<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
                 <rss version="2.0" 
                 xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
                 xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" 
                 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" 
                 xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
                 <channel><title>Özgür İfade ®️ | İstanbul'un Siyasi Gazetesi</title>
                      <link>https://www.ozgurifade.com.tr/rss.xml</link>
                      <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.ozgurifade.com.tr/rss.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                      <language>tr</language>
                      <description>Özgür İfade ®️ | İstanbul'un Siyasi Gazetesi
Her zaman doğru , tarafsız , objektif , araştırmacı ve belgeli haber ile
Halkın Özgür İfade ®️ ‘si olarak yayın ve yayım yaparak Gazeteciliğin bir duruşa sahip olduğuna inanmaktayız.</description>
                      <category>News</category>
                      <lastBuildDate>Wed, 19 Aug 2026 21:20:50 +0000</lastBuildDate>
                      <ttl>1</ttl>
                      <generator>Özgür İfade ®️ | İstanbul'un Siyasi Gazetesi - Haberler</generator>
                      <copyright>Copyright - 2026 - Özgür İfade ®️ | İstanbul'un Siyasi Gazetesi</copyright><item><title><![CDATA[Kalbe Mucizevi Dokunuş: Tıkalı Damara 6 Stent Takarak Hayata Döndürdüler]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-kalbe-mucizevi-dokunus-tikali-damara-6-stent-takarak-hayata-dondurduler-4611.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-kalbe-mucizevi-dokunus-tikali-damara-6-stent-takarak-hayata-dondurduler-4611.html</link>
                    <description><![CDATA[Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Öğretim Üyesi   Mustafa Serdar Yılmazer aynı damara 6 stent takarak hastası Leyla Karnak’ı hayata döndürdü.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 13 Ağustos 2026 tarihinde kalbi durmak üzereyken ambulansla Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılan Leyla Karnak, Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Öğretim Üyesi&nbsp; Mustafa Serdar Yılmazer ve ekibinin zamanla yarışan kritik müdahalesiyle yeniden hayata tutundu.

Kritik Müdahale ve Nadir Görülen Bir Operasyon

Hastaneye ulaştırıldığında durumu son derece ağır olan Karnak’ın, yapılan ilk müdahaleyle hayati fonksiyonları stabil hale getirildi. İleri tetkiklerde hastanın tüm damarlarının tıkalı olduğu tespit edildi. Zaman kaybetmeden operasyona alınan Karnak’a, tıp literatüründe ve uygulamasında oldukça nadir görülen, yüksek riskli bir işlem gerçekleştirildi: Tek bir damara 6 stent yerleştirildi.

&nbsp;Dr. Mustafa Serdar Yılmazer ve ekibinin sergilediği bu teknik uzmanlık ve soğukkanlı müdahale sayesinde hasta ölümün eşiğinden döndürüldü.

"Zor ve Stresli Süreci Hocamızın Yakın İlgisiyle Atlattık"

Yaşanan mucizevi kurtuluş sürecini aktaran hasta yakını ekibimizden Sefa Şahin, duygularını şu sözlerle dile getirdi:

"13 Ağustos günü yakınımız Leyla Karnak’ı acil koduyla ve kalbi durmak üzereyken Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne getirdik. Bizi kapıda Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı&nbsp; Dr. Mustafa Serdar Yılmazer karşıladı ve hızla ekibini toplayarak ilk müdahaleyi yaptı. Hastamızın tüm damarlarının tıkalı olduğunu öğrendiğimizde büyük bir endişe yaşadık. Ancak hocamız, yapılması gereken operasyonu ve riskleri bize son derece net ve güven veren bir dille anlattı. Operasyon sırasında tek damara 6 stent takarak hastamızı adeta hayata döndürdü. Bu derece zor ve stresli bir süreci hocamızın ve ekibinin yakın ilgisi sayesinde çok rahat atlattık. Başta Mustafa Serdar Yılmazer Hocamız ve ekibi olmak üzere, Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi yönetimine ve tüm sağlık personeline sonsuz teşekkür ederiz."

Tek Damara 6 Stent Takmak Neden Bu Kadar Zor?

Kardiyolojide standart stent uygulamalarında genellikle bir veya iki stent yeterli olurken, tek bir damar boyunca 6 stent yerleştirilmesi yüksek riskli ve teknik açıdan son derece karmaşık bir işlem olarak kabul ediliyor.

Tek bir damara 6 stent takılması, damarın neredeyse tamamının tıkalı veya kireçlenmiş olduğunu gösterir. Stentlerin damar yapısına zarar vermeden, katmanlar halinde ve milimetrik hassasiyetle yerleştirilmesi gerekir.

Vücuda giren her stent yabancı bir maddedir. Stent sayısı arttıkça işlem anında pıhtı oluşma veya ilerleyen süreçte damarın tekrar daralma riski yükselir. Bu durum hekimin tecrübesini ve operasyon sırasındaki pıhtılaşma önleyici stratejilerini kritik hale getirir.

Normal koşullarda yarım saat süren stent işlemleri, çoklu stent senaryolarında saatler sürebilir. Bu durum hastanın aldığı radyasyon ve kontrast madde miktarını artıracağı için hekimin işlemi hem hızlı hem de sıfır hatayla tamamlamasını gerektirir.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Kalbe Mucizevi Dokunuş: Tıkalı Damara 6 Stent Takarak Hayata Döndürdüler - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:50:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kalbe-mucizevi-dokunus-tikali-damara-6-stent-takarak-hayata-dondurduler-145635-20260819.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kalbe-mucizevi-dokunus-tikali-damara-6-stent-takarak-hayata-dondurduler-145635-20260819.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kalbe-mucizevi-dokunus-tikali-damara-6-stent-takarak-hayata-dondurduler-145635-20260819.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Tarih, kültür ve inanç yerlerde: Deprem değil, restorasyon yıktı!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-tarih-kultur-ve-inanc-yerlerde-deprem-degil-restorasyon-yikti-4610.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-tarih-kultur-ve-inanc-yerlerde-deprem-degil-restorasyon-yikti-4610.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya Finike’de restorasyon sırasında yapılan geç Osmanlı dönemine ait tarihi cami ile ilgili yeni skandallar ortaya çıktı: Tarihi camideki  Esma-ül Hüsna yazılı bezemeler yıkıntı ve molozların arasına atılmış halde görüldü…]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yusuf Yavuz

İki yıl önce restorasyona alınan Antalya’nın Finike ilçesindeki Çavdır Büyük Cami hatalı uygulamalar, ihmal ve tedbirsizlik yüzünden restore edilirken yıkıldı. Koruma Bölge Kurulu, Osmanlı’nın son döneminde inşa edilen yaklaşık 120 yıllık tarihi yapının yıkılmasını mevsim koşullarına bağladı. Restore edilmek istenirken harabeye dönen tescilli caminin hat sanatıyla yazılan ve üzerinde Esma-ül Hüsna yazıları bulunan kalem işi bezemelerin de molozların arasında olduğu görülüyor. Antalya Valiliği YİKOB tarafından Eylül 2024’de yapılan ihale ile 35 milyon sözleşme bedeliyle Akçaylar Restorasyon şirketine verilen restorasyonda çalışmalar başlamadan önce caminin üzerine koruyucu çatı yapılmamış olması dikkat çekiyor.&nbsp;



120 YILLIK CAMİ RESTORASYONDA YIKILDI

Restorasyon sırasında yıkılan Finike Çavdır Büyük Cami için 2024/1153165 kayıt numarasıyla 16 Eylül 2024 tarihinde ihale yapıldı. Osmanlı’nın son döneminde, bir mescidin üzerinde inşa edildiği ortaya çıkan tarihi cami yaklaşık 120 yaşında. Mülkiyeti köy tüzel kişiliğine ait olan cami, bir asrı aşkın süredir ayakta kaldı. Ancak iki yıl içerisinde tedbirsizlik ve hatalı uygulamalar yüzünden restorasyon sırasında yıkıldı.&nbsp;



YAKLAŞIK 35 MİLYONA İHALE EDİLDİ&nbsp;

Çavdır Büyük Cami için Antalya Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB) tarafından yapılan ihaleye, toplam altı firma davet edildi. Üç firma fiyat teklifi sunarken diğer üç firma ise teşekkür mektubu sundu. İhale, 34 milyon 871 bin 798 TL sözleşme bedeliyle Akçaylar Restorasyon firmasına verildi. İşin bitiş tarihi ise 12 Şubat 2026 olarak belirlendi. Ancak tarihi caminin restorasyonu ihale sözleşmesinde belirtilen süre içerisinde bitmediği gibi restorasyon sırasında yıkılması kamuoyunun tepkisini çekti.&nbsp;



KURUL, ‘MEVSİMSEL’ DEDİ

Caminin yıkılmasıyla ilgili konu geçtiğimiz ay Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun da gündemine geldi. Kurul, tarihi caminin restorasyon sırasında yıkılmasıyla ilgili aldığı 17 Temmuz 2026 tarihli kararında, özetle şu ifadelere yer verdi: “Çavdır büyük caminin mevcutta statik sorunlarının yapısal çatlaklar ve temel kaynaklı zemin oturması malzeme bozulmaları ana taşıyıcı duvarlarda stabilite problemleri vb. sorunların olduğu, buna ek olarak mevsimsel koşullara bağlı olarak kil zemin yapısındaki oturmalar, yapı malzemelerinin deformasyonun artması vb.&nbsp;&nbsp;nedenlerle stabilite problemlerinin tetiklenerek yapının yıkılmasında belirleyici etken haline geldiği Kurulumuza sunulan bilgi ve belgelerden anlaşıldığından, bu aşamada suç duyurusunda bulunulmasına gerek görülmediğine…”&nbsp;



KORUYUCU ÇATI YAPILMAMIŞ

Konuyu değerlendiren uzmanlar ise, Koruma Bölge Kurulunun aldığı bu kararın tartışmalı olduğunu savunuyor. Restorasyonla ilgili yer teslimi yapıldığı günden caminin yıkıldığı güne kadar geçen süreçle ilgili kayıt altına alınan uygulama ve çalışma aşamalarının titizlikle incelenmesi gerektiğine dikkat çeken uzmanların önemli uyarısı; daha işin başında restorasyona alınan caminin üzerine koruyucu bir çatı yapılmamış olması. Bu durum tarihi yapıyı başta yağmur olmak üzere her türlü hava koşullarına karşı savunmasız hale getiriyor ve yapıya zarar veriyor.&nbsp;



KALEM İŞİ ESMA- ÜL HÜSNA MOLOZLARIN ARASINDA

Osmanlı’nın son döneminde inşa edilen camilerin özelliğini taşıyan Finike Çavdır Büyük Cami, Anadolu camilerinde yaygın olarak kullanılan bezemelere sahip. Hat yazısı ile yazılan kalem işi Esma-ül Hüsna (Allah’ın isimleri) ve bezemeler restorasyon sırasında yıkılan caminin molozları arasına görülüyor. Yıkıntılar arasında, mimari parçalar da yer alırken, restorasyon sırasında hilti kullanıldığını yansıtan görüntüler dikkat çekiyor.



İŞ MAKİNESİ İLE BAŞLADI, YIKIMLA SON BULDU

Restorasyon için güvenlikli olmayan bir iskelenin kullanıldığı belirtilirken, söz konusu iskelenin yıkıntıların arasında kalarak kırıldığı görülüyor. Caminin mihrabının bulunduğu beden duvarı ise tamamen yıkılmış durumda. Restorasyonun başladığı dönemde, caminin son cemaat yerine sonradan eklendiği belirtilen beton bölümü kırmak için paletli ekskavatör kullanılması tepki çekmişti.&nbsp;



İKİ YIL ÖNCE KURUMLAR UYARILMIŞTI

Tarihi caminin yıkılması “restorasyon cinayeti” olarak değerlendirirken, projenin başladığı dönemde Finike Kaymakamlığı, Antalya Valiliği ve Sayıştay gibi kurumlara konuyla ilgili başvurular yapılmıştı. Ancak uyarılar dikkate alınmazken göz göre göre gelen yıkım, bugün o başvuruları bir kez daha gündeme getirdi.&nbsp;



FİNİKE VE KAŞ İHALELERİNDEKİ İDDİALAR

Antalya Valiliğine iki yıl önce yapılan yazılı şikayet başvurusunda, YİKOB bünyesinde yapılan Kaş ve Finike ilçelerindeki restorasyon ihaleleri ile ilgili iddialar gündeme getirilerek, bu iddiaların incelenmesi istenmişti. Başvuruya konu ihalelerin, 2024/1151453 ihale kayıt numaralı ‘Patara Yürüme Yolu ve Telsiz Telgraf İstasyonu Restorasyon İşi’ ile 2024/1153165 ihale kayıt numaralı ‘Finike İlçesi Çavdır Büyük Camii Restorasyon ve Çevre Düzenleme İşi’ olduğu belirtilmişti.&nbsp;



FİRMALAR ARASINDA BAĞLANTI İDDİASI

Başvuruda, “Yapılan ihalelere az katılım sağlanarak adrese teslim ihale yapılıp yapılmadığı, Hazırlanan yaklaşık maliyetlerin mevcut proje ile karşılatılması düşük verilen kalemlerin incelenmesi ve yüksek verilen kalemlerin karşılaştırılması, Yapılan ihalelerdeki firmaların dosya satın alan kişilerin diğer firmalar ile ilgili organik bir bağının olup olmadığının ortaya çıkarılması diğer bir bakışla dosya satın alan kişilerin vekâletnamelerinin kontrol edilmesi ve T.C Kimlik numaralarından ihaleyi alan firmadaki görevlerinin veya SGK kayıtlarının irdelenmesi, İhaleye katılan firmaların teklif cetvellerin tamamın hangi yazıcıdan çıkartıldığı ve aynı karakterde olup olmağı hususlarının özel olarak bilimsel olarak irdelenmesi ve incelenmesi” talep edilmişti.&nbsp;



ADRESE TESLİM İHALE İDDİASI

Antalya YİKOB’da görev yapan birim sorumlularının davet listesini hangi kriterlere göre hazırladığı ve davet edilen firmaların araştırılması da istenen başvuruda, “Sonuç olarak adrese teslim yapıldığına inandığım ihalelerin düşük tenzilatlı az katılımlı olduğu açık olarak görülmektedir” iddiasına yer verilmişti.&nbsp;



YİKOB’DAN ‘TAKDİR HAKKI’ AÇIKLAMASI

Antalya YİKOB, söz konusu iddiaların araştırılması için Valiliğe yazılı başvuru yapan vatandaşa verdiği cevapta, Patara’daki restorasyon ihalesinin mevzuata uygun olduğu görüşüne yer verilmişti. Antalya YİKOB’un 19 Kasım 2024 tarihli resmî yanıtında, restorasyon ihalesiyle ilgili iddiaların kurum bünyesinde araştırıldığı bilgisine yer verilerek, yapılan işlemlerin usule uygun olduğu savunularak, “4734 Sayılı Kanun tarafından idarelere 50-100 arasında inisiyatif-takdir hakkı tanındığı ifade edilmiş ve söz konusu durumun ihale süreçlerinde idare tarafından dikkate alındığı” ifadesine yer verilmişti: https://yusufyavuzhaber2022.com/2024/11/22/antalya-yikop-ihalelerde-takdir-hakkini-kullanmis/








&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Tarih, kültür ve inanç yerlerde: Deprem değil, restorasyon yıktı! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:57:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tarih-kultur-ve-inanc-yerlerde-deprem-degil-restorasyon-yikti-145855-20260812.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tarih-kultur-ve-inanc-yerlerde-deprem-degil-restorasyon-yikti-145855-20260812.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tarih-kultur-ve-inanc-yerlerde-deprem-degil-restorasyon-yikti-145855-20260812.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[BİLİMİN VE AYDINLANMANIN YILMAZ NEFERİ: PROF. DR. COŞKUN ÖZDEMİR’İN ARDINDAN]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-bilimin-ve-aydinlanmanin-yilmaz-neferi-prof-dr-coskun-ozdemirin-ardindan-4609.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-bilimin-ve-aydinlanmanin-yilmaz-neferi-prof-dr-coskun-ozdemirin-ardindan-4609.html</link>
                    <description><![CDATA[TÜMÖD Genel Başkanı Prof. Dr. Tolga Yarman, Prof. Dr. Coşkun Özdemir’in kaybının ardından bir açıklama yayımladı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Türkiye bilim camiası ve Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) Ailesi, yeri doldurulamaz bir bilim insanını kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyor. Nörolojik (sinirbilimsel) ve nöromüsküler (sinirkas) hastalıklar(ı) alanında dünya çapında bir uzman olan, ömrünün son anına kadar aydınlanma, Cumhuriyet ve Üniversite mücadelesinden geri durmayan Büyüğümüz, Hocamız, Prof. Dr. Coşkun Özdemir, 10 Ağustos 2026 tarihinde 97 yaşında aramızdan ayrıldı.

Coşkun Hoca, ilerlemiş yaşına karşın TÜMÖD’ün hemen hemen bütün etkinliklerine katılarak bizlere heyecan bahşeden, şevk aşılayan, müstesna bir bilim adamı ve ender güzellikte bir insandı. Bu yazı, O’nun tıp bilimine yaptığı devrimsel katkıları, Türkiye’ye kazandırdığı kurumsal mirasları ve hafızalarımızda yer etmiş anıları, kısacası O’nu, yâdetmek üzere kaleme alınmıştır.


Prof. Dr. Coşkun Özdemir

1. Boston Günleri: MIT Ashdown House’dan hatıralar

Coşkun Özdemir’in vizyonunun küresel çapta şekillendiği önemli dönemlerden biri, 1968 yılında İstanbul Üniversitesi’nde doçent olduktan hemen sonra gittiği Boston’daki, üst ihtisas çalışmaları dönemidir. 1969-1971 yılları arasında Harvard Üniversitesi Massachusetts General Hospital (MGH) Nörofizyoloji Bölümü’nde, “Research Fellow” (Konuk Araştırmacı) olarak görev yaptığı bu dönem, sadece tıp dünyası için değil, Türkiye’nin bugün yetişmiş tıp insan gücü açısından da, muazzam bir tarihsel nirengiye sahne olmuştur, denilebilecektir.

O yıllarda, MIT’de nükleer mühendislik alanında doktora çalışmalarımı sürdürmekteydim. Coşkun Hoca ile ve sonraları Hacettepe Üniversitesi’nde pediatrik immünolojinin (çocuk bağışıklığı biliminin) temellerini atan Doç. Dr. İzzet Berkel ile, işte orada, Boston’da tanıştım.

Coşkun Hoca gündüzleri laboratuvarlarda, kliniklerde ve MGH’in efsanevi hocası Prof. Dr. Raymond Adams’ın önderliğinde gerçekleştirilen akademik tartışmalarda, o arada meşhur “Brain Cutting” (dilim dilim beyin kesip, beyin kesiti inceleme) toplantılarında, pişmekteydi. Harvard MGH ile MIT arası, otobüsle 15 dakikadır. Yani çok yakındır. Coşkun Hoca ve İzzet Hoca, Hastane çıkışında, birbirlerini bulurlar, zaman zaman ise, bana, MIT Ashdown House’a (benim kaldığım yurda) ziyarete gelirlerdi. Bir önemli sebep, Ashdown House’da mükemmel bir piyano olması, benimse, fena sayılmayabilecek düzeyde piyano çalmamdı ) ...

Klasik Türk Müziği namelerine ve türkülere, Urfalı Coşkun Hoca ile Karadenizli İzzet Hoca, can-ı gönülden, tutkuyla eşlik ederlerdi. Hem dinlenirdik, hem memeleket hasreti giderirdik. İstek parçalarının ise sonu gelmezdi ) ...

2. Bilimsel Başarıları ve Tıp Literatürüne Dünya Çapında Katkıları

Coşkun Hoca, Boston’a esasen, arkasına genç yaşta aldığı başarılarla gelmiş genç bir hekimdi. Burada, Dünya’nın en iyi tıp merkezlerinden biri olan Harvard Üniversitesi MGH’da, hiç kuşku yok, üst bir akademik disiplin ve vizyon kazandı. Bu birikimle, 1971 sonunda Türkiye’ye döndü ve İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’nda adeta bir devrim başlattı.

O’nun bilime ve tıp literatürüne katkıları, şu “ana başlıklar” altında dünya tıp tarihine geçmiştir: o Nöromüsküler Ekolün Kurulması: Türkiye’de o döneme kadar tam anlamıyla tasnif edilmemiş olan kas hastalıkları tanısı, histopatolojisi (doku bozukluğu) ve bunun klinik takibi, Coşkun Hoca ile kurumsallaştı. İstanbul Üniversitesi bünyesinde kurduğu ve sonraki yıllarda adı verilerek onurlandırıldığı Nöromüsküler Hastalıklar İnceleme Laboratuvarı, Türkiye’de kas biyopsisi (kasiçi tahlil) ve ileri elektrodiagnostik testlerin (ışınla görünteleme işlemlerinin), dünya standartlarında yapılmasını sağlayan merkez haline geldi. o Klinik Elektromiyografi (EMG) ve Sinir-Kas Kavşağı Çalışmaları: İğne EMG’si tekniklerinin ve siniriletim çalışmalarının Türkiye’deki öncüsü oldu. Özellikle Myasthenia Gravis (Kas Güçsüzlüğü) ve Kas Distrofisi (Kas Bozukluğu), alanında geliştirdiği klinik protokoller, uluslararası alanda kabul gördü.

Uluslararası Prestijli Yayınlar: Dijital veritabanlarının henüz olmadığı 1960’lı, 70’li ve 80’li yıllarda, makaleleri tıp dünyasının en prestijli dergilerinde yayınlandı. The Lancet, Neurology (American Academy of Neurology), Muscle &amp; Nerve ve Journal of Neurology, Neurosurgery &amp; Psychiatry (JNNP) gibi dünyanın önde gelen dergilerinde, Türkiye’deki kas hastalarının genetik ve klinik profillerine dair öncü makalelere imza attı.

Tıp Eğitimi ve Ders Kitapları: Nöroloji asistanları ve tıp öğrencileri için temel başvuru kaynağı niteliğinde olan 4 adet ortak ders kitabı kaleme aldı, yüzellinin üzerinde, ulusal ve uluslararası bilimsel makale yayımladı.

Coşkun Hoca’nın, bilimsel gradosunun en belirgin ölçütü, her halde, bugün Türkiye’de nöroloji (sinirbilim) alanında yüksek h-indekslerine (uluslararası yayın başarı değerlerine) sahip, onlarca profesörün ve bilim insanının, doğrudan, O’nun rahle-i tedrisinden geçmiş, O’nun kurduğu laboratuvarlarda yetişmiş olmasıdır.

3. Türkiye’ye Bıraktığı Kurumsal ve Toplumsal Miras

Prof. Dr. Coşkun Özdemir, bilimi toplumun yararına sunan gerçek bir “halk sağlığı” savaşçısıydı.

KASDER'in Kuruluşu: Kas hastalarının kaderlerine terk edilmemesi, tedaviye ve sosyal haklara ulaşabilmesi amacıyla 1978 yılında Türkiye Kas Hastalıkları Derneği'ni (KASDER) kurdu ve bu kuruluşun uzun yıllar genel başkanlığını yürüterek, binlerce hastaya umut oldu.

Tabip Odası ve Hekim Onuru: 12 Eylül askeri darbe döneminin, en gergin günlerinde İstanbul Tabip Odası Başkanlığı görevini üstlenerek, hekim haklarını, insan onurunu ve tıp ahlâkını, canını dişine katarak, savundu.

Aydınlanmanın Yorulmaz Kalemi: Üçyüzün üzerinde aydınlanma makalesi yazdı. Cumhuriyet Kitapları’ndan çıkan ve büyük bölümü Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşesinden derlenen “Üniversiteden Toplumsal Sorunlara Bakış” adlı eseri, tıp eğitimi, akademide özgürlük ve laiklik (aklilik) mücadelesinin, manifestosu niteliğindedir.

Ticarileştirilmiş ilaç yutturmacalığına karşı “kanıtlanan tıp” düsturunu savundu. Tıbbî şarlatanlıkla, hayatı boyunca mücadele etti.

Tıp Dünyası’nın, TÜMÖD’ün, ve Ulusumuz’un Başı Sağ Olsun!..

Coşkun Hoca, Üniversite’nin ve ülkenin dertleriyle, hep dertlendi. Daha düne kadar, 4. Levent’teki evinden fırlayıp metroya atlar, koştura koştura, Kadıköy’se Kadıköy, neresiyse orası, İstanbul’un gayya trafiğine çalım üstüne çalım ata ata, oraya intikal eder, tartışmalara, söyleşilere bitmeyen bir sevinçle katılır, hepimizi hem şaşırtır, hem kamçılardı.

Prof. Dr. Coşkun Özdemir’in hâtırası; yetiştirdiği binlerce hekimde, şifa verdiği binlerce kas hastasında, TÜMÖD’ün özgür üniversite mücadelesinde yaşamaya devam edecektir.

Nur içinde yatsın... Bilim dünyamızın ve ulusumuzun başı sağ olsun!..
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[BİLİMİN VE AYDINLANMANIN YILMAZ NEFERİ: PROF. DR. COŞKUN ÖZDEMİR’İN ARDINDAN - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 09:47:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/bilimin-ve-aydinlanmanin-yilmaz-neferi-prof-dr-coskun-ozdemirin-ardindan-125059-20260811.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/bilimin-ve-aydinlanmanin-yilmaz-neferi-prof-dr-coskun-ozdemirin-ardindan-125059-20260811.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/bilimin-ve-aydinlanmanin-yilmaz-neferi-prof-dr-coskun-ozdemirin-ardindan-125059-20260811.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[CHP Maltepe'de Görev Değişimi Tartışma Yarattı: Kenan Otlu’nun Ardından Olcay Yılmaz Atandı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-chp-maltepede-gorev-degisimi-tartisma-yaratti-kenan-otlunun-ardindan-olcay-yilmaz-atandi-4608.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-chp-maltepede-gorev-degisimi-tartisma-yaratti-kenan-otlunun-ardindan-olcay-yilmaz-atandi-4608.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Maltepe İlçe Başkanlığı'nda gerçekleşen görev değişimi ilçe örgütünde ve kamuoyunda hareketli saatlerin yaşanmasına neden oldu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kenan Otlu’nun ilçe başkanlığı görevinden ayrılmasının ardından, boşalan koltuğa Olcay Yılmaz getirildi. Ancak bu atama, Maltepe’deki parti tabanı ve yerel kamuoyunda geniş tepkiyle karşılandı.

Edinilen bilgilere göre, Kenan Otlu’nun görevi bırakma kararının ardından gözler yeni ilçe başkanının kim olacağına çevrilmişti. Parti genel merkezi ve il başkanlığı kanadından yapılan değerlendirmeler sonucunda göreve Olcay Yılmaz atandı. Atama kararının açıklanmasının hemen ardından ilçe örgütü içerisinde farklı sesler yükselmeye başladı.

Parti Tabanı ve Yerel Kamuoyunda Tepki

Olcay Yılmaz’ın ilçe başkanlığına getirilmesi, Maltepe’de beklentilerin aksi bir hamle olarak değerlendirildi. Atama kararını eleştiren parti üyeleri ve yerel örgüt temsilcileri, karar süreçlerinde örgütün iradesinin ve temayülünün yeterince dikkate alınmadığını savunuyor. İlçe binası önünde ve sosyal medya platformlarında tepkilerini dile getiren partililer, bu tür tepeden inme kararların saha çalışmalarını ve partideki birlik beraberlik ruhunu olumsuz etkileyebileceğini ifade ediyor.

