saygın bir akademisyen geniş bir sosyal çevre edinir. Seçkin derneklerin ve grupların üyesi olur. Sonuç olarak sahip olduğu kültür sermayesi ile sosyal sermayesini artırabilir. Böylece sosyal sermayesini büyütür. Çocuklarına ve aile çevresine daha kolay yardım edebilir. Dar gelirli, düşük eğitimli ailelerin çocuklarının ise fazla bir şansları olmaz.

İŞİN CAN ALICİ NOKTASI NEDİR?

Toplumlardaki eşitsizlikler, sadece zengin- fakir ayrımı ile açıklanamaz. Avantajlı bir aileden doğanlar, seçkin&nbsp; bir sosyal çevrede büyüyenler ve zengin&nbsp; bir kültür sermayesinden beslenenler yaşam yarışına bir adım önde başlamış olurlar.

Geniş ve yoksul halk çocukları için&nbsp; başta eğitim konusu&nbsp; olmak üzere, "FIRSAT EŞİTLİĞİ" yaratmak devletin aslî görevi olmalıdır.

Örneğin, bir köy çocuğu çok zeki, çok çalışkan olabilir. Ancak yabancı dili yoksa, ekonomik, sosyal ve kültürel sermayesi zayıfsa, güçlü bir sosyal ilişkiler ağı kuramıyorsa, kentte okuyan ve her konuda güçlü bir sermaye ağına sahip bir çocukla yarışamayacaktır.

TÜRKİYE İÇİN ALINACAK DERSLER NELER OLABİLİR?

Pierre Bordieu'nün bu dört tür sermayesinden alınacak temel dersler neler olabilir?

Bir toplumdaki eşitsizlikler sadece gelir ve servet eşitsizliğinden ibaret değildir. Ekonomik eşitsizlikler bir sonuçtur.

_Acaba ülkedeki mevcut eğitim sistemi fırsat eşitliği mi yaratıyor, yoksa bu eşitsizlikleri koruyor, hatta daha da güçlendiriyor mu?

_ Acaba ülkedeki, ırk, dil, din, mezhep, sosyal cinsiyet, mekân... eşitsizlikleri var mı?&nbsp; Varsa nelere neden oluyor? Düzeltilemez mi?

_ Çevre ve sosyal çevre eşitsizlikleri nelere neden oluyor? Ne Tür fırsat eşitsizlikleri yaratıyor?

_ Yaşam tarzı ve dünya görüşü eşitsizlikleri nelere neden olabiliyor?

_..............

Toplumlar yalnızca ekonomi, hukuk ve siyasetle yönetilmez. Kültür, eğitim, dil, alışkanlıklar ve bazı görünmez güç ilişkileri kullanılarak yönetilir. Çoğu insan bu karmaşık ve görünmez&nbsp; güç ilişkilerinin farkına bile varmadan yaşamını devam ettirir.

Şu nokta çok önemlidir. Birey güçlü olmadan aile, aile güçlü olmadan da toplum güçlü olmaz. Güçlü devlet de güçlü topluma sahip devlettir. Devletin gücü de topluma sunduğu adil ve objektif adalet düzenine bağlıdır. Eğitimde, sağlıkta, ekonomide...ve kültürde fırsat eşitliklerini artıran geniş ve yaygın SOSYAL DEVLETE VE KAMUCU POLİTİKALARA ihtiyaç büyüktür. Yol almak için doğru ve etkin politika ve uygulamalara acilen gerek vardır.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Bireysel Güç Donanımından Sosyal Devlete: Bourdieu ile Toplumsal Dengeyi Okumak - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 11:38:46 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/bireysel-guc-donanimindan-sosyal-devlete-bourdieu-ile-toplumsal-dengeyi-okumak-144620-20260802.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/bireysel-guc-donanimindan-sosyal-devlete-bourdieu-ile-toplumsal-dengeyi-okumak-144620-20260802.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/bireysel-guc-donanimindan-sosyal-devlete-bourdieu-ile-toplumsal-dengeyi-okumak-144620-20260802.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[BARINMA !]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-barinma-4604.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-barinma-4604.html</link>
                    <description><![CDATA[Bu Dünya Yüreği Yufka İnsanlar İçin Cehennem! ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Araştırmacı Gazeteci Yazar Erdal Direğin, anayasal ve insani bir hak olan barınmanın günümüz Türkiye’sinde nasıl bir yaşam mücadelesine dönüştüğünü çarpıcı veriler ve kişisel gözlemleriyle gözler önüne seriyor. Yüksek enflasyon ve kontrolden çıkan kira artışlarının gölgesinde eriyen alım gücünü sorgulayan Direğin; otogarlarda, tren garlarında ve hastane köşelerinde sabahlayan ailelerin can acıtan tablosunu aktarıyor. Sosyal devlet anlayışından vergi adaletine, üretim ekonomisinden sosyal konut ihtiyacına kadar krizin kök nedenlerini analiz eden bu özel haber, toplumun derinleşen barınma ve geçim yarasını tek bir soruyla gündeme taşıyor: "Bizi bu hale kim getirdi?"

Erdal Direğin
&nbsp;



Ne kadar da ironik bir kelime. Seyahat gibi, eğitim gibi, sağlık gibi, yaşam hakkı gibi. Yani her bireyin insan onuruna yaraşır, güvenli, sağlıklı ve erişilebilir bir konutta yaşam hakkıdır. Birleşmiş Milletler Evrensel Beyannamesi ve Anayasamızla güvence altına alınmış bir haktır.

O zaman nedenlerine ve analizlerime geçelim. Yüksek kira artışları, konut arzının yetersizliği, alım gücünün düşmesiyle doğrudan ilişkilidir. Fiyatı ne belirler? Arz ve talep. Yeterince arz olmayıp, talep de çoksa fiyatlar yükselir.



Daha önce yaptığım analizlerde enflasyon ile alım gücü arasındaki hem farkı anlatmıştım. Enflasyon düşse bile alım gücü artmazsa bir şey ifade etmez. Buradan yola çıkarsak, yüksek enflasyon karşısında adeta eriyen alım gücü ile vatandaşlarımızın yaşam savaşını hepimiz hissediyoruz.

Son yıllarda ev almak hayal, yüksek faizlerle alınan kredilerin geri ödenmesi de imkansız hale geliyor. Ekonomi programlarında batık kredilerin hangi boyutlara geldiği anlatılıyor. Elinizde nakit birikiminiz yoksa, kredi ile ev almak son derece riskli. Ekonomi iyiden iyiye bozulmaya başladı ve her sektörde dalgalanmalar yaşanıyor. İşten çıkarmalar, kapanan iş yerleri, her biri üst üste gelince, gelecek kaygısı yaşamayanların sayısı da çok az oluyor. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, toplumsal güven duygusunu azaltıyor, suç oranlarını artırıyor, yoksul ailelerin çocuklarının eğitime ve sağlığa ulaşmakta zorluk yaratıyor.



Yine barınmaya dönecek olursak, ne ev alınabiliyor, ne de yüksek kiralar ödenebiliyor. Büyük şehirlerde yaşamak artık hayal, insanlar nasıl kaçacaklarının planlarını yapıyor. Devlet memurları özellikle İstanbul’da yaşamak istemiyor. İstanbul’da ortalama kira fiyatı 44 bin TL, İzmir’de 28 bin, Ankara’da 24 bin TL olarak tespit edilmiştir. Hadi bakalım biraz daha somutlaştıralım. Ortalama 65 bin-75 bin arasında olan devlet memurlarından başlayalım. Yoksulluk sınırının 120 bin, Açlık sınırının 37 bin TL olduğunu düşündüğümüzde 40-50 bin TL ev kirasının olduğu bir kentte yaşamak imkansız değil mi? Çocukları varsa eğitim masrafları, giyim harcamaları, faturalar, yol ücretleri ve elbette yeme-içme harcamaları. Bir çok aile bu şartlarda düzgün beslenemiyor, sadece karın doyuruyor.
&nbsp;Her 4 çocuktan biri okula aç gidiyor şeklinde somut bir tespit var. Asgari ücretli ve emeklilerin bu kiraları verip, barınma ihtimali hiç yok. Buna matematik izin vermiyor. Bu hesaba girersek aklımız şaşar.



Şimdi gelelim can acıtıcı yere. Evleri olmayan, kiralarını ödeyemeyip evlerinden çıkarılanların içler acısı durumuna. Bu insanlar ne yapıyor acaba? Klasik evsizler zaten hep vardı. Sayıları çok fazla olmadığı için ancak soğuk havalarda, belediyelerin kucak açması ile kendilerini fark ederdik. Bir çoğu da kimsesiz olanlardır. Bu dönemde çok daha fazlası görünüyor. Hastanelerin içinde sandalye köşelerinde geceyi geçirenleri çok fazla görür olduk. Sadece hastaneler mi? Büyük otogarlar ve tren garlarında da bu üzücü görüntüleri görmek mümkün. Hem de ailece, çoluk çocuk, bir battaniye altında yaşam mücadelesi veriliyor. Hadi, yazın koşullar bir derece daha iyi, ya kışın neler olacak? Bir çoğumuz sıcak evlerimizde, yarı aç, yarı tok olarak da olsa bir çatımız var değil mi? Ne büyük şans.



Böyle mi düşünmeliyiz gerçekten. “Bizi bu hale kim getirdi” diye sormak en doğal hakkımız değil mi? Dini saiklerle bize hep “şükredin” diyorlar, tamam edelim de biz neden fakirlikte eşitlendik, neden yoksullukta eşitlendik diye sormayalım mı?

Antalya’dan otobüsle Isparta’ya geçmek için otogara gittim saat epeyce erkendi, hava aydınlanmak üzereyken gördüklerim canımı acıttı. Kendi telefonum ile çektim. Yüzlerini çekmemeye çalıştım. Onlarca, yolcu olmayan, sadece gece bir çatı altında barınmak isteyen insanlar uyanmaya başlıyor,



hatta birbirlerini uyandırıyorlar. Peki uyandılar, ne yiyecekler? Çocukları ne yiyecek? Böyle düşününce iyice karamsar oluyorum. Sıkça tekrarladığım bir sözüm aklıma geliyor. “Bu dünya yüreği yufka insanlar için cehennem” İnsanımızı mı, hayvanımızı mı, ağacımızı mı, suyumuzu mu koruyalım, şaşırıyoruz.

Barınma sorunu gerçekten can acıtıyor. Kalıcı çözümlere ihtiyaç var. Çözümleri de yok değil. Rantı düşünmeden sosyal konutlar yapılmalı, sadece alt gelir grupları için ödenebilir ölçülerde ya da bedelsiz olarak projeler hazırlanmalı. Aslında en önemlisi, halkın refahını sağlayıp, alım gücünü yükseltmek olmalı. Bu da tüketim ekonomisinden vaz geçip, üretim ekonomisine geçmekten ve vergi adaletini düzeltmekten geçer. En zengin ile en fakirimiz aynı dolaylı vergiyi ödüyor. Son sözüm de her alanda ADALET ve LİYAKAT olmalı diyorum. Artık kim duyarsa…


&nbsp;

Fotoğraflar: Erdal Direğin
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[BARINMA ! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 16:50:25 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/barinma-200036-20260730.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/barinma-200036-20260730.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/barinma-200036-20260730.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'ın Gözaltına Alınmasına Kamuoyundan Ve Siyasetten Tepkiler Yükseliyor ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-uskudar-belediye-baskani-sinem-dedetasin-gozaltina-alinmasina-kamuoyundan-ve-siyasetten-tepkiler-yukseliyor-4603.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-uskudar-belediye-baskani-sinem-dedetasin-gozaltina-alinmasina-kamuoyundan-ve-siyasetten-tepkiler-yukseliyor-4603.html</link>
                    <description><![CDATA[İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş sabah saatlerinde gözaltına alınmıştı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sabahın erken saatlerinde polis ekipleri tarafından gerçekleştirilen operasyonda, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş ile birlikte belediye bünyesindeki üst düzey yöneticilerin de aralarında bulunduğu toplam 6 kişi gözaltına alındı. Soruşturma çerçevesinde belediye binasında ve belirlenen adreslerde aramalar yapıldığı, adli sürecin devam ettiği bildirildi.

Örnek Çalışmalarıyla Öne Çıkmıştı

Gözaltı kararı, ilçede ve kamuoyunda geniş bir yankı uyandırdı. Göreve geldiği günden bu yana hayata geçirdiği sosyal belediyecilik projeleri, şeffaf yönetim anlayışı ve kentsel dönüşüm hamleleriyle adından söz ettiren Sinem Dedetaş, Üsküdar halkının kısa sürede sevgisini kazanan başarılı bir idareci olarak gösteriliyordu. Sinem Dedetaş İstanbul genelinde belediyeler arasında yapılan anketlerde ise hazırladığı sosyal projelerle ilk sırada yer alıyor.

Şehir Hatları Genel Müdürlüğü dönemindeki projelerini ve deneyimini yerel yönetime taşıyarak ilçede görünür bir değişim başlatan Dedetaş, gerçekleştirdiği çalışmalarla sadece Üsküdar'da değil, İstanbul genelinde örnek belediye başkanları arasında anılıyordu.

Kamuoyundan ve Siyasi Çevrelerden Tepkiler Yağıyor

Operasyonun ardından hem sosyal medyada hem de Üsküdar sokaklarında hareketli saatler yaşandı. Soruşturmaya ilişkin kamuoyu ve siyaset cephesindeki tepkiler özetle şöyle şekillendi:

Üsküdar Sakinlerinden Destek

Gözaltı haberinin yayılmasıyla birlikte çok sayıda Üsküdar sakini ve sivil toplum temsilcisi belediye binası önünde toplandı. Vatandaşlar, "Halka hizmet eden başkanımızın yanındayız" ifadeleriyle Dedetaş'a destek mesajları verdi ve karara tepki gösterdi.

Muhalefet Cephesinden "Siyasi Operasyon" Eleştirisi
&nbsp;

Muhalefet partileri ve milletvekilleri yaptıkları peş peşe açıklamalarla gözaltı kararını kınadı. Açıklamalarda, sürecin hukuki değil siyasi bir saikle yürütüldüğü, başarılı ve sevilen yerel yöneticilerin hedef alındığı savunuldu.

Sosyal Medyada Geniş Yankı

Sosyal medya platformlarında Sinem Dedetaş ismi kısa sürede en çok konuşulan başlıklar (trend topic) arasına girdi. Yüzbinlerce paylaşımda Dedetaş'ın ilçedeki hizmetlerine vurgu yapılırken, şeffaf adalet vurgusu öne çıkarıldı.