Geçmişte &nbsp;ADD başkanı olduğu dönemde dağıtımda olan bir gazeteyi yanındakilerle zorbalıkla toplayıp fotoğraf çektiren ve bu fotoğrafı adeta mesaj verir gibi sosyal medyada paylaşan Olcay Yılmaz’ın CHP kadrolarında yer bulması, CHP’nin arınma iddiasının gerçeklik boyutunu ifade ediyor.



Etik kurallar gereği fotoğrafta kişi yüzleri buzlanmıştır. Fotoğrafın aslı arşivimizde mevcuttur.

Siyasete yön veren kritik ilçelerden biri olan Maltepe'de yaşanan bu huzursuzluğun, önümüzdeki günlerde parti içi dengeleri nasıl etkileyeceği ve yeni yönetimin bu tepkiler karşısında nasıl bir yol haritası izleyeceği merak konusu. Tepkilerin odağındaki Olcay Yılmaz ve yeni yönetim kurulunun ise kısa süre içerisinde bir basın açıklaması yaparak süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunması bekleniyor.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[CHP Maltepe'de Görev Değişimi Tartışma Yarattı: Kenan Otlu’nun Ardından Olcay Yılmaz Atandı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 19:16:56 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chp-maltepede-gorev-degisimi-tartisma-yaratti-kenan-otlunun-ardindan-olcay-yilmaz-atandi-223021-20260808.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chp-maltepede-gorev-degisimi-tartisma-yaratti-kenan-otlunun-ardindan-olcay-yilmaz-atandi-223021-20260808.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chp-maltepede-gorev-degisimi-tartisma-yaratti-kenan-otlunun-ardindan-olcay-yilmaz-atandi-223021-20260808.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Su baskını Vatandaşın Kaderi Olmasın!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-su-baskini-vatandasin-kaderi-olmasin-4607.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-su-baskini-vatandasin-kaderi-olmasin-4607.html</link>
                    <description><![CDATA[Ankara'da Yoğun yağışlarda bahçe katları su basan Birgül Sokak sakinleri bu sorunun çözülmesi için ASKİ'nin desteğini bekliyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ankara’da &nbsp;Eryaman ve Sincan sınırında yer alan bir sokak var. Birgül sokak. Bu sokakta bulunan sitelerin bahçe katlarında oturanlar her yıl en az bir kere su baskını ile mücadele etmek zorunda. Yoğun yağışlarda hep aynı korku. Acaba evimizi su basacak mı? Evlerini su basıyor, temizleyip ilaçlatıp sigortaya baş vuruyorlar. Bu sürdürülebilir bir döngü gibi gelmiyor değil mi sizlere? Ama sürdürmek zorundalar.



Çünkü mülk sahiplerinin yapacak hiçbir şeyi yok. Binaların gider borularında veya diğer bağlantılarında sorun yok. Ne zaman aşırı yağış olsa sokağın anayola bağlandığı yer suyu tahliyede yetersiz kalıyor ve orada biriken sudan dolayı yakın binaların bahçe katları su altında kalıyor. Su baskını olduğunda ise ASKİ’ye suyun tahliyesinde yardım almak için başvuran vatandaşlara ASKİ tarafından bizim sorumluluk alanımız değil yanıtı veriliyor.



D.Ç bu sokakta bahçe katı daire sahibi. Kendisi yaşadığı mağduriyeti bize anlattı:

Geçmişte tekrarlanan su baskını sorunundan dolayı sahibi olduğum dairede ikamet etmeme kararı aldım. Bu kararın ne kadar doğru olduğunu 25 Temmuz günü yaşanan yoğun yağış sonucu dairemde yaşanan su baskını ile gördüm. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Gerçekleşen bu olay sadece benim dairemin bulunduğu apartmanda değil, bu sokaktaki bir çok bahçe katı dairede de yaşanan bir sorun. Üstelik yaşanan su baskını yalnızca bahçe katında yaşayan vatandaşlara zarar vermekle kalmıyor binayaya da zarar veriyor.Kendi apartmanımın yöneticisi ile konuştuğumda her yıl binanın kanalizasyon giderinin düzenli temizletildiğini, ancak su baskını sorununun buna rağmen kronik olarak tekrar ettiğini söyledi.
Bireysel olarak çözüm üretip, önlem almak amacıyla kanalizasyon ve gider ustası getirip durum tespiti yaptırdım. Cadde kanalizasyon derinliği, apartman giderinin derinliği, ve diğer ölçümleri yaptığında sonuç olarak cadde kanalizasyonunun bahçe katı daireler için yeterli derinlikte olmadığı, aşırı yağışlarda caddede oluşabilecek en küçük bir tıkanıklıkta bahçe katlarının risk altında olduğunu, bunun bireysel olarak çözebileceğimiz bir sorun olmadığını bana ifade etti.



25 Temmuz günü evimde yaşadığım su baskınında ASKİ’yi aradığımda ‘’biz sadece caddeden sorumluyuz, site sınırları ve daireniz bizim sorumluluk alanımızda değil su tahliyenizi kendi imkanlarınızla yapıp zararı kendiniz karşılamalısınız’’ şeklinde komik bir cevap aldım.

Aldığım bu yanıt karşısında şunu düşündüm. Eğer bu su baskınları yaşadığımız binanın kanalizasyon ve tahliye giderlerinin tıkanıklığından kaynaklanıyorsa neden birden fazla apartman – site aynı anda bu sorunu yaşıyor? Her yoğun yağışta tüm apartmanların tahliye sistemleri aynı anda mı tıkanıyor? Ne hikmetse caddede su birikmeye başladığında binalar da su doluyor, caddede ki su azalmaya başladığında daire ve apartman giderleri açılıyor ve dairelere dolan su kayboluyor. Her yağışta aynı rezaletin gerçekleşmemesi için ASKİ’nin ya bahçe katları özelinde önlem alması veya sorunun kaynağını tespit edip çözerek insanların mağduriyetini gidermesi gerekmektedir. İlgili kat sahipleri her yağışta hem maddi, hem sağlık hem de manevi olarak ciddi şekilde risk altındadır. ASKİ’den talebim şu yöndedir: Bölgemiz özelinde ASKİ bir çalışma yaparak yıllardır kronikleşen bu su baskınlarının &nbsp;sebebiyle ilgili sorunu tespit edip bir çözüm önerisi getirmeleri. Sorun apartman giderlerinde mi yoksa ASKi tarafından döşenen kanalizasyon borularının konumu veya yetersizliği nedeniyle mi yaşanıyor! Bizler vergilerimizi, faturalarımızı düzenli ödüyoruz. Bağlı&nbsp; bulunduğumuzbelediyeden ve ASKİ'den bu sorunun acil bir şekilde çözümlenmesini talep ediyoruz.
&nbsp;



D.Ç. yaşadığı maddi, manevi kaybı ve haklı taleplerini bizlere anlattı. Bir evi su basması demek günlerce su tahliyesi, ilaçlama, suyla temas eden daire demirbaşlarının ve eşyaların tamamının yenilenmesi demek. Ve bu her yıl en az bir, bazen birkaç kez &nbsp;yaşanan bir durum. ASKİ’nin bizim sorumluluk alanımız değil yanıtı vatandaşı kaderiyle baş başa bırakmak demektir. Konuyla ilgili diğer mağdur daire sahipleri de bizimle iletişime geçerek yaşadıkları sorunları anlatmak istediklerini belirttiler. Umuyoruz bu haberimiz sonrası ASKİ üzerine düşen sorumluğu yerine getirir ve gerekli incelemeleri yaparak sorunun kaynağını tespit eder ve vatandaşları bu mağduriyetten kurtarır.




Su çekildikten sonra evin durumu



Su çekildikten sonra evin durumu



Su çekildikten sonra evin durumu
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Su baskını Vatandaşın Kaderi Olmasın! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 19:26:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/su-baskini-vatandasin-kaderi-olmasin-222855-20260807.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/su-baskini-vatandasin-kaderi-olmasin-222855-20260807.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/su-baskini-vatandasin-kaderi-olmasin-222855-20260807.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Tekirdağ’ın Duayen Siyasileri Tarafını Belli Etti.]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-tekirdagin-duayen-siyasileri-tarafini-belli-etti-4606.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-tekirdagin-duayen-siyasileri-tarafini-belli-etti-4606.html</link>
                    <description><![CDATA[Yeni Parti İl Başkanlığında bir araya gelen CHP önceki dönem il başkanları ve eski milletvekilleri, tutumlarını belirten düşüncelerini basın toplantısı düzenleyerek duyurdular. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Toplantıya Tekirdağ&nbsp; Yeni Parti İl Başkanı Cenk Boduç, CHP Eski İl Başkanları ve eski milletvekillerinden Recep Palabıyık, Recep, Ökten,&nbsp;&nbsp;Sami&nbsp;Eren ,Aydın Kurban, M.Nuri Saygun ve Güneş Gürseller katıldılar. Ancak toplantıya mazeretleri dolayısıyla katılamayan 3 isim de basın açıklamasında yer alan düşüncelere katıldıklarını beyan ettiler.

Cumhuriyet Halk Partisinin Yargı eliyle değişen işgalci yönetiminin bu ülkeye bir faydası olamayacağını bildiklerinden topluca Yeni Parti’ye geçtiklerini ifade eden Basın açıklaması aşağıdaki gibidir.



Değerli Basınımız,

Bizler Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olarak çok uzun yıllardır şehrimizin yerel siyasetinde çeşitli görevlerde bulunan, ülke siyasetinde temsil görevini de yerine getirmiş farklı dönemlerin il başkanlarıyız.
Türk Tipi Başkanlık Sistemi’nin siyaseti yargısallaştırdığı günümüz ortamında&nbsp; verilen&nbsp; “mutlak butlan” kararına dayanarak CHP’yi ele geçirenlerin keyfi uygulamaları ve dayatmaları karşısında istifa zorunda kaldığımızı bireysel olarak kendi olanaklarımızla açıklamıştık.
İstifa açıklamamızı hep birlikte&nbsp; bir kez de&nbsp; sizlerin huzurunda kamuoyuna duyurmak istiyoruz.
Değerli Basınımız,
12 Eylül’ün kapattığı siyasal partilerin yeniden açılması sürecinde CHP açılırken yapılan yanlışlar sosyal demokrat tabanı üç parçaya&nbsp; bölerek AKP’ye iktidar yolunu açtı&nbsp; ve parlamenter demokrasimizin gelişip kurumlaşmasını engelledi. Bu süreçte CHP’de&nbsp; yaşananları ve AKP’nin iktidar olmasına verilen destekleri hatırlıyoruz. Sosyal demokrat olmanın gerekleri parti içinde ve dışındaki uygulamalarla yerine getirilmedi.

Şimdi&nbsp; de “mutlak butlan” kararı arkasına saklanılarak CHP’yi ele geçirenler oluşturdukları yapı ve uygulamaları ile; Teokratik devletten laik devlete geçişi devrimle gerçekleştiren ve öncelikli hedefi&nbsp; demokratik cumhuriyeti, parlamenter demokrasiyi&nbsp; kurumlaştırmak olan CHP’nin bu hedeflerine ulaşma niyetinde olmadıklarını,&nbsp; asıl amaçlarının&nbsp; kişisel siyasi beklentilerini gerçekleştirmek olduğunu&nbsp; ortaya koymuşlardır.

Cumhuriyet Halk Partisinin laiklik, demokrasi, hukuk devleti ve sosyal devlet gibi Cumhuriyet’in temel değerlerinin ve Atatürk ilkelerinin en önemli güvencesi&nbsp; olduğuna inanan bizler, bu değerlerin mevcut yapı altında savunulmasının olanaksız hale geldiğini görmekten üzgünüz.&nbsp;

CHP’nin kuruluş felsefesine ve geçmişine aykırı olan bu tutumun bir parçası olamayacağımızı ve Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel başkanlığında oluşturulmakta olan Yeni Parti’yi desteklediğimizi açıklıyoruz.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Tekirdağ’ın Duayen Siyasileri Tarafını Belli Etti. - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:24:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tekirdagin-duayen-siyasileri-tarafini-belli-etti-183615-20260804.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tekirdagin-duayen-siyasileri-tarafini-belli-etti-183615-20260804.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tekirdagin-duayen-siyasileri-tarafini-belli-etti-183615-20260804.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Bireysel Güç Donanımından Sosyal Devlete: Bourdieu ile Toplumsal Dengeyi Okumak]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-bireysel-guc-donanimindan-sosyal-devlete-bourdieu-ile-toplumsal-dengeyi-okumak-4605.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-bireysel-guc-donanimindan-sosyal-devlete-bourdieu-ile-toplumsal-dengeyi-okumak-4605.html</link>
                    <description><![CDATA[. Prof. Dr. Halil Çivi, merhum Prof. Dr. Bozkurt Güvenç ile olan anısından yola çıkarak kaleme aldığı bu değerlendirmede, Bourdieu’nün dörde ayırdığı sermaye yapısını inceliyor; Türkiye’deki eğitim, fırsat eşitliği ve kamu politikaları açısından çıkarılması gereken hayati dersleri gözler önüne seriyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Toplumsal eşitsizlikleri yalnızca gelir ve servet dağılımındaki farklarla açıklamak, meselenin köklerini gözden kaçırmamıza neden olur. Pierre Bourdieu’nün kavramsallaştırdığı ekonomik, sosyal, kültürel ve fiziksel sermaye türleri; bireylerin yaşam yarışına hangi imkânlarla başladığını ve bu imkânların nesiller boyu nasıl aktarıldığını açıkça ortaya koymaktadır.&nbsp;



&nbsp;

BİR ÜLKEDE BİREYLER ARASI KİŞİSEL&nbsp; GÜÇ DONANIMI&nbsp; FARKLARININ ÜRETTİĞİ SOSYO- EKONOMİK... EŞİTSİZLIKLER VE DENGESİZLIKLER&nbsp; ÜZERİNE KISA ANIMSATMALAR.

Eğer belleğim beni yanıltmıyorsa, 1990 lı yılların ilk yarısından önceki bir tarihti..

İzmir'de bir sosyoloji kongresi vardı. Bu kongrede değerli&nbsp; sosyal antropoloji hocamız, rahmetli&nbsp; Prof. Dr. BOZKURT GÜVENÇ (1926-2018) Hoca ile, Fransa'da iken benim de hocam olan&nbsp; Fransız sosyolog Pierre Bourdieu üzerine bir sohbetimiz olmuştu. Bu sohbette,&nbsp; Güvenç Hoca' dan aklımda kalan en önemli cümle şuydu. " Ah Halil hocam ah, eğer ben Bourdieu'yü daha genç yaşlarda tanısaydım bambaşka bir ' Bozkurt Güvenç olurdum' demiş ve Bourdieu'nün çok önemli bir sosyal bilimci olduğunu dile getirmişti.

&nbsp;İkisinin de ruhları şad ve mekânları cennet olsun. Gelelim konumuza.

Ünlü Fransız sosyoloğu Pierre Bourdieu( 1930- 2002) ye göre toplumsal eşitsizlikleri açıklamak için sadece ekonomik-parasal göstergeler yeterli değildir. Esas olarak, toplumsal eşitsizlikler doğuran bireysel birikim ve donanım farklarına da bakmak gerekir.

&nbsp;Bordieu'ya göre toplumdaki her birey, çeşitli nedenlerle, farklı miktarlardaki sermayelere( capitals) sahiptir.&nbsp; Bireyin sahip olduğu bu farklı sermaye türlerinin ortaklaşa birlikte etkisi o kişinin refahını, saygınlık derecesini, gücünü, davranış biçimlerini, eğitimini, ilişkilerinin düzeyini ve yaşama fırsatları ve şanslarını ortaya koyar.

Bireysel donanım olarak her kişi, ekonomik, sosyal, kültürel ve fiziksel dört çeşit sermayeye sahiptir. Fakat bu sermaye türlerinin her birisi herkes için eşit değildir. Çeşitli nedenlerle farklılıklar gösterir.

1- Ekonomik Sermaye ( Capital Economique).

O'na göre ekonomik sermaye sadece para değildir. Para ve servet unsurları dahil, insanın sahip olduğu, toplumda kendisine avantaj ve şans sağlayan her şeydir. Ekonomik sermaye en kolay anlaşılır bireysel sermaye türüdür. Para, mal, mülk, üretim araçları ve gelir, mevki, makam, meslek&nbsp; her şey bu gruba girer.

Ancak çeşitli nedenlerle, bazılarının ekonomik sermayeleri çok güçlü, bazılarının ise çok zayıf olabilir.

2- Sosyal Sermaye ( Capital Sociale)

Sosyal Sermaye, bireyin karakteri, kişilik yapısı ve genelde sahip olduğu insan insana ilişki ağıdır. Tanıdıklar, arkadaşlar, meslektaşlar, onlarla kurabildiği ilişkiler, üyesi olduğu örgütler, meslek odaları...geniş bir sosyal ağ şebekesi, insanın sahip olduğu sosyal güç kaynaklarının tümünü oluşturur.

Ne yazık ki, çeşitli nedenlerle, insanlar sahip oldukları sosyal sermaye ya da sosyal güç ağı bakımından da eşit değildir.

Bazı durumlarda, kimleri tanıdığınız, kimlerle dost olduğunuz;&nbsp; neleri bildiğiniz ve liyakatınızdan daha önemli olabilir. Aynı şeyler iş, meslek ve siyaset dünyası için de geçerlidir.

3- Kültür Sermayesi ( Capital Culturel)

Bourdieu'nün en önemli kavramlarından biri de kültür sermayesidir. Bireyin almış olduğu eğitimin düzeyi, dünyayı anlama ve değerlendirme biçimi, dil yeteneği, kitap okuma alışkanlıkları, kütüphanesi&nbsp; kültür ve sanatla ilişkileri, estetik anlayışı, zevkleri, konuşma biçimi, müzikle olan uğraşıları, eser&nbsp; koleksiyonu&nbsp; yapması ...o kişinin kültür sermayesini oluşturur.

Ne yazık ki, kültür sermayesi bakımından,&nbsp; varsıl ailelerin çocukları yoksul aile çocuklarına göre daha fazla şansa ve olanaklara sahiptir.

Örneğin çocukluğundan itibaren klasik müzik dinleyen, tiyatroya, sinemaya giden, başta anadili olmak üzere bir ya da birkaç dili iyi konuşan kişinin kültür sermayesi de yüksek olacaktır.

4- Fiziksel Sermaye( Capital fizique).

Bourdieu, son yazılarında fiziksel sermaye ya

da bedensel yapı üzerinde fazla derinleşmemiştir. Fakat bu konuyu canlı olarak bizzat kendi dersinden dinlemiştim.

Fiziksel sermaye insanın doğal ve genetik olarak doğuştan gelen artılarıdır. Anatomik beden yapısı ile ilgilidir. Örneğin, güzellik, yakışıklılık, sağlık, atletik yapı, gençlik, fiziksel çekicilik, uzun boyluluk, güçlü bir fiziksel&nbsp; yapı, konusuna göre kişiye doğal avantajlar yaratabilir.

Futbol, basketbol, voleybol, güreş, atletizm, mankenlik...gibi konularda belli fiziksel özelliği olan kişiler çeşitli fiziksel sermaye sahibi olarak kabul edilebilir.

Bazı kişiler ise doğuştan gelen bazı olumsuzluklar nedeniyle fiziksel sermaye bakımından dezavantajlı olabilir. Örneğin gözleri görmeyen birini... futbolcu ya da basketbolcu yapamazsınız.

SERMAYE TÜRLERİ ARASİNDAKİ BAĞLANTILAR VE İLİŞKİLER.

Pierre Bordieu'ye göre bireyin sahip olduğu bu dört sermaye türü birbirleri ile bağlantılıdır.

&nbsp; Bunlar birbirlerini etkiler ve dönüştürür.

* Ekonomik sermaye kültür sermayesi ilişkisi:

Ekonomik sermayesi güçlü olan aile çocuğunu iyi okullarda okutur. Sanat eğitimi aldırır. Yabancı Dil ya da diller öğrenmesini sağlar...Böylece daha güçlü bir ekonomik sermaye daha güçlü bir kültür sermayesi üretmiş olur.&nbsp; Halbuki yoksul aile çocukları için böyle bir olanak ve şans çok zor doğar.

*Sosyal Sermaye ve ekonomik sermaye ilişkisi:

Örneğin güçlü bir sosyal sermayesi, yani saygın, geniş ve etkili bir çevresi olan&nbsp; ailelerin çocukları daha kolay iş bulurlar. Daha yüksek ücretli işlerde çalışma olanağına kavuşabilirler...Sonuçta onların da gelirleri artmış, ekonomik sermayeleri güçlenmiş olur.

Yoksul ve sosyal çevresi zayıf ailelerin çocuklarının iş bulma, hele yüksek gelirli ve prestijli bir mevki kapma şansları çok zayıftır.

*Kültür sermayesi sosyal sermaye ilişkisi:

Derin, geniş kültürlü saygın bir akademisyen geniş bir sosyal çevre edinir. Seçkin derneklerin ve grupların üyesi olur. Sonuç olarak sahip olduğu kültür sermayesi ile sosyal sermayesini artırabilir. Böylece sosyal sermayesini büyütür. Çocuklarına ve aile çevresine daha kolay yardım edebilir. Dar gelirli, düşük eğitimli ailelerin çocuklarının ise fazla bir şansları olmaz.

İŞİN CAN ALICİ NOKTASI NEDİR?

Toplumlardaki eşitsizlikler, sadece zengin- fakir ayrımı ile açıklanamaz. Avantajlı bir aileden doğanlar, seçkin&nbsp; bir sosyal çevrede büyüyenler ve zengin&nbsp; bir kültür sermayesinden beslenenler yaşam yarışına bir adım önde başlamış olurlar.

Geniş ve yoksul halk çocukları için&nbsp; başta eğitim konusu&nbsp; olmak üzere, "FIRSAT EŞİTLİĞİ" yaratmak devletin aslî görevi olmalıdır.

Örneğin, bir köy çocuğu çok zeki, çok çalışkan olabilir. Ancak yabancı dili yoksa, ekonomik, sosyal ve kültürel sermayesi zayıfsa, güçlü bir sosyal ilişkiler ağı kuramıyorsa, kentte okuyan ve her konuda güçlü bir sermaye ağına sahip bir çocukla yarışamayacaktır.

TÜRKİYE İÇİN ALINACAK DERSLER NELER OLABİLİR?

Pierre Bordieu'nün bu dört tür sermayesinden alınacak temel dersler neler olabilir?

Bir toplumdaki eşitsizlikler sadece gelir ve servet eşitsizliğinden ibaret değildir. Ekonomik eşitsizlikler bir sonuçtur.

_Acaba ülkedeki mevcut eğitim sistemi fırsat eşitliği mi yaratıyor, yoksa bu eşitsizlikleri koruyor, hatta daha da güçlendiriyor mu?

_ Acaba ülkedeki, ırk, dil, din, mezhep, sosyal cinsiyet, mekân... eşitsizlikleri var mı?&nbsp; Varsa nelere neden oluyor? Düzeltilemez mi?

_ Çevre ve sosyal çevre eşitsizlikleri nelere neden oluyor? Ne Tür fırsat eşitsizlikleri yaratıyor?

_ Yaşam tarzı ve dünya görüşü eşitsizlikleri nelere neden olabiliyor?

_..............

Toplumlar yalnızca ekonomi, hukuk ve siyasetle yönetilmez. Kültür, eğitim, dil, alışkanlıklar ve bazı görünmez güç ilişkileri kullanılarak yönetilir. Çoğu insan bu karmaşık ve görünmez&nbsp; güç ilişkilerinin farkına bile varmadan yaşamını devam ettirir.

Şu nokta çok önemlidir. Birey güçlü olmadan aile, aile güçlü olmadan da toplum güçlü olmaz. Güçlü devlet de güçlü topluma sahip devlettir. Devletin gücü de topluma sunduğu adil ve objektif adalet düzenine bağlıdır. Eğitimde, sağlıkta, ekonomide...ve kültürde fırsat eşitliklerini artıran geniş ve yaygın SOSYAL DEVLETE VE KAMUCU POLİTİKALARA ihtiyaç büyüktür. Yol almak için doğru ve etkin politika ve uygulamalara acilen gerek vardır.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Bireysel Güç Donanımından Sosyal Devlete: Bourdieu ile Toplumsal Dengeyi Okumak - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 11:38:46 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/bireysel-guc-donanimindan-sosyal-devlete-bourdieu-ile-toplumsal-dengeyi-okumak-144620-20260802.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/bireysel-guc-donanimindan-sosyal-devlete-bourdieu-ile-toplumsal-dengeyi-okumak-144620-20260802.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/bireysel-guc-donanimindan-sosyal-devlete-bourdieu-ile-toplumsal-dengeyi-okumak-144620-20260802.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[BARINMA !]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-barinma-4604.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-barinma-4604.html</link>
                    <description><![CDATA[Bu Dünya Yüreği Yufka İnsanlar İçin Cehennem! ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Araştırmacı Gazeteci Yazar Erdal Direğin, anayasal ve insani bir hak olan barınmanın günümüz Türkiye’sinde nasıl bir yaşam mücadelesine dönüştüğünü çarpıcı veriler ve kişisel gözlemleriyle gözler önüne seriyor. Yüksek enflasyon ve kontrolden çıkan kira artışlarının gölgesinde eriyen alım gücünü sorgulayan Direğin; otogarlarda, tren garlarında ve hastane köşelerinde sabahlayan ailelerin can acıtan tablosunu aktarıyor. Sosyal devlet anlayışından vergi adaletine, üretim ekonomisinden sosyal konut ihtiyacına kadar krizin kök nedenlerini analiz eden bu özel haber, toplumun derinleşen barınma ve geçim yarasını tek bir soruyla gündeme taşıyor: "Bizi bu hale kim getirdi?"

Erdal Direğin
&nbsp;



Ne kadar da ironik bir kelime. Seyahat gibi, eğitim gibi, sağlık gibi, yaşam hakkı gibi. Yani her bireyin insan onuruna yaraşır, güvenli, sağlıklı ve erişilebilir bir konutta yaşam hakkıdır. Birleşmiş Milletler Evrensel Beyannamesi ve Anayasamızla güvence altına alınmış bir haktır.

O zaman nedenlerine ve analizlerime geçelim. Yüksek kira artışları, konut arzının yetersizliği, alım gücünün düşmesiyle doğrudan ilişkilidir. Fiyatı ne belirler? Arz ve talep. Yeterince arz olmayıp, talep de çoksa fiyatlar yükselir.



Daha önce yaptığım analizlerde enflasyon ile alım gücü arasındaki hem farkı anlatmıştım. Enflasyon düşse bile alım gücü artmazsa bir şey ifade etmez. Buradan yola çıkarsak, yüksek enflasyon karşısında adeta eriyen alım gücü ile vatandaşlarımızın yaşam savaşını hepimiz hissediyoruz.

Son yıllarda ev almak hayal, yüksek faizlerle alınan kredilerin geri ödenmesi de imkansız hale geliyor. Ekonomi programlarında batık kredilerin hangi boyutlara geldiği anlatılıyor. Elinizde nakit birikiminiz yoksa, kredi ile ev almak son derece riskli. Ekonomi iyiden iyiye bozulmaya başladı ve her sektörde dalgalanmalar yaşanıyor. İşten çıkarmalar, kapanan iş yerleri, her biri üst üste gelince, gelecek kaygısı yaşamayanların sayısı da çok az oluyor. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, toplumsal güven duygusunu azaltıyor, suç oranlarını artırıyor, yoksul ailelerin çocuklarının eğitime ve sağlığa ulaşmakta zorluk yaratıyor.



Yine barınmaya dönecek olursak, ne ev alınabiliyor, ne de yüksek kiralar ödenebiliyor. Büyük şehirlerde yaşamak artık hayal, insanlar nasıl kaçacaklarının planlarını yapıyor. Devlet memurları özellikle İstanbul’da yaşamak istemiyor. İstanbul’da ortalama kira fiyatı 44 bin TL, İzmir’de 28 bin, Ankara’da 24 bin TL olarak tespit edilmiştir. Hadi bakalım biraz daha somutlaştıralım. Ortalama 65 bin-75 bin arasında olan devlet memurlarından başlayalım. Yoksulluk sınırının 120 bin, Açlık sınırının 37 bin TL olduğunu düşündüğümüzde 40-50 bin TL ev kirasının olduğu bir kentte yaşamak imkansız değil mi? Çocukları varsa eğitim masrafları, giyim harcamaları, faturalar, yol ücretleri ve elbette yeme-içme harcamaları. Bir çok aile bu şartlarda düzgün beslenemiyor, sadece karın doyuruyor.
&nbsp;Her 4 çocuktan biri okula aç gidiyor şeklinde somut bir tespit var. Asgari ücretli ve emeklilerin bu kiraları verip, barınma ihtimali hiç yok. Buna matematik izin vermiyor. Bu hesaba girersek aklımız şaşar.



Şimdi gelelim can acıtıcı yere. Evleri olmayan, kiralarını ödeyemeyip evlerinden çıkarılanların içler acısı durumuna. Bu insanlar ne yapıyor acaba? Klasik evsizler zaten hep vardı. Sayıları çok fazla olmadığı için ancak soğuk havalarda, belediyelerin kucak açması ile kendilerini fark ederdik. Bir çoğu da kimsesiz olanlardır. Bu dönemde çok daha fazlası görünüyor. Hastanelerin içinde sandalye köşelerinde geceyi geçirenleri çok fazla görür olduk. Sadece hastaneler mi? Büyük otogarlar ve tren garlarında da bu üzücü görüntüleri görmek mümkün. Hem de ailece, çoluk çocuk, bir battaniye altında yaşam mücadelesi veriliyor. Hadi, yazın koşullar bir derece daha iyi, ya kışın neler olacak? Bir çoğumuz sıcak evlerimizde, yarı aç, yarı tok olarak da olsa bir çatımız var değil mi? Ne büyük şans.



Böyle mi düşünmeliyiz gerçekten. “Bizi bu hale kim getirdi” diye sormak en doğal hakkımız değil mi? Dini saiklerle bize hep “şükredin” diyorlar, tamam edelim de biz neden fakirlikte eşitlendik, neden yoksullukta eşitlendik diye sormayalım mı?

Antalya’dan otobüsle Isparta’ya geçmek için otogara gittim saat epeyce erkendi, hava aydınlanmak üzereyken gördüklerim canımı acıttı. Kendi telefonum ile çektim. Yüzlerini çekmemeye çalıştım. Onlarca, yolcu olmayan, sadece gece bir çatı altında barınmak isteyen insanlar uyanmaya başlıyor,



hatta birbirlerini uyandırıyorlar. Peki uyandılar, ne yiyecekler? Çocukları ne yiyecek? Böyle düşününce iyice karamsar oluyorum. Sıkça tekrarladığım bir sözüm aklıma geliyor. “Bu dünya yüreği yufka insanlar için cehennem” İnsanımızı mı, hayvanımızı mı, ağacımızı mı, suyumuzu mu koruyalım, şaşırıyoruz.

Barınma sorunu gerçekten can acıtıyor. Kalıcı çözümlere ihtiyaç var. Çözümleri de yok değil. Rantı düşünmeden sosyal konutlar yapılmalı, sadece alt gelir grupları için ödenebilir ölçülerde ya da bedelsiz olarak projeler hazırlanmalı. Aslında en önemlisi, halkın refahını sağlayıp, alım gücünü yükseltmek olmalı. Bu da tüketim ekonomisinden vaz geçip, üretim ekonomisine geçmekten ve vergi adaletini düzeltmekten geçer. En zengin ile en fakirimiz aynı dolaylı vergiyi ödüyor. Son sözüm de her alanda ADALET ve LİYAKAT olmalı diyorum. Artık kim duyarsa…


&nbsp;

Fotoğraflar: Erdal Direğin
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[BARINMA ! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 16:50:25 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/barinma-200036-20260730.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/barinma-200036-20260730.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/barinma-200036-20260730.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'ın Gözaltına Alınmasına Kamuoyundan Ve Siyasetten Tepkiler Yükseliyor ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-uskudar-belediye-baskani-sinem-dedetasin-gozaltina-alinmasina-kamuoyundan-ve-siyasetten-tepkiler-yukseliyor-4603.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-uskudar-belediye-baskani-sinem-dedetasin-gozaltina-alinmasina-kamuoyundan-ve-siyasetten-tepkiler-yukseliyor-4603.html</link>
                    <description><![CDATA[İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş sabah saatlerinde gözaltına alınmıştı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sabahın erken saatlerinde polis ekipleri tarafından gerçekleştirilen operasyonda, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş ile birlikte belediye bünyesindeki üst düzey yöneticilerin de aralarında bulunduğu toplam 6 kişi gözaltına alındı. Soruşturma çerçevesinde belediye binasında ve belirlenen adreslerde aramalar yapıldığı, adli sürecin devam ettiği bildirildi.

Örnek Çalışmalarıyla Öne Çıkmıştı

Gözaltı kararı, ilçede ve kamuoyunda geniş bir yankı uyandırdı. Göreve geldiği günden bu yana hayata geçirdiği sosyal belediyecilik projeleri, şeffaf yönetim anlayışı ve kentsel dönüşüm hamleleriyle adından söz ettiren Sinem Dedetaş, Üsküdar halkının kısa sürede sevgisini kazanan başarılı bir idareci olarak gösteriliyordu. Sinem Dedetaş İstanbul genelinde belediyeler arasında yapılan anketlerde ise hazırladığı sosyal projelerle ilk sırada yer alıyor.

Şehir Hatları Genel Müdürlüğü dönemindeki projelerini ve deneyimini yerel yönetime taşıyarak ilçede görünür bir değişim başlatan Dedetaş, gerçekleştirdiği çalışmalarla sadece Üsküdar'da değil, İstanbul genelinde örnek belediye başkanları arasında anılıyordu.

Kamuoyundan ve Siyasi Çevrelerden Tepkiler Yağıyor

Operasyonun ardından hem sosyal medyada hem de Üsküdar sokaklarında hareketli saatler yaşandı. Soruşturmaya ilişkin kamuoyu ve siyaset cephesindeki tepkiler özetle şöyle şekillendi:

Üsküdar Sakinlerinden Destek

Gözaltı haberinin yayılmasıyla birlikte çok sayıda Üsküdar sakini ve sivil toplum temsilcisi belediye binası önünde toplandı. Vatandaşlar, "Halka hizmet eden başkanımızın yanındayız" ifadeleriyle Dedetaş'a destek mesajları verdi ve karara tepki gösterdi.

Muhalefet Cephesinden "Siyasi Operasyon" Eleştirisi
&nbsp;

Muhalefet partileri ve milletvekilleri yaptıkları peş peşe açıklamalarla gözaltı kararını kınadı. Açıklamalarda, sürecin hukuki değil siyasi bir saikle yürütüldüğü, başarılı ve sevilen yerel yöneticilerin hedef alındığı savunuldu.

Sosyal Medyada Geniş Yankı

Sosyal medya platformlarında Sinem Dedetaş ismi kısa sürede en çok konuşulan başlıklar (trend topic) arasına girdi. Yüzbinlerce paylaşımda Dedetaş'ın ilçedeki hizmetlerine vurgu yapılırken, şeffaf adalet vurgusu öne çıkarıldı.

Soruşturma Süreci Takip Ediliyor

Emniyetteki sorgu işlemleri devam eden Dedetaş ve beraberindeki kişilerin durumuna ilişkin resmi makamlardan yapılacak adli açıklamalar bekleniyor. Siyasi parti temsilcileri ve ilçe sakinleri ise belediye önündeki bekleyişlerini sürdürüyor. Özgür İfade Gazetesi olarak sürecin yakın takipçisi olacağız.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'ın Gözaltına Alınmasına Kamuoyundan Ve Siyasetten Tepkiler Yükseliyor  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 18:12:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/uskudar-belediye-baskani-sinem-dedetas-gozaltina-alinmasina-kamuoyundan-ve-siyasetten-tepkiler-yukseliyor-211548-20260729.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/uskudar-belediye-baskani-sinem-dedetas-gozaltina-alinmasina-kamuoyundan-ve-siyasetten-tepkiler-yukseliyor-211548-20260729.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/uskudar-belediye-baskani-sinem-dedetas-gozaltina-alinmasina-kamuoyundan-ve-siyasetten-tepkiler-yukseliyor-211548-20260729.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Müze ihalesi ticari sır, traverten zemin granit oldu!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-muze-ihalesi-ticari-sir-traverten-zemin-granit-oldu-4602.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-muze-ihalesi-ticari-sir-traverten-zemin-granit-oldu-4602.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya’da yapılacak yeni müze projesiyle ilgili bilgi talebinde bulunan akademik ve kültürel alanında çalışmalar yapan sivil toplum örgütlerine Bakanlıktan “ticari sır” yanıtı.. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yusuf Yavuz

Bir yıl önce ziyarete kapatılarak yıkılan Antalya Arkeoloji Müzesi’nin yerine yapılacak yeni müzenin bu yılsonuna yetişmesi planlanıyordu. Ancak bir yıl içinde henüz temel kazısı bile tamamlanmış değil. Genel Müdür İnceciköz, zeminin granit olduğunu öne sürerek, temel kazmakta zorlandıklarını savundu. Uzmanlar cevap verdi; zemin granit traverten ve tufa. Müze ile ilgili proje ve ihale süreçleri konusunda avukatların yaptığı başvuruya “Ticari sır” gerekçesiyle yanıt vermeyen Genel Müdür İnceciköz, kamu ihalesini ilgilendiren konuyla ilgili başvurunun işleme alınmadığını bildirdi. Genel Müdür İnceciköz’ün geçtiğimiz yıl yaptığı açıklamada yeni müze projesinin yaklaşık 2,5 milyar TL’yi bulacağı belirtilmişti. Ancak konunun uzmanlarına göre bir yıl içinde henüz temel kazıları bile tamamlanmamış olan projenin maliyetinin açıklananın yaklaşık iki katını bulabileceği öngörülüyor.&nbsp;



ANTALYA MÜZESİ ÖNCE KAPATILDI, SONRA YIKILDI

Türkiye’nin önemli arkeoloji müzelerinden biri olan Antalya Arkeoloji Müzesi 16 Temmuz 25 tarihinde ziyareti kapatıldı. Depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkılmasına karar verilen müze binasının yerine yeni bir proje hazırlandı. Antalya kamuoyu, dönem özelliği taşıyan ve mimari proje yarışmasıyla inşa edilen mevcut müze binasının kent hafızasının önemli bir parçası olduğunu savunarak binanın korunmasını talep etti. Müze önünde aylarca süren eylemler yapıldı. Ancak bu eylemler ve tepkiler müze binasının yıkımına engel olamadı.



2,5 MİLYARLIK YENİ MÜZE PROJESİ

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz, Mart 2025’te yaptığı açıklamada, yeni müze binasının 2026 yılı sonuna tamamlanmasının hedeflendiğini belirtmişti. İnceciköz, aynı açıklamasında yeni müzenin yaklaşık 2,5 milyar TL’ye mal olacağını da dile getirmişti.&nbsp;



BİR YILDA TEMELİ BİLE BİTMEDİ

Ancak aradan geçen bir yıl içerisinde yeni müze projesinin temel kazısı işlemleri bile henüz tamamlanmış değil. Ziyareti kapatılmasının yıl dönümü olan 16 Temmuz’da, Müze Çalışma Grubu, akademisyenler ve meslek odaları ortak bir açıklama yaparak yaşanan süreci bir kez daha özetledi. Antalya’nın bir yıldır müzesiz kalması eleştiri konusu olurken, şeffaflıktan uzak yürütülen çalışmalar tepkiyle karşılandı.&nbsp;



İHALE BİLGİLERİ ‘TİCARİ SIR’ OLDU

Konuyla ilgili açılan dava sürecinde, Antalya Barosu avukatlarının müze ihalesi ile ilgili resmî bilgi talebine yanıt veren Genel Müdür Birol İnceciköz, ihale ile ilgili bilgilerin ticari sır olduğunu belirterek, bilgi edinme hakkı kapsamı dışında değerlendirilen bu talebin işleme konulamayacağını bildirmişti.&nbsp;



GENEL MÜDÜR ELEŞTİRİLERİ YANITLADI

Geçtiğimiz hafta yeniden gündeme gelen müze konusuyla ilgili eleştiri ve tepkilerin ardından Hürriyet Gazetesi’nden Salim Uzun’a bir demeç veren Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz, yeni müzenin gecikmesini açılan davalara bağladı.&nbsp;



‘ZEMİN GRANİT, HAFRİYATTA ZIRLANIYORUZ’

Yeni müze projesinin yavaş ilerlemesini zeminin sert olmasına da bağlayan Genel Müdür İnceciköz, temel kazısının yüzde 70-75 oranında tamamlandığını belirterek, “Biz kendi temel hafriyatımızı yapmakta bile zorlanıyoruz. Çünkü zemin granit. Granit zeminde temel hafriyatı oldukça zordur” görüşünü dile getirdi.&nbsp;



JMO: ‘GRANİT DEĞİL, TRAVERTEN’

Ancak genel müdürün bu açıklaması şaşkınlık yarattı. Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Antalya Şube Başkanı Mustafa Karancı, “Yahu bunun neresini düzeltelim? Granit değil traverten... Kamuoyunun aklıyla alay etmeyin” dedi. JMO Şube Başkanı Karancı, İnceciköz’ün granit zemin ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını belirterek, “Granit değil traverten, sert ana kaya değil gözenekli tufa... Falezlere bakınca görülen delikli ve boşluklu yapı neyse, müze alanındaki zemin de birebir aynı. Elinizde yaptırdığınızı beyan ettiğiniz zemin ve temel etüt raporlarına şöyle bir göz atsanız zaten bu iddiayı ortaya atamazsınız” diye konuştu.&nbsp;



AV. TUNCAY KOÇ’TAN BAKANLIĞA ELEŞTİRİ

Genel Müdür Birol İnceciköz’ün açıklamalarına bir tepki de müze ile ilgili davaların avukatlarından Tuncay Koç’tan da tepki geldi.&nbsp;

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yönelik eleştirilerin cevaplanması yerine eksik ve çarpık bilgiler verilerek propaganda yönteminin kullanıldığı görüşünü savunan Koç, Antalya Arkeoloji Müzesinin yıkımı ve yapım ihalesi konusunda da kamuoyuna neredeyse doğru söyledikleri bir şey yok. Müzenin yıkımını bile ‘yenileme’ diye duyurdular ve ihaleyi de&nbsp;&nbsp;‘taşınma ve yenileme’ adı altında yaptılar” dedi.



‘ZEMİN SERT İSE MÜZEYİ NEDEN YIKTINIZ?’

Genel Müdür İnceciköz’ün müze arazisinin zemininin granit olduğu iddiasına da yanıt veren Av. Tuncay Koç, “Müzenin zemini traverten ve mühendislerin aktardığına göre gözenekli tufa zeminden oluşuyor. Yani Granitle ilgisi hiç yok. Üstelik bu, Bakanlığın kendi yaptırdığı zemin etüdü raporunda da geçiyor. Bir de şunu hatırlatalım. Müzenin zemini sert ve sağlam ise, tek katlı Müze binasını ‘depreme dayanaksız’ diye neden yıktınız? Birkaç kolonda hasar var idiyse baştan İnşaat Mühendisleri Odası ve bizim savunduğumuz gibi ‘güçlendirmeyle’ hallolabilirdi. Demek zemin sağlam ve sertmiş!”&nbsp;



GENEL MÜDÜRÜ YALANLADI

Genel Müdür Birol İnceciköz’ün açıklamalarında yer alan, “Eski müze binasının statik anlamda yeterli olduğu iddia edildi. Biz raporları müze inşaatının önüne astık. Dünyanın en önemli eserlerinin bulunduğu bir yapının, güçlendirilse bile riskli olduğunu teknik raporlarla kanıtladık. Bir devlet kurumu olarak bunu görmezden gelemezdik” ifadelerine de yanıt veren Av. Tuncay Koç, şunları söyledi:



‘ÖNCE YIKIM KARARI, SONRA RAPOR’

“Burası da yanlış elbet. Müzenin zemininde bir kolonda görülen hasar nedeniyle 2021 yılında bazı noktalarda karot testi ve zemin etüdü yapılıyor. Ancak bir kamu binasının sağlamlığını ve yıkılmasının gerekip gerekmediğine dair&nbsp;&nbsp;yapılması gereken ‘Deprem Performans Analiz Raporu’ yapılmadan Müze için 8 Mayıs 2025 tarihinde yıkım kararı veriliyor. Bu kararda&nbsp;&nbsp;açıkça&nbsp;&nbsp;‘yıkım’ değil, ‘taşınma ve yeniden yapım’ şeklinde geçiyor. Müze, 16 Temmuz 2025 tarihinde ziyarete kapandı. Müzeye sahip çıkan eylemciler olarak 5 Temmuz 2025 tarihinde İlk olarak Müze önünde eylem yaparken ‘Deprem Performans Analiz Raporu’ olmadığını belirttik. Peki Bakanlık ne yaptı? İki Mühendisi alelacele Antalya’ya göndererek&nbsp;&nbsp;iki hafta içinde bir ‘Deprem Performans Analiz Raporu’ aldırdı. Bunu mahkemeye sunulan evraklardan görüyoruz. 7 Temmuz tarihinde çalışmaya başlanmış ve 23 Temmuz da sayısal veriler girilerek bir rapor oluşturulmuş . Genel Müdür’ün ‘Raporları Müze İnşaatının önüne astık’ dediği rapor, bu iki haftada üretilmiş rapor. Konuyu bilenler iki haftada böyle bir rapor yazılamayacağını söylüyorlar. Buradan ek bilgi de verelim. O raporu imzalayan iki mühendis tam da bu rapor yüzünden mesleki açıdan disiplin kurulu önünde.&nbsp;

‘ÇÜRÜKSE NEDEN 4 YIL BEKLEDİNİZ?’

Bir de Genel Müdür ‘Bir devlet kurumu olarak bunu görmezden gelemezdik’ demiş. Madem Müzenin kolonları çürük ve güvenliği tehdit ediyor, neden insanları ve çalışanları tehlikeye atarak 4 yıl beklediniz o halde? İlk kolonda bozulma olduğu bilgisi ve ön raporların 2021 yılı başında alındığı ortada. O halde, ya güvenli değil Müze ve 4 yıldır oraya gelen her turisti, her tarih severi ve kendi personelinizi de tehlikeye attınız ya da aslında tehlike olmadığını biliyordunuz ama dev bir ‘rant’ yaratmak uğruna sağlam Müzeye ‘çürük, raporu verilmesini sağladınız. Takdir sizin.”

'TOPLANTILAR ALKIŞLARLA SONA ERDİ’

Genel Müdür İnceciköz’ün, “Projeye başlamadan önce Antalya'da dört büyük toplantı yaptık. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası'na tüm sivil toplum kuruluşlarını davet ederek projeyi anlattık. Mimarlar Odası, Kent Konseyi, İnşaat Mühendisleri Odası ve diğer tüm paydaşlar o toplantılarda vardı. Üstelik o toplantılar alkışlarla sona ermişti” sözlerine de değinen Av. Tuncay Koç, değerlendirmesinde şunları dile getirdi:

KOÇ: ‘HER ALKIŞ ONAY DEĞİLDİR’

“Bildiğim kadarıyla İnşaat Mühendisleri Odası o toplantı da yoktu. Tüm paydaşlar da yoktu. Hatta konuyla ilgili bazı bilim insanlarının toplantıya davet edilmediği ve alınmadığını da biliyoruz. Ayrıca kurumsal bir yapı işleyişi olarak, siz sunumunuzu yaparsınız, ilgili meslek odası ve kuruluş, sunulan projeyi kendi içinde değerlendirip esas çıktıyı/görüşü daha sonra verir. Bir oda başkanının ya da meslek örgütünün oraya gelip bir nedenle sizi ya da projeyi ya da makamı alkışlaması proje onayı değildir. Tek kişi, kendi içinde ortak karar almadan bir kurum adına resmi görüş bildiremez. Siz öyle alışmış olabilirsiniz ama demokratik kurum işleyişi öyle değildir. Nitekim daha sonra Kent Konseyi Alt Çalışma Grubu, Antalya Müzesi ile ilgili olumsuz görüş bildirdi. Müze projesini destekleyen Mimarlar Odası Başkanı ise çok tepki aldı ve Oda Başkanlığı seçimlerini kaybetti. Her alkışı bir onay, her eleştiriyi bir küfür olarak almayınız. Devlet ciddiyetine yakışmaz.&nbsp;

‘İHALE BİLGİLERİ TİCARİ SIR DİYE GİZLENDİ’

Müzenin yapımına neden başlanamadığı sorusuna da İnceciköz, zeminin ‘granit olduğunu’ tekrarlarken ayrıca ‘Çeşitli sivil toplum örgütlerinin konuyu yargıya taşıması nedeniyle resmi prosedürler gecikti ve işe geç başladık’, diyor. Burada da doğru olmayan bir şeyler var. Müzenin yıkımı ile ilgili iki ayrı dava açıldı. Ancak bunlardan yargıda ‘yürütmeyi durdurma’ kararı alınamadığı için bir yasal gecikme de yaşanmadı. Ancak bu süreç ‘yıkım’ ile ilgiliydi. Yapıma ise bir dava dahi açılamadı, çünkü Kültür ve Turizm Bakanlığına yeni Müzenin yapımı, ihalenin konusu, kime, kaça verildiği ile ilgili sorularımızın yanıtı, ‘ticari sır’ gerekçesiyle tarafımıza verilmedi. Bir kamu binasının ihalesini ‘Ticari Sır’ olarak gizleyen kişi de bizzat Genel Müdür Birol İnceciköz’dür. İlgili&nbsp;&nbsp;evrakta bizzat imzası var. Yani açılmış bir davanın yapım sürecini geciktirmesi söz konusu değil.”

SORUŞTURMA İZNİ KONUSU DANIŞTAY’DA

Antalya Müzesinin ziyarete kapatılmasından yıkımına, projenin gecikmesinden tüm bu süreçlerde ortaya çıkan kamu zararına kadar birçok konuda bakanlığın üst düzey bürokratlarının ihmalinin açık olduğunu öne süren Av. Tuncay Koç, “kendileri hakkında soruşturma izni istendi. Kültür ve Turizm Bakanı bu izni vermediğinden konu Danıştay’a taşındı. Birol İnceciköz de soruşturulması istenen bürokratlar arasındadır” dedi.&nbsp;

ÖZEL HAYAT VE TİCARİ SIR YANITI

Antalya müzesi ihale süreçleri ile ilgili Aralık 2025’de yapılan başvuruya yanıt veren Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz, söz konusu başvuruda talep edilen bilgi ve belgelerin 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun "Ticarî sır" başlıklı 23'üncü maddesi kapsamında ticari sır olarak nitelendirilen bilgi ve belgelere ilişkin olduğunu belirterek şu ifadelere yer verdi: “4982 sayılı Kanun'un ‘Özel hayatın gizliliği’ başlıklı 21'inci maddesi kapsamında yer aldığı; 4982 sayılı Kanun'un ‘Kurum içi düzenlemeler' başlıklı 25'inci maddesi ve Bilgi Edinme Hakkı Kanunun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik'in 12'nci maddesi uyarınca karşılanamayacağı; 6698 sayılı Kişisel Verileri Koruma Kanunu'nu kapsamında kişisel verileri içerecek nitelikte olduğu; 6698 sayılı Kanun kapsamında yer alan veri ve bilgilerin yargı makamlarınca talep edilmesi durumunda ilgili yargı merciine sunulabileceği; Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik'in ‘Başvuruların cevaplandırılması’ başlıklı 18'inci maddesinin, ‘… soyut ve genel nitelikteki başvurular işleme konulmaz ve durum başvuru sahibine bildirilir.’ hükmü kapsamında olduğu ve işleme konulamayacağı değerlendirilmektedir.”
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Müze ihalesi ticari sır, traverten zemin granit oldu! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 10:32:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/muze-ihalesi-ticari-sir-traverten-zemin-granit-oldu-133302-20260727.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/muze-ihalesi-ticari-sir-traverten-zemin-granit-oldu-133302-20260727.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/muze-ihalesi-ticari-sir-traverten-zemin-granit-oldu-133302-20260727.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Toplumsal Çürümenin Anatomisi: Ahlak ve Adaleti Kemiren Psiko-Sosyal Patolojiler]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-toplumsal-curumenin-anatomisi-ahlak-ve-adaleti-kemiren-psiko-sosyal-patolojiler-4601.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-toplumsal-curumenin-anatomisi-ahlak-ve-adaleti-kemiren-psiko-sosyal-patolojiler-4601.html</link>
                    <description><![CDATA[Prof. Dr. Halil Çivi, bu çalışmasında dinbazlıktan ırkçılığa, cehaletten empati yoksunluğuna kadar toplumsal barışı içten içe kemiren 17 temel engeli masaya yatırıyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bir toplumun gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun, onun kalbini ve ruhunu ayakta tutan iki ana sütun şüphesiz ahlak ve adalettir. Ancak modern dünyada bu değerler, yapısal sorunlardan ziyade bireyin iç dünyasında başlayan ve topluma yayılan psiko-sosyo-patolojik virüslerle sarsılmaktadır. Sadece bir teşhis koymakla kalmayan bu yazı; okuyucuyu ideolojik saplantılardan, dalkavukluktan ve önyargılardan arınmaya davet eden, kolektif bir özeleştiri ve vicdan çağrısı niteliğindedir.



BİR TOPLUMDA AHLAK ve ADALETİ BOZAN BAŞLICA PSİKO, SOSYO- PATALOJİK BİREYSEL DAVRANIŞLAR ÜZERİNE KISA NOTLAR.

A- Giriş.

Genel olarak ahlak, bireylerin iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı... birbirinden ayırabilme kapasitesidir. Adalet ise bireylere, kendisi dışında kalan&nbsp; herkesin, hak ve hukukunu gözetebilme pratiği olarak kabul edilir.

Çağımızda, toplumlar ne kadar gelişmiş olurlarsa olsunlar, aynı gelişmenin toplumun her kesiminde ve herkeste eşit düzeyde olmadığı bir gerçektir.

Bu nedenle de, ahlaksızlık ve adaletsiz, oranları farklı olsa bile, gelişmiş&nbsp; ya da az gelişmiş her toplumda varlığını sürdürmektedir.

Yine her toplumda, ahlak ve adaleti engelleyen bir çok görünür ya da görünmez nedenler vardır.

&nbsp;

B- Ahlak ve Adaleti Bozan Başlıca Engeller Nelerdir?

1- Dinbazlık.

Dinbazlık, dinsel kutsalları kötüye kullanarak çıkar sağlama anlamına gelir. İnsanlar arasında inanç, din, mezhep, tarikat ve cemaat... ayrımı yaparak kendi gibi düşünmeyenleri ötekileştirmek, damgalamak ve aşağılamak toplumsal ahlaki, adaleti ve barışı bozar.

2- Irkçılık.