Soruşturma Süreci Takip Ediliyor

Emniyetteki sorgu işlemleri devam eden Dedetaş ve beraberindeki kişilerin durumuna ilişkin resmi makamlardan yapılacak adli açıklamalar bekleniyor. Siyasi parti temsilcileri ve ilçe sakinleri ise belediye önündeki bekleyişlerini sürdürüyor. Özgür İfade Gazetesi olarak sürecin yakın takipçisi olacağız.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'ın Gözaltına Alınmasına Kamuoyundan Ve Siyasetten Tepkiler Yükseliyor  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 18:12:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/uskudar-belediye-baskani-sinem-dedetas-gozaltina-alinmasina-kamuoyundan-ve-siyasetten-tepkiler-yukseliyor-211548-20260729.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/uskudar-belediye-baskani-sinem-dedetas-gozaltina-alinmasina-kamuoyundan-ve-siyasetten-tepkiler-yukseliyor-211548-20260729.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/uskudar-belediye-baskani-sinem-dedetas-gozaltina-alinmasina-kamuoyundan-ve-siyasetten-tepkiler-yukseliyor-211548-20260729.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Müze ihalesi ticari sır, traverten zemin granit oldu!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-muze-ihalesi-ticari-sir-traverten-zemin-granit-oldu-4602.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-muze-ihalesi-ticari-sir-traverten-zemin-granit-oldu-4602.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya’da yapılacak yeni müze projesiyle ilgili bilgi talebinde bulunan akademik ve kültürel alanında çalışmalar yapan sivil toplum örgütlerine Bakanlıktan “ticari sır” yanıtı.. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yusuf Yavuz

Bir yıl önce ziyarete kapatılarak yıkılan Antalya Arkeoloji Müzesi’nin yerine yapılacak yeni müzenin bu yılsonuna yetişmesi planlanıyordu. Ancak bir yıl içinde henüz temel kazısı bile tamamlanmış değil. Genel Müdür İnceciköz, zeminin granit olduğunu öne sürerek, temel kazmakta zorlandıklarını savundu. Uzmanlar cevap verdi; zemin granit traverten ve tufa. Müze ile ilgili proje ve ihale süreçleri konusunda avukatların yaptığı başvuruya “Ticari sır” gerekçesiyle yanıt vermeyen Genel Müdür İnceciköz, kamu ihalesini ilgilendiren konuyla ilgili başvurunun işleme alınmadığını bildirdi. Genel Müdür İnceciköz’ün geçtiğimiz yıl yaptığı açıklamada yeni müze projesinin yaklaşık 2,5 milyar TL’yi bulacağı belirtilmişti. Ancak konunun uzmanlarına göre bir yıl içinde henüz temel kazıları bile tamamlanmamış olan projenin maliyetinin açıklananın yaklaşık iki katını bulabileceği öngörülüyor.&nbsp;



ANTALYA MÜZESİ ÖNCE KAPATILDI, SONRA YIKILDI

Türkiye’nin önemli arkeoloji müzelerinden biri olan Antalya Arkeoloji Müzesi 16 Temmuz 25 tarihinde ziyareti kapatıldı. Depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkılmasına karar verilen müze binasının yerine yeni bir proje hazırlandı. Antalya kamuoyu, dönem özelliği taşıyan ve mimari proje yarışmasıyla inşa edilen mevcut müze binasının kent hafızasının önemli bir parçası olduğunu savunarak binanın korunmasını talep etti. Müze önünde aylarca süren eylemler yapıldı. Ancak bu eylemler ve tepkiler müze binasının yıkımına engel olamadı.



2,5 MİLYARLIK YENİ MÜZE PROJESİ

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz, Mart 2025’te yaptığı açıklamada, yeni müze binasının 2026 yılı sonuna tamamlanmasının hedeflendiğini belirtmişti. İnceciköz, aynı açıklamasında yeni müzenin yaklaşık 2,5 milyar TL’ye mal olacağını da dile getirmişti.&nbsp;



BİR YILDA TEMELİ BİLE BİTMEDİ

Ancak aradan geçen bir yıl içerisinde yeni müze projesinin temel kazısı işlemleri bile henüz tamamlanmış değil. Ziyareti kapatılmasının yıl dönümü olan 16 Temmuz’da, Müze Çalışma Grubu, akademisyenler ve meslek odaları ortak bir açıklama yaparak yaşanan süreci bir kez daha özetledi. Antalya’nın bir yıldır müzesiz kalması eleştiri konusu olurken, şeffaflıktan uzak yürütülen çalışmalar tepkiyle karşılandı.&nbsp;



İHALE BİLGİLERİ ‘TİCARİ SIR’ OLDU

Konuyla ilgili açılan dava sürecinde, Antalya Barosu avukatlarının müze ihalesi ile ilgili resmî bilgi talebine yanıt veren Genel Müdür Birol İnceciköz, ihale ile ilgili bilgilerin ticari sır olduğunu belirterek, bilgi edinme hakkı kapsamı dışında değerlendirilen bu talebin işleme konulamayacağını bildirmişti.&nbsp;



GENEL MÜDÜR ELEŞTİRİLERİ YANITLADI

Geçtiğimiz hafta yeniden gündeme gelen müze konusuyla ilgili eleştiri ve tepkilerin ardından Hürriyet Gazetesi’nden Salim Uzun’a bir demeç veren Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz, yeni müzenin gecikmesini açılan davalara bağladı.&nbsp;



‘ZEMİN GRANİT, HAFRİYATTA ZIRLANIYORUZ’

Yeni müze projesinin yavaş ilerlemesini zeminin sert olmasına da bağlayan Genel Müdür İnceciköz, temel kazısının yüzde 70-75 oranında tamamlandığını belirterek, “Biz kendi temel hafriyatımızı yapmakta bile zorlanıyoruz. Çünkü zemin granit. Granit zeminde temel hafriyatı oldukça zordur” görüşünü dile getirdi.&nbsp;



JMO: ‘GRANİT DEĞİL, TRAVERTEN’

Ancak genel müdürün bu açıklaması şaşkınlık yarattı. Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Antalya Şube Başkanı Mustafa Karancı, “Yahu bunun neresini düzeltelim? Granit değil traverten... Kamuoyunun aklıyla alay etmeyin” dedi. JMO Şube Başkanı Karancı, İnceciköz’ün granit zemin ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını belirterek, “Granit değil traverten, sert ana kaya değil gözenekli tufa... Falezlere bakınca görülen delikli ve boşluklu yapı neyse, müze alanındaki zemin de birebir aynı. Elinizde yaptırdığınızı beyan ettiğiniz zemin ve temel etüt raporlarına şöyle bir göz atsanız zaten bu iddiayı ortaya atamazsınız” diye konuştu.&nbsp;



AV. TUNCAY KOÇ’TAN BAKANLIĞA ELEŞTİRİ

Genel Müdür Birol İnceciköz’ün açıklamalarına bir tepki de müze ile ilgili davaların avukatlarından Tuncay Koç’tan da tepki geldi.&nbsp;

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yönelik eleştirilerin cevaplanması yerine eksik ve çarpık bilgiler verilerek propaganda yönteminin kullanıldığı görüşünü savunan Koç, Antalya Arkeoloji Müzesinin yıkımı ve yapım ihalesi konusunda da kamuoyuna neredeyse doğru söyledikleri bir şey yok. Müzenin yıkımını bile ‘yenileme’ diye duyurdular ve ihaleyi de&nbsp;&nbsp;‘taşınma ve yenileme’ adı altında yaptılar” dedi.



‘ZEMİN SERT İSE MÜZEYİ NEDEN YIKTINIZ?’

Genel Müdür İnceciköz’ün müze arazisinin zemininin granit olduğu iddiasına da yanıt veren Av. Tuncay Koç, “Müzenin zemini traverten ve mühendislerin aktardığına göre gözenekli tufa zeminden oluşuyor. Yani Granitle ilgisi hiç yok. Üstelik bu, Bakanlığın kendi yaptırdığı zemin etüdü raporunda da geçiyor. Bir de şunu hatırlatalım. Müzenin zemini sert ve sağlam ise, tek katlı Müze binasını ‘depreme dayanaksız’ diye neden yıktınız? Birkaç kolonda hasar var idiyse baştan İnşaat Mühendisleri Odası ve bizim savunduğumuz gibi ‘güçlendirmeyle’ hallolabilirdi. Demek zemin sağlam ve sertmiş!”&nbsp;



GENEL MÜDÜRÜ YALANLADI

Genel Müdür Birol İnceciköz’ün açıklamalarında yer alan, “Eski müze binasının statik anlamda yeterli olduğu iddia edildi. Biz raporları müze inşaatının önüne astık. Dünyanın en önemli eserlerinin bulunduğu bir yapının, güçlendirilse bile riskli olduğunu teknik raporlarla kanıtladık. Bir devlet kurumu olarak bunu görmezden gelemezdik” ifadelerine de yanıt veren Av. Tuncay Koç, şunları söyledi:



‘ÖNCE YIKIM KARARI, SONRA RAPOR’

“Burası da yanlış elbet. Müzenin zemininde bir kolonda görülen hasar nedeniyle 2021 yılında bazı noktalarda karot testi ve zemin etüdü yapılıyor. Ancak bir kamu binasının sağlamlığını ve yıkılmasının gerekip gerekmediğine dair&nbsp;&nbsp;yapılması gereken ‘Deprem Performans Analiz Raporu’ yapılmadan Müze için 8 Mayıs 2025 tarihinde yıkım kararı veriliyor. Bu kararda&nbsp;&nbsp;açıkça&nbsp;&nbsp;‘yıkım’ değil, ‘taşınma ve yeniden yapım’ şeklinde geçiyor. Müze, 16 Temmuz 2025 tarihinde ziyarete kapandı. Müzeye sahip çıkan eylemciler olarak 5 Temmuz 2025 tarihinde İlk olarak Müze önünde eylem yaparken ‘Deprem Performans Analiz Raporu’ olmadığını belirttik. Peki Bakanlık ne yaptı? İki Mühendisi alelacele Antalya’ya göndererek&nbsp;&nbsp;iki hafta içinde bir ‘Deprem Performans Analiz Raporu’ aldırdı. Bunu mahkemeye sunulan evraklardan görüyoruz. 7 Temmuz tarihinde çalışmaya başlanmış ve 23 Temmuz da sayısal veriler girilerek bir rapor oluşturulmuş . Genel Müdür’ün ‘Raporları Müze İnşaatının önüne astık’ dediği rapor, bu iki haftada üretilmiş rapor. Konuyu bilenler iki haftada böyle bir rapor yazılamayacağını söylüyorlar. Buradan ek bilgi de verelim. O raporu imzalayan iki mühendis tam da bu rapor yüzünden mesleki açıdan disiplin kurulu önünde.&nbsp;

‘ÇÜRÜKSE NEDEN 4 YIL BEKLEDİNİZ?’

Bir de Genel Müdür ‘Bir devlet kurumu olarak bunu görmezden gelemezdik’ demiş. Madem Müzenin kolonları çürük ve güvenliği tehdit ediyor, neden insanları ve çalışanları tehlikeye atarak 4 yıl beklediniz o halde? İlk kolonda bozulma olduğu bilgisi ve ön raporların 2021 yılı başında alındığı ortada. O halde, ya güvenli değil Müze ve 4 yıldır oraya gelen her turisti, her tarih severi ve kendi personelinizi de tehlikeye attınız ya da aslında tehlike olmadığını biliyordunuz ama dev bir ‘rant’ yaratmak uğruna sağlam Müzeye ‘çürük, raporu verilmesini sağladınız. Takdir sizin.”

'TOPLANTILAR ALKIŞLARLA SONA ERDİ’

Genel Müdür İnceciköz’ün, “Projeye başlamadan önce Antalya'da dört büyük toplantı yaptık. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası'na tüm sivil toplum kuruluşlarını davet ederek projeyi anlattık. Mimarlar Odası, Kent Konseyi, İnşaat Mühendisleri Odası ve diğer tüm paydaşlar o toplantılarda vardı. Üstelik o toplantılar alkışlarla sona ermişti” sözlerine de değinen Av. Tuncay Koç, değerlendirmesinde şunları dile getirdi:

KOÇ: ‘HER ALKIŞ ONAY DEĞİLDİR’

“Bildiğim kadarıyla İnşaat Mühendisleri Odası o toplantı da yoktu. Tüm paydaşlar da yoktu. Hatta konuyla ilgili bazı bilim insanlarının toplantıya davet edilmediği ve alınmadığını da biliyoruz. Ayrıca kurumsal bir yapı işleyişi olarak, siz sunumunuzu yaparsınız, ilgili meslek odası ve kuruluş, sunulan projeyi kendi içinde değerlendirip esas çıktıyı/görüşü daha sonra verir. Bir oda başkanının ya da meslek örgütünün oraya gelip bir nedenle sizi ya da projeyi ya da makamı alkışlaması proje onayı değildir. Tek kişi, kendi içinde ortak karar almadan bir kurum adına resmi görüş bildiremez. Siz öyle alışmış olabilirsiniz ama demokratik kurum işleyişi öyle değildir. Nitekim daha sonra Kent Konseyi Alt Çalışma Grubu, Antalya Müzesi ile ilgili olumsuz görüş bildirdi. Müze projesini destekleyen Mimarlar Odası Başkanı ise çok tepki aldı ve Oda Başkanlığı seçimlerini kaybetti. Her alkışı bir onay, her eleştiriyi bir küfür olarak almayınız. Devlet ciddiyetine yakışmaz.&nbsp;

‘İHALE BİLGİLERİ TİCARİ SIR DİYE GİZLENDİ’

Müzenin yapımına neden başlanamadığı sorusuna da İnceciköz, zeminin ‘granit olduğunu’ tekrarlarken ayrıca ‘Çeşitli sivil toplum örgütlerinin konuyu yargıya taşıması nedeniyle resmi prosedürler gecikti ve işe geç başladık’, diyor. Burada da doğru olmayan bir şeyler var. Müzenin yıkımı ile ilgili iki ayrı dava açıldı. Ancak bunlardan yargıda ‘yürütmeyi durdurma’ kararı alınamadığı için bir yasal gecikme de yaşanmadı. Ancak bu süreç ‘yıkım’ ile ilgiliydi. Yapıma ise bir dava dahi açılamadı, çünkü Kültür ve Turizm Bakanlığına yeni Müzenin yapımı, ihalenin konusu, kime, kaça verildiği ile ilgili sorularımızın yanıtı, ‘ticari sır’ gerekçesiyle tarafımıza verilmedi. Bir kamu binasının ihalesini ‘Ticari Sır’ olarak gizleyen kişi de bizzat Genel Müdür Birol İnceciköz’dür. İlgili&nbsp;&nbsp;evrakta bizzat imzası var. Yani açılmış bir davanın yapım sürecini geciktirmesi söz konusu değil.”

SORUŞTURMA İZNİ KONUSU DANIŞTAY’DA

Antalya Müzesinin ziyarete kapatılmasından yıkımına, projenin gecikmesinden tüm bu süreçlerde ortaya çıkan kamu zararına kadar birçok konuda bakanlığın üst düzey bürokratlarının ihmalinin açık olduğunu öne süren Av. Tuncay Koç, “kendileri hakkında soruşturma izni istendi. Kültür ve Turizm Bakanı bu izni vermediğinden konu Danıştay’a taşındı. Birol İnceciköz de soruşturulması istenen bürokratlar arasındadır” dedi.&nbsp;

ÖZEL HAYAT VE TİCARİ SIR YANITI

Antalya müzesi ihale süreçleri ile ilgili Aralık 2025’de yapılan başvuruya yanıt veren Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz, söz konusu başvuruda talep edilen bilgi ve belgelerin 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun "Ticarî sır" başlıklı 23'üncü maddesi kapsamında ticari sır olarak nitelendirilen bilgi ve belgelere ilişkin olduğunu belirterek şu ifadelere yer verdi: “4982 sayılı Kanun'un ‘Özel hayatın gizliliği’ başlıklı 21'inci maddesi kapsamında yer aldığı; 4982 sayılı Kanun'un ‘Kurum içi düzenlemeler' başlıklı 25'inci maddesi ve Bilgi Edinme Hakkı Kanunun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik'in 12'nci maddesi uyarınca karşılanamayacağı; 6698 sayılı Kişisel Verileri Koruma Kanunu'nu kapsamında kişisel verileri içerecek nitelikte olduğu; 6698 sayılı Kanun kapsamında yer alan veri ve bilgilerin yargı makamlarınca talep edilmesi durumunda ilgili yargı merciine sunulabileceği; Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik'in ‘Başvuruların cevaplandırılması’ başlıklı 18'inci maddesinin, ‘… soyut ve genel nitelikteki başvurular işleme konulmaz ve durum başvuru sahibine bildirilir.’ hükmü kapsamında olduğu ve işleme konulamayacağı değerlendirilmektedir.”
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Müze ihalesi ticari sır, traverten zemin granit oldu! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 10:32:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/muze-ihalesi-ticari-sir-traverten-zemin-granit-oldu-133302-20260727.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/muze-ihalesi-ticari-sir-traverten-zemin-granit-oldu-133302-20260727.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/muze-ihalesi-ticari-sir-traverten-zemin-granit-oldu-133302-20260727.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Toplumsal Çürümenin Anatomisi: Ahlak ve Adaleti Kemiren Psiko-Sosyal Patolojiler]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-toplumsal-curumenin-anatomisi-ahlak-ve-adaleti-kemiren-psiko-sosyal-patolojiler-4601.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-toplumsal-curumenin-anatomisi-ahlak-ve-adaleti-kemiren-psiko-sosyal-patolojiler-4601.html</link>
                    <description><![CDATA[Prof. Dr. Halil Çivi, bu çalışmasında dinbazlıktan ırkçılığa, cehaletten empati yoksunluğuna kadar toplumsal barışı içten içe kemiren 17 temel engeli masaya yatırıyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bir toplumun gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun, onun kalbini ve ruhunu ayakta tutan iki ana sütun şüphesiz ahlak ve adalettir. Ancak modern dünyada bu değerler, yapısal sorunlardan ziyade bireyin iç dünyasında başlayan ve topluma yayılan psiko-sosyo-patolojik virüslerle sarsılmaktadır. Sadece bir teşhis koymakla kalmayan bu yazı; okuyucuyu ideolojik saplantılardan, dalkavukluktan ve önyargılardan arınmaya davet eden, kolektif bir özeleştiri ve vicdan çağrısı niteliğindedir.