Ahlak ve adalet gibi temel ve evrensel insani değerleri ; ırk, soy, kan, dil...ve benzeri değerlere indirgemek toplumsal barışı bozar. Çünkü insan ırkı ve kanı ile değil, liyakatı, ahlakı ve adaleti gözetebilmesi ile iyi insan olur.

3- Bencillik.

En kısa ve öz tanımı ile bencillik, bireylerin kendi çıkarlarını koruyabilmek için başkalarının ve toplumun çıkarlarını gözardı etmek; bile bile, kendi çıkarı için&nbsp; ahlakı ve adaleti çiğnemektir.

4- Sosyal Cinsiyetçilik, Cinsiyet Ayrımcılığı.

Evrensel kabule göre, hiçbir ön koşula tabi olmadan, insanların doğuştan sahip oldukları hakları ve yetkileri, sosyal&nbsp; cinsiyet ayrımcılığı yaparak ortadan kaldırmak, örneğin aileyi yönetme ya da ev dışında çalışma&nbsp; hakkının sadece erkeğe ait olduğunu savunmak sosyal cinsiyetçiliktir. Cinsiyetler arasındaki eşitlik ve adaleti bozar.

5- İdeolojik Takıntı ve Saplantılar.

Evrensel tek ve yanılmaz&nbsp; gerçeğin kendi inandığı ve savunduğu ideoloji ile özdeşleştirenler, hem çoğulculuğu, yani farklılıklarla bir arada yaşamayı reddetmiş ve hem de demokratik siyaset yollarını tıkamış olurlar. Sonuç diktatörlüğe çıkar. Ahlak ve adalet bozulmuş olur.

6- Kadercilik- Fatalism.

Toplumda uğradıkları yanlışlık, haksızlık, kötülük, yoksunluk ve yoksullukları yanlış bir dinsel anlayışla, fıtrata, kadere, yani ilahi yazgıya bağlamak büyük bir hata ve yanılgıdır. Kişiyi edilgenleştirir. Kötülüğü, cehaleti ve yoksulluğu yapanları gizler. Kötülük, yoksulluk ve haksızlık yapanlarla mücadele etmekten alıkor. Kişileri ve toplumu pasifleştirir.

Bu durum despot,&nbsp; kötü yöneticilerin ve güçlülerin saltanatını kalıcılaştırır. Sonuç olarak, yanlışlık, haksızlık ve kötülükle mücadele etmekten vaz geçilir; geriye, kanaata,itaata ve sadakata sarılmak kalır.

7-Aşırı Kibir ve Gurur.

Büyüklenme, başkalarını horlama ve küçük görme saplantısına kapılanlar, empati kuramaz ve özeleştiri yapamazlar. Kendilerini yanılmaz, dokunulmaz ve ayrıcalıklı görerek toplumdaki&nbsp; ahlak ve adalet kurallarını çiğneme eğiliminde olurlar.

8- Kıskançlık ve Çekememezlik.

Başkalarının ailelerini, varlığını, sahip oldukları servet, makam, iş, başarı ve kazanç olanaklarını çekemeyenler eninde sonunda ahlak ve adalet rotasından saparak yasa dışı davranışlar içine girebilir ve toplumsal ahengi bozabilirler.

9- Açgözlülük, Tamah, Gözü Doymazlık.

Doymak bilmeyen mal, mülk, para, makam, ünvan ve yetki...peşinde koşanlar, sürekli olarak ahlak ve adalet ilkeleri dışında kalan yol ve yöntemler peşinde koşarak toplumsal barışı bozma eğiliminde olurlar.

10- Dalkavukluk/ Yalakalık.

Genelde bu tür insanların mesleki liyakatları yetersiz ve kişisel onurları da göreceli olarak daha düşük, kendilerine olan özgüvenleri ise genelde daha&nbsp; eksiktir. Bu nedenle de siyasi iktidar sahiplerine ya da çeşitli güç adaklarına teslim olup onlardan çıkar sağlama yoluna giderler. Böylece liyakatı, ahlakı ve adaleti devre dışı bırakarak topluma zarar verirler.

11- Gıybet- İftira- Dedikodu.

Çoğu zaman rakip gördükleri ya da kıskandıkları başka dürüst insanlara ahlak dışı, temelsiz, delilsiz, iftira,suç ya da karalamalar uydurarak kendileri için çıkar ve itibar peşinde koşan insan tipleri vardır. Bu tür insanlarda vicdan, ahlak ve adalet aramak boşunadır. İnsanlara, ailelere ve topluma verdikleri zarar çok fazladır.

12- İkiyüzlülük/ Riyakarlık.

Bazı insanların söyledikleri ile yaptıkları arasında büyük zıtlıklar vardır. Bu tür insanların resmi ya da kamusal alanda söyledikleri ile yaptıkları birbirine ters olur. İnsanların olduğu gibi görünmemesi ya da göründüğü gibi olamaması ahlaki ve adaleti&nbsp; bozar.

13- Ahde Vefasızlık.

Geçmişte birlikte oluşturdukları emeği, hakkı, hukuku, dostluğu, verilen sözleri&nbsp; unutup ya da yok sayıp keyfi olarak sözünden caymak ve güven krizi yaratmak toplumsal yaşamın&nbsp; olağan ritmini bozar. Rahmetli babam " Oğlum, hayvanı yuları, insanı sözü bağlar" derdi.

14- Cehalet.

Cehalet sadece eğitimsizlik, bilgisizlik ve bilgi yetersizliği değildir. Kişinin kendisini her konuda doğru ve yanılmaz tam bilgi sahibi olduğuna inandırmasıdır. Belleğindeki her türlü bilgiyi dogmatikleştirmesidir. Eleştirilmeye, öğrenmeye ve yeniliğe...kapalılıktır.

Cehalet, hem hatalı kararların ve hem de her türlü fanatik düşüncelerin üremesine odaklık yapar.


15- Önyargı ve Önkabuller.

Önyargı ya da önkabul sahibi insanlar hiç bir şeyin aslını ya da temelini araştırma, gözden geçirme ve doğrulama yoluna gitmezler. Geleneksel olarak, hiç sorgulamadan belleklerine boca edilen bilgileri şaşmaz doğrular olarak görürler. Toplumsal değişimi görmezden gelirler. Tutucu olurlar.

Yeniliklere, değişime ve yeniden yapılanmalara direnerek topluma zarar verirler.

16-Tefecilik/ Haksız Kazanç.

Tefecilik, İnsanların bilgisizlik, cehalet,&nbsp; yoksulluk, çözümsüzlük,&nbsp; çaresizlik...gibi durumlarından yararlanarak onların alınteri olan kazançlarını onlardan&nbsp; aşırı ödünler alarak fahiş faiz, aşırı rant elde etmek, ya da taşınmaz mülklerine yok pahasına el koymaktır. Bu durum ekonomideki servet ve kaynak dağılımını tefeciler yararına bozar. Halkı yoksullaştırır.

17- Duygudaşlık/ Empati Eksikliği.

Duygudaşlık ya da empati toplumdaki ortaklaşa duygusal zekânın bir türevi olarak ortaya çıkar.

Duygusal zekâları ve empatileri doğru ve yeterli gelişmiş olanlar sadece insan soyuna empati yapmakla yetinemezler. Doğaya, çevreye, toprağa, havaya, suya; havayı ve suyu kullanarak yaşayan tüm hayvan ve bitkilere de empati yaparlar.

Doğaya karşı hoyrat ve savurganca davrananlar sadece bu günün değil gelecek kuşakların refahına da çalmış olurlar.

C- Son Sözler.

Çağdaş bir toplumda, sadece düzgün ahlaklı ve adil bir insan olma bilgisiyle donatılmış olmak yetmez. Uygulamaya aktarılamayan, yaşamın ayrılmaz gündelik bir parçasına dönüşemeyen, liyakat, ahlak ve adalet bilgilgisinin ne bilgi sahibine ne de içinde yaşadığı topluma bir yararı olur. Ayrıca her birey, kendi belleğine yerleşmiş ahlak ve adalet dışı bilgi tortularını keşfetme ve bunları temizleme&nbsp; bilincinde olmak zorundadır.

Yine her birey, kendi ahlak ve adalet dışı tutum ve davranışlarından arınabilmek için:

* 'Ben de yanılabilirim' diyerek herkesin büyük bir özeleştiri kültürüne sahip olması.

* Başta insanlar olmak üzere; yine herkesin doğaya, çevreye ve türlü canlıya karşı duygudaşlık( empati) yapmayı yaşamın temel bir kuralı yapması.

* Adalet terazisini doğru tartması; ırk, dil, din, mezhep, sosyal cinsiyet, ideoloji...ve benzeri dayatmalarından vazgeçmesi gerekir.

Zaten ortaklaşa yaşam; ortak ahlak,ortak adalet, ortak refah ve ortak mutluluğu oluşturabilmek için ortak çaba harcayabilme yarışı değil midir? Karar sizin.

" Eline, diline, beline sahip ol"
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Toplumsal Çürümenin Anatomisi: Ahlak ve Adaleti Kemiren Psiko-Sosyal Patolojiler - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 09:29:48 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/toplumsal-curumenin-anatomisi-ahlak-ve-adaleti-kemiren-psiko-sosyal-patolojiler-123433-20260718.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/toplumsal-curumenin-anatomisi-ahlak-ve-adaleti-kemiren-psiko-sosyal-patolojiler-123433-20260718.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/toplumsal-curumenin-anatomisi-ahlak-ve-adaleti-kemiren-psiko-sosyal-patolojiler-123433-20260718.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Prof. Dr. Alpaslan Işıklı'yı Saygı ve Özlemle Anıyoruz.]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-prof-dr-alpaslan-isikliyi-saygi-ve-ozlemle-aniyoruz-4600.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-prof-dr-alpaslan-isikliyi-saygi-ve-ozlemle-aniyoruz-4600.html</link>
                    <description><![CDATA[Prof. Dr. Tolga Yarman TÜMÖD adına yaptığı açıklamayla ölümünün 13. yıldönümünde Prof. Dr. Alpaslan Işıklı'yı andı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Tüm Öğretim Elemanları Derneği’nin (TÜMÖD) kurucularından ve Efsane Genel Başkanı, Değerli Alpaslan Işıklı Hocamız'ı 13 Temmuz 2013 tarihinde kaybettik. Bu zamansız ayrılışın hem TÜMÖD için, hem de Türkiye için yeri doldurulamayacak büyük bir kayıp olduğu bilinmektedir. Aradan geçen on üç yılda artan bir özlemle Alpaslan Işıklı Hocamız'ı aramaktayız.


Prof. Dr. Alpslan Işıklı

Yaşamı boyunca emeğin örgütlü sendikal mücadelesi ve özerk üniversite için savaşım veren, dik duruşuyla, yapıtlarıyla ve söyleşileriyle aydınlık bir Türkiye için çalışan Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, dünyanın ve insanlığın sorunlarına çözüm arayan bir bilim insanı, yurtsever bir Kemalist Türk aydınıydı.

Alpaslan Işıklı, yapıtlarında ve söyleşilerinde çok önemli olgulara vurgu yapmıştır. Yeryüzündeki her şeyin emperyalizmin çok geniş müdahalesi ve etkisi altında bulunduğunu ancak sömürüsüz bir başka dünyanın mümkün olduğunu önermiştir. Bu öneri tabandan tavana doğru yayılan, toplumun örgütlenmesiyle gelişen, ayrıcalıklı sınıf yaratmayan, hukuk düzeni içinde gerçek bir demokrasiyi işaret etmektedir.&nbsp;

Alpaslan Işıklı, küreselleşmeye meydan okuyarak, örgütlü toplumun emekçilerden başlayarak oluşturulacağını ve eşit paylaşım ile sorunların aşılacağını bildirmiştir. Ülkemizin içinde bulunduğu sosyal, kültürel ve siyasal yıkımı gözler önüne sermiş, değerleri yok edilen ve bellek kaybına uğratılan toplumu uyarmıştır. Türkiye’nin üzerine çöken ve çöktürülen tüm karanlıkları açık açık anlatmıştır.

Ulusal bilincin geliştirilmesi ve Kemalist ilkelerin öğretilmesi için yorulmadan mücadele eden Sevgili Alpaslan Hocamız'ın olaylar karşısındaki kararlı tutumu ve dik duruşu ile yol göstermesini, birikimini ve heyecanlı eylemciliğini hep aramaktayız. Alpaslan Işıklı’nın ışığı hiç sönmeyecek, bizleri ve ülkemizi aydınlatmaya devam edecek. Işıklar içinde, huzurla uyuyun Değerli Alpaslan Hocamız; ışığınızı, dostluğunuzu, içten sevginizi ve sıcak gülümseyişinizi hiç unutmayacağız…

TÜMÖD Yönetim Kurulu adına
Prof. Dr. Tolga Yarman
Genel Başkan
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Alpaslan Işıklı'yı Saygı ve Özlemle Anıyoruz. - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 09:45:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/prof-dr-alpaslan-isikliyi-saygi-ve-ozlemle-aniyoruz-125214-20260713.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/prof-dr-alpaslan-isikliyi-saygi-ve-ozlemle-aniyoruz-125214-20260713.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/prof-dr-alpaslan-isikliyi-saygi-ve-ozlemle-aniyoruz-125214-20260713.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sosyolojinin Aynasından Türkiye: Habitus, Sembolik Şiddet ve Biz.]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-sosyolojinin-aynasindan-turkiye-habitus-sembolik-siddet-ve-biz-4599.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-sosyolojinin-aynasindan-turkiye-habitus-sembolik-siddet-ve-biz-4599.html</link>
                    <description><![CDATA[Prof. Dr. Halil Çivi,  dünyaca ünlü sosyolog Pierre Bourdieu’nun sosyoloji literatürüne kazandırdığı "habitus" ve "sembolik şiddet" kavramları üzerinden Türkiye’nin toplumsal röntgenini çekiyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Toplumsal yapıyı ve insan ilişkilerini anlamak, sadece ekonomik verileri ya da siyasi gelişmeleri analiz etmekle mümkün değildir; bireyin ruhuna işleyen görünmez çarkları, alışkanlıkları ve örtük baskıları da görmek gerekir. Değerli bilim insanı Prof. Dr. Halil Çivi, bu çalışmasında okurlarını hem 1970’li yılların Fransa’sına götürerek dünyaca ünlü sosyolog Pierre Bourdieu’ye dair eşsiz bir anısını paylaşıyor hem de ünlü düşünürün sosyoloji literatürüne kazandırdığı "habitus" ve "sembolik şiddet" kavramları üzerinden Türkiye’nin toplumsal röntgenini çekiyor. Kutuplaşmadan çoğulculuğa, kültürel çatışmalardan gündelik dildeki gizli baskılara kadar pek çok konuya ışık tutan ve çağdaş bir toplum olabilmenin anahtarını sosyolojik bir perspektifle sunan o yazı:


&nbsp;

&nbsp;PİERRE BOURDİEU, HABİTUS, SEMBOLİK ŞİDDET VE TURKİYE ÜZERİRİNE KISA NOTLAR.

1-Giriş.

Fransa'da,&nbsp; 1970 li yılların ikinci yarısında,&nbsp; Nantes Üniversitesi Sosyoloji&nbsp; Bölümü'nde, lisansüstü&nbsp; öğrenim görürken, bir şans eseri olarak sayın Pierre Bourdieu ( 1930-2002) nün öğrencisi olmuştum. O zaman kendileri Paris'te, College de France'ta sosyoloji profesörü olarak görev yapıyor, haftada bir gün, 6 saatlik iki ders için Nantes Üniversitesi sosyoloji bölümüne, ders vermeye geliyor, ayrıca öğrencilere serbest bir tartışma zamanı ayırıyordu. O zaman bile epey ünlü bir hocaydı...

Pierre Bourdieu, sosyoloji literatürüne, insanın bireysel çok önemli&nbsp; &nbsp;donanımları olarak,&nbsp; dört önemli kavramın: fiziksel sermaye, ekonomik sermaye, sosyal sermaye ve kültürel sermaye kavramlarının açılımı ve analizini yapıyor; eğitim konusunu, yoksulluğu azaltmanın kaldıracı olarak kullanmayı öğütlüyor, ayrıca yine sosyolojik açıdan " habitus" ve "sembolik şiddet" kavramları üzerinde önemle duruyordu.&nbsp;

Nantes Üniversitesi Öğrencileri, yapmış oldukları bir öğrenci boykotunda"&nbsp; DİEU DEJA MORT, MAİS HEUREUSMEN QUE BOURDİEU VIVE"&nbsp; yazılı&nbsp; bir pankart taşımış, hocalarını adeta Tanrı
yerine koymuşlardı...Bu pankart; " Tanrı zaten öldü, bereket ki Bourdieu yaşiyor" anlamına geliyordu.

Bu yazıda, sosyoloji yazınındaki büyük değeri ve toplumumuz bakımından tartışılmaz&nbsp; önemi nedeniyle&nbsp; size özet olarak&nbsp; 'Habitus' ile 'Sembolik şiddet' kavramlarını&nbsp; kısaca aktarmak istiyorum.

2- Habitus Nedir?

Habitusa kaynak olan habitat, sözcük olarak, yetişme&nbsp; ve yaşama alanı, bölgesi ya da coğrafyası demektir. Her canlının, her bitkinin, hatta her toplumun kendine özgü bir yaşama ve neslini devam ettirme alanı vardır. Bu habitatlar, her grup bitki, hayvan ve insan toplulukları&nbsp; için onlara, başka alanlarda yeterince sahip olamayacakları özel girdiler sağlar ve&nbsp; canlılara kendilerine özgü bazı karakter özellikleri verirler. Örneğin çöl ikliminde çam bitkisi yetişmez. Muzun coğrafyası ile, elmanın coğrafyası ya da habitatı birbirinden farklıdır...

Bourdieu, işte bu habitat kavramından esinlenerek " İnsan toplumları için, sosyoloji bilimine özgün "Habitus"&nbsp; kavramını üretmiştir.&nbsp;

Öyleyse öz olarak 'habitus' nedir.&nbsp;
Bourdieu'ye göre habitus, insanın doğarken hazır bulduğu, çocukluğundan itibaren&nbsp; &nbsp;insanın içine işleyen her türlü yaşam alışkanlıkları,inanç, düşünme biçimleri, çeşitli olaylar ve konular konusunda gösterdiği refleksler ve tepkilerden oluşur. İnsan, yaşadığı toplum içinde nasıl konuşacağını, neleri yanlış ve neleri doğru olarak değerlendireceğini, neleri normal, neleri normal dışı göreceğini, çoğunlukla hiç farkında olmadan kendi habitüsünde hazır bulur ve genellikle de benimser.

Çocuğun ilk habitusu, ailedir, mahalledir, okuldur, sınıfsal, sosyal çevredir...örneğin, eğer bir çocuk sürekli kitap okunan, kültürel ve sanatsal tartışmalar içinde büyürse başka; tersine bir ortamda ise daha başka habitüsler edinir. Yine bir çocuk, baskıcı, yoksul, eğitimsiz, baskın bir korku kültürünün egemen olduğu&nbsp; bir ailede başka; tersine zengin,iyi eğitilmiş, demokrat, hoşgörülü ve korku kültürü üretmeyen çağdaş bir ailede yetişirse daha uygun bir habitus edinmiş olur.&nbsp;
&nbsp;
Bu&nbsp; iki farklı habitüsten yetişip topluma katılan&nbsp; insanların insana, doğaya, çevreye, yaşama, dünyaya bakışları farklı olacak ve toplumsal birlik kolay sağlanamayacaktır. İkicil (dualist) bir toplumsal yapı oluşacaktır.

Örnek vermek gerekirse, Türkiye' de:

*- Köylü habitüsü, kısal insanın değer, tutum ve davranış kalıpları&nbsp; kentli insana&nbsp; uymaz. Buna karşın, kentli habitusü de kırsal kesime uymaz. Köylerden kentlere olan nüfus hareketlerinden köy-kent uyumsuzlukları&nbsp; bunun açık kanıtıdır. Köyden yeni gelenlerin kent varoşlarına yerleşip orada kendilerine daha uygun bir alt kültür oluşturdukları gözlenir.

*- Yine Türkiye açısından, muhafazakar( tutucu) kesimlerin yetişme&nbsp; habitusu ile, seküler, laik kesimlerin yetişme habitusu, dolayısıyla da dünya görüşleri arasında farklar oluşur. Hatta&nbsp; bu iki kesimin aile yapıları,&nbsp; okulları, alışveriş mekanları, eğlenme alışkanlıkları, kahvehaneleri...ve siyasi tercihleri de farklıdır.

*- Siyasi ve sosyal örgütlenmelerde&nbsp; ise, genelde bu farklı kesimleri birbirlerine yaklaştıracak ve&nbsp; birlikte yaşatacak politikalar üretmek&nbsp; yerine tersine, azınlığı çoğunluğa feda etmek gibi bir sosyolojik yanlışa düşülür. Çağdaş demokrasinin özgürlükçü ve birlikte var olma ilkesine fazla itibar edilmez.

3- 'Sembolik Şiddet' Nedir?

Çok özet olarak, Pierre Bourdieu'ye göre, bir toplumdaki&nbsp; Sembolik şiddet, çoğunlukta ve güçlü olanların, kendi kimliğini, dilini, İnancını, ideolojisini, kültürünü, her türlü değerler sistemini ve yaşam tarzını azınlıkta ve güçsüz olanlara zorla dayatmasıdır. Kendi çoğunluk ve güçlü&nbsp; toplum kümesini " olağan, normal ve üstün" kabul edip, diğer azınlıkların&nbsp; kümelerini değersiz ve sapkın görerek dışlamasıdır. Güçlü ve çoğunlukta olmak, siyasi, ekonomik, idari, hukuki, kültürel...alanlarda çoğunluğa conforlu bir yaşam habitüsü sunar.

Sembolik şiddet genelde fiziksel olmaktan çok psikolojik, duygusaldır. Azınlıkta kalanların ruhuna, benliğine, kimliğine, kültürüne, kişiliğine, cinsiyetine işleyen ve nesilden nesile süreklilik kazanan görünmez bir baskıdır.

Bir insanın aksanını, kekemeliğini, İnancını, dinini, derisinin rengini, mezhebini, cinsiyetini, bedensel özelliklerini... ve başka farklılıklarını
alay ve aşağılama konusu yapmak sembolik şiddettir. Sembolik şiddet insan ruhunda derin ve onulmaz yaralar açar.

Tarih boyunca, Alevilerin,&nbsp; Romanların (çingenelerin)...ya da benzeri azınlık kümelerinin devlet ve toplum katında dışlanmaları güçlü bir sembolik şiddet olagelmiştir.

&nbsp;Örneğin bir insana 'şişko, sırık, bodur, kel, yerden bitme, ...demek,&nbsp; kadının ya da erkeğin cinsiyetini aşağılamak&nbsp; bile birer sembolik şiddettir.

Senin inancın, senin ırkın, senin ailen, senin cinsiyetin, senin mesleğin...senin sosyal sınıfın değersiz ve aşağı demek sembolik şiddettir.

SONUÇ YERİNE:

Toplumlar yalnızca&nbsp; siyaset, ekonomi ve&nbsp; mevcut yasalarla yönetilemezler; ya da yönetilmemeleri gerekir. Kültür, eğitim, dil, inanç, renk, cinsiyet, alışkanlıklar, adalet, özgürlük, eşitlik ve görünmez güç ilişkileri de yönetim politikaları içinde önemli sosyolojik bir yer tutar.&nbsp;

&nbsp;Çoğu insan bu görünmez yaşam çarkının farkına bile varmaz. Bir kısım azınlıklar ise omür boyu görünmez sembolik şiddet ve sistemli baskı ve korku atmosferi içinde acı çekmek zorunda kalabilir.

Çağımız insanına, evrensel boyutları ile,&nbsp; en uygun siyasi ve sosyolojik rejim ise çoğunluk değil, çoğulculuk esasına göre örgütlenmiş, evrensel insan hakları, din ve vicdan özgürlüğüne dayalı çağdaş demokratik ve laik rejimler olmalıdır.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Sosyolojinin Aynasından Türkiye: Habitus, Sembolik Şiddet ve Biz. - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 14:55:48 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/sosyolojinin-aynasindan-turkiye-habitus-sembolik-siddet-ve-biz-180628-20260712.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/sosyolojinin-aynasindan-turkiye-habitus-sembolik-siddet-ve-biz-180628-20260712.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/sosyolojinin-aynasindan-turkiye-habitus-sembolik-siddet-ve-biz-180628-20260712.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[NATO Masası'nda Ükemiz'e Kurulan Kapan: Hürmüz Mayınları]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-nato-masasinda-ukemize-kurulan-kapan-hurmuz-mayinlari-4598.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-nato-masasinda-ukemize-kurulan-kapan-hurmuz-mayinlari-4598.html</link>
                    <description><![CDATA[NATO Toplantısı, Ülkemizin Burnunun Dibindeki Sorunlarına Merhem Olmadığından Mâdâ, Son Toplamda ve Yok Yere Türkiye’ye, İran’ı ve Rusya’yı Düşmanlaştırma Potansiyelini Sergiliyor!]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen son NATO Zirvesi, Türkiye’nin bölgesel egemenlik hakları ile Batı ittifakının ikircikli stratejileri arasındaki derin uçurumu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Prof. Dr. Tolga Yarman, bu çarpıcı analizinde, Ege adalarındaki egemenlik ihlallerine ve Doğu Akdeniz’deki sondaj krizlerine sessiz kalan NATO’nun, Türkiye’ye biçtiği&nbsp; görevleri, rasyonel dış politika kazanımı olarak değil, hayati derecede tehlikeli bir "kandırmaca yumağı" olarak nitelendiriyor. Türkiye’nin Basra Körfezi’nde üstlenmek durumunda kaldığı Hürmüz Boğazı mayın temizleme görevinin askerî ve diplomatik risklerini masaya yatıran Yarman; bu hamlenin Türkiye’yi kadim komşuları İran ve Rusya ile yok yere karşı karşıya getirme potansiyeli taşıdığına dikkat çekerek, tam bağımsız ve coğrafyanın gerçeklerine dayalı milli bir denge politikasının kaçınılmazlığını savunuyor.

NATO Toplantısı, Ülkemizin Burnunun Dibindeki Sorunlarına Merhem Olmadığından Mâdâ, Son Toplamda ve Yok Yere Türkiye’ye, İran’ı ve Rusya’yı Düşmanlaştırma Potansiyelini Sergiliyor!

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen son NATO Zirvesi, Türkiye’nin bölgesel egemenlik hakları ile Batı ittifakının ikircikli stratejileri arasındaki derin makası bir kez daha gözler önüne sermiştir. Tolga Yarman, bu çarpıcı analizinde, Ege adalarındaki egemenlik ihlallerine ve Doğu Akdeniz’deki sondaj krizlerine sessiz kalan NATO’nun, Türkiye’ye sunduğu geçici askeri tavizleri rasyonel bir dış politika kazanımı değil, tehlikeli birer "kandırmaca" olarak nitelendiriyor. Türkiye’nin Basra Körfezi’nde üstlenmek durumunda kaldığı Hürmüz Boğazı mayın temizleme görevinin askerî ve diplomatik risklerini masaya yatıran Yarman; bu hamlenin Türkiye’yi kadim komşuları İran ve Rusya ile yok yere karşı karşıya getirme potansiyeli taşıdığına dikkat çekerek, tam bağımsız ve coğrafyanın gerçeklerine dayalı milli bir denge politikasının kaçınılmazlığını savunuyor.

Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen son NATO Zirvesi, Türkiye’nin egemenlik hakları ve bölgesel güvenliği açısından bir kez daha tarihsel bir gerçeği gözler önüne sermiştir: Batı ittifakı; kendi çıkarları sıkıştığında müttefiklik duygularını okşayan, ancak “iş” (Yunanistan’ın, elimizi uzatsak değecek adaları işgal etmesi ve milyar dolarlık petrol arama gemilerimizin, Akdeniz’e sondaj yapmak üzere, çıkmaktan mahrum bırakılmaları gibi), Türkiye’nin burnunun dibindeki hayatî meselelere geldiğinde, derin bir sessizliğe bürünen ikircikli bir yapıdan ibarettir. Zirve; Türkiye’ye sunulan hava savunma desteği ve ambargoların esnetilmesi gibi geçici ve son toplamda dertlerimize nasıl deva olacağı meçhul (yani olmayacağı belli) oyuncakların, aslında ülkemizi Avrasya derinliğinde çok daha büyük bir ateşin içine atma yönünde kuvvetle çağrışan niyeti, gün yüzüne çıkartmaktadır.

1. Burnumuzun Dibindeki Acı Gerçekler

Yunanistan, bize ait olduğu tartışmasız, 20 civarındaki adayı, 2004’ten bu yana sistemli olarak işgal edip, buralara, uluslararası anlaşmaları yok saya saya, askerî tesisler kurmaktadır. Türkiye, hemen kıyı şeridinin yanı başındaki adalarda yürütülen açık faaliyet ve egemenlik ihlallerine karşı NATO masasında aradığı meşru desteği bulamamaktadır. Ne kadar arıyor, bu da belli değildir. Doğu Akdeniz’deki haklarımız uzantısında denize açılan petrol arama ve sismik araştırma gemilerimiz, müttefiklerin baskısıyla limanlara çekilmek zorunda kalırken, NATO’nun kurumsal yapısı Yunanistan ve Güney Kıbrıs eksenli Batı blokunun çıkarlarını kollamaya devam etmektedir. Türkiye olup bitene ne münasebetle boyun eğiyor, o ise, bambaşka bir meseledir.

Her hal-u kârda, Türkiye’nin kendi karasularındaki ve sınırlarındaki egemenlik zafiyetlerine yardımcı olmayan, maruz kaldığı uluslararası ihlallere ses çıkartmayan bir ittifakın, ülkemizi “küresel bir güvenlik devleti” olarak alkışlaması “akılcı bir dış politika artısı” değil, keşke yanılsak, işte tam anlamıyla bir kandırmacadır.

2. Hürmüz Boğazı Tuzağı: Teknik Görev mi, Tek Taraflı Kol Kapma mı?

Zirvede, Türkiye’nin Hürmüz Boğazı’ndaki mayınları temizleme görevine talip olması veya bu görevi üstlenmeye mecbur bırakılması, kandırmacanın en tehlikeli tezahürüdür. Akdeniz’de kendi burnunun dibinde havlu atmaya zorlanan bir askerî kapasitenin, yuvarlak 3000 kilometre uzağımızdaki Basra Körfezi’nde “deniz seyr-ü sefer güvenliği” sağlayacak olma iddiası, buna Iran’ın gecikmesiz verdiği sert tepki saklı olarak, askerî stratejiyle açıklanamaz.

İran Ankara Büyükelçiliği, Ankara’daki NATO Zirvesi Bildirisi’ne karşı, yükselen tepkisini, bu sabah, şu sözlerle ortaya koymuş bulunmaktadır:

- ABD ve İsrail askerî müdahalelerle diplomasiyi vururken (yani, Batı, özellikle de ABD ve İsrail, diplomasiyi ve barış masalarını gerçekten bir çözüm üretmek için değil, kendi yürüttükleri askerî saldırganlığı meşrulaştırmak, hedef şaşırtmak ve bölge ülkelerini &nbsp;kendi arkalarında hizalamak için, bir silah gibi kullanırken), NATO’nun ve ona ev sahipliği yapan Türkiye’nin bölgede barıştan bahsetmeye hakkı yoktur.

Her ne kadar Türkiye’ye yıkılmak istenen Hürmüz görevi diplomatik çevrelerce “insanî ve teknik bir arabuluculuk hamlesi” olarak pazarlansa da, gerçekte, Batı’nın tıkanan enerji damarlarını açmak için Türkiye’yi ileri sürme oyununu ve maateessüf, bizim buna boyun eğmekten kaçamayacak olma yönündeki zaafiyetimizi sergilemektedir. Türkiye’ye geçici olarak sağlanan hava savunma bataryaları, ülkemizi korumak için değil; Hürmüz’de üstleneceğimiz tehlikeli rolden ötürü üstümüze gelebilecek misillemelere karşı bir “ileri karakol tahkimatı” olarak, algılanmak gayet yerinde olur.

Tezgâh, her şekilde Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmektedir. Tam da bu çerçevededir ki, bu satırlar yazarının, “Türkiye dincileşiyor değil, İran’a karşı mezhebîleşitiriliyor”, diyegeldiği, okurun hatırında olacaktır.

3. Yok Yere Yaratılan Tehdit: İran’ı ve Rusya’yı Düşmanlaştırma Potansiyeli

Çıplak jeopolitik gerçek şudur: Bugün itibarıyla, ne komşumuz İran’dan ne de komşumuz Rusya’dan, Türkiye’ye yönelen doğrudan, sıcak bir askerî tehdit bulunmaktadır. Yoktur, öyle bir tehdit… Bu iki devlet, dönemsel konjonktürlerin ötesinde, Türkiye için coğrafî, ekonomik ve stratejik birer partonerdir.

Ancak NATO’nun Hürmüz çıkışı ve İran’ın “Hürmüz sadece bizim kurallarımızla açılır, dış müdahaleyi tanımıyoruz!” şeklindeki jet hızıyla gelen sert tepkisi, Türkiye’nin nasıl bir mayın tarlasına çekildiğini göstermektedir. Batı’dan koparılacağı vadedilen her sözde taviz, son toplamda Türkiye’yi Suriye’den Kafkaslar’a, enerjiden bölgesel ticarete kadar hayatî ortaklıklar yürüttüğü İran ve Rusya ile karşı karşıya getirmektedir. Türkiye, kendisine ait olmayan bir savaşın ve Batı-Doğu geriliminin doğrudan cephe ülkesi haline getirilerek yok yere, komşularıyla düşmanlaştırılmaktadır.

Sonuç: Tam Bağımsızlık ve Coğrafyanın Kadim Kanunu

Bu topraklarda işlerin her zaman zor olduğu bir vakadır; çünkü bu coğrafya, Batı emperyalizminin (devletler olarak örgütlenmiş haydutluğun) her sıkıştığında Doğu’ya karşı koçbaşı olarak kullanmak istediği bir zeminindedir. Türkiye için salâh, NATO masalarında Batı’nın jandarmalığına soyunarak komşularıyla kalıcı husumetler biriktirmek değil; tam bağımsız, millî ve coğrafyanın gerçeklerine dayalı bir denge politikasını, titizlikle yürütmektir.

Bu ise, aynı istikamette, ödünsüz bir halk iradesini gerektirir.

Kendi adalarında, Akdenizin’de, haklarını savunamayan bir yapının, Hürmüz’de Batı adına mayın temizlemeye kalkması, coğrafyanın kadim kanunlarına ve ulusal çıkarlarımıza taban tabana zıttır. O kadar böyledir ki, İran’la sıcak çatışmaya girmeden böylesi bir göreve adım atmak dahi, mümkün değildir.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[NATO Masası'nda Ükemiz'e Kurulan Kapan: Hürmüz Mayınları - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 14:14:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nato-masasinda-uikemize-kurulan-kapan-hurmuz-mayinlari-172038-20260710.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nato-masasinda-uikemize-kurulan-kapan-hurmuz-mayinlari-172038-20260710.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nato-masasinda-uikemize-kurulan-kapan-hurmuz-mayinlari-172038-20260710.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Antalya’da deniz çöpü krizi: Plan var eylem yok!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-antalyada-deniz-copu-krizi-plan-var-eylem-yok-4597.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-antalyada-deniz-copu-krizi-plan-var-eylem-yok-4597.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya’da deniz çöpü krizi: Plan var eylem yok! Kasım ayında küresel iklim zirvesi COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanan Antalya’da sezon ortasında deniz çöpleri sorunu ortaya çıktı. Kemer sahillerinden gelen görüntüler, atık yönetimi sorununu yeniden gündeme getirdi…]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yusuf Yavuz

Turizmin başkenti Antalya’da yaşanan deniz kirliliği görüntüleri sezon ortasında yeniden gündemde. Kemer ilçesi sahillerinde, özellikle bölgeyi tercih eden Rus turistler tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde plastik ağırlıklı deniz çöplerini yansıtıyor. Beş yıldızlı otellerin sahillerini de kapsayan kirlilik, dünyaca ünlü Phaselis antik kentinin kıyılarına da ulaşmış durumda. Antalya’nın deniz çöpleri ile ilgili beş yıllık bir eylem planı var. Ancak ortaya çıkan manzaralar, 2025-2030 dönemini kapsayan eylem planının ne kadar uygulandığı sorusunu gündeme getirdi. Deniz çöpleri konusunda Valilik bünyesinde oluşturulan komisyonun iki üyesi tutuklanarak görevden uzaklaştırılmıştı.



Deniz çöpleri tüm dünyada büyük bir sorun. Plastik kullanımının yaygınlaşması, kıyı kentlerindeki yoğun nüfus ve turizm hareketlerine karasal kaynaklı pekçok başka kirlilik eklenince denizler çöplüğe dönüyor. Karasal alanda ‘çöp’ olarak anılan ne varsa artık denizde bundan payına düşeni alıyor. Bu sorunun önüne geçmek için küresel ölçekte yürütülen çabalara ulusal mevzuatlar da ekleniyor.&nbsp;



2019’DA GENELGE, 2024’DE EYLEM PLANI

Türkiye’de 2019 yılında bir genelge yayımlanarak deniz çöpleri ile ilgili il bazında eylem planları hazırlanması için harekete geçildi. Bu genelge kapsamında 2024 yılında Antalya’da da bir eylem planı hazırlandı.&nbsp;

Antalya Valiliği (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü) bünyesinde, Antalya Vali Yardımcısı Aydın Abak’ın koordinesinde yürütülen çalışma kapsamında deniz çöpleri ile ilgili bir komisyon oluşturuldu. Bu komisyonda, 642 km kıyı şeridine sahip olan Antalya’nın belediye başkanları ile ilgili kamu kurumlarının temsilcileri yer aldı. Komisyon, toplam 23 üyeden oluşuyor.&nbsp;
&nbsp;



KOMİSYONUN İKİ ÜYESİ TUTUKLU

Geçtiğimiz yıl görevden uzaklaştırılan ve halen tutuklu bulunan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, deniz çöpleri ile ilgili komisyonun üyesi olarak büyükşehir belediyesini temsil ediyor. Aynı şekilde görevden uzaklaştırılan ve tutuklu bulunan Manavgat Niyazi Nefi Kara da deniz çöpleri komisyonunda Manavgat’ı temsil ediyor.&nbsp;

Sadece bu iki komisyon üyesinin mevcut hukuki durumları ve komisyondaki görev ve sorumluluklarına bakıldığında, Antalya kıyıları ile ilgili kaygılar daha da derinleşiyor.&nbsp;




DENİZE KIYISI OLAN İLÇELERİN BAŞKANLARI KOMİSYONDA

Antalya Vali Yardımcısı Aydın Abak’ın başkanlık ettiği komisyonun üyeleri arasında, ilgili kamu kurumlarının sorumlu yöneticileri ile Gazipaşa, Alanya, Manavgat, Serik, Aksu, Muratpaşa, Konyaaltı, Kemer, Kumluca, Finike, Demre ve Kaş’ın belediye başkanları da yer alıyor.&nbsp;&nbsp;Komisyonda belediye başkanı düzeyinde temsil edilen ilçelerden biri olan Kaş’ta karasal kaynaklı deniz çöplerinin uzunca bir süredir yabancı kökenli ilçe sakinlerinin de yer aldığı gönüllüler tarafından toplandığı biliniyor.&nbsp;



ÖNCE STK’LAR BAŞLADI

Deniz çöplerini önlemeye yönelik ülke genelindeki çalışmaların geçmişi çok eski değil. Giderek artan bu sorunun önüne geçmek ve kurumlar arasında işbirliği yapmak için 2019 yılında bir genelge yayımlandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 2019/9 sayılı genelgesi, deniz çöpleri ile ilgili eylem planlarının hazırlanması hakkında yapılacak iş ve işlemleri içeriyordu. Bu kapsamda sivil toplum kuruluşları bir süredir çalışmalar yürütüyordu. Küresel çevre fonları tarafından da desteklenen bu çalışmalar yeterli değildi. Kamu kurumlarının ve vatandaşların da bu konuda sorumluluk alması önemliydi. Yayımlanan genelgenin ardından kıyı kentlerinde eylem planları hazırlanmaya başlandı.


ANTALYA’NIN 2025-2030 EYLEM PLANI

Antalya Deniz Çöpleri Eylem Planı ise 2024 yılında hazırlandı. 1 Ocak 2025’te yürürlüğe giren 81 sayfalık eylem planı, 2025-2030 dönemini kapsıyor. Deniz çöplerinin öncelikle kaynağında, karasal alanda önüne geçmeyi hedefleyen plan, denize ulaşmış olan çöplerin de toplanarak temizlenmesini öngörüyor. Konuyla ilgili kamuoyunda farkındalık yaratmayı da amaçlayan eylem planı kapsamında afişler, broşürler ve benzeri içerikler hazırlanması da öngörülüyor. Eylem planı, turizm, balıkçılık ve karasal faaliyetlerden kaynaklı olarak oluşan çöplerin deniz suyu ve kıyı şeridinden temizlenmesi faaliyetlerini de içeriyor.&nbsp;



PLANDA RİSK HARİTALARI DA YER ALDI

Eylem planında, Antalya kıyılarındaki kirlilik kaynakları ile alınması gereken önlemler ve bu konuda yapılan çalışmalar aktarılıyor. Denizlerdeki rüzgârın hakim yönleri, deniz çöplerinin sürüklenme ve yoğunlaşma alanları uyudu görüntüleri üzerinden haritalanıyor. Karasal kaynaklı çöplerin denize ulaşmasını engellemek için kıyı ve kara alanlarında yapılan çalışmalardan örnekler veriliyor. Plaj ve falezlerde yapılan temizlikler bu örnekler arasında yer alıyor.&nbsp;



SEZON ORTASINDA DENİZ ÇÖPÜ KRİZİ&nbsp;

Ancak sezon ortasına gelindiğinde Antalya’nın doğu ve batı kıyılarında gelen kirlilik görüntüleri dikkat çekiyor. Eylem planında riskli alanlar olarak görülen bölgelerde Alanya, Manavgat ve Kemer gibi turizim bölgelerinde deniz kirliliği gündemden düşmüyor. Özellikle bir haftadır Kemer’den gelen görüntüler, deniz çöplerinin kıyı alanlarında yoğunlaştığını gösteriyor. Tekirova, Göynük ve Kemer ilçe merkezindeki sahillerde deniz yüzeyinde ve kıyıda görülen deniz çöpleri çöpleri, 5 yıldızlı otellerin yüzme alanlarını da tehdit ediyor. Özellikle tatil için bölgeyi tercih eden Rus turistler denize girmeyi engelleyecek şekilde kıyıda yoğunlaşan çöpleri görüntüleyerek sosyal medya hesaplarında paylaşıyor.&nbsp;



AĞIR KOKUDAN DENİZE GİRİLEMİYOR

Görüntülerde Yoğun plastik parçacıklarının olması dikkat çekiyor. Tatilcilerin yaptığı yorumlarda ise özellikle öğle saatlerinden itibaren ağır koku ve çöpler yüzünden denize girmenin mümkün olmadığı belirtiliyor. Son yıllarda denizlerdeki mikro plastik konusunda birçok çalışmanın yapıldığı gözlenirken, Antalya’da yürütülen deniz dibi temizliklerinde traktör ve kamyon lastiğinden naylon terliklere kadar makro plastik örneklerinin çıkarılması, katı atık yönetimi konusunda sorunlar olduğunu işaret ediyor.&nbsp;



DENİZ ÇÖPLERİ PHASELİS KIYISINA ULAŞTI

Turizmin başkenti olarak anılan Antalya’nın sezon ortasında yaşadığı deniz çöpleri sorunu, yüzeyde görülen plastiklerle sınırlı değil. Alanya’dan Kaş’a arıtma sistemlerinin yetersizliği, kapasitenin arttığı yaz aylarında denizi tehdit eden kirlilik kaynakları arasında. Antalya’nın marka değerleri arasında yer alan dünyaca ünlü Phaselis antik kentinin sahilinde denize girenlerin kaydettiği kirlilik ve deniz çöpleri görüntüleri ise, sorunun kültürel peyzaj için de tehdit oluşturmaya başladığını gösteriyor. Antalya kent merkezinde ise falezlerin olduğu bölgede belli aralıklarla deniz çöpleri görünüyor. Vatandaşların kıyıdan gözlemlediği deniz çöpleri, plastik atıklardan poşetlere uzanan çeşitlilikte. Falezler boyunca gözlenen karasal kirliliğin rüzgârla ya da yağışlarla denize taşıdığını belirten vatandaşlar, bu alanlarda önleyici tedbirler alınarak düzenli temizlik yapılması gerektiğini dile getiriyor.&nbsp;



ANTALYA COP31’E HAZIRLANIYOR

Antalya, Kasım 2026’da Küresel İklim Zirvesi COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Turizm sezonunun sona erdiği dönemde, kent iklim zirvesi için dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen yaklaşık 120 bin ziyaretçiyi ağırlayancak. Antalya, iyi bir ev sahipliği göstermek istiyor. Bu kapsamdaki hazırlıklar sürüyor.&nbsp;

VALİLİĞİN SLOGANI: “ANTALYA’DA DENİZ HEP TEMİZ”

Antalya Valiliği’nin himayesinde başlatılan Mavi Akdeniz İnisiyatifi projesi de bu çalışmalardan biri. Bu projeyle Antalya kıyılarının ve denizin temizliği yansıtılmak isteniyor. Bu kapsamda bir süredir çeşitli etkinlikler yapılıyor. Projenin sloganı ise “Antalya’da Deniz Hep Temiz” olarak seçilmiş.&nbsp;



BİR YANDA SLOGAN, DİĞER YANDA ÇÖPLER

Bu slogan, oldukça iddialı olmasının yanında, bir kamu kurumunun logosu altında kamuoyuna duyurulduğunda, güven duygusu da yaratıyor. Ancak sloganın gölgesinde yapılan etkinliklerin kamuoyuna duyurulduğu günlerde, tüm dünyadan misafirleri ağırlayan kıyılardan deniz çöplerinin gündeme gelmesi büyük bir çelişki yaratırken kamuya olan güven duygusunu da zedeliyor.&nbsp;

YAMAÇ PARAŞÜTÜ İLE AFİŞ AÇILDI

COP31 öncesinde çeşitli etkinlik ve projelerle kamuoyunda görünür kılınan Mavi Akdeniz&nbsp;&nbsp;Projesi kapsamında geçtiğimiz ay yapılan etkinliklerden biri de Kemer’deki Tahtalı Dağından havalanan yamaç paraşütü pilotlarının, “Antalya’da Deniz Hep Temiz” afişi açarak, ilçe semalarında tur atmalarıydı. Kemer Kaymakamlığı’nın 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında organize ettiği bu etkinlikten bir ay sonra, Kemer kıyılarında görülen yoğun deniz çöpleri ve ortaya çıkan ağır koku, sloganın aksine Antalya’da denizin hep temiz olmadığını acı şekilde gösteriyor.&nbsp;



ATIK AĞLAR DA 12 YILDIR GÜNDEMDE

Mavi Akdeniz projesi kapsamında denizde temizliği ile ilgili birçok başlık kamuoyuna duyuruldu. Denizlere bırakılmış balıkçı ağlarının toplanması da bunlar arasında. Aslında bu konuda küresel bir sorun kapsamında ele alınmış ve 2014 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından proje hazırlanarak, denizlerde ve iç sularda çalışmalara başlanmıştı. ‘Denizlerin Terkedilmiş Av Araçlarından Temizlenmesi Projesi’ başlığını taşıyan bu proje, yaklaşık 12 yıldır gündemde.&nbsp;



ÇEVRE KANUNU DENİZ VE SULARI KORUMAK İÇİN VAR

Ülkemizde yürürlükte olan 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 9. Maddesi, deniz, yeraltı ve yerüstü suları ile su ürünleri üretim alanlarının her türlü kirliliğe karşı korunmasını düzenliyor. Benzer şekilde gemi kaynaklı kirliliklerden, karasal kirliliğe kadar birçok uluslararası ve ulusal mevzuat yürürlükte. Deniz çöpleri ile ilgili hazırlanan beş yıllık eylem planı hala geçerliliğini koruyor. Plan kapsamında oluşturulan komisyon üyelerinden ikisi tutuklanarak görevden uzaklaştırıldı. Komisyonun bu iki önemli üyesinin yerine başka bir yetkili getirildi mi belli değil. Mevcutdaki proje raporunda halen bu iki komisyon üyesinin adı yer alıyor.&nbsp;

KALICI VE KAPSAYICI ÇÖZÜM ŞART&nbsp;

Antalya kıyıları deniz çöpleri ile gündeme gelirken, ortaya çıkan manzaralar su kalitesi parametreleri açısından olduğu kadar kıyı turizmi için de büyük bir tehdit oluşturuyor. Yıllardır hazırlanan eylem planları, yasal mevzuatlar ve projeler kapsamında yeterli önlemlerin alınmadığını düşündüren bu görüntüler, kalıcı ve kapsayıcı çözümler üretilmeden sona erecek gibi de görünmüyor. Antalya Valiliği ise COP31 çerçevesi içerisinde bir halkla ilişkiler projesi ortaya koyarak, önemli ama gecikmiş adımlar atma gayreti içinde. Ancak sloganlara ve görüntüyü kurtarmaya yönelik bu tür çabaların kalıcı çözüm üretmek için yeterli olmadığı da ortada.&nbsp;

SOSYAL MEDYA TUZAĞINI AŞABİLMEK

Son yıllarda yerel yönetimler başta olmak üzere ilgili kamu kurumlarının da sosyal medya odaklı bir hizmet anlayışı ortaya çıktı. Kısa süreli ilgi toplamaya yönelik olan bu tür çabalar görünenin üstünü örtmeye yetmediği gibi, görünmeyeni engellemek için de yetersiz kalıyor. Antalya, Türkiye’nin en önemli turizm kenti. Tercih edilen turizm modeli ise kıyı ve denize bağımlı. Yerel ve merkezi idarelerin yöneticileri arasında zaman zaman tartışmalara konu olan arıtma sistemleri ve atıksu deşarjı sorun kaynakları halen tümüyle çözülmüş değil.&nbsp;

DENİZİN HEP TEMİZ OLMASI İÇİN

Kemer sahillerinden gelen görüntüler, denizlerin slogan ve sosyal medya paylaşımlarıyla değil, kalıcı çözümlerle korunabileceğini gösteriyor. Tedbirler yalnızca COP31 ile sınırlandırılamaz. Yıllardır yeterince uygulanmayan eylem planları ve ilgili mevzuatın gerekliliklerini harfiyen yerine getirilmeli. Tüm bunlar sağlıklı biçimde uygulandığında zaten ayrıca bir slogana ihtiyaç kalmayacak, Antalya’da deniz gerçekten temiz kalacak.&nbsp;

***

*Son günlerde Kemer sahillerinde turistler tarafından kaydedilerek sosyal medyada paylaşılan deniz çöpleri ile ilgili bazı videolardan örnekler:

&nbsp;

https://www.instagram.com/reel/Dahqn-Qu0sn/?igsh=dW44MnpqcHR1cWNo

&nbsp;

https://www.instagram.com/reel/DaXdu5QMAh6/?igsh=MTR5eTVyOWdvdGhjeQ==

&nbsp;

https://www.instagram.com/reel/DaVFWuDxD68/?igsh=MmZmN3BzNHA3em13

&nbsp;

https://www.instagram.com/reel/DZg4wSqMeL6/?igsh=MXVkdGFqdDJjY3U4bw==

&nbsp;

https://www.facebook.com/share/r/17sGG3ipmD/?mibextid=wwXIfr



--
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Antalya’da deniz çöpü krizi: Plan var eylem yok! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 12:44:30 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/antalyada-deniz-copu-krizi-plan-var-eylem-yok-160358-20260709.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/antalyada-deniz-copu-krizi-plan-var-eylem-yok-160358-20260709.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/antalyada-deniz-copu-krizi-plan-var-eylem-yok-160358-20260709.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Tarih, Kelime Oyunlarıyla Yeniden Yazılamaz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-tarih-kelime-oyunlariyla-yeniden-yazilamaz-4596.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-tarih-kelime-oyunlariyla-yeniden-yazilamaz-4596.html</link>
                    <description><![CDATA[Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) Genel Başkanı Prof. Dr. Tolga Yarman, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in müfredat değişikliklerini savunurken ders kitaplarından "Kurtuluş Savaşı" ifadesinin çıkarılacağını açıklamasına sert tepki gösterdi. TÜMÖD Yönetim Kurulu adına yapılan açıklamada, bu kararın basit bir terim değişikliği değil, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin anlamını çarpıtan "maksatlı bir tahrifat" olduğu vurgulandı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ "Kurtuluş Savaşı" ifadesinin bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından seçildiğini tarihi belgelerle hatırlatan Yarman, Bakan Tekin’in "Neyden kurtuluyoruz?" sorusuna, "Türk milleti Osmanlı’dan değil, Osmanlı’yı esir alan, Anadolu’yu parça parça bölüşen emperyalist işgal devletlerinden, yani Yedi Düvel'den kurtulmuştur", sözleriyle yanıt verdi. Tarihin masa başında siyasi mülahazalarla yeniden yazılamayacağını belirten TÜMÖD, Milli Eğitim Bakanlığı’nı tarihi gerçeklere ve Cumhuriyet'in kurucu değerlerine bağlı kalmaya davet etti.



Prof. Dr. Tolga Yarman

ULUSUMUZA VE KAMUOYUNA DUYURU

Tarih, Kelime Oyunlarıyla Yeniden Yazılamaz: “Kurtuluş Savaşı” Adı Bizzat Atatürk Tarafından Konmuştur. TÜMÖD Yönetim Kurulu Adına, Genel Başkan Prof. Dr. Tolga Yarman

I. MAKSATLI BİR TARİHSEL TAHRİFAT VE BAKAN TEKİN’İN AÇIKLAMALARI Evveli gün, İktidar Partisi milletvekilleriyle gerçekleştirilen ve basına yansıyan bir istişare toplantısında, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından yapılan açıklamalar Türk eğitim sistemi ve milli hafıza açısından kaygı verici bir boyuta ulaşmıştır. Bakan Tekin, müfredat değişikliklerini savunurken ders kitaplarından Kurtuluş Savaşı ifadesinin çıkarılacağını ilan etmiş
ve bu kararı“bozuk bir Türkçe” ile şöyle ifade etmiştir:

- Kurtuluş Savaşı yerine artık Milli Mücadele diyoruz. Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı. Millî Mücadele demek daha doğru.
Bu açıklama, sadece bir terim değişikliği değil; Türk milletinin emperyalizme (devlet olarak örgütlenmiş haydutluklara) karşı verdiği dünyadaki “en onurlu” denebilecek, bağımsızlık mücadelesinin dokusunu, hedefini ve mânâsını çarpıtan maksatlı bir tahrifat çabasıdır. “Neyden
kurtuluyoruz?” sorusu (Bakan,“Kimden, nelerden kurtuluyoruz?”, demek istiyor olmalı), bilgisizlikle açıklanamayacak kadar vahim, tersine bilinçli bir hafıza karartma operasyonunun tezahürüdür. Türk milletinin evlâtlarına rehberlik etmesi gereken bir bakanın, tarihi, kendi rahatsızlıklarına göre yeniden yazmaya, kelime oyunlarıyla eğip bükmeye hakkı yoktur. Hiç kimsenin, hiç bir siyasi öznenin, bir ulusun ortak hafızasını ve eşsiz kurucu liderinin bizzat yonttuğu deyimleri yok sayma yetkisi bulunmamaktadır.