BİR TOPLUMDA AHLAK ve ADALETİ BOZAN BAŞLICA PSİKO, SOSYO- PATALOJİK BİREYSEL DAVRANIŞLAR ÜZERİNE KISA NOTLAR.

A- Giriş.

Genel olarak ahlak, bireylerin iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı... birbirinden ayırabilme kapasitesidir. Adalet ise bireylere, kendisi dışında kalan&nbsp; herkesin, hak ve hukukunu gözetebilme pratiği olarak kabul edilir.

Çağımızda, toplumlar ne kadar gelişmiş olurlarsa olsunlar, aynı gelişmenin toplumun her kesiminde ve herkeste eşit düzeyde olmadığı bir gerçektir.

Bu nedenle de, ahlaksızlık ve adaletsiz, oranları farklı olsa bile, gelişmiş&nbsp; ya da az gelişmiş her toplumda varlığını sürdürmektedir.

Yine her toplumda, ahlak ve adaleti engelleyen bir çok görünür ya da görünmez nedenler vardır.

&nbsp;

B- Ahlak ve Adaleti Bozan Başlıca Engeller Nelerdir?

1- Dinbazlık.

Dinbazlık, dinsel kutsalları kötüye kullanarak çıkar sağlama anlamına gelir. İnsanlar arasında inanç, din, mezhep, tarikat ve cemaat... ayrımı yaparak kendi gibi düşünmeyenleri ötekileştirmek, damgalamak ve aşağılamak toplumsal ahlaki, adaleti ve barışı bozar.

2- Irkçılık.

Ahlak ve adalet gibi temel ve evrensel insani değerleri ; ırk, soy, kan, dil...ve benzeri değerlere indirgemek toplumsal barışı bozar. Çünkü insan ırkı ve kanı ile değil, liyakatı, ahlakı ve adaleti gözetebilmesi ile iyi insan olur.

3- Bencillik.

En kısa ve öz tanımı ile bencillik, bireylerin kendi çıkarlarını koruyabilmek için başkalarının ve toplumun çıkarlarını gözardı etmek; bile bile, kendi çıkarı için&nbsp; ahlakı ve adaleti çiğnemektir.

4- Sosyal Cinsiyetçilik, Cinsiyet Ayrımcılığı.

Evrensel kabule göre, hiçbir ön koşula tabi olmadan, insanların doğuştan sahip oldukları hakları ve yetkileri, sosyal&nbsp; cinsiyet ayrımcılığı yaparak ortadan kaldırmak, örneğin aileyi yönetme ya da ev dışında çalışma&nbsp; hakkının sadece erkeğe ait olduğunu savunmak sosyal cinsiyetçiliktir. Cinsiyetler arasındaki eşitlik ve adaleti bozar.

5- İdeolojik Takıntı ve Saplantılar.

Evrensel tek ve yanılmaz&nbsp; gerçeğin kendi inandığı ve savunduğu ideoloji ile özdeşleştirenler, hem çoğulculuğu, yani farklılıklarla bir arada yaşamayı reddetmiş ve hem de demokratik siyaset yollarını tıkamış olurlar. Sonuç diktatörlüğe çıkar. Ahlak ve adalet bozulmuş olur.

6- Kadercilik- Fatalism.

Toplumda uğradıkları yanlışlık, haksızlık, kötülük, yoksunluk ve yoksullukları yanlış bir dinsel anlayışla, fıtrata, kadere, yani ilahi yazgıya bağlamak büyük bir hata ve yanılgıdır. Kişiyi edilgenleştirir. Kötülüğü, cehaleti ve yoksulluğu yapanları gizler. Kötülük, yoksulluk ve haksızlık yapanlarla mücadele etmekten alıkor. Kişileri ve toplumu pasifleştirir.

Bu durum despot,&nbsp; kötü yöneticilerin ve güçlülerin saltanatını kalıcılaştırır. Sonuç olarak, yanlışlık, haksızlık ve kötülükle mücadele etmekten vaz geçilir; geriye, kanaata,itaata ve sadakata sarılmak kalır.

7-Aşırı Kibir ve Gurur.

Büyüklenme, başkalarını horlama ve küçük görme saplantısına kapılanlar, empati kuramaz ve özeleştiri yapamazlar. Kendilerini yanılmaz, dokunulmaz ve ayrıcalıklı görerek toplumdaki&nbsp; ahlak ve adalet kurallarını çiğneme eğiliminde olurlar.

8- Kıskançlık ve Çekememezlik.

Başkalarının ailelerini, varlığını, sahip oldukları servet, makam, iş, başarı ve kazanç olanaklarını çekemeyenler eninde sonunda ahlak ve adalet rotasından saparak yasa dışı davranışlar içine girebilir ve toplumsal ahengi bozabilirler.

9- Açgözlülük, Tamah, Gözü Doymazlık.

Doymak bilmeyen mal, mülk, para, makam, ünvan ve yetki...peşinde koşanlar, sürekli olarak ahlak ve adalet ilkeleri dışında kalan yol ve yöntemler peşinde koşarak toplumsal barışı bozma eğiliminde olurlar.

10- Dalkavukluk/ Yalakalık.

Genelde bu tür insanların mesleki liyakatları yetersiz ve kişisel onurları da göreceli olarak daha düşük, kendilerine olan özgüvenleri ise genelde daha&nbsp; eksiktir. Bu nedenle de siyasi iktidar sahiplerine ya da çeşitli güç adaklarına teslim olup onlardan çıkar sağlama yoluna giderler. Böylece liyakatı, ahlakı ve adaleti devre dışı bırakarak topluma zarar verirler.

11- Gıybet- İftira- Dedikodu.

Çoğu zaman rakip gördükleri ya da kıskandıkları başka dürüst insanlara ahlak dışı, temelsiz, delilsiz, iftira,suç ya da karalamalar uydurarak kendileri için çıkar ve itibar peşinde koşan insan tipleri vardır. Bu tür insanlarda vicdan, ahlak ve adalet aramak boşunadır. İnsanlara, ailelere ve topluma verdikleri zarar çok fazladır.

12- İkiyüzlülük/ Riyakarlık.

Bazı insanların söyledikleri ile yaptıkları arasında büyük zıtlıklar vardır. Bu tür insanların resmi ya da kamusal alanda söyledikleri ile yaptıkları birbirine ters olur. İnsanların olduğu gibi görünmemesi ya da göründüğü gibi olamaması ahlaki ve adaleti&nbsp; bozar.

13- Ahde Vefasızlık.

Geçmişte birlikte oluşturdukları emeği, hakkı, hukuku, dostluğu, verilen sözleri&nbsp; unutup ya da yok sayıp keyfi olarak sözünden caymak ve güven krizi yaratmak toplumsal yaşamın&nbsp; olağan ritmini bozar. Rahmetli babam " Oğlum, hayvanı yuları, insanı sözü bağlar" derdi.

14- Cehalet.

Cehalet sadece eğitimsizlik, bilgisizlik ve bilgi yetersizliği değildir. Kişinin kendisini her konuda doğru ve yanılmaz tam bilgi sahibi olduğuna inandırmasıdır. Belleğindeki her türlü bilgiyi dogmatikleştirmesidir. Eleştirilmeye, öğrenmeye ve yeniliğe...kapalılıktır.

Cehalet, hem hatalı kararların ve hem de her türlü fanatik düşüncelerin üremesine odaklık yapar.


15- Önyargı ve Önkabuller.

Önyargı ya da önkabul sahibi insanlar hiç bir şeyin aslını ya da temelini araştırma, gözden geçirme ve doğrulama yoluna gitmezler. Geleneksel olarak, hiç sorgulamadan belleklerine boca edilen bilgileri şaşmaz doğrular olarak görürler. Toplumsal değişimi görmezden gelirler. Tutucu olurlar.

Yeniliklere, değişime ve yeniden yapılanmalara direnerek topluma zarar verirler.

16-Tefecilik/ Haksız Kazanç.

Tefecilik, İnsanların bilgisizlik, cehalet,&nbsp; yoksulluk, çözümsüzlük,&nbsp; çaresizlik...gibi durumlarından yararlanarak onların alınteri olan kazançlarını onlardan&nbsp; aşırı ödünler alarak fahiş faiz, aşırı rant elde etmek, ya da taşınmaz mülklerine yok pahasına el koymaktır. Bu durum ekonomideki servet ve kaynak dağılımını tefeciler yararına bozar. Halkı yoksullaştırır.

17- Duygudaşlık/ Empati Eksikliği.

Duygudaşlık ya da empati toplumdaki ortaklaşa duygusal zekânın bir türevi olarak ortaya çıkar.

Duygusal zekâları ve empatileri doğru ve yeterli gelişmiş olanlar sadece insan soyuna empati yapmakla yetinemezler. Doğaya, çevreye, toprağa, havaya, suya; havayı ve suyu kullanarak yaşayan tüm hayvan ve bitkilere de empati yaparlar.

Doğaya karşı hoyrat ve savurganca davrananlar sadece bu günün değil gelecek kuşakların refahına da çalmış olurlar.

C- Son Sözler.

Çağdaş bir toplumda, sadece düzgün ahlaklı ve adil bir insan olma bilgisiyle donatılmış olmak yetmez. Uygulamaya aktarılamayan, yaşamın ayrılmaz gündelik bir parçasına dönüşemeyen, liyakat, ahlak ve adalet bilgilgisinin ne bilgi sahibine ne de içinde yaşadığı topluma bir yararı olur. Ayrıca her birey, kendi belleğine yerleşmiş ahlak ve adalet dışı bilgi tortularını keşfetme ve bunları temizleme&nbsp; bilincinde olmak zorundadır.

Yine her birey, kendi ahlak ve adalet dışı tutum ve davranışlarından arınabilmek için:

* 'Ben de yanılabilirim' diyerek herkesin büyük bir özeleştiri kültürüne sahip olması.

* Başta insanlar olmak üzere; yine herkesin doğaya, çevreye ve türlü canlıya karşı duygudaşlık( empati) yapmayı yaşamın temel bir kuralı yapması.

* Adalet terazisini doğru tartması; ırk, dil, din, mezhep, sosyal cinsiyet, ideoloji...ve benzeri dayatmalarından vazgeçmesi gerekir.

Zaten ortaklaşa yaşam; ortak ahlak,ortak adalet, ortak refah ve ortak mutluluğu oluşturabilmek için ortak çaba harcayabilme yarışı değil midir? Karar sizin.

" Eline, diline, beline sahip ol"
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Toplumsal Çürümenin Anatomisi: Ahlak ve Adaleti Kemiren Psiko-Sosyal Patolojiler - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 09:29:48 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/toplumsal-curumenin-anatomisi-ahlak-ve-adaleti-kemiren-psiko-sosyal-patolojiler-123433-20260718.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/toplumsal-curumenin-anatomisi-ahlak-ve-adaleti-kemiren-psiko-sosyal-patolojiler-123433-20260718.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/toplumsal-curumenin-anatomisi-ahlak-ve-adaleti-kemiren-psiko-sosyal-patolojiler-123433-20260718.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Prof. Dr. Alpaslan Işıklı'yı Saygı ve Özlemle Anıyoruz.]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-prof-dr-alpaslan-isikliyi-saygi-ve-ozlemle-aniyoruz-4600.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-prof-dr-alpaslan-isikliyi-saygi-ve-ozlemle-aniyoruz-4600.html</link>
                    <description><![CDATA[Prof. Dr. Tolga Yarman TÜMÖD adına yaptığı açıklamayla ölümünün 13. yıldönümünde Prof. Dr. Alpaslan Işıklı'yı andı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Tüm Öğretim Elemanları Derneği’nin (TÜMÖD) kurucularından ve Efsane Genel Başkanı, Değerli Alpaslan Işıklı Hocamız'ı 13 Temmuz 2013 tarihinde kaybettik. Bu zamansız ayrılışın hem TÜMÖD için, hem de Türkiye için yeri doldurulamayacak büyük bir kayıp olduğu bilinmektedir. Aradan geçen on üç yılda artan bir özlemle Alpaslan Işıklı Hocamız'ı aramaktayız.


Prof. Dr. Alpslan Işıklı

Yaşamı boyunca emeğin örgütlü sendikal mücadelesi ve özerk üniversite için savaşım veren, dik duruşuyla, yapıtlarıyla ve söyleşileriyle aydınlık bir Türkiye için çalışan Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, dünyanın ve insanlığın sorunlarına çözüm arayan bir bilim insanı, yurtsever bir Kemalist Türk aydınıydı.

Alpaslan Işıklı, yapıtlarında ve söyleşilerinde çok önemli olgulara vurgu yapmıştır. Yeryüzündeki her şeyin emperyalizmin çok geniş müdahalesi ve etkisi altında bulunduğunu ancak sömürüsüz bir başka dünyanın mümkün olduğunu önermiştir. Bu öneri tabandan tavana doğru yayılan, toplumun örgütlenmesiyle gelişen, ayrıcalıklı sınıf yaratmayan, hukuk düzeni içinde gerçek bir demokrasiyi işaret etmektedir.&nbsp;

Alpaslan Işıklı, küreselleşmeye meydan okuyarak, örgütlü toplumun emekçilerden başlayarak oluşturulacağını ve eşit paylaşım ile sorunların aşılacağını bildirmiştir. Ülkemizin içinde bulunduğu sosyal, kültürel ve siyasal yıkımı gözler önüne sermiş, değerleri yok edilen ve bellek kaybına uğratılan toplumu uyarmıştır. Türkiye’nin üzerine çöken ve çöktürülen tüm karanlıkları açık açık anlatmıştır.