II. MESELE OSMANLI’DAN KURTULMAK DEĞİL, İŞGALCİ &amp;quot;YEDİ DÜVELİN” ESARETİNDEN KURTULMAKTIR.

Bakan Yusuf Tekin’in “Ondan önce, koskoca Osmanlı vardı, neyden kurtuluyoruz?” sorusuna verilecek en yalın cevap şudur:

- Türk milleti, Osmanlı’dan değil, Osmanlı’yı esir alan, Sevr Antlaşması () ile Anadolu’yu parça parça bölüşen emperyalist işgal devletlerinden, yani Yedi Düvelden (düşmandan), kurtulmuştur!.. Mondros Ateşkes Antlaşması’yla (30 Ekim 1918) orduları dağıtılmış, tersanelerine girilmiş, Başkenti, İngiliz zırhlılarının namlularına boyun eğmiş ve fiilen bitme noktasına gelmiş bir devletin enkazının içinden, kurtulmuştur.
Türk milleti, o evrede, canını dişine takarak:
 İzmir’e çıkan Yunan Ordusu’ndan,
 Adana’yı ve Maraş’ı işgal eden Fransızlar’dan,
 Güneydoğu’yu kuşatan İngilizler’den,
 Antalya’ya ve Konya’ya yerleşen İtalyanlar’dan,

 Daha daha, tüm şu işgallere seyirci kalan, halkı direniş yerine teslimiyete çağıran aciz bir
Osmanlı yönetiminden, kurtulmuştur.

TBMM’nin alnına “Hakimiyet Kayıtsız şartsız milletindir”, düsturunu mıhlamış, bağımsızlığına koştura koştura ve tam anlamıyla, hayatı pahasına, ama dimdik ve onuruyla kavuşmuştur.

III. CEVAP BİZZAT ATATÜRK’ÜN AĞZINDAN VE EL YAZISINDAN: TARİHİ BELGELER

Bakanlığın iddialarına ve “Neyden kurtuluyorduk?” sorusuna en sarsıcı cevabı, bizzat mücadelenin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığı andaki manzarayı tasvir ettiği Büyük Nutuk’un (1927) ilk sayfalarında şu sözlerle vermektedir:

- Osmanlı Devleti&amp;#39;nin içinde bulunduğu grup, Harbi Umûmî&amp;#39;de (I. Dünya Savaşı) mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şeraiti (şartları) ağır bir mütarekename (Mondros) imzalanmış... Millet yorgun ve fakir bir halde. Milleti ve memleketi Harb-i Umûmî&amp;#39;ye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten firar etmişler. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal
ettiği alçakça tedbirler araştırmakta...

Atatürk, kimden ve nelerden kurtulmamız gerektiğini işte bu satırlarla, o günkü acı resmi ortaykoyarak ilan etmiştir. O sebeple, süreci sadece “milli mücadele” olarak sınırlandırmak eksiktir; bu mücadelenin nihai amacı Tam bir Kurtuluş’tur.

Daha da önemlisi, “Kurtuluş Savaşı” deyiminin bizzat Atatürk tarafından öne çekildiği, devlet arşivleriyle sabittir. Cumhuriyetimiz’in ilanının 10. yılı vesilesiyle, 29 Ekim 1933 tarihinde Gazi Paşa’nın okuyacağı 10. Yıl Nutku&amp;#39;nun ilk taslak metninde bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi el yazısıyla yaptığı tarihî düzeltme, bugün bu tartışmayı açanlara, en büyük dersi vermektedir.

10. Yıl Nutku’nun yazımı sürecinde, nitekim Atatürk, metindeki “İstiklâl Savaşı’na başladığımızın on beşinci yılındayız...” cümlesindeki “İstiklâl” kelimesinin üzerini kendi kalemiyle çizmiş, bu sözcüğün üstüne, kendi el yazısıyla “Kurtuluş” kelimesini eklemiştir.

O metin, o gün Ankara Hipodromu’nda yüz binlerce vatandaşa ve tüm dünyaya bizzat Atatürk’ün ağzından, kendi seçtiği o kelimeyle, “Kurtuluş Savaşı’na başladığımızın on beşinci yılındayız...” şeklinde okunmuştur.

IV. SONUÇ VE ÇAĞRI: TARİHİ DEĞİŞTİRMEYE KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ!..

Mustafa Kemal Atatürk, süreci anlatırken hem toplumsal direnişi ifade eden “Millî Mücadele” deyimini, hem cephedeki askeri boyutu anlatan “İstiklâl Harbi” deyimini, hem de neticeyi taçlandıran “Kurtuluş” kelimesini bir bütün olarak görmüş ve kullanmıştır. Bunlar birbirinin seçeneği değil, birbirini tamamlayan kavramlardır. Ancak bugün “Kurtuluş” kelimesini artık neyi kurtarmak içinse, öyle bir saikle, cımbızlayıp müfredattan kazımaya çalışmak, “Neyden
kurtulduk ki?” diyerek işgal gerçeğini hafifletmeye yeltenmek, bu topraklar için canını vermiş şehitlerin aziz hatırasına ve bizzat Atatürk’ün öğretisine sadakatsizliktir; kimsenin haddi değildir!..

Tarih, masa başında alınan idarî kararlarla, siyasi mülahazalarla veya kelime oyunlarıyla yeniden yazılabilecek bir yaz boz tahtası değildir. Türk milletinin hafızasındaki “Kurtuluş” bilinci, ders kitaplarından isimlerin silinmesiyle yok edilemeyecek kadar derinlere kök salmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nı, tarihsel olgularla ters düşmemeye; ders kitaplarını; Ülkemiz’in Kurtarıcısı’nın ve Cumuhuriyetimiz’in Kurucusu’nun kendi eliyle yazdığı tarihî gerçeklere ve
deyimlere bağlı kalarak, basmaya davet ediyoruz.

Türk milleti, adını bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün koyduğu “Kurtuluş Savaşı” nitelemesine ve o savaşın her bir sayfasına ebediyyen sahip çıkacaktır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
TÜMÖD Yönetim Kurulu Adına,

Genel Başkan Prof. Dr. Tolga Yarman


&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Tarih, Kelime Oyunlarıyla Yeniden Yazılamaz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 09:47:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tarih-kelime-oyunlariyla-yeniden-yazilamaz-125334-20260707.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tarih-kelime-oyunlariyla-yeniden-yazilamaz-125334-20260707.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tarih-kelime-oyunlariyla-yeniden-yazilamaz-125334-20260707.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[NATO Zirvesi 2026 Çatışmalara Son Verebilir mi?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-nato-zirvesi-2026-catismalara-son-verebilir-mi-4595.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-nato-zirvesi-2026-catismalara-son-verebilir-mi-4595.html</link>
                    <description><![CDATA[Akademisyen Yazar Çetin Göksu, yaklaşan stratejik zirve öncesinde NATO’nun Amerikan güdümünden sıyrılma zorunluluğunu, Türkiye’nin köklü barış vizyonunu ve Avrupa ile birlikte inşa edilmesi gereken askeri-siyasal özerkliğin şifrelerini analiz ediyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Savaşların, vekâlet çatışmalarının ve uluslararası hukukun işlevsizleştiği küresel bir fetret devrinden geçerken, gözler bir kez daha en büyük askeri mekanizma olan NATO’ya çevrildi. Ancak asıl soru ortada duruyor: NATO mevcut yapısıyla küresel barışa hizmet edebilir mi?&nbsp;

NATO Zirvesi 2026&nbsp;Çatışmalara Son Verebilir mi?

Küresel Hegemonyadan Küresel Barış Gücüne Dönüşümün Eşiğinde İttifak ve Türkiye’nin Tarihi Misyonu

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yükselen iki kutuplu dünyanın bir ürünü olarak kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), varoluşsal bir yol ayrımının eşiğindedir. Kurulduğu günden bu yana ağırlıklı olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel stratejik çıkarlarının ve emperyalist amaçlarının bir kaldıracı olmakla eleştirilen ittifak, 21. yüzyılın çok kutuplu, karmaşık jeopolitik ikliminde meşruiyet krizleri yaşamaktadır. Bu makale, yaklaşan NATO Zirvesi ekseninde ittifakın mevcut yapısını masaya yatırmakta; askeri bir güç odağı olmaktan çıkıp soykırımları, çatışmaları ve haksız işgalleri önleyen küresel bir "barış kurumuna" dönüşüm imkanlarını tartışmaktadır. Bu dönüşümde, kuruluş felsefesini küresel barış üzerine inşa etmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin ve stratejik özerklik arayışındaki Avrupa’nın üstlenmesi gereken siyasi, ekonomik ve askeri sorumluluklar analiz edilmektedir.

Soğuk Savaşın Mirası ve Küresel Güvenlik Açığı

Dünya, küresel güç mücadelelerinin, bölgesel vekâlet savaşlarının ve insani trajedilerin eşi benzeri görülmemiş bir hızla tırmandığı bir fetret devrinden geçmektedir. Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası hukuku ve barışı korumakla yükümlü kurumların yapısal felci, dünyayı daha büyük bir güvenlik açığıyla baş başa bırakmıştır. Bu süreçte gözlerin çevrildiği en büyük askeri mekanizma ise şüphesiz NATO’dur.

Ancak temel soru geçerliliğini korumaktadır: NATO Zirvesi çatışmalara son verebilir mi? Mevcut parametrelerle bu sorunun cevabı ne yazık ki olumsuzdur. Çünkü NATO, kurulduğu günden bu yana transatlantik bağın ötesinde, büyük oranda Washington’ın güdümünde bir güç aygıtı olarak işlev görmüştür. İttifakın küresel barışa hizmet edebilmesi, askeri ve finansal yükü sırtlayan hegemonik bir gücün bencil çıkarlarından arındırılmasına ve radikal bir kurumsal reforma tabi tutulmasına bağlıdır.

1. Amerikan Güdümünden Çıkmak: Emperyalist Çıkarlar vs. Küresel Adalet

NATO’nun karar alma mekanizmaları kağıt üzerinde "oy birliği" prensibine dayansa da, ittifakın lojistik, askeri bütçe ve nükleer caydırıcılık kapasitesinin ezici çoğunluğu ABD tarafından domine edilmektedir. Bu durum, ittifakın operasyonel yönünü küresel adaleti sağlamaktan ziyade, Amerikan jeopolitik vizyonunun (Batı dışı dünyayı çevreleme, silah sanayisini fonlama ve enerji hatlarını kontrol etme) bir aracı haline getirmektedir.

Zirveye katılan dünya liderlerinin önünde tarihi bir sınav durmaktadır: NATO, Washington’ın emperyalist hedeflerine taşeronluk yapmaya devam mı edecek, yoksa hiçbir çıkar gözetmeksizin yalnızca insanlığın ortak huzuruna hizmet eden adil bir kuruluşa mı dönüşecek? İttifak, Batı Bloku’nun koruyucu kalkanı olmanın ötesine geçmeli; dünyanın neresinde olursa olsun soykırımları, etnik temizlikleri ve haksız işgalleri dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin engelleyecek bir "Barış Gücü" karakteri kazanmalıdır.

2. "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh": Türkiye’nin Kurumsal ve Tarihi Vizyonu

Türkiye Cumhuriyeti, 1923 yılındaki kuruluşundan bu yana dış politikasını geçici konjonktürel çıkarlar üzerine değil sarsılmaz bir felsefi temel üzerine kurmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün **"Yurtta sulh, cihanda sulh"** ilkesi, Türkiye’nin barışı bir taktik değil, insani bir zorunluluk olarak gördüğünün en büyük kanıtıdır.

Türkiye, NATO’nun ikinci büyük askeri gücü olarak ittifak içerisinde her zaman yapıcı, dengeleyici ve insani mülahazaları gözeten bir aktör olmuştur. Ankara için küresel adalet, sınırların korunmasından ibaret değildir; güneşin tüm insanlığı eşit ısıtması gibi, barışın ve güvenliğin de küresel ölçekte adil dağıtılması gerekir. Bu doğrultuda Türkiye, NATO zirvelerinde küresel vicdanın sesi olmak, ittifakın bencil politikalardan sıyrılıp insanlığa hizmet etmesi gerektiğini haykırmak konusunda tarihi bir misyona sahiptir.

3. Türkiye ve Avrupa’nın Stratejik Hazırlığı: Siyasal, Ekonomik ve Askeri Özerklik

NATO’nun eksenini küresel bir barış kurumuna doğru kaydırmak, yalnızca retorikle (söylemle) mümkün değildir. Türkiye ve Avrupa’nın, Washington’ın hegemonyasını dengeleyecek ve yeni bir güvenlik mimarisi inşa edecek siyasal, ekonomik ve askeri hazırlıkları ivedilikle başlatması gerekmektedir.

&nbsp;Askeri ve Teknolojik Bağımsızlık: 

Avrupa’nın güvenlik alanında ABD’ye olan kronik bağımlılığı sona ermelidir. Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinde ortaya koyduğu yerlilik, millilik ve teknolojik bağımsızlık hamlesi (İHA/SİHA'lar, yerli savunma sistemleri), bu tür bir özerklik için küresel bir model teşkil etmektedir. Avrupa da kendi sanayisini bu bencil çemberin dışına çıkarmalıdır.

&nbsp;Siyasal ve Diplomatik İrade: Türkiye ve Avrupa, Ortadoğu’daki soykırım risklerinden Afrika’daki sömürgeci artığı çatışmalara kadar uzanan geniş bir coğrafyada, Washington’dan bağımsız, tamamen uluslararası hukuka ve insan haklarına dayalı ortak bir dış politika çizgisi geliştirmelidir.

&nbsp;Ekonomik Çeşitlilik: Savunma bütçelerinin küresel silah lobilerini zengin etmek için değil, çatışma bölgelerinde istikrarı, gıda güvenliğini ve barışı kalıcı kılacak insani misyonları fonlamak üzere yeniden yapılandırılması şarttır.

&nbsp;Liderlerin Sınavı ve İnsanlığın Kaderi

NATO Zirvesi, klişe sonuç bildirgelerinin yayınlandığı, yeni silah bütçelerinin onaylandığı ve küresel güç bloklarının gövde gösterisi yaptığı bir tiyatro sahnesi olmaktan çıkarılmalıdır. Dünya liderleri bugün bir yol ayrımındadır: Ya kendi kısa vadeli ulusal ve ekonomik çıkarlarını koruyan bencil bir yapıyı sürdürerek dünyayı yeni bir küresel felakete sürükleyecekler ya da hiçbir çıkar gözetmeyen, yalnızca insanlığa ve dünya barışına hizmet eden bir kurumsal dönüşümün kapısını aralayacaklardır.

Türkiye Cumhuriyeti, kuruluş amacına sarsılmaz bir sadakatle bağlı kalarak bu zirvede de barışın bayraktarlığını yapmaya hazırdır. Şimdi sıra, dünyanın geri kalan liderlerinin bu tarihi kararı alabilecek basirete, cesarete ve vicdana sahip olup olmadıklarını göstermelerindedir. İnsanlığın kaderi, bencil çıkarların üzerinde yükselen silahlara değil, adalet temelinde yükselen bir küresel barış gücüne emanet edilmelidir.
&nbsp;



ÇETİN GÖKSU

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[NATO Zirvesi 2026 Çatışmalara Son Verebilir mi? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 10:25:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nato-zirvesi-2026-catismalara-son-verebilir-mi-132944-20260704.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nato-zirvesi-2026-catismalara-son-verebilir-mi-132944-20260704.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nato-zirvesi-2026-catismalara-son-verebilir-mi-132944-20260704.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Madımak Katliamında Kaybettiğimiz Canlarımızı Saygıyla Anıyoruz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-madimak-katliaminda-kaybettigimiz-canlarimizi-saygiyla-aniyoruz-4594.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-madimak-katliaminda-kaybettigimiz-canlarimizi-saygiyla-aniyoruz-4594.html</link>
                    <description><![CDATA[2 Temmuz 1993: Unutmadık, Unutturmayacağız! Madımak’ın Ateşi Yüreğimizde Yanmaya Devam Ediyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ #unutMADIMAKlımda

Bundan tam 33 yıl önce, 2 Temmuz 1993’te, Türkiye tarihinin en karanlık, en acı ve en utanç verici sayfalarından biri Sivas’ta yazıldı. Pir Sultan Abdal Şenlikleri için kente gelen şairler, yazarlar, ozanlar, oyuncular ve aydınlar, cehaletin, bağnazlığın ve organize bir kötülüğün hedefi oldu. Kültürün, sanatın, hoşgörünün ve kardeşliğin sesini susturmak isteyen gözü dönmüş bir güruh, Madımak Oteli’ni ablukaya alarak insanlığı ateşe verdi.

O gün Sivas’ta sadece bir otel değil; bu toprakların en değerli beyinleri, en güzel sesleri, geleceğe umutla bakan gencecik fidanları, yani vicdanımız ve insanlığımız yakıldı. Canlarımızın çığlıkları yükselirken saatlerce süren sessizlik, müdahale edilmeyen o karanlık bekleyiş, adalete ve vicdana vurulan en büyük darbe olarak hafızalarımıza kazındı. Asaf Koçak’ın karikatürleri, Hasret Gültekin’in sazının teli, Metin Altıok’un şiirleri, Behçet Aysan’ın dizeleri ve gencecik semah dönen çocukların düşleri o yangında küle çevrilmek istendi.
&nbsp;



Ancak aradan geçen 33 yıla rağmen ne o ateş söndü ne de yüreklerimizdeki acı dindi. Madımak Katliamı, sadece o otelde can veren 33 aydınımızın ve 2 otel çalışanımızın değil, bu ülkede bir arada, barış içinde yaşama iradesine sahip çıkan herkesin ortak yarasıdır. Katliamın ardından geçen onlarca yılda hukuki süreçlerin zamanaşımı oyunlarıyla kapatılmaya çalışılması, gerçek faillerin ve arkasındaki karanlık odakların tam anlamıyla gün yüzüne çıkarılmaması, adalete olan inancı zedelese de toplumsal hafızayı yok edememiştir. Çünkü biliyoruz ki; insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olmaz!

Bizler, Özgür İfade Gazetesi olarak; düşüncenin, sanatın, inancın ve farklılıkların bir arada özgürce yaşayabildiği bir Türkiye idealini savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Karanlığa, barbarlığa ve nefrete karşı inadına aydınlığı, bilimi, sanatı ve kardeşliği haykırmaya devam edeceğiz.

Katliamın 33. yıl dönümünde, Madımak’ta barbarlığın ateşiyle aramızdan koparılan tüm canlarımızı saygı, özlem ve minnetle anıyor; katliamı, arkasındaki zihniyeti ve adaleti karartanları bir kez daha lanetliyoruz.

Unutmadık, unutturmayacağız...

Özgür İfade Gazetesi
&nbsp;

İbrahim Bilgin
İstanbul Gazete ve Haberciler Federasyonu
Maltepe Şube Başkanı

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Madımak Katliamında Kaybettiğimiz Canlarımızı Saygıyla Anıyoruz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 19:12:27 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/madimak-katliaminda-kaybettigimiz-canlarimizi-saygiyla-aniyoruz-221731-20260701.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/madimak-katliaminda-kaybettigimiz-canlarimizi-saygiyla-aniyoruz-221731-20260701.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/madimak-katliaminda-kaybettigimiz-canlarimizi-saygiyla-aniyoruz-221731-20260701.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kılıçdaroğlu’nun Kırmızı Çizgisi Ali Kılıç’tan Siyasi Saf Değişimi Sinyali mi: Erdoğan’a Övgü Yağdırdı!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-kilicdaroglunun-kirmizi-cizgisi-ali-kilictan-siyasi-saf-degisimi-sinyali-mi-erdogana-ovgu-yagdirdi-4593.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-kilicdaroglunun-kirmizi-cizgisi-ali-kilictan-siyasi-saf-degisimi-sinyali-mi-erdogana-ovgu-yagdirdi-4593.html</link>
                    <description><![CDATA[Eski Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birlik mesajını övgü dolu sözlerle paylaşması siyaset kulislerinde bomba etkisi yarattı. Geçmişte CHP Genel Merkezi’nde "Atama krizlerine" yol açan ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun "prenslerinden" biri olarak kabul edilen Kılıç’ın bu çıkışı, hakkındaki sahte diploma ve yolsuzluk iddialarını yeniden gündeme taşırken, "yeni bir saf arayışı mı?" sorusunu doğurdu.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ İbrahim Bilgin
İstanbul Gazete ve Haberciler Federasyonu
Maltepe Şube Başkanı

CHP’de sular durulmazken, partinin yakın geçmişteki en tartışmalı isimlerinden biri olan eski Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, ezber bozan bir hamleye imza attı. Kılıç, sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Adlarımız ne olursa olsun, soyadımız Türkiye Cumhuriyeti'dir" sözünü alıntılayarak adeta bir destek mesajı yayımladı.

Erdoğan liderliğindeki "Güçlü Türkiye" vizyonuna ve Osmanlı’dan gelen birlik ruhuna övgüler dizen Kılıç’ın bu hamlesi, sıradan bir birlik mesajının ötesinde, siyasi çevrelerde büyük bir kırılmanın işareti mi yoksa geçmişten gelen var olan bir bağ mı sorularını akla getirdi.

Parti Meclisi’ni Baypas Ederek Aday Yapılmıştı

Ali Kılıç’ın bu çıkışını çarpıcı kılan asıl unsur ise CHP içindeki geçmiş siyasi bagajı. Kılıç, Maltepe Belediye Başkanlığı döneminde örgütün ve tabanın tüm yoğun tepkilerine, diğer güçlü aday adaylarının üzeri çizilerek, dönemin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından adeta bir "dayatma" ile adaylaştırılmıştı.

O dönem Parti Meclisi’nin (PM) onayından geçemediği için bizzat Kılıçdaroğlu’nun "kırmızı çizgim" nitelemesiyle ve genel merkez atamasıyla koltuğa oturtulan Kılıç, kamuoyunda uzun süre "Kılıçdaroğlu’nun prensi" olarak anılmıştı.

İddiaların Gölgesinde Rahat Bir Siyaset Sahnesi

Siyaset sahnesinde tüm itirazlara rağmen korunaklı bir şekilde yol alan Ali Kılıç, görev süresi boyunca ve sonrasında da pek çok ciddi iddiayla karşı karşıya kaldı. Özellikle kamuoyunda ve basında sıkça tartışılan "sahte diploma" iddiaları ve hakkında ortaya atılan çok sayıda yolsuzluk dosyasına rağmen, Kılıç’ın bugüne kadar siyasi olarak yıpratılmadan yoluna devam edebilmiş olması her zaman bir soru işareti olarak kalmıştı.

"Güzelleme" mi, Yeni Bir Çatı Arayışı mı?

CHP içindeki mahkeme süreçlerinin, kurultay hesaplaşmalarının ve Kılıçdaroğlu ekibinin tasfiye dalgasının sürdüğü bu kritik dönemde gelen "Erdoğan güzellemesi", basında geniş yankı uyandırdı.

Siyasi analistler, geçmişini tamamen Kılıçdaroğlu’nun himayesine borçlu olan bir figürün&nbsp; iktidar bloğuna göz kırpmasını "siyasi bir manevra" olarak değerlendiriyor. Hakkındaki iddiaların ve dosyaların gölgesinde siyasi ömrünü uzatmak isteyip istemediği tartışılan Kılıç’ın bu hamlesine, eski lideri Kılıçdaroğlu’na yakın çevrenin ve mevcut CHP yönetiminin ne tepki vereceği ise merakla bekleniyor.

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Kılıçdaroğlu’nun Kırmızı Çizgisi Ali Kılıç’tan Siyasi Saf Değişimi Sinyali mi: Erdoğan’a Övgü Yağdırdı! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 15:26:48 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kilicdaroglunun-kirmizi-cizgisi-ali-kilictan-siyasi-saf-degisimi-sinyali-mi-erdogana-ovgu-yagdirdi-183413-20260701.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kilicdaroglunun-kirmizi-cizgisi-ali-kilictan-siyasi-saf-degisimi-sinyali-mi-erdogana-ovgu-yagdirdi-183413-20260701.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kilicdaroglunun-kirmizi-cizgisi-ali-kilictan-siyasi-saf-degisimi-sinyali-mi-erdogana-ovgu-yagdirdi-183413-20260701.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Dağlarda yıkım, ovada COP31 hazırlığı var!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-daglarda-yikim-ovada-cop31-hazirligi-var-4592.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-daglarda-yikim-ovada-cop31-hazirligi-var-4592.html</link>
                    <description><![CDATA[Dağlarında küçük kıyametin COP’tuğu Antalya iklim zirvesi COP31’e dağlarını, sularını ve ormanlarını yok eden vahşi madenciliğin gölgesinde hazırlanıyor. Kıyı turizmine göre şekillenen bakış açısı, kıyıyı da besleyen Antalya’nın su havzasındaki tahribatı ıskalıyor…]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yusuf Yavuz

Antalya Serik’te, Torosların su kaynaklarını barındıran karstik coğrafyada vahşi madencilik kıyımı durmak bilmiyor. Serik’e bağlı Etler Mahallesinde yıllar önce açılan ancak bir süredir faaliyeti bulunmayan mermer ocağı kapasite artışı ile yeniden faaliyete geçirilmek isteniyor. Bu kez projeye bir de kırma eleme tesisi eklenmiş durumda. Yüzlerce hektarlık alanı etkileyecek proje için seçilen bölge, Serik halkının yayla olarak kullandığı alanlarla çevrili. Proje dosyasında yer verilen bilgilere göre mermer ocağı, kırma eleme tesisi ve yolların sulanması için günde 187 m3 su kullanılacağı belirtiliyor. Bu, dağın kesilip parçalanması için, ayda 5610, yılda ise 67 milyon 320 bin ton su tüketilmesi anlamına geliyor. Projeyle ilgili ÇED sürecinin başladığı duyurulurken, 2 Temmuz’da Halkın Katılımı Toplantısı’nın yapılacağı belirtildi. Bölge halkı ise üretim alanlarını etkileyecek yıkım projesine itiraz ediyor.


Proje için seçilen alanda köylülerin sera ve bahçeleri bulunuyor.&nbsp;

&nbsp;

ANTALYA İKLİM ZİRVESİNE HAZIRLANIYOR

Antalya, Kasım 2026’da küresel iklim krizinin tartışılacağı uluslararası bir iklim zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. COP31’in yapılacağı mekân, Aksu ilçesindeki EXPO2016 alanı olarak belirlendi. Bir süredir EXPO alanında hummalı bir çalışma yürütülüyor. Milyonlarca liralık harcanan fuar alanına altyapı ve otopark gibi yeni eklemeler yapılıyor. Bu kapsamda fuar alanına bitişik tarım arazileri in acele kamulaştırma kararı alındı.