Ulusal bilincin geliştirilmesi ve Kemalist ilkelerin öğretilmesi için yorulmadan mücadele eden Sevgili Alpaslan Hocamız'ın olaylar karşısındaki kararlı tutumu ve dik duruşu ile yol göstermesini, birikimini ve heyecanlı eylemciliğini hep aramaktayız. Alpaslan Işıklı’nın ışığı hiç sönmeyecek, bizleri ve ülkemizi aydınlatmaya devam edecek. Işıklar içinde, huzurla uyuyun Değerli Alpaslan Hocamız; ışığınızı, dostluğunuzu, içten sevginizi ve sıcak gülümseyişinizi hiç unutmayacağız…

TÜMÖD Yönetim Kurulu adına
Prof. Dr. Tolga Yarman
Genel Başkan
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Alpaslan Işıklı'yı Saygı ve Özlemle Anıyoruz. - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 09:45:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/prof-dr-alpaslan-isikliyi-saygi-ve-ozlemle-aniyoruz-125214-20260713.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/prof-dr-alpaslan-isikliyi-saygi-ve-ozlemle-aniyoruz-125214-20260713.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/prof-dr-alpaslan-isikliyi-saygi-ve-ozlemle-aniyoruz-125214-20260713.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sosyolojinin Aynasından Türkiye: Habitus, Sembolik Şiddet ve Biz.]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-sosyolojinin-aynasindan-turkiye-habitus-sembolik-siddet-ve-biz-4599.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-sosyolojinin-aynasindan-turkiye-habitus-sembolik-siddet-ve-biz-4599.html</link>
                    <description><![CDATA[Prof. Dr. Halil Çivi,  dünyaca ünlü sosyolog Pierre Bourdieu’nun sosyoloji literatürüne kazandırdığı "habitus" ve "sembolik şiddet" kavramları üzerinden Türkiye’nin toplumsal röntgenini çekiyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Toplumsal yapıyı ve insan ilişkilerini anlamak, sadece ekonomik verileri ya da siyasi gelişmeleri analiz etmekle mümkün değildir; bireyin ruhuna işleyen görünmez çarkları, alışkanlıkları ve örtük baskıları da görmek gerekir. Değerli bilim insanı Prof. Dr. Halil Çivi, bu çalışmasında okurlarını hem 1970’li yılların Fransa’sına götürerek dünyaca ünlü sosyolog Pierre Bourdieu’ye dair eşsiz bir anısını paylaşıyor hem de ünlü düşünürün sosyoloji literatürüne kazandırdığı "habitus" ve "sembolik şiddet" kavramları üzerinden Türkiye’nin toplumsal röntgenini çekiyor. Kutuplaşmadan çoğulculuğa, kültürel çatışmalardan gündelik dildeki gizli baskılara kadar pek çok konuya ışık tutan ve çağdaş bir toplum olabilmenin anahtarını sosyolojik bir perspektifle sunan o yazı:


&nbsp;

&nbsp;PİERRE BOURDİEU, HABİTUS, SEMBOLİK ŞİDDET VE TURKİYE ÜZERİRİNE KISA NOTLAR.

1-Giriş.

Fransa'da,&nbsp; 1970 li yılların ikinci yarısında,&nbsp; Nantes Üniversitesi Sosyoloji&nbsp; Bölümü'nde, lisansüstü&nbsp; öğrenim görürken, bir şans eseri olarak sayın Pierre Bourdieu ( 1930-2002) nün öğrencisi olmuştum. O zaman kendileri Paris'te, College de France'ta sosyoloji profesörü olarak görev yapıyor, haftada bir gün, 6 saatlik iki ders için Nantes Üniversitesi sosyoloji bölümüne, ders vermeye geliyor, ayrıca öğrencilere serbest bir tartışma zamanı ayırıyordu. O zaman bile epey ünlü bir hocaydı...

Pierre Bourdieu, sosyoloji literatürüne, insanın bireysel çok önemli&nbsp; &nbsp;donanımları olarak,&nbsp; dört önemli kavramın: fiziksel sermaye, ekonomik sermaye, sosyal sermaye ve kültürel sermaye kavramlarının açılımı ve analizini yapıyor; eğitim konusunu, yoksulluğu azaltmanın kaldıracı olarak kullanmayı öğütlüyor, ayrıca yine sosyolojik açıdan " habitus" ve "sembolik şiddet" kavramları üzerinde önemle duruyordu.&nbsp;

Nantes Üniversitesi Öğrencileri, yapmış oldukları bir öğrenci boykotunda"&nbsp; DİEU DEJA MORT, MAİS HEUREUSMEN QUE BOURDİEU VIVE"&nbsp; yazılı&nbsp; bir pankart taşımış, hocalarını adeta Tanrı
yerine koymuşlardı...Bu pankart; " Tanrı zaten öldü, bereket ki Bourdieu yaşiyor" anlamına geliyordu.

Bu yazıda, sosyoloji yazınındaki büyük değeri ve toplumumuz bakımından tartışılmaz&nbsp; önemi nedeniyle&nbsp; size özet olarak&nbsp; 'Habitus' ile 'Sembolik şiddet' kavramlarını&nbsp; kısaca aktarmak istiyorum.

2- Habitus Nedir?

Habitusa kaynak olan habitat, sözcük olarak, yetişme&nbsp; ve yaşama alanı, bölgesi ya da coğrafyası demektir. Her canlının, her bitkinin, hatta her toplumun kendine özgü bir yaşama ve neslini devam ettirme alanı vardır. Bu habitatlar, her grup bitki, hayvan ve insan toplulukları&nbsp; için onlara, başka alanlarda yeterince sahip olamayacakları özel girdiler sağlar ve&nbsp; canlılara kendilerine özgü bazı karakter özellikleri verirler. Örneğin çöl ikliminde çam bitkisi yetişmez. Muzun coğrafyası ile, elmanın coğrafyası ya da habitatı birbirinden farklıdır...

Bourdieu, işte bu habitat kavramından esinlenerek " İnsan toplumları için, sosyoloji bilimine özgün "Habitus"&nbsp; kavramını üretmiştir.&nbsp;

Öyleyse öz olarak 'habitus' nedir.&nbsp;
Bourdieu'ye göre habitus, insanın doğarken hazır bulduğu, çocukluğundan itibaren&nbsp; &nbsp;insanın içine işleyen her türlü yaşam alışkanlıkları,inanç, düşünme biçimleri, çeşitli olaylar ve konular konusunda gösterdiği refleksler ve tepkilerden oluşur. İnsan, yaşadığı toplum içinde nasıl konuşacağını, neleri yanlış ve neleri doğru olarak değerlendireceğini, neleri normal, neleri normal dışı göreceğini, çoğunlukla hiç farkında olmadan kendi habitüsünde hazır bulur ve genellikle de benimser.

Çocuğun ilk habitusu, ailedir, mahalledir, okuldur, sınıfsal, sosyal çevredir...örneğin, eğer bir çocuk sürekli kitap okunan, kültürel ve sanatsal tartışmalar içinde büyürse başka; tersine bir ortamda ise daha başka habitüsler edinir. Yine bir çocuk, baskıcı, yoksul, eğitimsiz, baskın bir korku kültürünün egemen olduğu&nbsp; bir ailede başka; tersine zengin,iyi eğitilmiş, demokrat, hoşgörülü ve korku kültürü üretmeyen çağdaş bir ailede yetişirse daha uygun bir habitus edinmiş olur.&nbsp;
&nbsp;
Bu&nbsp; iki farklı habitüsten yetişip topluma katılan&nbsp; insanların insana, doğaya, çevreye, yaşama, dünyaya bakışları farklı olacak ve toplumsal birlik kolay sağlanamayacaktır. İkicil (dualist) bir toplumsal yapı oluşacaktır.

Örnek vermek gerekirse, Türkiye' de:

*- Köylü habitüsü, kısal insanın değer, tutum ve davranış kalıpları&nbsp; kentli insana&nbsp; uymaz. Buna karşın, kentli habitusü de kırsal kesime uymaz. Köylerden kentlere olan nüfus hareketlerinden köy-kent uyumsuzlukları&nbsp; bunun açık kanıtıdır. Köyden yeni gelenlerin kent varoşlarına yerleşip orada kendilerine daha uygun bir alt kültür oluşturdukları gözlenir.

*- Yine Türkiye açısından, muhafazakar( tutucu) kesimlerin yetişme&nbsp; habitusu ile, seküler, laik kesimlerin yetişme habitusu, dolayısıyla da dünya görüşleri arasında farklar oluşur. Hatta&nbsp; bu iki kesimin aile yapıları,&nbsp; okulları, alışveriş mekanları, eğlenme alışkanlıkları, kahvehaneleri...ve siyasi tercihleri de farklıdır.

*- Siyasi ve sosyal örgütlenmelerde&nbsp; ise, genelde bu farklı kesimleri birbirlerine yaklaştıracak ve&nbsp; birlikte yaşatacak politikalar üretmek&nbsp; yerine tersine, azınlığı çoğunluğa feda etmek gibi bir sosyolojik yanlışa düşülür. Çağdaş demokrasinin özgürlükçü ve birlikte var olma ilkesine fazla itibar edilmez.

3- 'Sembolik Şiddet' Nedir?

Çok özet olarak, Pierre Bourdieu'ye göre, bir toplumdaki&nbsp; Sembolik şiddet, çoğunlukta ve güçlü olanların, kendi kimliğini, dilini, İnancını, ideolojisini, kültürünü, her türlü değerler sistemini ve yaşam tarzını azınlıkta ve güçsüz olanlara zorla dayatmasıdır. Kendi çoğunluk ve güçlü&nbsp; toplum kümesini " olağan, normal ve üstün" kabul edip, diğer azınlıkların&nbsp; kümelerini değersiz ve sapkın görerek dışlamasıdır. Güçlü ve çoğunlukta olmak, siyasi, ekonomik, idari, hukuki, kültürel...alanlarda çoğunluğa conforlu bir yaşam habitüsü sunar.

Sembolik şiddet genelde fiziksel olmaktan çok psikolojik, duygusaldır. Azınlıkta kalanların ruhuna, benliğine, kimliğine, kültürüne, kişiliğine, cinsiyetine işleyen ve nesilden nesile süreklilik kazanan görünmez bir baskıdır.

Bir insanın aksanını, kekemeliğini, İnancını, dinini, derisinin rengini, mezhebini, cinsiyetini, bedensel özelliklerini... ve başka farklılıklarını
alay ve aşağılama konusu yapmak sembolik şiddettir. Sembolik şiddet insan ruhunda derin ve onulmaz yaralar açar.

Tarih boyunca, Alevilerin,&nbsp; Romanların (çingenelerin)...ya da benzeri azınlık kümelerinin devlet ve toplum katında dışlanmaları güçlü bir sembolik şiddet olagelmiştir.

&nbsp;Örneğin bir insana 'şişko, sırık, bodur, kel, yerden bitme, ...demek,&nbsp; kadının ya da erkeğin cinsiyetini aşağılamak&nbsp; bile birer sembolik şiddettir.

Senin inancın, senin ırkın, senin ailen, senin cinsiyetin, senin mesleğin...senin sosyal sınıfın değersiz ve aşağı demek sembolik şiddettir.

SONUÇ YERİNE:

Toplumlar yalnızca&nbsp; siyaset, ekonomi ve&nbsp; mevcut yasalarla yönetilemezler; ya da yönetilmemeleri gerekir. Kültür, eğitim, dil, inanç, renk, cinsiyet, alışkanlıklar, adalet, özgürlük, eşitlik ve görünmez güç ilişkileri de yönetim politikaları içinde önemli sosyolojik bir yer tutar.&nbsp;

&nbsp;Çoğu insan bu görünmez yaşam çarkının farkına bile varmaz. Bir kısım azınlıklar ise omür boyu görünmez sembolik şiddet ve sistemli baskı ve korku atmosferi içinde acı çekmek zorunda kalabilir.

Çağımız insanına, evrensel boyutları ile,&nbsp; en uygun siyasi ve sosyolojik rejim ise çoğunluk değil, çoğulculuk esasına göre örgütlenmiş, evrensel insan hakları, din ve vicdan özgürlüğüne dayalı çağdaş demokratik ve laik rejimler olmalıdır.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Sosyolojinin Aynasından Türkiye: Habitus, Sembolik Şiddet ve Biz. - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 14:55:48 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/sosyolojinin-aynasindan-turkiye-habitus-sembolik-siddet-ve-biz-180628-20260712.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/sosyolojinin-aynasindan-turkiye-habitus-sembolik-siddet-ve-biz-180628-20260712.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/sosyolojinin-aynasindan-turkiye-habitus-sembolik-siddet-ve-biz-180628-20260712.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[NATO Masası'nda Ükemiz'e Kurulan Kapan: Hürmüz Mayınları]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-nato-masasinda-ukemize-kurulan-kapan-hurmuz-mayinlari-4598.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-nato-masasinda-ukemize-kurulan-kapan-hurmuz-mayinlari-4598.html</link>
                    <description><![CDATA[NATO Toplantısı, Ülkemizin Burnunun Dibindeki Sorunlarına Merhem Olmadığından Mâdâ, Son Toplamda ve Yok Yere Türkiye’ye, İran’ı ve Rusya’yı Düşmanlaştırma Potansiyelini Sergiliyor!]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen son NATO Zirvesi, Türkiye’nin bölgesel egemenlik hakları ile Batı ittifakının ikircikli stratejileri arasındaki derin uçurumu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Prof. Dr. Tolga Yarman, bu çarpıcı analizinde, Ege adalarındaki egemenlik ihlallerine ve Doğu Akdeniz’deki sondaj krizlerine sessiz kalan NATO’nun, Türkiye’ye biçtiği&nbsp; görevleri, rasyonel dış politika kazanımı olarak değil, hayati derecede tehlikeli bir "kandırmaca yumağı" olarak nitelendiriyor. Türkiye’nin Basra Körfezi’nde üstlenmek durumunda kaldığı Hürmüz Boğazı mayın temizleme görevinin askerî ve diplomatik risklerini masaya yatıran Yarman; bu hamlenin Türkiye’yi kadim komşuları İran ve Rusya ile yok yere karşı karşıya getirme potansiyeli taşıdığına dikkat çekerek, tam bağımsız ve coğrafyanın gerçeklerine dayalı milli bir denge politikasının kaçınılmazlığını savunuyor.

NATO Toplantısı, Ülkemizin Burnunun Dibindeki Sorunlarına Merhem Olmadığından Mâdâ, Son Toplamda ve Yok Yere Türkiye’ye, İran’ı ve Rusya’yı Düşmanlaştırma Potansiyelini Sergiliyor!

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen son NATO Zirvesi, Türkiye’nin bölgesel egemenlik hakları ile Batı ittifakının ikircikli stratejileri arasındaki derin makası bir kez daha gözler önüne sermiştir. Tolga Yarman, bu çarpıcı analizinde, Ege adalarındaki egemenlik ihlallerine ve Doğu Akdeniz’deki sondaj krizlerine sessiz kalan NATO’nun, Türkiye’ye sunduğu geçici askeri tavizleri rasyonel bir dış politika kazanımı değil, tehlikeli birer "kandırmaca" olarak nitelendiriyor. Türkiye’nin Basra Körfezi’nde üstlenmek durumunda kaldığı Hürmüz Boğazı mayın temizleme görevinin askerî ve diplomatik risklerini masaya yatıran Yarman; bu hamlenin Türkiye’yi kadim komşuları İran ve Rusya ile yok yere karşı karşıya getirme potansiyeli taşıdığına dikkat çekerek, tam bağımsız ve coğrafyanın gerçeklerine dayalı milli bir denge politikasının kaçınılmazlığını savunuyor.

Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen son NATO Zirvesi, Türkiye’nin egemenlik hakları ve bölgesel güvenliği açısından bir kez daha tarihsel bir gerçeği gözler önüne sermiştir: Batı ittifakı; kendi çıkarları sıkıştığında müttefiklik duygularını okşayan, ancak “iş” (Yunanistan’ın, elimizi uzatsak değecek adaları işgal etmesi ve milyar dolarlık petrol arama gemilerimizin, Akdeniz’e sondaj yapmak üzere, çıkmaktan mahrum bırakılmaları gibi), Türkiye’nin burnunun dibindeki hayatî meselelere geldiğinde, derin bir sessizliğe bürünen ikircikli bir yapıdan ibarettir. Zirve; Türkiye’ye sunulan hava savunma desteği ve ambargoların esnetilmesi gibi geçici ve son toplamda dertlerimize nasıl deva olacağı meçhul (yani olmayacağı belli) oyuncakların, aslında ülkemizi Avrasya derinliğinde çok daha büyük bir ateşin içine atma yönünde kuvvetle çağrışan niyeti, gün yüzüne çıkartmaktadır.

1. Burnumuzun Dibindeki Acı Gerçekler

Yunanistan, bize ait olduğu tartışmasız, 20 civarındaki adayı, 2004’ten bu yana sistemli olarak işgal edip, buralara, uluslararası anlaşmaları yok saya saya, askerî tesisler kurmaktadır. Türkiye, hemen kıyı şeridinin yanı başındaki adalarda yürütülen açık faaliyet ve egemenlik ihlallerine karşı NATO masasında aradığı meşru desteği bulamamaktadır. Ne kadar arıyor, bu da belli değildir. Doğu Akdeniz’deki haklarımız uzantısında denize açılan petrol arama ve sismik araştırma gemilerimiz, müttefiklerin baskısıyla limanlara çekilmek zorunda kalırken, NATO’nun kurumsal yapısı Yunanistan ve Güney Kıbrıs eksenli Batı blokunun çıkarlarını kollamaya devam etmektedir. Türkiye olup bitene ne münasebetle boyun eğiyor, o ise, bambaşka bir meseledir.

Her hal-u kârda, Türkiye’nin kendi karasularındaki ve sınırlarındaki egemenlik zafiyetlerine yardımcı olmayan, maruz kaldığı uluslararası ihlallere ses çıkartmayan bir ittifakın, ülkemizi “küresel bir güvenlik devleti” olarak alkışlaması “akılcı bir dış politika artısı” değil, keşke yanılsak, işte tam anlamıyla bir kandırmacadır.

2. Hürmüz Boğazı Tuzağı: Teknik Görev mi, Tek Taraflı Kol Kapma mı?

Zirvede, Türkiye’nin Hürmüz Boğazı’ndaki mayınları temizleme görevine talip olması veya bu görevi üstlenmeye mecbur bırakılması, kandırmacanın en tehlikeli tezahürüdür. Akdeniz’de kendi burnunun dibinde havlu atmaya zorlanan bir askerî kapasitenin, yuvarlak 3000 kilometre uzağımızdaki Basra Körfezi’nde “deniz seyr-ü sefer güvenliği” sağlayacak olma iddiası, buna Iran’ın gecikmesiz verdiği sert tepki saklı olarak, askerî stratejiyle açıklanamaz.

İran Ankara Büyükelçiliği, Ankara’daki NATO Zirvesi Bildirisi’ne karşı, yükselen tepkisini, bu sabah, şu sözlerle ortaya koymuş bulunmaktadır:

- ABD ve İsrail askerî müdahalelerle diplomasiyi vururken (yani, Batı, özellikle de ABD ve İsrail, diplomasiyi ve barış masalarını gerçekten bir çözüm üretmek için değil, kendi yürüttükleri askerî saldırganlığı meşrulaştırmak, hedef şaşırtmak ve bölge ülkelerini &nbsp;kendi arkalarında hizalamak için, bir silah gibi kullanırken), NATO’nun ve ona ev sahipliği yapan Türkiye’nin bölgede barıştan bahsetmeye hakkı yoktur.

Her ne kadar Türkiye’ye yıkılmak istenen Hürmüz görevi diplomatik çevrelerce “insanî ve teknik bir arabuluculuk hamlesi” olarak pazarlansa da, gerçekte, Batı’nın tıkanan enerji damarlarını açmak için Türkiye’yi ileri sürme oyununu ve maateessüf, bizim buna boyun eğmekten kaçamayacak olma yönündeki zaafiyetimizi sergilemektedir. Türkiye’ye geçici olarak sağlanan hava savunma bataryaları, ülkemizi korumak için değil; Hürmüz’de üstleneceğimiz tehlikeli rolden ötürü üstümüze gelebilecek misillemelere karşı bir “ileri karakol tahkimatı” olarak, algılanmak gayet yerinde olur.

Tezgâh, her şekilde Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmektedir. Tam da bu çerçevededir ki, bu satırlar yazarının, “Türkiye dincileşiyor değil, İran’a karşı mezhebîleşitiriliyor”, diyegeldiği, okurun hatırında olacaktır.

3. Yok Yere Yaratılan Tehdit: İran’ı ve Rusya’yı Düşmanlaştırma Potansiyeli

Çıplak jeopolitik gerçek şudur: Bugün itibarıyla, ne komşumuz İran’dan ne de komşumuz Rusya’dan, Türkiye’ye yönelen doğrudan, sıcak bir askerî tehdit bulunmaktadır. Yoktur, öyle bir tehdit… Bu iki devlet, dönemsel konjonktürlerin ötesinde, Türkiye için coğrafî, ekonomik ve stratejik birer partonerdir.

Ancak NATO’nun Hürmüz çıkışı ve İran’ın “Hürmüz sadece bizim kurallarımızla açılır, dış müdahaleyi tanımıyoruz!” şeklindeki jet hızıyla gelen sert tepkisi, Türkiye’nin nasıl bir mayın tarlasına çekildiğini göstermektedir. Batı’dan koparılacağı vadedilen her sözde taviz, son toplamda Türkiye’yi Suriye’den Kafkaslar’a, enerjiden bölgesel ticarete kadar hayatî ortaklıklar yürüttüğü İran ve Rusya ile karşı karşıya getirmektedir. Türkiye, kendisine ait olmayan bir savaşın ve Batı-Doğu geriliminin doğrudan cephe ülkesi haline getirilerek yok yere, komşularıyla düşmanlaştırılmaktadır.

Sonuç: Tam Bağımsızlık ve Coğrafyanın Kadim Kanunu

Bu topraklarda işlerin her zaman zor olduğu bir vakadır; çünkü bu coğrafya, Batı emperyalizminin (devletler olarak örgütlenmiş haydutluğun) her sıkıştığında Doğu’ya karşı koçbaşı olarak kullanmak istediği bir zeminindedir. Türkiye için salâh, NATO masalarında Batı’nın jandarmalığına soyunarak komşularıyla kalıcı husumetler biriktirmek değil; tam bağımsız, millî ve coğrafyanın gerçeklerine dayalı bir denge politikasını, titizlikle yürütmektir.

Bu ise, aynı istikamette, ödünsüz bir halk iradesini gerektirir.

Kendi adalarında, Akdenizin’de, haklarını savunamayan bir yapının, Hürmüz’de Batı adına mayın temizlemeye kalkması, coğrafyanın kadim kanunlarına ve ulusal çıkarlarımıza taban tabana zıttır. O kadar böyledir ki, İran’la sıcak çatışmaya girmeden böylesi bir göreve adım atmak dahi, mümkün değildir.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[NATO Masası'nda Ükemiz'e Kurulan Kapan: Hürmüz Mayınları - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 14:14:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nato-masasinda-uikemize-kurulan-kapan-hurmuz-mayinlari-172038-20260710.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nato-masasinda-uikemize-kurulan-kapan-hurmuz-mayinlari-172038-20260710.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nato-masasinda-uikemize-kurulan-kapan-hurmuz-mayinlari-172038-20260710.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Antalya’da deniz çöpü krizi: Plan var eylem yok!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-antalyada-deniz-copu-krizi-plan-var-eylem-yok-4597.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-antalyada-deniz-copu-krizi-plan-var-eylem-yok-4597.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya’da deniz çöpü krizi: Plan var eylem yok! Kasım ayında küresel iklim zirvesi COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanan Antalya’da sezon ortasında deniz çöpleri sorunu ortaya çıktı. Kemer sahillerinden gelen görüntüler, atık yönetimi sorununu yeniden gündeme getirdi…]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yusuf Yavuz

Turizmin başkenti Antalya’da yaşanan deniz kirliliği görüntüleri sezon ortasında yeniden gündemde. Kemer ilçesi sahillerinde, özellikle bölgeyi tercih eden Rus turistler tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde plastik ağırlıklı deniz çöplerini yansıtıyor. Beş yıldızlı otellerin sahillerini de kapsayan kirlilik, dünyaca ünlü Phaselis antik kentinin kıyılarına da ulaşmış durumda. Antalya’nın deniz çöpleri ile ilgili beş yıllık bir eylem planı var. Ancak ortaya çıkan manzaralar, 2025-2030 dönemini kapsayan eylem planının ne kadar uygulandığı sorusunu gündeme getirdi. Deniz çöpleri konusunda Valilik bünyesinde oluşturulan komisyonun iki üyesi tutuklanarak görevden uzaklaştırılmıştı.



Deniz çöpleri tüm dünyada büyük bir sorun. Plastik kullanımının yaygınlaşması, kıyı kentlerindeki yoğun nüfus ve turizm hareketlerine karasal kaynaklı pekçok başka kirlilik eklenince denizler çöplüğe dönüyor. Karasal alanda ‘çöp’ olarak anılan ne varsa artık denizde bundan payına düşeni alıyor. Bu sorunun önüne geçmek için küresel ölçekte yürütülen çabalara ulusal mevzuatlar da ekleniyor.&nbsp;



2019’DA GENELGE, 2024’DE EYLEM PLANI

Türkiye’de 2019 yılında bir genelge yayımlanarak deniz çöpleri ile ilgili il bazında eylem planları hazırlanması için harekete geçildi. Bu genelge kapsamında 2024 yılında Antalya’da da bir eylem planı hazırlandı.&nbsp;

Antalya Valiliği (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü) bünyesinde, Antalya Vali Yardımcısı Aydın Abak’ın koordinesinde yürütülen çalışma kapsamında deniz çöpleri ile ilgili bir komisyon oluşturuldu. Bu komisyonda, 642 km kıyı şeridine sahip olan Antalya’nın belediye başkanları ile ilgili kamu kurumlarının temsilcileri yer aldı. Komisyon, toplam 23 üyeden oluşuyor.&nbsp;
&nbsp;



KOMİSYONUN İKİ ÜYESİ TUTUKLU

Geçtiğimiz yıl görevden uzaklaştırılan ve halen tutuklu bulunan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, deniz çöpleri ile ilgili komisyonun üyesi olarak büyükşehir belediyesini temsil ediyor. Aynı şekilde görevden uzaklaştırılan ve tutuklu bulunan Manavgat Niyazi Nefi Kara da deniz çöpleri komisyonunda Manavgat’ı temsil ediyor.&nbsp;

Sadece bu iki komisyon üyesinin mevcut hukuki durumları ve komisyondaki görev ve sorumluluklarına bakıldığında, Antalya kıyıları ile ilgili kaygılar daha da derinleşiyor.&nbsp;




DENİZE KIYISI OLAN İLÇELERİN BAŞKANLARI KOMİSYONDA

Antalya Vali Yardımcısı Aydın Abak’ın başkanlık ettiği komisyonun üyeleri arasında, ilgili kamu kurumlarının sorumlu yöneticileri ile Gazipaşa, Alanya, Manavgat, Serik, Aksu, Muratpaşa, Konyaaltı, Kemer, Kumluca, Finike, Demre ve Kaş’ın belediye başkanları da yer alıyor.&nbsp;&nbsp;Komisyonda belediye başkanı düzeyinde temsil edilen ilçelerden biri olan Kaş’ta karasal kaynaklı deniz çöplerinin uzunca bir süredir yabancı kökenli ilçe sakinlerinin de yer aldığı gönüllüler tarafından toplandığı biliniyor.&nbsp;



ÖNCE STK’LAR BAŞLADI

Deniz çöplerini önlemeye yönelik ülke genelindeki çalışmaların geçmişi çok eski değil. Giderek artan bu sorunun önüne geçmek ve kurumlar arasında işbirliği yapmak için 2019 yılında bir genelge yayımlandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 2019/9 sayılı genelgesi, deniz çöpleri ile ilgili eylem planlarının hazırlanması hakkında yapılacak iş ve işlemleri içeriyordu. Bu kapsamda sivil toplum kuruluşları bir süredir çalışmalar yürütüyordu. Küresel çevre fonları tarafından da desteklenen bu çalışmalar yeterli değildi. Kamu kurumlarının ve vatandaşların da bu konuda sorumluluk alması önemliydi. Yayımlanan genelgenin ardından kıyı kentlerinde eylem planları hazırlanmaya başlandı.


ANTALYA’NIN 2025-2030 EYLEM PLANI

Antalya Deniz Çöpleri Eylem Planı ise 2024 yılında hazırlandı. 1 Ocak 2025’te yürürlüğe giren 81 sayfalık eylem planı, 2025-2030 dönemini kapsıyor. Deniz çöplerinin öncelikle kaynağında, karasal alanda önüne geçmeyi hedefleyen plan, denize ulaşmış olan çöplerin de toplanarak temizlenmesini öngörüyor. Konuyla ilgili kamuoyunda farkındalık yaratmayı da amaçlayan eylem planı kapsamında afişler, broşürler ve benzeri içerikler hazırlanması da öngörülüyor. Eylem planı, turizm, balıkçılık ve karasal faaliyetlerden kaynaklı olarak oluşan çöplerin deniz suyu ve kıyı şeridinden temizlenmesi faaliyetlerini de içeriyor.&nbsp;



PLANDA RİSK HARİTALARI DA YER ALDI

Eylem planında, Antalya kıyılarındaki kirlilik kaynakları ile alınması gereken önlemler ve bu konuda yapılan çalışmalar aktarılıyor. Denizlerdeki rüzgârın hakim yönleri, deniz çöplerinin sürüklenme ve yoğunlaşma alanları uyudu görüntüleri üzerinden haritalanıyor. Karasal kaynaklı çöplerin denize ulaşmasını engellemek için kıyı ve kara alanlarında yapılan çalışmalardan örnekler veriliyor. Plaj ve falezlerde yapılan temizlikler bu örnekler arasında yer alıyor.&nbsp;



SEZON ORTASINDA DENİZ ÇÖPÜ KRİZİ&nbsp;

Ancak sezon ortasına gelindiğinde Antalya’nın doğu ve batı kıyılarında gelen kirlilik görüntüleri dikkat çekiyor. Eylem planında riskli alanlar olarak görülen bölgelerde Alanya, Manavgat ve Kemer gibi turizim bölgelerinde deniz kirliliği gündemden düşmüyor. Özellikle bir haftadır Kemer’den gelen görüntüler, deniz çöplerinin kıyı alanlarında yoğunlaştığını gösteriyor. Tekirova, Göynük ve Kemer ilçe merkezindeki sahillerde deniz yüzeyinde ve kıyıda görülen deniz çöpleri çöpleri, 5 yıldızlı otellerin yüzme alanlarını da tehdit ediyor. Özellikle tatil için bölgeyi tercih eden Rus turistler denize girmeyi engelleyecek şekilde kıyıda yoğunlaşan çöpleri görüntüleyerek sosyal medya hesaplarında paylaşıyor.&nbsp;



AĞIR KOKUDAN DENİZE GİRİLEMİYOR

Görüntülerde Yoğun plastik parçacıklarının olması dikkat çekiyor. Tatilcilerin yaptığı yorumlarda ise özellikle öğle saatlerinden itibaren ağır koku ve çöpler yüzünden denize girmenin mümkün olmadığı belirtiliyor. Son yıllarda denizlerdeki mikro plastik konusunda birçok çalışmanın yapıldığı gözlenirken, Antalya’da yürütülen deniz dibi temizliklerinde traktör ve kamyon lastiğinden naylon terliklere kadar makro plastik örneklerinin çıkarılması, katı atık yönetimi konusunda sorunlar olduğunu işaret ediyor.&nbsp;



DENİZ ÇÖPLERİ PHASELİS KIYISINA ULAŞTI

Turizmin başkenti olarak anılan Antalya’nın sezon ortasında yaşadığı deniz çöpleri sorunu, yüzeyde görülen plastiklerle sınırlı değil. Alanya’dan Kaş’a arıtma sistemlerinin yetersizliği, kapasitenin arttığı yaz aylarında denizi tehdit eden kirlilik kaynakları arasında. Antalya’nın marka değerleri arasında yer alan dünyaca ünlü Phaselis antik kentinin sahilinde denize girenlerin kaydettiği kirlilik ve deniz çöpleri görüntüleri ise, sorunun kültürel peyzaj için de tehdit oluşturmaya başladığını gösteriyor. Antalya kent merkezinde ise falezlerin olduğu bölgede belli aralıklarla deniz çöpleri görünüyor. Vatandaşların kıyıdan gözlemlediği deniz çöpleri, plastik atıklardan poşetlere uzanan çeşitlilikte. Falezler boyunca gözlenen karasal kirliliğin rüzgârla ya da yağışlarla denize taşıdığını belirten vatandaşlar, bu alanlarda önleyici tedbirler alınarak düzenli temizlik yapılması gerektiğini dile getiriyor.&nbsp;