Proje alanı uydu görüntüsü


ANTALYA’YI BESLEYEN SU KAYNAKLARI BU DAĞLARDAN GELİYOR

EXPO2016 alanının da bulunduğu bölge, geçmişte taban suyunun yüksek olduğu bir araziydi. Antalya’nın doğu kesiminde yer alan Aksu, Serik, Manavgat hattı boyunca uzanan verimli ovalar, arka planda bu hat boyunca uzanan dağlardan gelen sularla besleniyor. Bozburun Dağı, Sarp Dağı ve daha geride Dedegöl ve Kartoz dağlarından toplanan sular, Antalya’nın doğu ovalarını besliyor. Bu doğal su sisteminin en gerisinde ise Eğirdir ve Beyşehir gölleri yer alıyor. Geçirgen karstik coğrafya, Antalya’nın tüm ülkedeki su kaynaklarının yaklaşık yüzde 7’lik bir kısmına ev sahipliği yapmasını sağlıyor.



Proje alanı yayla niteliğinde bölgede yer alıyor.

BOZBURUN’A DÜŞEN KAR TANESİ OVANIN VE DENİZİN YAŞAM KAYNAĞI

Serik ve Manavgat dağları, karstik yapının filtreleri gibi ova ile arka plandaki su kaynakları arasında uzanıyor. Beyşehir Gölü, İbradı’daki Altınbeşik Mağarası başta olmak üzere, bölgedeki irili ufaklı dereleri, Eğirdir Gölü ise Aksu Çayı ve bölgedeki dereleri, taban sularını besliyor. Dağlar, göğsüne düşen her damla suyu, her kar tanesini iğne ucu gibi kayaçlarıyla süzüp, koynunda oluşan depolarda saklıyor, derelere, nehirlere, yeraltına aktarıyor, Bu doğal su döngüsü, Torosların binlerce yıldır önemli bir yaşam alanı olmasını sağlamış. Bozburun Dağı’na düşen bir kar tanesi, Serik Ovasında yetişen çileğin, karpuzun ve domatesin, Akdeniz’de yüzen balığın yaşam kaynağı. Dağlardan gelen tatlı su kaynakları, tuzluluk dengesi ve organik besin sağladığı için Antalya’da kıyı turizmi, kıyı ovalarındaki tarımsal üretim ve deniz canlıları için yaşamsal önemde.
&nbsp;


Mevcuttaki işletme sahası ve yeni talep edilen proje sahası


YASA DEĞİŞTİ, KORUMA ZIRHI DELİNDİ, DAĞLARA HÜCUM BAŞLADI

Antalya Su Havzası’nın beslendiği su toplama alanında binlerce mermer ocağı açıldı. TBMM, 2006 yılında değiştirilen maden yasası ile geçmişte izin verilmeyen birçok kritik alanda ‘madencilik’ yapılmasının önünü açan düzenlemelere imza attı. Su havzaları, kültürel ve doğal miras, ormanlar, yaylalar, dağlar bu yasadan etkilendi. Mevzuattaki korumacı maddeler, “bürokratik engel” diyerek budandı, taş (mıcır), kum ve çakıl bile “maden” kapsamına alınarak stratejik bir mineral muamelesi yapıldı. Bugün Antalya Su Havzasını oluşturan coğrafyada binlerce mermer ve taş ocağı ruhsatı var.


Serik Etler mahallesi'nde yer alan proje alanı

ÜLKE NÜFUSUNUN YÜZDE 3’Ü, SULARIN YÜZDE 7’SİNİN ÜZERİNDE

Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 3’ünü barındıran Antalya, Türkiye’nin su varlığının yüzde 7’sine ev sahipliği yapıyor. Ancak su kullanımı konusunda tarım ve turizm sektörlerinin birbiriyle yarıştığı bölgede tüketilen su miktarı su geleceği tehdit edecek ölçüde her geçen gün artıyor. Buna bir de yeterince tartışılmayan vahşi madenciliğin karstik coğrafyadaki su kaynaklarına verdiği zararlar eklenince, tablo daha dramatik hale geliyor.


Mermer ocağı için kullanılacak tahmini su miktarı


SERİK’TE DAĞIN SUYU İLE DAĞI YOK EDECEKLER

Serik ilçesine bağlı Etler Mahallesi’nde kapasite artışı talep edilen mermer ocağı ile aynı proje kapsamında yeni açılacak olan kırma eleme tesisi için kullanılması planlanan su miktarı, tüm bölgenin geleceğini tehdit eden gerçeği açıkça ortaya koyuyor. Denizli merkezli özel bir şirket tarafından hayata geçirilmek istenen proje, mermer ocağı, kırma eleme tesisi ve depolama alanlarını kapsıyor. Yüzlerce hektarlık arazide, her yıl milyonlarca metreküplük üretim kapasitesi talep edilen proje kapsamında ortaya çıkacak devasa pasa malzeme yine açık arazide depolanacak.



Antalya su havzasının 5 alt bölgesinden biri olan Aksu Çayı havzası madencilik tehdidi altında

MERMER ÇIKARMAK İÇİN YILDA 67 MİLYON LİTRE SU TÜKETİMİ

Dağlık orman arazisindeki proje için hazırlanan dosyada, tüm bu işlemlerde kullanılacak günlük toplam su miktarı 187 m3 olarak belirtilmiş. Bu, dağın kesilip parçalanması için, ayda 5610, yılda ise 67 bin 320 ton (67,3 milyon litre) su tüketilmesi anlamına geliyor. Karstik coğrafyadaki dağların ürettiği sular, o suları üreten dağların kesilip parçalanmasına, su döngüsünün önemli bir aşamasının ortadan kaybolması demek. Bu yıkıma gerekçe olarak mermer ocaklarının faaliyeti sonunda alanın rehabilite edildiği, kesilen ağacın yerine 5 katının dikildiği savunuluyor ancak kesilen dağın yerine moloz doldurularak yeniden karstik bir arazi oluşturulması mümkün olmuyor.

HALKIN KATILIMI TOPLANTISI 2 TEMMUZ’DA YAPILACAK

Serik dağlarında büyük tahribatlara neden olacak mermer ocağı ve kırma eleme tesisi projesi için 2 Temmuz 2026 tarihinde Halkın Katılımı Toplantısı yapılacağı duyuruldu. Bölge halkı üretim alanlarını ve su kaynaklarını tehdit eden projeye karşı çıksa da yeterince seslerini duyurabilmiş değiller.


Antalya su havzası ve mermer ocaklarının dağılımı

&nbsp;

COP31 ALANINDA BAKILINCA DAĞLARDAKİ YIKIM GÖRÜLEBİLİYOR

Dağların arasındaki Etler Mahallesi’nde açılmak istenen mermer ocağı ve kırma eleme tesisi, COP31’in yapılacağı Aksu’daki EXPO alanına kuş uçumu 30 kilometre mesafede yer alıyor. EXPO alanından kuzeydeki dağlara bakıldığında, yüksek kesimlerdeki vahşi madenciliğin yarattığı tahribat 30-40 kilometre mesafelerden görülebiliyor.
&nbsp;


Antalya su havzası, göller bölgesi ve kıyı ovaları arasındaki dağlık bölgeden besleniyor.

&nbsp;

İKLİM KRİZİNİN EN ÖNEMLİ NEDENLERİNDEN BİRİ TAHRİBAT

Tüm dünyada insanları uzun süre evlere kapatan pandemi sürecinde, küresel ölçekte yaşanan en önemli ekolojik sorunların başında arazi parçalanması, ekosistem tahribatı, habitat kaybı gibi başlıkların geldiği belirtildi. Küresel ölçekte bilimsel çalışmalar yürüten, raporlar hazırlayan onlarca kuruluş, dünyanın geleceğinin ekolojik restorasyonda olduğu yönünde açıklamalar yaptı. Yıkımın değil, iyileştirmenin desteklenmesi gerektiğine vurgu yapılarak giderek etkisini artıran iklim krizine karşı hükümetler önlemler almaya çağrıldı.

VALİ ŞAHİN: “BURAYA GELENLER BİZE SORMAYACAK MI?”

Antalya COP31’e hazırlanırken, Antalya Valisi Hulusi Şahin, 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, COP31 kente gelecek olan konukları kast ederek, “Buraya gelenler, ‘dünyanın en güzel coğrafyasında yaşıyorsunuz, bunu korumak için ne yapıyorsunuz?’ diye sormayacak mı? Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi bu duygularla harekete geçirildi. Bizler neler yaptığımızı gösterelim, eksiklerimizi tamamlayalım istedik. Yılbaşından beri yoğun şekilde çalışıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

KORUMA VE KULLANMA VİZYONU KIYI TURİZMİNE ENDEKSLİ

Antalya’nın vizyonu, kıyı turizmi etiketi üzerinden belirlenirken, kıyıyı ve denizi doğrudan etkileyen coğrafya göz ardı ediliyor. Mavi Bayrak etiketiyle kıyıların turistik cazibesine vurgu yapılırken, kirliliğin karadan başladığı ıskalanıyor. Madencilik için yürütülen ÇED süreçlerinde kurum görüşü sorulan Kültür Turizm müdürlükleri, projeler turistlerin görebileceği bir alanda değilse, “olumlu” görüş bildiriyor. Eğer tur güzergâhlarında ve görünen bir alandaysa bu konuda öneri ve uyarılarda bulunuyor. Tek başına bu değerlendirme yöntemi bile kirlilik, tahribat ve doğal alan kaybına yönelik bakışın sorunlu olduğunu ortaya koyuyor. Oysa sürdürülebilir bir turizmin geleceği de dağıyla, kıyısıyla, ormanıyla, deniziyle, yaylasıyla, deresiyle bir bütün olarak korunabilmiş coğrafyaya bağlı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Dağlarda yıkım, ovada COP31 hazırlığı var! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 15:23:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/daglarda-yikim-ovada-cop31-hazirligi-var-182724-20260630.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/daglarda-yikim-ovada-cop31-hazirligi-var-182724-20260630.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/daglarda-yikim-ovada-cop31-hazirligi-var-182724-20260630.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[MESELE, APO’YA ÖZGÜRLÜK DEĞİL, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE  SON VERMEYE YELTENMEKTİR!..]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-mesele-apoya-ozgurluk-degil-turkiye-cumhuriyetine-son-vermeye-yeltenmektir-4591.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-mesele-apoya-ozgurluk-degil-turkiye-cumhuriyetine-son-vermeye-yeltenmektir-4591.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet İçin Mücadele Birliği Sözcüleri Erdal Direğin, Serap Çatalpınar, Seyfeddin Çelik, Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Suay Karaman adına, Prof. Dr. Tolga Yarman  tarafından Apo'ya Özgürlük mitingleri  bir açıklama yapıldı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Cumhuriyet İçin Mücadele Birliği Sözcüleri Erdal Direğin, Serap Çatalpınar, Seyfeddin Çelik, Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Suay Karaman adına, Prof. Dr. Tolga Yarman&nbsp; tarafından Öcalan'a Özgürlük mitingleri&nbsp; hakkında kaleme alınan zehir zemberek açıklamada, Türkiye’nin ve Bölge'nin küresel güçler tarafından tehlikeli bir etnik/mezhepsel, deneme tahtasına dönüştürülmek istendiği vurgulandı. Devlet Bahçeli’nin "umut hakkı" çıkışından, DEM Parti’nin "Öcalan’a özgürlük" mitinglerine kadar uzanan süreci sert bir dille eleştiren bildiri; asıl hedefin terörün bitirilmesi değil, etnik zorlama ve uydurmacılıkla, Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini ve bütüncül yapısını tasfiye etmek olduğuna dikkat çekerek, kamuoyunu, emperyal, ithal projelere karşı ödünsüz bir mücadeleye çağırdı.



Prof. DR. Tolga Yarman

MESELE, APO’YA ÖZGÜRLÜK DEĞİL, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE&nbsp; SON VERMEYE YELTENMEKTİR!..

Cumhuriyet İçin Mücadele Birliği&nbsp;Sözcüleri Erdal Direğin, Serap Çatalpınar, Seyfeddin Çelik, Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Suay Karaman adına, Prof. Dr. Tolga Yarman
&nbsp;

Ülkemiz’de ve Bölgemiz’de, bilhassa bugünkü iktidar döneminde, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), Ilımlı İslâm, Yeni Osmanlıclık, Arap Baharı, Terörsüz Türkiye, Türk-Kürt-Arap Biriği gibi senaryolar, birbiri ardına tezgâhlanmaktadır, Irak yıkılmış, parçalanmıştır, Suriye yıkılmış, parçalanmıştır. İran üst üste gaddarane saldırılara uğramıştır. Onurla direnmiştir, ayaktadır.

Ülkemiz’e, Halkımız’a rağmen, özellikle İran’a karşı mezhebiyetçi bir rol biçilmek istendiği barizdir. Gelişmenin son bir halkası olarak, Ana Muhalefet Partisi darmadağın edilirken Öcalan’a Özgürlük mitinglerinin gündeme getirilmesi, bu açıdan, hazindir. Sorunlarımızın çözülmesine omuz vermeye ne denli âmâdeysek, Cumhuriyetimiz’in sabote edilmesine, Ülkemiz’in, üstüne üstlük ithal projelerle, parçalanmasına, bir o kadar ve her ne pahasına olursa olsun, karşıyız.

Ülkemiz ve bölgemiz yüzyıldır görülmemiş biçimde kurcalanmaktadır. İçeride sorunlarımız yok mudur?

Vardır!

Bu alanda, Ankara Hükûmetleri’nin kimi kanatlarının, bilhassa geçtiğimiz 40-50 yılı bulan bir derinlikte, Kürtçe kasetleri - şarkıları yasaklamaktan, doğan bebeklere Kürtçe isimler koydurtmamaya varıncaya değin, kıyamet kadar vebali bulunmaktadır. Şu ki, sorunlarımız olduğundan mâdâ, bunlar, her evrede olduğu gibi, hele içinden geçtiğimiz günlerin sıra dışı taşkınlıklarında, şimdi de, fena halde azdırılmaktadır.

Öcalan’a Özgürlük Mitingleri

Abdullah Öcalan’a Özgürlük Mitingleri’ni bu çerçevede değerlendirmek yerinde olur. Öcalan ölüm cezası talebiyle ve alabildiğine adil biçimde yargılanmıştır. Fecinin ötesindeki suçları mahkeme evrakına mıhlanarak idama mahkum edilmiştir.

Bir idam mahkûmunun üzerine bindiği tabureye, infaz esnasında, nefretle tekme atılamayacak olunmasından başlayarak, her mahkûmun onurunu korumak, yüksek hukuktan önce, erdemin gereğidir.

Ancak, “Öcalan’a özgürlük” tellallığıyla, suçu ve suçluyu övmeye sıkışıyor olmamak da, bir o kadar erdemin buyruğudur.

Öcalan’a Özgürlük Mitingleri kotarılmak istenirken, Demirtaş’ın içeride unutturulmak istendiği dikkatlerden kaçmamaktadır.

İdam mahkûmu olup, sonrasında, ceza yasamızdan (ne güzel ki) bu infaz şeklinin kaldırılmış olması uzantısında, cezası müebbed hapse dönüştürülmüş olan Abdullah Öcalan için özgürlük mitingleri tezgâhlayanlar, elini gıdım kana bulaştırmadığı halde, tam on yıldır ve yargılama süreçlerinin son toplamda lehine verdiği kararlara rağmen, hâlâ daha içeride tutulan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğüne kavuşturulması için, akıllarından en küçük bir eylem geçirmekte midirler?

Bu sorunun yanıtı, ne hazindir ki, “kocaman bir hayırdır”.

Süreçlerin Safahati ekli olarak özetlerdedir.

Abdullah Öcalan’ın yargılanmasına ilişkin safahat kısaca, EK 1’dedir. Bunun uzantısında, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, hangi ihtiyaca ne münasebetle yönelik olduğu kesinlikle ifade edilmeyen, ama, besbelli ki -ağızdan yel alsın, Cumhuriyetimiz’in dönüştürülmesine kasdedecek yeni anayasanın kotarılmasına dönük olarak gündeme getirdiği ve ayrıntıları çok belirsiz bir “Terörsüz Türkiye” şekerine bandırılmış “umut hakkı” süreci, EK 2’dedir. Selahattin Demirtaş’ın hala daha içeride tutulmasına ilişkin safahat EK 3’dedir. Abdullah Öcalan’a özgürlük mitinglerinin” arka planı, tarihleriyle beraber, EK 4’de yer almaktadır. Söz konusu özetleri alabildiğine nesnel olarak derlemeye özen gösterdiğimizi, kaydetmeyi dileriz.

Bütün şu süreçlerin, zamanlama kontrollerinin, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), Ilımlı İslâm, Yeni Osmanlıclık, Arap Baharı, Terörsüz Türkiye, Türk-Kürt-Arap Biriği gibi proje merkezlerinin komuta kademelerinde, belli bir eşgüdüme tâbi olmadığını düşünmek safdilliktir.

Türk-Kürt-Arap Birliği Uydurması

Şu hususun altını çizmeliyiz ki, “Türk-Kürt-Arap Birliği”, önden tezgâhlanmış Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), gibi projelerin, “Öcalan’a Özgürlük Mitingleri”nden önceki, son bir halkası olarak gündeme gelmiştir.

Türkiye sanki ondan ibaretmişmiş gibi, yeni olarak icadedilmiş Türk-Kürt-Arap Birliği söylemi, tam bir zorlama ve yutturmacadır.

Ulusumuz’u oluşturagelmiş (Mülteciler’den önce topraklarımızda mevcut) 2 milyon 1 civarındaki Araplar da, 10 milyon civarındaki Kürtler de, bizim, sözcüğün tam anlamıyla, canımızdırlar.

Ancak 3 milyon civarındaki Zazalar da canımızdırlar. 5 milyon civarındaki Arnavutlar da öyledir. 2 milyon civarındaki Boşnaklar da öyledir. 3 milyon civarındaki Çerkezler de öyledir. 250 bin dolayında bulunan ve Lazika dilini konuşan Lazlar da öyledir.

Bu ve bunun gibi toplamda 30 kadar etnik grup mensuplarının hepsi öyledir. Bütün bu zenginliklerimiz bir tek, Türk-Kürt-Arap diye toptancı bir potaya indirgenemez. O arada, her özelliğiyle, dilleri, Kırmança’dan (yaygın konuşulan Kürtçe’den) çok farklı olan Zazalar’ın “Kürt topluluğuna” yedirilmek istenmesi, başlı başına ve fevkalade büyük bir hakkaniyetsizliktir; bir el- çabukluğu-marifetidir; adı konulmamış (ağızdan yel alsın) “Cumhuriyetimiz’in yıkım maksadını” harlamaktır. O kadar böyledir ki, TRT, etnik olarak, Kürtçe ve Arapça yanı sıra, Kazakça, Kırgızca, Özbekçe, Türkmence, Tatarca ve Gagavuzca, yayın yapmaktadır. Kürtçe (Kırmançça) (1 Nüfus sayıları açık kaynaklardan, yuvarlanarak edinilmiştir.) yanı sıra, 2009’dan bu yana, Zazaca (Zazaki) dilinde yayınlar başlatılmış bulunulmaktadır; bu açıdan önemli olan şurasıdır ki, Zaza dernekleri uzun süredir, dillerinin Kürtçe yayın yapan bir kanalda yer alması yerine, Zazaca yayın yapan ve doğrudan devlete bağlı ayrı bir “TRT Zaza” kanalı istemektedir. Zazaca, Kürtçe’den o kadar farklı bir dildir ki, üçüncü şahıs erkek, dişi ve nesne çekimlerini ayrı ayrı içerir. Zazalar başka bir deyişle, herhangi başkaca bir etnik topluluğa yedirilemezler.

Demek ki, Türk-Kürt-Arap diye yontulan tanımlama, etnik zenginliklerimizi anlatmaya yetmediği gibi, maalesef, Türk’e ve Türkiye’ye karşı yapılan kasıtlı bir bölücülüktür. Bize özgü dokuyu “maksada uygun biçimde” kemirip yok etmeye kalktığı için, çok hakkanniyetsiz olduğu bir yana, “Anayasamız”a dönük ve ceza yasamızda en ağır cezayla tartılan, tebdil (başkalaştırma) tağgir (bozma) ve ilga (yok etme), güncel deyimiyle “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs” cürmünü oluşturmaktadır.

Oysa, anageldiğimiz bütün şu farklı etnik zenginlikler, hep beraber “Türkiye Cumhutiyeti Yurttaşları”nı oluşturur ve Anayasamız itibariyle, “Türk” adıyla anılır… “Türk” sözcüğünü böylesi kapsamlı bir anlam şemsiyesinden çekip, “etnik bir sığlığa” gömmek isteyenlerin veballeri sırtlarında olarak, öyledir… Son toplamda hepimiz “Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşlarıyızdır”. Başka icatlara yer yoktur!

Özetle…

Ülkemiz’de ve Bölgemiz’de, bilhassa bugünkü iktidar döneminde, Büyük Ortadooğu Projesi (BOP), Ilımlı İslâm, Yeni Osmanlıclık, Arap Baharı, Terörsüz Türkiye, giderek işte, Türk-Kürt- Arap Biriği gibi senaryolar, birbiri ardına tezgâhlanmaktadır, Bölgemiz saldırı üsütüne saldırıya uğramaktadır. Ülkemiz’e, Halkımız’a rağmen, özellikle İran’a karşı mezhebiyetçi bir rol biçilmek istendiği barizdir. Gelişmenin son bir halkası olarak, Ana Muhalefet Partisi darmadağın edilirken, “Öcalan’a Özgürlük mitinglerinin” gündeme getirilmesi, bu açıdan, daha da hazindir. Silsile halinde ve sistemli olarak, temel kuruluş yapımıza, Cumhuriyetimiz’e saldırılmaktadır. Bu resmi teşhir etmek baş bir görevimizdir.

Sorunlarımız tabii vardır. Ancak bunları, hepimiz el ele, biz bize, çözeriz. Emeryalizmin (devlet olarak örgütlenmiş haydutlukların) boyunduruğuna gelmiş olarak değil!.. Emperyazlimin kucağında, “kurtuluş savaşı” olmaz, özgürlükler aranmaz!

Yargıdan mülakata, hemen her alanda, “eşit yurttaşlığın” bunca katledildiği bir ortamda, “eşit yurttaşlık” hülyasının peşine düşülmez.

Anayasa değiştirilmez…

**

Asla seyirci kalmayacağız…

Ülkemiz’in, üstüne üstlük ithal projelerle, parçalanmasına, bir o kadar ve her ne pahasına olursa olsun, karşıyız.

**

Yaşasın Eşitlikçi, Ahlaklı, Dayanışmacı, Hakkaniyetçi, Akılcı, Özgürlükçü, Barışister Cumhuriyet! Yaşasın, Tam Bağımısız Türkiye!


Cumhuriyet İçin Mücadele Birliği&nbsp;Sözcüleri

Erdal Direğin, Serap Çatalpınar, Seyfeddin Çelik,

Ömer Faruk Eminağaoğlu, Suay Karaman adına,

Tolga Yarman, Prof. Dr.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[MESELE, APO’YA ÖZGÜRLÜK DEĞİL, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE  SON VERMEYE YELTENMEKTİR!.. - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 10:16:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/mesele-apoya-ozgurluk-degil-turkiye-cumhuriyetine-son-vermeye-yeltenmektir-132929-20260630.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/mesele-apoya-ozgurluk-degil-turkiye-cumhuriyetine-son-vermeye-yeltenmektir-132929-20260630.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/mesele-apoya-ozgurluk-degil-turkiye-cumhuriyetine-son-vermeye-yeltenmektir-132929-20260630.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Nekropol Müzesiydi, ‘kuş mezarlığı’ oldu!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-nekropol-muzesiydi-kus-mezarligi-oldu-4590.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-nekropol-muzesiydi-kus-mezarligi-oldu-4590.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya’da 2023 yılında ziyarete açılan Nekropol Müzesi, 2,5 yılda adeta kuş mezarlığına döndü. Vatandaşlar günlerdir kuş ölümlerine çözüm üretilmesi için müze önünde eylem yaparken, ilgili kurumların resmi yazışmalarında yer verilen ifadeler önlem için yapılan uygulamaların dehşet verici olduğunu ortaya koydu…]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yusuf Yavuz

Antalya’da eski Doğu Garajı bölgesinde bulunan Nekropol Müzesinde uzun süredir yaşanan kuş ölümleri kent kamuoyunda tepki çekiyor. Günlerdir müze önünde eylem yapan vatandaşların tepkileri üzerine ilgili kurumların resmi yazışmalarına yansıyan ifadeler tüyler ürpertti. Dikenli kuş kovucu düzenekler, ultrasonik kuş savarlar, kuşlar için kurulan kamera sistemleri ve tel örgülerin arasında sıkışıp ölen kuşlar. Bütün bunlar Antalya Rölöve Anıtlar Müdürlüğü’nün ilgili kurumlara yazdığı yazıda yer alan ayrıntılar. 24 Haziran 2026 tarihinde yazılan ve milli parklar dâhil birçok ilgili kuruma gönderildiği öğrenilen bilgilendirme yazısında, kuş mezarlığına dönen nekropol müzesinde kuşların girişini önlemek için alınan önlemler ve yürütülen çalışmalara yer veriliyor.


Nekropol Müzesi kuş mezarlığına döndü.
&nbsp;

KENTİN TARİHİ DOĞU GARAJININ ALTINDAN ÇIKTI

Antalya’da eski Doğu Garajının olduğu bölgede 2008 yılında başlayan iş merkezi inşaatının temel kazısı sırasında antik mezarlar ortaya çıktı. 2005 yılında açılan mimari proje yarışmasının ardından uygulamaya konulan projeyi Antalya Büyükşehir Belediyesi yürütüyordu. İnşaat kazısında antik mezarlar çıkınca çalışmalar durduruldu ve alanda Kültür ve Turizm Bakanlığı birimleri tarafından kurtarma kazıları yapıldı. Yaklaşık 3 yıl boyunca süren kurtarma kazılarında, Doğu Garajı ve Festival Çarşısı olarak bilinen bölgenin altında, 1000’e yakın farklı tipte antik mezarı barındıran büyük bir nekropolün olduğu ortaya çıktı. Kurtarma kazılarında ortaya çıkan buluntular, nekropol alanının M.Ö 3. Yüzyıl ile M.S 5. Yüzyıllar arasında kesintisiz olarak kullanıldığını ortaya koydu. Attaleia antik kentine ait olduğu belirlenen mezarlarda ortaya çıkarılan tarihi eserler, Antalya Arkeoloji Müzesi’nde sergilenirken, mezar alanının üzerindeki iş merkezi inşaatına ise devam edildi. Mezarların olduğu bölümlerin nekropol müzesi olarak işlevlendirilmesi için ayrıca bir çalışma başlatılmıştı.


Müzeye kuş girişini önlemek için yapılan tel kafesler kuşlar için ölüm tuzağına dönüştü.

&nbsp;

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ YAPTI, BAKANLIĞA DEVRETTİ

Antalya Büyükşehir Belediyesi 2021 rakamlarıyla yaklaşık 300 milyon TL harcanan iş merkezi projesini tamamladı. Belediye, nekropol müzesi için ayrıca danışmanlık ücretleri, proje giderleri ve benzeri maliyetlere de katlanmak durumunda kalırken, mevzuat gereği iş merkezinin müze kısmı Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilerek Kasım 2023’de ziyarete açıldı.


Nekropol Müzesinin çatısına konulan tel örgüye sıkışıp ölen kuşlar.