ANTALYA COP31’E HAZIRLANIYOR

Antalya, Kasım 2026’da Küresel İklim Zirvesi COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Turizm sezonunun sona erdiği dönemde, kent iklim zirvesi için dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen yaklaşık 120 bin ziyaretçiyi ağırlayancak. Antalya, iyi bir ev sahipliği göstermek istiyor. Bu kapsamdaki hazırlıklar sürüyor.&nbsp;

VALİLİĞİN SLOGANI: “ANTALYA’DA DENİZ HEP TEMİZ”

Antalya Valiliği’nin himayesinde başlatılan Mavi Akdeniz İnisiyatifi projesi de bu çalışmalardan biri. Bu projeyle Antalya kıyılarının ve denizin temizliği yansıtılmak isteniyor. Bu kapsamda bir süredir çeşitli etkinlikler yapılıyor. Projenin sloganı ise “Antalya’da Deniz Hep Temiz” olarak seçilmiş.&nbsp;



BİR YANDA SLOGAN, DİĞER YANDA ÇÖPLER

Bu slogan, oldukça iddialı olmasının yanında, bir kamu kurumunun logosu altında kamuoyuna duyurulduğunda, güven duygusu da yaratıyor. Ancak sloganın gölgesinde yapılan etkinliklerin kamuoyuna duyurulduğu günlerde, tüm dünyadan misafirleri ağırlayan kıyılardan deniz çöplerinin gündeme gelmesi büyük bir çelişki yaratırken kamuya olan güven duygusunu da zedeliyor.&nbsp;

YAMAÇ PARAŞÜTÜ İLE AFİŞ AÇILDI

COP31 öncesinde çeşitli etkinlik ve projelerle kamuoyunda görünür kılınan Mavi Akdeniz&nbsp;&nbsp;Projesi kapsamında geçtiğimiz ay yapılan etkinliklerden biri de Kemer’deki Tahtalı Dağından havalanan yamaç paraşütü pilotlarının, “Antalya’da Deniz Hep Temiz” afişi açarak, ilçe semalarında tur atmalarıydı. Kemer Kaymakamlığı’nın 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında organize ettiği bu etkinlikten bir ay sonra, Kemer kıyılarında görülen yoğun deniz çöpleri ve ortaya çıkan ağır koku, sloganın aksine Antalya’da denizin hep temiz olmadığını acı şekilde gösteriyor.&nbsp;



ATIK AĞLAR DA 12 YILDIR GÜNDEMDE

Mavi Akdeniz projesi kapsamında denizde temizliği ile ilgili birçok başlık kamuoyuna duyuruldu. Denizlere bırakılmış balıkçı ağlarının toplanması da bunlar arasında. Aslında bu konuda küresel bir sorun kapsamında ele alınmış ve 2014 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından proje hazırlanarak, denizlerde ve iç sularda çalışmalara başlanmıştı. ‘Denizlerin Terkedilmiş Av Araçlarından Temizlenmesi Projesi’ başlığını taşıyan bu proje, yaklaşık 12 yıldır gündemde.&nbsp;



ÇEVRE KANUNU DENİZ VE SULARI KORUMAK İÇİN VAR

Ülkemizde yürürlükte olan 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 9. Maddesi, deniz, yeraltı ve yerüstü suları ile su ürünleri üretim alanlarının her türlü kirliliğe karşı korunmasını düzenliyor. Benzer şekilde gemi kaynaklı kirliliklerden, karasal kirliliğe kadar birçok uluslararası ve ulusal mevzuat yürürlükte. Deniz çöpleri ile ilgili hazırlanan beş yıllık eylem planı hala geçerliliğini koruyor. Plan kapsamında oluşturulan komisyon üyelerinden ikisi tutuklanarak görevden uzaklaştırıldı. Komisyonun bu iki önemli üyesinin yerine başka bir yetkili getirildi mi belli değil. Mevcutdaki proje raporunda halen bu iki komisyon üyesinin adı yer alıyor.&nbsp;

KALICI VE KAPSAYICI ÇÖZÜM ŞART&nbsp;

Antalya kıyıları deniz çöpleri ile gündeme gelirken, ortaya çıkan manzaralar su kalitesi parametreleri açısından olduğu kadar kıyı turizmi için de büyük bir tehdit oluşturuyor. Yıllardır hazırlanan eylem planları, yasal mevzuatlar ve projeler kapsamında yeterli önlemlerin alınmadığını düşündüren bu görüntüler, kalıcı ve kapsayıcı çözümler üretilmeden sona erecek gibi de görünmüyor. Antalya Valiliği ise COP31 çerçevesi içerisinde bir halkla ilişkiler projesi ortaya koyarak, önemli ama gecikmiş adımlar atma gayreti içinde. Ancak sloganlara ve görüntüyü kurtarmaya yönelik bu tür çabaların kalıcı çözüm üretmek için yeterli olmadığı da ortada.&nbsp;

SOSYAL MEDYA TUZAĞINI AŞABİLMEK

Son yıllarda yerel yönetimler başta olmak üzere ilgili kamu kurumlarının da sosyal medya odaklı bir hizmet anlayışı ortaya çıktı. Kısa süreli ilgi toplamaya yönelik olan bu tür çabalar görünenin üstünü örtmeye yetmediği gibi, görünmeyeni engellemek için de yetersiz kalıyor. Antalya, Türkiye’nin en önemli turizm kenti. Tercih edilen turizm modeli ise kıyı ve denize bağımlı. Yerel ve merkezi idarelerin yöneticileri arasında zaman zaman tartışmalara konu olan arıtma sistemleri ve atıksu deşarjı sorun kaynakları halen tümüyle çözülmüş değil.&nbsp;

DENİZİN HEP TEMİZ OLMASI İÇİN

Kemer sahillerinden gelen görüntüler, denizlerin slogan ve sosyal medya paylaşımlarıyla değil, kalıcı çözümlerle korunabileceğini gösteriyor. Tedbirler yalnızca COP31 ile sınırlandırılamaz. Yıllardır yeterince uygulanmayan eylem planları ve ilgili mevzuatın gerekliliklerini harfiyen yerine getirilmeli. Tüm bunlar sağlıklı biçimde uygulandığında zaten ayrıca bir slogana ihtiyaç kalmayacak, Antalya’da deniz gerçekten temiz kalacak.&nbsp;

***

*Son günlerde Kemer sahillerinde turistler tarafından kaydedilerek sosyal medyada paylaşılan deniz çöpleri ile ilgili bazı videolardan örnekler:

&nbsp;

https://www.instagram.com/reel/Dahqn-Qu0sn/?igsh=dW44MnpqcHR1cWNo

&nbsp;

https://www.instagram.com/reel/DaXdu5QMAh6/?igsh=MTR5eTVyOWdvdGhjeQ==

&nbsp;

https://www.instagram.com/reel/DaVFWuDxD68/?igsh=MmZmN3BzNHA3em13

&nbsp;

https://www.instagram.com/reel/DZg4wSqMeL6/?igsh=MXVkdGFqdDJjY3U4bw==

&nbsp;

https://www.facebook.com/share/r/17sGG3ipmD/?mibextid=wwXIfr



--
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Antalya’da deniz çöpü krizi: Plan var eylem yok! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 12:44:30 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/antalyada-deniz-copu-krizi-plan-var-eylem-yok-160358-20260709.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/antalyada-deniz-copu-krizi-plan-var-eylem-yok-160358-20260709.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/antalyada-deniz-copu-krizi-plan-var-eylem-yok-160358-20260709.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Tarih, Kelime Oyunlarıyla Yeniden Yazılamaz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-tarih-kelime-oyunlariyla-yeniden-yazilamaz-4596.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-tarih-kelime-oyunlariyla-yeniden-yazilamaz-4596.html</link>
                    <description><![CDATA[Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) Genel Başkanı Prof. Dr. Tolga Yarman, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in müfredat değişikliklerini savunurken ders kitaplarından "Kurtuluş Savaşı" ifadesinin çıkarılacağını açıklamasına sert tepki gösterdi. TÜMÖD Yönetim Kurulu adına yapılan açıklamada, bu kararın basit bir terim değişikliği değil, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin anlamını çarpıtan "maksatlı bir tahrifat" olduğu vurgulandı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ "Kurtuluş Savaşı" ifadesinin bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından seçildiğini tarihi belgelerle hatırlatan Yarman, Bakan Tekin’in "Neyden kurtuluyoruz?" sorusuna, "Türk milleti Osmanlı’dan değil, Osmanlı’yı esir alan, Anadolu’yu parça parça bölüşen emperyalist işgal devletlerinden, yani Yedi Düvel'den kurtulmuştur", sözleriyle yanıt verdi. Tarihin masa başında siyasi mülahazalarla yeniden yazılamayacağını belirten TÜMÖD, Milli Eğitim Bakanlığı’nı tarihi gerçeklere ve Cumhuriyet'in kurucu değerlerine bağlı kalmaya davet etti.



Prof. Dr. Tolga Yarman

ULUSUMUZA VE KAMUOYUNA DUYURU

Tarih, Kelime Oyunlarıyla Yeniden Yazılamaz: “Kurtuluş Savaşı” Adı Bizzat Atatürk Tarafından Konmuştur. TÜMÖD Yönetim Kurulu Adına, Genel Başkan Prof. Dr. Tolga Yarman

I. MAKSATLI BİR TARİHSEL TAHRİFAT VE BAKAN TEKİN’İN AÇIKLAMALARI Evveli gün, İktidar Partisi milletvekilleriyle gerçekleştirilen ve basına yansıyan bir istişare toplantısında, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından yapılan açıklamalar Türk eğitim sistemi ve milli hafıza açısından kaygı verici bir boyuta ulaşmıştır. Bakan Tekin, müfredat değişikliklerini savunurken ders kitaplarından Kurtuluş Savaşı ifadesinin çıkarılacağını ilan etmiş
ve bu kararı“bozuk bir Türkçe” ile şöyle ifade etmiştir:

- Kurtuluş Savaşı yerine artık Milli Mücadele diyoruz. Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı. Millî Mücadele demek daha doğru.
Bu açıklama, sadece bir terim değişikliği değil; Türk milletinin emperyalizme (devlet olarak örgütlenmiş haydutluklara) karşı verdiği dünyadaki “en onurlu” denebilecek, bağımsızlık mücadelesinin dokusunu, hedefini ve mânâsını çarpıtan maksatlı bir tahrifat çabasıdır. “Neyden
kurtuluyoruz?” sorusu (Bakan,“Kimden, nelerden kurtuluyoruz?”, demek istiyor olmalı), bilgisizlikle açıklanamayacak kadar vahim, tersine bilinçli bir hafıza karartma operasyonunun tezahürüdür. Türk milletinin evlâtlarına rehberlik etmesi gereken bir bakanın, tarihi, kendi rahatsızlıklarına göre yeniden yazmaya, kelime oyunlarıyla eğip bükmeye hakkı yoktur. Hiç kimsenin, hiç bir siyasi öznenin, bir ulusun ortak hafızasını ve eşsiz kurucu liderinin bizzat yonttuğu deyimleri yok sayma yetkisi bulunmamaktadır.

II. MESELE OSMANLI’DAN KURTULMAK DEĞİL, İŞGALCİ &amp;quot;YEDİ DÜVELİN” ESARETİNDEN KURTULMAKTIR.

Bakan Yusuf Tekin’in “Ondan önce, koskoca Osmanlı vardı, neyden kurtuluyoruz?” sorusuna verilecek en yalın cevap şudur:

- Türk milleti, Osmanlı’dan değil, Osmanlı’yı esir alan, Sevr Antlaşması () ile Anadolu’yu parça parça bölüşen emperyalist işgal devletlerinden, yani Yedi Düvelden (düşmandan), kurtulmuştur!.. Mondros Ateşkes Antlaşması’yla (30 Ekim 1918) orduları dağıtılmış, tersanelerine girilmiş, Başkenti, İngiliz zırhlılarının namlularına boyun eğmiş ve fiilen bitme noktasına gelmiş bir devletin enkazının içinden, kurtulmuştur.
Türk milleti, o evrede, canını dişine takarak:
 İzmir’e çıkan Yunan Ordusu’ndan,
 Adana’yı ve Maraş’ı işgal eden Fransızlar’dan,
 Güneydoğu’yu kuşatan İngilizler’den,
 Antalya’ya ve Konya’ya yerleşen İtalyanlar’dan,

 Daha daha, tüm şu işgallere seyirci kalan, halkı direniş yerine teslimiyete çağıran aciz bir
Osmanlı yönetiminden, kurtulmuştur.

TBMM’nin alnına “Hakimiyet Kayıtsız şartsız milletindir”, düsturunu mıhlamış, bağımsızlığına koştura koştura ve tam anlamıyla, hayatı pahasına, ama dimdik ve onuruyla kavuşmuştur.

III. CEVAP BİZZAT ATATÜRK’ÜN AĞZINDAN VE EL YAZISINDAN: TARİHİ BELGELER

Bakanlığın iddialarına ve “Neyden kurtuluyorduk?” sorusuna en sarsıcı cevabı, bizzat mücadelenin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığı andaki manzarayı tasvir ettiği Büyük Nutuk’un (1927) ilk sayfalarında şu sözlerle vermektedir:

- Osmanlı Devleti&amp;#39;nin içinde bulunduğu grup, Harbi Umûmî&amp;#39;de (I. Dünya Savaşı) mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şeraiti (şartları) ağır bir mütarekename (Mondros) imzalanmış... Millet yorgun ve fakir bir halde. Milleti ve memleketi Harb-i Umûmî&amp;#39;ye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten firar etmişler. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal
ettiği alçakça tedbirler araştırmakta...

Atatürk, kimden ve nelerden kurtulmamız gerektiğini işte bu satırlarla, o günkü acı resmi ortaykoyarak ilan etmiştir. O sebeple, süreci sadece “milli mücadele” olarak sınırlandırmak eksiktir; bu mücadelenin nihai amacı Tam bir Kurtuluş’tur.

Daha da önemlisi, “Kurtuluş Savaşı” deyiminin bizzat Atatürk tarafından öne çekildiği, devlet arşivleriyle sabittir. Cumhuriyetimiz’in ilanının 10. yılı vesilesiyle, 29 Ekim 1933 tarihinde Gazi Paşa’nın okuyacağı 10. Yıl Nutku&amp;#39;nun ilk taslak metninde bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi el yazısıyla yaptığı tarihî düzeltme, bugün bu tartışmayı açanlara, en büyük dersi vermektedir.

10. Yıl Nutku’nun yazımı sürecinde, nitekim Atatürk, metindeki “İstiklâl Savaşı’na başladığımızın on beşinci yılındayız...” cümlesindeki “İstiklâl” kelimesinin üzerini kendi kalemiyle çizmiş, bu sözcüğün üstüne, kendi el yazısıyla “Kurtuluş” kelimesini eklemiştir.

O metin, o gün Ankara Hipodromu’nda yüz binlerce vatandaşa ve tüm dünyaya bizzat Atatürk’ün ağzından, kendi seçtiği o kelimeyle, “Kurtuluş Savaşı’na başladığımızın on beşinci yılındayız...” şeklinde okunmuştur.

IV. SONUÇ VE ÇAĞRI: TARİHİ DEĞİŞTİRMEYE KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ!..

Mustafa Kemal Atatürk, süreci anlatırken hem toplumsal direnişi ifade eden “Millî Mücadele” deyimini, hem cephedeki askeri boyutu anlatan “İstiklâl Harbi” deyimini, hem de neticeyi taçlandıran “Kurtuluş” kelimesini bir bütün olarak görmüş ve kullanmıştır. Bunlar birbirinin seçeneği değil, birbirini tamamlayan kavramlardır. Ancak bugün “Kurtuluş” kelimesini artık neyi kurtarmak içinse, öyle bir saikle, cımbızlayıp müfredattan kazımaya çalışmak, “Neyden
kurtulduk ki?” diyerek işgal gerçeğini hafifletmeye yeltenmek, bu topraklar için canını vermiş şehitlerin aziz hatırasına ve bizzat Atatürk’ün öğretisine sadakatsizliktir; kimsenin haddi değildir!..

Tarih, masa başında alınan idarî kararlarla, siyasi mülahazalarla veya kelime oyunlarıyla yeniden yazılabilecek bir yaz boz tahtası değildir. Türk milletinin hafızasındaki “Kurtuluş” bilinci, ders kitaplarından isimlerin silinmesiyle yok edilemeyecek kadar derinlere kök salmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nı, tarihsel olgularla ters düşmemeye; ders kitaplarını; Ülkemiz’in Kurtarıcısı’nın ve Cumuhuriyetimiz’in Kurucusu’nun kendi eliyle yazdığı tarihî gerçeklere ve
deyimlere bağlı kalarak, basmaya davet ediyoruz.

Türk milleti, adını bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün koyduğu “Kurtuluş Savaşı” nitelemesine ve o savaşın her bir sayfasına ebediyyen sahip çıkacaktır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
TÜMÖD Yönetim Kurulu Adına,

Genel Başkan Prof. Dr. Tolga Yarman


&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Tarih, Kelime Oyunlarıyla Yeniden Yazılamaz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 09:47:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tarih-kelime-oyunlariyla-yeniden-yazilamaz-125334-20260707.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tarih-kelime-oyunlariyla-yeniden-yazilamaz-125334-20260707.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tarih-kelime-oyunlariyla-yeniden-yazilamaz-125334-20260707.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[NATO Zirvesi 2026 Çatışmalara Son Verebilir mi?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-nato-zirvesi-2026-catismalara-son-verebilir-mi-4595.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-nato-zirvesi-2026-catismalara-son-verebilir-mi-4595.html</link>
                    <description><![CDATA[Akademisyen Yazar Çetin Göksu, yaklaşan stratejik zirve öncesinde NATO’nun Amerikan güdümünden sıyrılma zorunluluğunu, Türkiye’nin köklü barış vizyonunu ve Avrupa ile birlikte inşa edilmesi gereken askeri-siyasal özerkliğin şifrelerini analiz ediyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Savaşların, vekâlet çatışmalarının ve uluslararası hukukun işlevsizleştiği küresel bir fetret devrinden geçerken, gözler bir kez daha en büyük askeri mekanizma olan NATO’ya çevrildi. Ancak asıl soru ortada duruyor: NATO mevcut yapısıyla küresel barışa hizmet edebilir mi?&nbsp;

NATO Zirvesi 2026&nbsp;Çatışmalara Son Verebilir mi?

Küresel Hegemonyadan Küresel Barış Gücüne Dönüşümün Eşiğinde İttifak ve Türkiye’nin Tarihi Misyonu

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yükselen iki kutuplu dünyanın bir ürünü olarak kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), varoluşsal bir yol ayrımının eşiğindedir. Kurulduğu günden bu yana ağırlıklı olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel stratejik çıkarlarının ve emperyalist amaçlarının bir kaldıracı olmakla eleştirilen ittifak, 21. yüzyılın çok kutuplu, karmaşık jeopolitik ikliminde meşruiyet krizleri yaşamaktadır. Bu makale, yaklaşan NATO Zirvesi ekseninde ittifakın mevcut yapısını masaya yatırmakta; askeri bir güç odağı olmaktan çıkıp soykırımları, çatışmaları ve haksız işgalleri önleyen küresel bir "barış kurumuna" dönüşüm imkanlarını tartışmaktadır. Bu dönüşümde, kuruluş felsefesini küresel barış üzerine inşa etmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin ve stratejik özerklik arayışındaki Avrupa’nın üstlenmesi gereken siyasi, ekonomik ve askeri sorumluluklar analiz edilmektedir.

Soğuk Savaşın Mirası ve Küresel Güvenlik Açığı

Dünya, küresel güç mücadelelerinin, bölgesel vekâlet savaşlarının ve insani trajedilerin eşi benzeri görülmemiş bir hızla tırmandığı bir fetret devrinden geçmektedir. Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası hukuku ve barışı korumakla yükümlü kurumların yapısal felci, dünyayı daha büyük bir güvenlik açığıyla baş başa bırakmıştır. Bu süreçte gözlerin çevrildiği en büyük askeri mekanizma ise şüphesiz NATO’dur.

Ancak temel soru geçerliliğini korumaktadır: NATO Zirvesi çatışmalara son verebilir mi? Mevcut parametrelerle bu sorunun cevabı ne yazık ki olumsuzdur. Çünkü NATO, kurulduğu günden bu yana transatlantik bağın ötesinde, büyük oranda Washington’ın güdümünde bir güç aygıtı olarak işlev görmüştür. İttifakın küresel barışa hizmet edebilmesi, askeri ve finansal yükü sırtlayan hegemonik bir gücün bencil çıkarlarından arındırılmasına ve radikal bir kurumsal reforma tabi tutulmasına bağlıdır.

1. Amerikan Güdümünden Çıkmak: Emperyalist Çıkarlar vs. Küresel Adalet

NATO’nun karar alma mekanizmaları kağıt üzerinde "oy birliği" prensibine dayansa da, ittifakın lojistik, askeri bütçe ve nükleer caydırıcılık kapasitesinin ezici çoğunluğu ABD tarafından domine edilmektedir. Bu durum, ittifakın operasyonel yönünü küresel adaleti sağlamaktan ziyade, Amerikan jeopolitik vizyonunun (Batı dışı dünyayı çevreleme, silah sanayisini fonlama ve enerji hatlarını kontrol etme) bir aracı haline getirmektedir.

Zirveye katılan dünya liderlerinin önünde tarihi bir sınav durmaktadır: NATO, Washington’ın emperyalist hedeflerine taşeronluk yapmaya devam mı edecek, yoksa hiçbir çıkar gözetmeksizin yalnızca insanlığın ortak huzuruna hizmet eden adil bir kuruluşa mı dönüşecek? İttifak, Batı Bloku’nun koruyucu kalkanı olmanın ötesine geçmeli; dünyanın neresinde olursa olsun soykırımları, etnik temizlikleri ve haksız işgalleri dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin engelleyecek bir "Barış Gücü" karakteri kazanmalıdır.

2. "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh": Türkiye’nin Kurumsal ve Tarihi Vizyonu

Türkiye Cumhuriyeti, 1923 yılındaki kuruluşundan bu yana dış politikasını geçici konjonktürel çıkarlar üzerine değil sarsılmaz bir felsefi temel üzerine kurmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün **"Yurtta sulh, cihanda sulh"** ilkesi, Türkiye’nin barışı bir taktik değil, insani bir zorunluluk olarak gördüğünün en büyük kanıtıdır.

Türkiye, NATO’nun ikinci büyük askeri gücü olarak ittifak içerisinde her zaman yapıcı, dengeleyici ve insani mülahazaları gözeten bir aktör olmuştur. Ankara için küresel adalet, sınırların korunmasından ibaret değildir; güneşin tüm insanlığı eşit ısıtması gibi, barışın ve güvenliğin de küresel ölçekte adil dağıtılması gerekir. Bu doğrultuda Türkiye, NATO zirvelerinde küresel vicdanın sesi olmak, ittifakın bencil politikalardan sıyrılıp insanlığa hizmet etmesi gerektiğini haykırmak konusunda tarihi bir misyona sahiptir.

3. Türkiye ve Avrupa’nın Stratejik Hazırlığı: Siyasal, Ekonomik ve Askeri Özerklik

NATO’nun eksenini küresel bir barış kurumuna doğru kaydırmak, yalnızca retorikle (söylemle) mümkün değildir. Türkiye ve Avrupa’nın, Washington’ın hegemonyasını dengeleyecek ve yeni bir güvenlik mimarisi inşa edecek siyasal, ekonomik ve askeri hazırlıkları ivedilikle başlatması gerekmektedir.

&nbsp;Askeri ve Teknolojik Bağımsızlık: 

Avrupa’nın güvenlik alanında ABD’ye olan kronik bağımlılığı sona ermelidir. Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinde ortaya koyduğu yerlilik, millilik ve teknolojik bağımsızlık hamlesi (İHA/SİHA'lar, yerli savunma sistemleri), bu tür bir özerklik için küresel bir model teşkil etmektedir. Avrupa da kendi sanayisini bu bencil çemberin dışına çıkarmalıdır.

&nbsp;Siyasal ve Diplomatik İrade: Türkiye ve Avrupa, Ortadoğu’daki soykırım risklerinden Afrika’daki sömürgeci artığı çatışmalara kadar uzanan geniş bir coğrafyada, Washington’dan bağımsız, tamamen uluslararası hukuka ve insan haklarına dayalı ortak bir dış politika çizgisi geliştirmelidir.

&nbsp;Ekonomik Çeşitlilik: Savunma bütçelerinin küresel silah lobilerini zengin etmek için değil, çatışma bölgelerinde istikrarı, gıda güvenliğini ve barışı kalıcı kılacak insani misyonları fonlamak üzere yeniden yapılandırılması şarttır.

&nbsp;Liderlerin Sınavı ve İnsanlığın Kaderi

NATO Zirvesi, klişe sonuç bildirgelerinin yayınlandığı, yeni silah bütçelerinin onaylandığı ve küresel güç bloklarının gövde gösterisi yaptığı bir tiyatro sahnesi olmaktan çıkarılmalıdır. Dünya liderleri bugün bir yol ayrımındadır: Ya kendi kısa vadeli ulusal ve ekonomik çıkarlarını koruyan bencil bir yapıyı sürdürerek dünyayı yeni bir küresel felakete sürükleyecekler ya da hiçbir çıkar gözetmeyen, yalnızca insanlığa ve dünya barışına hizmet eden bir kurumsal dönüşümün kapısını aralayacaklardır.

Türkiye Cumhuriyeti, kuruluş amacına sarsılmaz bir sadakatle bağlı kalarak bu zirvede de barışın bayraktarlığını yapmaya hazırdır. Şimdi sıra, dünyanın geri kalan liderlerinin bu tarihi kararı alabilecek basirete, cesarete ve vicdana sahip olup olmadıklarını göstermelerindedir. İnsanlığın kaderi, bencil çıkarların üzerinde yükselen silahlara değil, adalet temelinde yükselen bir küresel barış gücüne emanet edilmelidir.
&nbsp;



ÇETİN GÖKSU

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[NATO Zirvesi 2026 Çatışmalara Son Verebilir mi? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 10:25:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nato-zirvesi-2026-catismalara-son-verebilir-mi-132944-20260704.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nato-zirvesi-2026-catismalara-son-verebilir-mi-132944-20260704.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nato-zirvesi-2026-catismalara-son-verebilir-mi-132944-20260704.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Madımak Katliamında Kaybettiğimiz Canlarımızı Saygıyla Anıyoruz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-madimak-katliaminda-kaybettigimiz-canlarimizi-saygiyla-aniyoruz-4594.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-madimak-katliaminda-kaybettigimiz-canlarimizi-saygiyla-aniyoruz-4594.html</link>
                    <description><![CDATA[2 Temmuz 1993: Unutmadık, Unutturmayacağız! Madımak’ın Ateşi Yüreğimizde Yanmaya Devam Ediyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ #unutMADIMAKlımda

Bundan tam 33 yıl önce, 2 Temmuz 1993’te, Türkiye tarihinin en karanlık, en acı ve en utanç verici sayfalarından biri Sivas’ta yazıldı. Pir Sultan Abdal Şenlikleri için kente gelen şairler, yazarlar, ozanlar, oyuncular ve aydınlar, cehaletin, bağnazlığın ve organize bir kötülüğün hedefi oldu. Kültürün, sanatın, hoşgörünün ve kardeşliğin sesini susturmak isteyen gözü dönmüş bir güruh, Madımak Oteli’ni ablukaya alarak insanlığı ateşe verdi.

O gün Sivas’ta sadece bir otel değil; bu toprakların en değerli beyinleri, en güzel sesleri, geleceğe umutla bakan gencecik fidanları, yani vicdanımız ve insanlığımız yakıldı. Canlarımızın çığlıkları yükselirken saatlerce süren sessizlik, müdahale edilmeyen o karanlık bekleyiş, adalete ve vicdana vurulan en büyük darbe olarak hafızalarımıza kazındı. Asaf Koçak’ın karikatürleri, Hasret Gültekin’in sazının teli, Metin Altıok’un şiirleri, Behçet Aysan’ın dizeleri ve gencecik semah dönen çocukların düşleri o yangında küle çevrilmek istendi.
&nbsp;



Ancak aradan geçen 33 yıla rağmen ne o ateş söndü ne de yüreklerimizdeki acı dindi. Madımak Katliamı, sadece o otelde can veren 33 aydınımızın ve 2 otel çalışanımızın değil, bu ülkede bir arada, barış içinde yaşama iradesine sahip çıkan herkesin ortak yarasıdır. Katliamın ardından geçen onlarca yılda hukuki süreçlerin zamanaşımı oyunlarıyla kapatılmaya çalışılması, gerçek faillerin ve arkasındaki karanlık odakların tam anlamıyla gün yüzüne çıkarılmaması, adalete olan inancı zedelese de toplumsal hafızayı yok edememiştir. Çünkü biliyoruz ki; insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olmaz!

Bizler, Özgür İfade Gazetesi olarak; düşüncenin, sanatın, inancın ve farklılıkların bir arada özgürce yaşayabildiği bir Türkiye idealini savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Karanlığa, barbarlığa ve nefrete karşı inadına aydınlığı, bilimi, sanatı ve kardeşliği haykırmaya devam edeceğiz.

Katliamın 33. yıl dönümünde, Madımak’ta barbarlığın ateşiyle aramızdan koparılan tüm canlarımızı saygı, özlem ve minnetle anıyor; katliamı, arkasındaki zihniyeti ve adaleti karartanları bir kez daha lanetliyoruz.

Unutmadık, unutturmayacağız...

Özgür İfade Gazetesi
&nbsp;

İbrahim Bilgin
İstanbul Gazete ve Haberciler Federasyonu
Maltepe Şube Başkanı

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Madımak Katliamında Kaybettiğimiz Canlarımızı Saygıyla Anıyoruz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 19:12:27 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/madimak-katliaminda-kaybettigimiz-canlarimizi-saygiyla-aniyoruz-221731-20260701.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/madimak-katliaminda-kaybettigimiz-canlarimizi-saygiyla-aniyoruz-221731-20260701.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/madimak-katliaminda-kaybettigimiz-canlarimizi-saygiyla-aniyoruz-221731-20260701.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kılıçdaroğlu’nun Kırmızı Çizgisi Ali Kılıç’tan Siyasi Saf Değişimi Sinyali mi: Erdoğan’a Övgü Yağdırdı!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-kilicdaroglunun-kirmizi-cizgisi-ali-kilictan-siyasi-saf-degisimi-sinyali-mi-erdogana-ovgu-yagdirdi-4593.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-kilicdaroglunun-kirmizi-cizgisi-ali-kilictan-siyasi-saf-degisimi-sinyali-mi-erdogana-ovgu-yagdirdi-4593.html</link>
                    <description><![CDATA[Eski Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birlik mesajını övgü dolu sözlerle paylaşması siyaset kulislerinde bomba etkisi yarattı. Geçmişte CHP Genel Merkezi’nde "Atama krizlerine" yol açan ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun "prenslerinden" biri olarak kabul edilen Kılıç’ın bu çıkışı, hakkındaki sahte diploma ve yolsuzluk iddialarını yeniden gündeme taşırken, "yeni bir saf arayışı mı?" sorusunu doğurdu.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ İbrahim Bilgin
İstanbul Gazete ve Haberciler Federasyonu
Maltepe Şube Başkanı

CHP’de sular durulmazken, partinin yakın geçmişteki en tartışmalı isimlerinden biri olan eski Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, ezber bozan bir hamleye imza attı. Kılıç, sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Adlarımız ne olursa olsun, soyadımız Türkiye Cumhuriyeti'dir" sözünü alıntılayarak adeta bir destek mesajı yayımladı.

Erdoğan liderliğindeki "Güçlü Türkiye" vizyonuna ve Osmanlı’dan gelen birlik ruhuna övgüler dizen Kılıç’ın bu hamlesi, sıradan bir birlik mesajının ötesinde, siyasi çevrelerde büyük bir kırılmanın işareti mi yoksa geçmişten gelen var olan bir bağ mı sorularını akla getirdi.

Parti Meclisi’ni Baypas Ederek Aday Yapılmıştı

Ali Kılıç’ın bu çıkışını çarpıcı kılan asıl unsur ise CHP içindeki geçmiş siyasi bagajı. Kılıç, Maltepe Belediye Başkanlığı döneminde örgütün ve tabanın tüm yoğun tepkilerine, diğer güçlü aday adaylarının üzeri çizilerek, dönemin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından adeta bir "dayatma" ile adaylaştırılmıştı.

O dönem Parti Meclisi’nin (PM) onayından geçemediği için bizzat Kılıçdaroğlu’nun "kırmızı çizgim" nitelemesiyle ve genel merkez atamasıyla koltuğa oturtulan Kılıç, kamuoyunda uzun süre "Kılıçdaroğlu’nun prensi" olarak anılmıştı.

İddiaların Gölgesinde Rahat Bir Siyaset Sahnesi

Siyaset sahnesinde tüm itirazlara rağmen korunaklı bir şekilde yol alan Ali Kılıç, görev süresi boyunca ve sonrasında da pek çok ciddi iddiayla karşı karşıya kaldı. Özellikle kamuoyunda ve basında sıkça tartışılan "sahte diploma" iddiaları ve hakkında ortaya atılan çok sayıda yolsuzluk dosyasına rağmen, Kılıç’ın bugüne kadar siyasi olarak yıpratılmadan yoluna devam edebilmiş olması her zaman bir soru işareti olarak kalmıştı.

"Güzelleme" mi, Yeni Bir Çatı Arayışı mı?

CHP içindeki mahkeme süreçlerinin, kurultay hesaplaşmalarının ve Kılıçdaroğlu ekibinin tasfiye dalgasının sürdüğü bu kritik dönemde gelen "Erdoğan güzellemesi", basında geniş yankı uyandırdı.

Siyasi analistler, geçmişini tamamen Kılıçdaroğlu’nun himayesine borçlu olan bir figürün&nbsp; iktidar bloğuna göz kırpmasını "siyasi bir manevra" olarak değerlendiriyor. Hakkındaki iddiaların ve dosyaların gölgesinde siyasi ömrünü uzatmak isteyip istemediği tartışılan Kılıç’ın bu hamlesine, eski lideri Kılıçdaroğlu’na yakın çevrenin ve mevcut CHP yönetiminin ne tepki vereceği ise merakla bekleniyor.

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Kılıçdaroğlu’nun Kırmızı Çizgisi Ali Kılıç’tan Siyasi Saf Değişimi Sinyali mi: Erdoğan’a Övgü Yağdırdı! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 15:26:48 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kilicdaroglunun-kirmizi-cizgisi-ali-kilictan-siyasi-saf-degisimi-sinyali-mi-erdogana-ovgu-yagdirdi-183413-20260701.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kilicdaroglunun-kirmizi-cizgisi-ali-kilictan-siyasi-saf-degisimi-sinyali-mi-erdogana-ovgu-yagdirdi-183413-20260701.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kilicdaroglunun-kirmizi-cizgisi-ali-kilictan-siyasi-saf-degisimi-sinyali-mi-erdogana-ovgu-yagdirdi-183413-20260701.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Dağlarda yıkım, ovada COP31 hazırlığı var!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-daglarda-yikim-ovada-cop31-hazirligi-var-4592.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-daglarda-yikim-ovada-cop31-hazirligi-var-4592.html</link>
                    <description><![CDATA[Dağlarında küçük kıyametin COP’tuğu Antalya iklim zirvesi COP31’e dağlarını, sularını ve ormanlarını yok eden vahşi madenciliğin gölgesinde hazırlanıyor. Kıyı turizmine göre şekillenen bakış açısı, kıyıyı da besleyen Antalya’nın su havzasındaki tahribatı ıskalıyor…]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yusuf Yavuz

Antalya Serik’te, Torosların su kaynaklarını barındıran karstik coğrafyada vahşi madencilik kıyımı durmak bilmiyor. Serik’e bağlı Etler Mahallesinde yıllar önce açılan ancak bir süredir faaliyeti bulunmayan mermer ocağı kapasite artışı ile yeniden faaliyete geçirilmek isteniyor. Bu kez projeye bir de kırma eleme tesisi eklenmiş durumda. Yüzlerce hektarlık alanı etkileyecek proje için seçilen bölge, Serik halkının yayla olarak kullandığı alanlarla çevrili. Proje dosyasında yer verilen bilgilere göre mermer ocağı, kırma eleme tesisi ve yolların sulanması için günde 187 m3 su kullanılacağı belirtiliyor. Bu, dağın kesilip parçalanması için, ayda 5610, yılda ise 67 milyon 320 bin ton su tüketilmesi anlamına geliyor. Projeyle ilgili ÇED sürecinin başladığı duyurulurken, 2 Temmuz’da Halkın Katılımı Toplantısı’nın yapılacağı belirtildi. Bölge halkı ise üretim alanlarını etkileyecek yıkım projesine itiraz ediyor.


Proje için seçilen alanda köylülerin sera ve bahçeleri bulunuyor.&nbsp;

&nbsp;

ANTALYA İKLİM ZİRVESİNE HAZIRLANIYOR

Antalya, Kasım 2026’da küresel iklim krizinin tartışılacağı uluslararası bir iklim zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. COP31’in yapılacağı mekân, Aksu ilçesindeki EXPO2016 alanı olarak belirlendi. Bir süredir EXPO alanında hummalı bir çalışma yürütülüyor. Milyonlarca liralık harcanan fuar alanına altyapı ve otopark gibi yeni eklemeler yapılıyor. Bu kapsamda fuar alanına bitişik tarım arazileri in acele kamulaştırma kararı alındı.



Proje alanı uydu görüntüsü


ANTALYA’YI BESLEYEN SU KAYNAKLARI BU DAĞLARDAN GELİYOR

EXPO2016 alanının da bulunduğu bölge, geçmişte taban suyunun yüksek olduğu bir araziydi. Antalya’nın doğu kesiminde yer alan Aksu, Serik, Manavgat hattı boyunca uzanan verimli ovalar, arka planda bu hat boyunca uzanan dağlardan gelen sularla besleniyor. Bozburun Dağı, Sarp Dağı ve daha geride Dedegöl ve Kartoz dağlarından toplanan sular, Antalya’nın doğu ovalarını besliyor. Bu doğal su sisteminin en gerisinde ise Eğirdir ve Beyşehir gölleri yer alıyor. Geçirgen karstik coğrafya, Antalya’nın tüm ülkedeki su kaynaklarının yaklaşık yüzde 7’lik bir kısmına ev sahipliği yapmasını sağlıyor.



Proje alanı yayla niteliğinde bölgede yer alıyor.

BOZBURUN’A DÜŞEN KAR TANESİ OVANIN VE DENİZİN YAŞAM KAYNAĞI

Serik ve Manavgat dağları, karstik yapının filtreleri gibi ova ile arka plandaki su kaynakları arasında uzanıyor. Beyşehir Gölü, İbradı’daki Altınbeşik Mağarası başta olmak üzere, bölgedeki irili ufaklı dereleri, Eğirdir Gölü ise Aksu Çayı ve bölgedeki dereleri, taban sularını besliyor. Dağlar, göğsüne düşen her damla suyu, her kar tanesini iğne ucu gibi kayaçlarıyla süzüp, koynunda oluşan depolarda saklıyor, derelere, nehirlere, yeraltına aktarıyor, Bu doğal su döngüsü, Torosların binlerce yıldır önemli bir yaşam alanı olmasını sağlamış. Bozburun Dağı’na düşen bir kar tanesi, Serik Ovasında yetişen çileğin, karpuzun ve domatesin, Akdeniz’de yüzen balığın yaşam kaynağı. Dağlardan gelen tatlı su kaynakları, tuzluluk dengesi ve organik besin sağladığı için Antalya’da kıyı turizmi, kıyı ovalarındaki tarımsal üretim ve deniz canlıları için yaşamsal önemde.
&nbsp;


Mevcuttaki işletme sahası ve yeni talep edilen proje sahası


YASA DEĞİŞTİ, KORUMA ZIRHI DELİNDİ, DAĞLARA HÜCUM BAŞLADI

Antalya Su Havzası’nın beslendiği su toplama alanında binlerce mermer ocağı açıldı. TBMM, 2006 yılında değiştirilen maden yasası ile geçmişte izin verilmeyen birçok kritik alanda ‘madencilik’ yapılmasının önünü açan düzenlemelere imza attı. Su havzaları, kültürel ve doğal miras, ormanlar, yaylalar, dağlar bu yasadan etkilendi. Mevzuattaki korumacı maddeler, “bürokratik engel” diyerek budandı, taş (mıcır), kum ve çakıl bile “maden” kapsamına alınarak stratejik bir mineral muamelesi yapıldı. Bugün Antalya Su Havzasını oluşturan coğrafyada binlerce mermer ve taş ocağı ruhsatı var.


Serik Etler mahallesi'nde yer alan proje alanı

ÜLKE NÜFUSUNUN YÜZDE 3’Ü, SULARIN YÜZDE 7’SİNİN ÜZERİNDE

Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 3’ünü barındıran Antalya, Türkiye’nin su varlığının yüzde 7’sine ev sahipliği yapıyor. Ancak su kullanımı konusunda tarım ve turizm sektörlerinin birbiriyle yarıştığı bölgede tüketilen su miktarı su geleceği tehdit edecek ölçüde her geçen gün artıyor. Buna bir de yeterince tartışılmayan vahşi madenciliğin karstik coğrafyadaki su kaynaklarına verdiği zararlar eklenince, tablo daha dramatik hale geliyor.


Mermer ocağı için kullanılacak tahmini su miktarı


SERİK’TE DAĞIN SUYU İLE DAĞI YOK EDECEKLER

Serik ilçesine bağlı Etler Mahallesi’nde kapasite artışı talep edilen mermer ocağı ile aynı proje kapsamında yeni açılacak olan kırma eleme tesisi için kullanılması planlanan su miktarı, tüm bölgenin geleceğini tehdit eden gerçeği açıkça ortaya koyuyor. Denizli merkezli özel bir şirket tarafından hayata geçirilmek istenen proje, mermer ocağı, kırma eleme tesisi ve depolama alanlarını kapsıyor. Yüzlerce hektarlık arazide, her yıl milyonlarca metreküplük üretim kapasitesi talep edilen proje kapsamında ortaya çıkacak devasa pasa malzeme yine açık arazide depolanacak.



Antalya su havzasının 5 alt bölgesinden biri olan Aksu Çayı havzası madencilik tehdidi altında

MERMER ÇIKARMAK İÇİN YILDA 67 MİLYON LİTRE SU TÜKETİMİ

Dağlık orman arazisindeki proje için hazırlanan dosyada, tüm bu işlemlerde kullanılacak günlük toplam su miktarı 187 m3 olarak belirtilmiş. Bu, dağın kesilip parçalanması için, ayda 5610, yılda ise 67 bin 320 ton (67,3 milyon litre) su tüketilmesi anlamına geliyor. Karstik coğrafyadaki dağların ürettiği sular, o suları üreten dağların kesilip parçalanmasına, su döngüsünün önemli bir aşamasının ortadan kaybolması demek. Bu yıkıma gerekçe olarak mermer ocaklarının faaliyeti sonunda alanın rehabilite edildiği, kesilen ağacın yerine 5 katının dikildiği savunuluyor ancak kesilen dağın yerine moloz doldurularak yeniden karstik bir arazi oluşturulması mümkün olmuyor.

HALKIN KATILIMI TOPLANTISI 2 TEMMUZ’DA YAPILACAK

Serik dağlarında büyük tahribatlara neden olacak mermer ocağı ve kırma eleme tesisi projesi için 2 Temmuz 2026 tarihinde Halkın Katılımı Toplantısı yapılacağı duyuruldu. Bölge halkı üretim alanlarını ve su kaynaklarını tehdit eden projeye karşı çıksa da yeterince seslerini duyurabilmiş değiller.


Antalya su havzası ve mermer ocaklarının dağılımı

&nbsp;

COP31 ALANINDA BAKILINCA DAĞLARDAKİ YIKIM GÖRÜLEBİLİYOR

Dağların arasındaki Etler Mahallesi’nde açılmak istenen mermer ocağı ve kırma eleme tesisi, COP31’in yapılacağı Aksu’daki EXPO alanına kuş uçumu 30 kilometre mesafede yer alıyor. EXPO alanından kuzeydeki dağlara bakıldığında, yüksek kesimlerdeki vahşi madenciliğin yarattığı tahribat 30-40 kilometre mesafelerden görülebiliyor.
&nbsp;


Antalya su havzası, göller bölgesi ve kıyı ovaları arasındaki dağlık bölgeden besleniyor.

&nbsp;

İKLİM KRİZİNİN EN ÖNEMLİ NEDENLERİNDEN BİRİ TAHRİBAT

Tüm dünyada insanları uzun süre evlere kapatan pandemi sürecinde, küresel ölçekte yaşanan en önemli ekolojik sorunların başında arazi parçalanması, ekosistem tahribatı, habitat kaybı gibi başlıkların geldiği belirtildi. Küresel ölçekte bilimsel çalışmalar yürüten, raporlar hazırlayan onlarca kuruluş, dünyanın geleceğinin ekolojik restorasyonda olduğu yönünde açıklamalar yaptı. Yıkımın değil, iyileştirmenin desteklenmesi gerektiğine vurgu yapılarak giderek etkisini artıran iklim krizine karşı hükümetler önlemler almaya çağrıldı.

VALİ ŞAHİN: “BURAYA GELENLER BİZE SORMAYACAK MI?”

Antalya COP31’e hazırlanırken, Antalya Valisi Hulusi Şahin, 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, COP31 kente gelecek olan konukları kast ederek, “Buraya gelenler, ‘dünyanın en güzel coğrafyasında yaşıyorsunuz, bunu korumak için ne yapıyorsunuz?’ diye sormayacak mı? Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi bu duygularla harekete geçirildi. Bizler neler yaptığımızı gösterelim, eksiklerimizi tamamlayalım istedik. Yılbaşından beri yoğun şekilde çalışıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

KORUMA VE KULLANMA VİZYONU KIYI TURİZMİNE ENDEKSLİ

Antalya’nın vizyonu, kıyı turizmi etiketi üzerinden belirlenirken, kıyıyı ve denizi doğrudan etkileyen coğrafya göz ardı ediliyor. Mavi Bayrak etiketiyle kıyıların turistik cazibesine vurgu yapılırken, kirliliğin karadan başladığı ıskalanıyor. Madencilik için yürütülen ÇED süreçlerinde kurum görüşü sorulan Kültür Turizm müdürlükleri, projeler turistlerin görebileceği bir alanda değilse, “olumlu” görüş bildiriyor. Eğer tur güzergâhlarında ve görünen bir alandaysa bu konuda öneri ve uyarılarda bulunuyor. Tek başına bu değerlendirme yöntemi bile kirlilik, tahribat ve doğal alan kaybına yönelik bakışın sorunlu olduğunu ortaya koyuyor. Oysa sürdürülebilir bir turizmin geleceği de dağıyla, kıyısıyla, ormanıyla, deniziyle, yaylasıyla, deresiyle bir bütün olarak korunabilmiş coğrafyaya bağlı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Dağlarda yıkım, ovada COP31 hazırlığı var! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 15:23:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/daglarda-yikim-ovada-cop31-hazirligi-var-182724-20260630.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/daglarda-yikim-ovada-cop31-hazirligi-var-182724-20260630.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/daglarda-yikim-ovada-cop31-hazirligi-var-182724-20260630.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item></channel></rss>