&nbsp;

NEKROPOL MÜZESİ KUŞLAR İÇİN ÖLÜM TUZAĞINA DÖNÜŞTÜ

Kent kamuoyunda yıllarca tartışma konusu olan, meslek odalarının ve bilim insanlarının tüm itirazlarına rağmen yapımında ısrar edilen iş merkezi ve nekropol müzesi, kısa sürede sorun üreten bir merkeze dönüştü. İş merkezini kiralayan esnaflar çeşitli eksiklikler ve yönetim hataları yüzünden iş yapamadığını belirterek zaman zaman eylemler yaparken, nekropol müzesi kısmında ise kuş ölümleri yaşanmaya başladı. Antik mezarların arasında biriken kuş ölüleri ve çöpler, müzeyi ziyaret edenlerin tepkisini çekmeye başladı. Yaklaşık bir aydır hayvan hakları savunucuları müze önünde eylemler yaparak kuş ölümlerinin önüne geçilmesini talep ediyor.



Nekropol Müzesinde bir yandan kuş ölümleri, bir yandan da yönetilemeyen çöp sorunu yaşanıyor.

&nbsp;

BAKANLIK BİRİMİNİN YAZISI ÇARPICI GERÇEĞİ ORTAYA KOYDU

Vatandaşların talepleri arasında, kuşların girişini engellemek için uygulanan tel örgü, dikenli kuş savar gibi vahşi ve ölümcül önleme yöntemlerinin kaldırılması yer alıyor. Tepkiler üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı birimlerinin harekete geçtiği, ancak nekropol müzesinde yapılan çalışmaların alanı bir kuş mezarlığına dönüştürdüğünü ortaya koydu.


Antalya Nekropol Müzesinden görünüm
&nbsp;

RÖLÖVE MÜDÜRLÜĞÜ: ‘İÇERİ GİREN KUŞLARIN DIŞKISI ZARAR VERİYOR’

Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’nce ilgili kurumların yanı sıra Milli Parklar birimlerine yazılan bilgilendirme yazısında, Antalya Nekropol Müzesi’ndeki ‘kuş sorunu’ hakkında yürütülen çalışmalar ile alınan önlemlere yer verildi. 24 Haziran, 2026 tarihli resmi yazıda, nekropol müzesinin çıplak uzay kafes çatı örtüsündeki kuş yuvalarından kaynaklı kuş dışkılarının alanda tahribat yarattığı belirtilerek şöyle denildi: “Yapılan incelemelerde çatı örtüsünün alt ve ara alın bölgelerinde kaplama bulunmaması nedeniyle kuş girişine ve yuvarlanmasını elverişli bir ortam oluştu, bu durumun yapı içerisindeki dolaşım alanları ile sergi mekânlarında kirlenme ve imalatlarda zarar meydana getirdiği değerlendirilmiştir. Bu nedenle, yapının mimari karakterini etkilemeyecek şekilde çözüm geliştirilmesi amacıyla mimari müellifle yapılan görüşmeler neticesinde çatı altı ve ara alın açıklıklarının metal al sistemi ile kapatılması önerilmiş, genel müdürlüğümüzün uygun görüşü doğrultusunda uygulama gerçekleştirilmiştir.”



Antalya Nekropol Müzesinden görünüm

‘ÇATIDAKİ SU SORUNUNU BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ÇÖZMELİ’

Yapılan uygulama sonucunda kuş kaynaklı sorunların büyük ölçüde giderildiği ancak mimari müelliflik hakları nedeniyle müdahale edilemeyen alanlarda sınırlı kuş girişlerinin devam ettiği belirtiliyor. Bunu önlemek için de Antalya Müze Müdürlüğü tarafından utrasonik kuş savar sisteminin kurulduğu kaydedilerek şu ifadelere yer veriliyor: “Daha sonraki süreçte yağışların başlamasıyla birlikte yapıda çatı kaynaklı su girişleri tespit edilmiştir. Konuya ilişkin olarak Antalya Müze Müdürlüğü ile yapılan görüşmelerde, Bakanlığımız ile Antalya Büyükşehir Belediyesi arasında imzalanan protokol hükümleri doğrultusunda çatıdaki su problemleri ile diğer yapısal hususların yapı sahibi Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nca giderilmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.
&nbsp;


Nekropol Müzesinde bir yandan kuş ölümleri, bir yandan da yönetilemeyen çöp sorunu yaşanıyor.
&nbsp;


MÜZEYE DİKENLİ KUŞ KOVUCULAR YERLEŞTİRİLMİŞ

Sonraki incelemelerde Antalya Müze Müdürlüğü’nce korkuluklar ve kuşların yuvalanabileceği yapısal noktalara ilgi yazı ekinde sökülmesi istenen kuş kovucu dikenler (kuşkonmaz çivileri) yerleştirildiği, ayrıca Antalya Büyükşehir belediyesince çatı su yalıtımına yönelik çalışmaların gerçekleştirildiği görülmüştür. Ancak söz konusu çalışmalar sırasında Bakanlığımızca yaptırılan metal sistemlerinde ve mevcut çatı pencerelerinde açmalar yapıldığı, bu nedenle çatı içerisine yeniden kuş girişlerinin meydana geldiği bilgisi edinilmiştir.”



Nekropol Müzesi kuş ölümleri ve çöp sorunuyla gündemde

KAMERA SİSTEMİ VE METAL AĞLARA EK TEDBİRLER GÜNDEMDE

Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürü Veysel Akın’ın imzasını taşıyan resmi yazıda, çatı içerisine giren kuşların tahliyesi amacıyla Antalya Müze Müdürlüğü’nce geçici çatı pencerelerinin açıldığı ve bu alanlarda ultrasonik kuş savar sistemlerinin kurulduğu belirtildi. Bu uygulamaların, kuşların yapı dışına yönlendirilerek tahliye edilmesi amacıyla yapıldığı belirtilen yazıda, ayrıca şu ifadelere yer verildi: “Söz konusu alanda dışarı çıkamamış herhangi bir kuş kalmadığı bildirilmiştir. Bu çalışmaların yanı sıra yapının mevcut güvenlik kamera sistemlerine ek olarak çatı yüzeyi ve alınlarında meydana gelebilecek kuş girişlerinin izlenebilmesini teminen ayrı bir kamera sistemi kurulmuştur. Bu hastayla yapılan bahsi geçen metal ağlar ile kapatılmış, çatı alanına kuş giriş çıkışı olup olmadığı tedbiren gözlemlenmekte olup yeniden kuş girişlerinin olması halinde zafiyet gösteren noktalara yönelik gerekli ek önlemler alınacaktır.”


Nekropol Müzesinde antik mezarların araları çöplerle dolu
&nbsp;

YAKLAŞIK 300 MİLYON HARCANDI, 2,5 YILDA KUŞ MEZARLIĞINA DÖNDÜ

Nekropol Müzesinin de bir parçası olduğu iş merkezi, AKP'li Menderes Türel’in Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde başlatılan bir projeydi. Tamamlandığında ise Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğunda CHP’li Muhittin Böcek oturuyordu. Böcek, Temmuz 2023’de yaptığı açıklamada, proje için 291 milyon 973 bin TL harcandığını belirtmişti. Projenin nekropol müzesi kısmında yaşanan ‘kuş sorunu’ ilgili kurumlar arasında yönetilemeyen bir krize dönüşürken, tel örgüler ve antik mezarların arasındaki ölü kuşlar, alanın kuş mezarlığına dönüştüğünü gösteriyor.


Nekropol Müzesinde bir yandan kuş ölümleri, bir yandan da yönetilemeyen çöp sorunu yaşanıyor.
&nbsp;


Nekropol Müzesinde antik mezarların olduğu zemine düşen telörgü parçası




Antalyalı Hayvan Hakları savunucular bir süredir müze önünde eylem yaparak kuş&nbsp;ölümlerinin önüne geçilmesini talep ediyor
&nbsp;



Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğünün konuyla ilgili yazısı
&nbsp;



Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğünün konuyla ilgili yazısı



Nekropol Müzesi Kasım 2023'de ziyarete açıldı

&nbsp;



Nekropol Müzesi Kasım 2023'de ziyarete açıldı
&nbsp;



Nekropol Müzesi Kasım 2023'de ziyarete açıldı

&nbsp;



Nekropol Müzesi Kasım 2023'de ziyarete açıldı



Nekropol Müzesi Kasım 2023'de ziyarete açıldı

&nbsp;


&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;


&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Nekropol Müzesiydi, ‘kuş mezarlığı’ oldu! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 14:45:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nekropol-muzesiydi-kus-mezarligi-oldu-182930-20260629.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nekropol-muzesiydi-kus-mezarligi-oldu-182930-20260629.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nekropol-muzesiydi-kus-mezarligi-oldu-182930-20260629.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Koruma Kurulundan İdyros’a şantiye kararı!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-koruma-kurulundan-idyrosa-santiye-karari-4589.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-koruma-kurulundan-idyrosa-santiye-karari-4589.html</link>
                    <description><![CDATA[Türkiye’nin turizm başkenti Antalya’da turizmin en önemli kaynak değerleri arasında yer alan doğal ve kültürel miras, turizm uğruna yapılaşmaya açılıyor. Önce milli parkın yarısı yutuldu, sıra antik kentlerde…]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
Yusuf Yavuz

Antalya Kemer’deki İdyros antik kentinin bulunduğu bölgedeki sit alanında otel inşaatı için ihtiyaç duyulan şantiye alanıyla ilgili olumlu karar çıktı. 23 Haziran 2026 tarihinde alınan karar, tahsisli arazideki 3. Derece arkeolojik sit alanında geçici olarak yapılması planlanan yatakhane, yemekhane, depo ve benzeri prefabrik üniteler ile elektrik, su ve kanalizasyon altyapısı inşa edilmesini kapsıyor. Söz konusu sit alanında müze tarafından yapılan arkeolojik sondaj kazılarının ardından hazırlanan rapor Kurul’a sunulmuştu. Arazide otel inşa etmek isteyen ÖZAK GYO AŞ’nin sit alanında şantiye kurulması yönündeki talebi Koruma Bölge Kurulu hazırlanacak projeden sonra değerlendirme yapılacağını belirtmişti. ÖZAK GYO tarafından sunulan proje dosyasını müzenin raporunu inceleyen Kurul, İdyros antik kentindeki 3. Derece sit alanında otel inşaatı için kurulması planlanan şantiye hakkında uygun görüş verdi.


ClubMed arazisinde arkeolojik sondaj yapılan alanlar


RÜYA İLE BAŞLAYIP, KÂBUSA DÖNÜŞEN TURİZM TAHSİSLERİ

Kemer’in ünlü Ayışığı Koyuna bitişik orman arazisi, 1969 yılında bölge turizmini geliştirmek için turizme tahsis edildi. Aynı dönemde planlanan Olimpos (Beydağları) Sahil Milli Parkı içerisindeki arazide, bölgedeki ilk tatil köylerinden biri inşa edildi. Dönemin tatil anlayışı ve hedef pazarın talepleriyle şekillenen tatil köyü, orman dokusunu ve doğal çevreyi olabildiğince koruyacak biçimde inşa edilmişti. Orman arazisinin 49 yıllığına tahsis edilmesiyle inşa edilen Kemer’in ilk tatil köyü, ClubMed markası altında işletilecek, ilerleyen yıllarda Fransız tatil köyü olarak anılacaktı.


Milli Park sınırları içinde bulunan tahsisli arazide otel inşa etmek için yüzlerce ağaç kesildiği belirtiliyor,


ORMAN İÇİNDEKİ TATİL KÖYLERİNİN YERİNİ ÇOK KATLI OTELLER ALDI

Kemer’de, Beldibi, Göynük, Çamyuva ve Tekirova gibi beldelerde ilerleyen dönemde inşa edilen tatil köyleri de benzeri bir modeli benimsemişti. Devasa ve çok katlı beton binalar olmadan, orman dokusunun içerisinde yer alan küçük tatil evleri, Avrupalı turistlerin gözdesi haline gelmişti. Bu arada milli parkın arazileri de turizm pazarı için giderek küçülüyordu. Başlangıçta hem halkın rekreasyon ihtiyacını karşılamak, hem de turizmin desteklenmesi için yapılan tahsisler 1980’li yıllarda hızlandı. Turizm Teşvik Kanunu’nun da yeni kolaylıklar sağlamasıyla bankalardan belediyelere, gazete patronlarından özel şirketlere kadar birçok kuruluş bölgedeki orman arazilerinden payına düşeni aldı.


Tahsisli arazinin arkeolojik sit alanı olan kısmında şantiye kurulmasının önü açıldı.Bu alanda müze tarafından sondaj çalışmaları yapılmıştı.&nbsp;

&nbsp;

KEMER’DEKİ MİLLİ PARKIN YARIDAN FAZLASI YUTULDU

Bu arada kurulduğu dönemde yaklaşık 69 bin hektarlık alanı kapsayan Beydağları Sahil Milli Parkı, zaman içerisinde turizme yönelik tahsisler ve imara açılan araziler nedeniyle günümüzde 31 bin hektara kadar gerilemiş durumda. Bir başka deyişle milli park 1970’lerin başlarından itibaren yapılan tahsisler ve işgallerle yüzölçümünün yarıdan fazlasını kaybetti. Kitle turizmine odaklanan çok katlı otellerin yeni hedefi olan Çalıştepe bölgesi, Kemer’in yapılaşmadan korunmuş son orman arazilerinden biriydi.


Eski ClubMed arazisinde yapı müştemilatlar yıkılarak yeni otel için çalışmalara başlandı. Arazide sondaj sırasında ne gibi buluntulara rastlandığı ise henüz açıklanmadı.&nbsp;

&nbsp;

OTEL ARASİNİN TAHSİS SÜRESİ 2068’E KADAR UZATILDI

Kemer’deki ClubMed’in bulunduğu orman arazisinin tahsis süresi dolunca, arazi şirketin elinden çıktı ve tahsis süresi 49 yıl daha uzatılarak 2023 yılında ÖZAK GYO AŞ’ye devredildi. Bu işlemle birlikte, mülkiyeti Hazineye ait 293 bin metrekarelik orman arazisinin üst kullanım hakkı ÖZAK GYO’na geçti. İdyros antik kentinin bulunduğu bölgede yer alan arazinin bir kısmında zamanla kalıntılar ortaya çıktı ve bu alanlar 1. ve 2. derece arkeolojik sit olarak tescil edildi. Öte yandan arazideki mevcut yapıları yıkarak yeniden 900 yataklı otel yapmak isteyen şirket, 2024 yılında büro çalışmalarına başladı. Bu gelişmelerin ardından otel inşaatının önünü açan koruma amaçlı imar planı ve Kurul kararları yargıya taşındı.


Hazineye ait tahsisli orman arazisinde daha önce iki katlı tatil köyü evleri vardı.

MAHKEME KEŞFİ ÖNCESİNDE ARAZİDE İŞ MAKİNESİ GÖRÜLDÜ

Yargı süreci devam ederken Mahkeme 26 Haziran’da söz konusu arazide bilirkişi incelemesi yapılacağını bildirdi. Ancak bilirkişi incelemesine iki gün kala, inşaat yasağı da bulunmasına rağmen orman arazisine iş makinesinin sokulması tepkileri de beraberinde getirdi. Etrafı tel örgülerle çevrilen ve Şubat 2026’dan bu yana müze denetiminde sondaj kazılarının yapıldığı arazide ne olup bittiği konusunda kamuoyuna şeffaflıkla açıklama yapılmazken, gizemli inşaat alanında nelerin olup bittiği konusunda ilçe kamuoyunda çeşitli iddialar gündeme gelmeye başladı.


Kemer'de turizme tahsisli arazide yapılan arkeolojik sondaj çalışmasıyla ilgili yetkililerin açıklama yapmaması, soru işaretlerinin derinleşmesine neden oldu.

OTEL ARAZİSİNDEKİ SONDAJ KAZILARININ SONUÇLARI AÇIKLANMALI

Tahsisli arazide müze uzmanları tarafından 190’ın üzerinde arkeolojik sondaj kazısının yapıldığı belirtiliyor. Bu sondajların bir kısmında önemli arkeolojik buluntular ortaya çıktığı, çıkan buluntuların bir kısmının İdyros kazı evinde, bir kısmının ise Antalya Müzesi’nde korumaya alındığı da edinilen bilgiler arasında. CHP Antalya Milletvekili Aliye Coşar, alanda yapılan sondaj kazılarında ortaya çıkarılan bulguların kamuoyuna açıklanması çağrısında bulunurken, yargı sürecinde alana iş makinesi sokulmasına da tepki gösterdi.
&nbsp;


Otel tahsisli arazide geçmişte bulunan tatil köyü orman dokusu içinde kaybolmuş gibiydi.&nbsp;

KORUMA KURULU OTEL ARAZİSİNDE ŞANTİYE TALEBİNİ UYGUN BULDU

Kent gündeminde otel inşaatı tartışmalarıyla anılan İdyros antik kenti, koruma ve kullanma dengesiyle, kültürel miras yönetimi arasında bir alana sıkışmış durumda. İlgili bakanlıklar ile yerel yetkililer tarafından henüz bir açıklama yapılmış değil. Ancak bu tartışmaların ortasında Koruma Kurulu’ndan İdyros’la ilgili yeni bir karar daha çıktı. Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 23 Haziran’da aldığı karar ile İdyros antik kentinin bulunduğu bölgede yer alan tahsisli arazideki sit alanlarında şantiye kurulmasının önü açıldı.


Kurul Kararı
&nbsp;

YATAKHANE, YEMEKHANE, DEPO VE ALTYAPI UYGULAMALARI

Koruma Bölge Kurulu tarafından 23 Haziran 2026 tarihinde alınan karar, tahsisli arazideki 3. Derece arkeolojik sit alanında geçici olarak yapılması planlanan yatakhane, yemekhane, depo ve benzeri prefabrik üniteler ile elektrik, su ve kanalizasyon altyapısı inşa edilmesini kapsıyor. Söz konusu sit alanında müze tarafından yapılan arkeolojik sondaj kazılarının ardından hazırlanan rapor Kurul’a sunulmuştu. Arazide otel inşa etmek isteyen ÖZAK GYO AŞ’nin sit alanında şantiye kurulması yönündeki talebi Koruma Bölge Kurulu hazırlanacak projeden sonra değerlendirme yapılacağını belirtmişti. ÖZAK GYO tarafından sunulan proje dosyasını müzenin raporunu inceleyen Kurul, İdyros antik kentindeki 3. Derece sit alanında otel inşaatı için kurulması planlanan şantiye hakkında uygun görüş verdi.



Ayışığı koyuna bitişik arazide ClubMed olarak bilinen Fransız tatil köyü yer alıyordu. 1969'da tahsis edilen orman arazisinin tahsis süresi uzatılıp Özak GYO'na devredildi.&nbsp;

ÇALIŞMALAR MÜZE DENETİMİNDE YÜRÜTÜLECEK

Kurul Üyesi olan Kemer Belediyesi Temsilcisinin katılmadığı dikkat çeken kararda özetle şu ifadelere yer verildi: “Antalya İli, Kemer İlçesi, Merkez Mahalle’sinde, Beydağları Sahil Milli Parkı sınırlarında, 1039 ada 1 nolu (eski 1086 parsel) Çalışdağı devlet ormanında, Özak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Anonim Şirketi’ne tahsisli alanın III. derece arkeolojik sit alanı sınırlarında kalan bölümünde geçici olarak yemekhane, koğuş, yatakhane, depo ve benzeri amaçlarla kullanılmak üzere prefabrik üniteler yerleştirilmesi ve bu ünitelere altyapı hizmetleri sağlayacak elektrik, su, kanalizasyon hattı vb. altyapı uygulamaları yapımına yönelik Kurulumuzun 05.06.2026 tarih ve 22082 sayılı kararı sonrası iletilen projenin uygun bulunduğuna (olumlu), uygulamanın Müze Müdürlüğü denetiminde gerçekleştirilmesine, uygulama sonrası hazırlanacak bilgi ve belgeler ile fotoğrafların Kurul Müdürlüğü’ne iletilmesine karar verildi.”



Ayışığı koyunda bulunan eski ClubMed'in yerine 900 yataklı otel inşa edilecek

&nbsp;


&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Koruma Kurulundan İdyros’a şantiye kararı! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 09:57:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/koruma-kurulundan-idyrosa-santiye-karari-130045-20260627.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/koruma-kurulundan-idyrosa-santiye-karari-130045-20260627.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/koruma-kurulundan-idyrosa-santiye-karari-130045-20260627.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[İdyros’daki sondaj kazılarının sonuçları açıklansın!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-idyrosdaki-sondaj-kazilarinin-sonuclari-aciklansin-4588.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-idyrosdaki-sondaj-kazilarinin-sonuclari-aciklansin-4588.html</link>
                    <description><![CDATA[CHP Antalya Milletvekili Coşar: “İnsanlığın ortak hafızası ve değeri olan kültürel mirasın sır gibi saklanması ve gizlenmesi kabul edilemez…”]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
Yusuf Yavuz

Antalya’nın Kemer ilçesindeki İdyros antik kentinin bulunduğu bölgede inşa edilmek istenen otel projesiyle ilgili yargı süreci devam ederken alana iş makinesi sokulmasına yönelik tepkiler büyüyor. Mahkeme heyetinin 26 Haziran’da yapacağı bilirkişi keşfi öncesinde arkeolojik sit alanlarını da içeren araziye iş makinesi sokulmasına tepki gösteren CHP Antalya Milletvekili Aliye Coşar, uygulamanın doğaya, tarihe, hukuka ve kamu yararına karşı işlenmiş açık bir müdahale olduğunu belirtti. İdyros antik kentinin bulunduğu bölgedeki inşaat alanında yapılan arkeolojik sondaj kazılarının detayları ve bu kazılarda bulunan arkeolojik kalıntıların ilgili kurumlar tarafından kamuoyuna şeffaflıkla açıklanmasının beklendiğini vurgulayan Coşar, “İnsanlığın ortak hafızası ve değeri olan kültürel mirasın sır gibi saklanması ve gizlenmesi kabul edilemez” dedi.

CHP Antalya Milletvekili Aliye Coşar, Antalya’nın Kemer ilçesindeki İdyros antik kentinin bulunduğu otele tahsisli araziye yargı süreci devam ederken iş makinesi sokularak inşaat faaliyeti yapılmasının doğaya, tarihe, hukuka ve kamu yararına karşı işlenmiş açık bir müdahale olduğunu söyledi.
&nbsp;


CHP Antalya Milletvekili Aliye Coşar İdyros antik kentinde iş makinaları ile yapılan çalışmalar hakkında açıklama yaptı.




ClubMed arazisinde arkeolojik sondaj yapılan alanlar


‘ANTALYA’NIN MİRAS ALANLARI RANT ALANI OLARAK GÖRÜLÜYOR’

Beydağları Sahil Milli Parkı içerisinde, arkeolojik sit alanlarını da kapsayan turizme tahsisli orman arazisinde 900 yataklı otel projesi için yürütülen hazırlıkların, AKP iktidarının yıllardır sürdürdüğü rant merkezli çevre politikalarının son örneklerinden biri olduğunu savunan Coşar, “Siyasi iktidar, Antalya’nın ormanlarını, kıyılarını, akarsularını, antik kentlerini ve kültürel mirasını kamunun ortak değeri olarak değil, sermayeye açılacak birer rant alanı olarak görmektedir” diye konuştu.


Tenis kordlarının bulunduğu alanda yapılan&nbsp;arkeolojik sondaj çalışmalarının görünümü


‘İDYROS’TA İNŞAAT DEĞİL, BİLİMSEL ÇALIŞMA YAPILMALI’

İdyros Antik Kenti’nin sınırlarının henüz bütüncül biçimde ortaya çıkarılmadığına vurgu yapan CHP Antalya Milletvekili Aliye Coşar, “Alanda yeni arkeolojik buluntular tespit edilmişken, müze denetiminde yapılan çok sayıda sondajda mimari kalıntılar, duvarlar, seramik parçaları ortaya çıkmışken, burada yapılması gereken iş makinesi sokmak değil; bilimsel kazı, koruma ve tescil sürecini derhal başlatmaktır” ifadelerini kullandı.


Arkeolojik sondaj yapılan alanın denizden görününümü


‘İŞ MAKİNELERİ BÖLGEDEN ÇIKARILMALI, İDYROS KORUNMALI’

Yargı süreci devam eden projeyle ilgili açılan davalarda Mahkemenin yapacağı bilirkişi keşfine yalnızca iki gün kala, üstelik turizm bölgesindeki inşaat yasağı döneminde alana iş makinelerinin girmesinin kabul edilemez olduğunu dile getiren Coşar, “Bu durum, yargı sürecini ve bilimsel incelemeyi fiilen etkisizleştirme girişimi olarak görülmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı derhal sorumluluk almalı; alandaki tüm fiziki müdahaleler durdurulmalı, ağır iş makineleri bölgeden çıkarılmalı ve İdyros’un tamamı bütüncül koruma yaklaşımıyla değerlendirilmelidir” diye konuştu.



Dava için yapılacak bilirkişi keşfi öncesinde ve inşaat yasağı olmasına rağmen&nbsp;İdyros Antik kentinde iş makinaları ile çalışma yapılması dikkat çekti

&nbsp;

‘SONDAJ KAZILARININ SONUÇLARI ŞEFFAFLIKLA AÇIKLANMALI’

İdyros antik kentinin bulunduğu bölgedeki inşaat alanında yapılan arkeolojik sondaj kazılarının detayları ve bu kazılarda bulunan arkeolojik kalıntıların ilgili kurumlar tarafından kamuoyuna şeffaflıkla açıklanmasının beklendiğini hatırlatan Coşar, açıklamasında şunları dile getirdi: “İnsanlığın ortak hafızası ve değeri olan kültürel mirasın sır gibi saklanması ve gizlenmesi kabul edilemez. Ayrıca sınırları henüz tam olarak kesinleşmemiş olan antik kentin bulunduğu bölgenin bilimsel çalışmalar tamamlanana kadar her türlü yapılaşma, inşaat faaliyeti ve fiziki müdahalelerden uzak tutulması gerekmektedir.


Dava için yapılacak bilirkişi keşfi öncesinde ve inşaat yasağı olmasına rağmen İdyros Antik kentinde iş makinaları ile çalışma yapılması dikkat çekti

&nbsp;

‘KEMER’İN GELECEĞİ ÇED MUAFİYETİ İLE YOK EDİLEMEZ’

Antalya’nın doğası ve tarihi, birkaç şirketin kâr hırsına teslim edilemez. Kemer’in doğası, koyları ve tarihi mirasının geleceği, kapalı kapılar ardında yapılan tahsislerle, ÇED muafiyetleriyle, hukuku aşındıran kararlarla yok edilemez. AKP iktidarının doğamızı ve tarihimizi ranta açan bu yıkıcı anlayışına karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. İdyros antik kenti ortak mirastır. Ormanlarımız halkın geleceğidir. Bu mirası ve geleceği ranta teslim etmeyeceğiz.”



Çalış tepesinde ki tahsisli alanda arkeolojik çalışmaları tespit eden vatandaşlar görüntüleyerek kayıt altına aldı.&nbsp;



Vatandaşların ormanlık alanda tespit ettiği kalıntılar arasında mimari parçalar, yapı ve duvar kalıntıları ile sarnıçlar ve seramik kalıntıları yer alıyor




Çalış tepesinde ki tahsisli alanda arkeolojik çalışmaları tespit eden vatandaşlar görüntüleyerek kayıt altına aldı.&nbsp;
&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[İdyros’daki sondaj kazılarının sonuçları açıklansın! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/idyrosdaki-sondaj-kazilarinin-sonuclari-aciklansin-141021-20260626.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/idyrosdaki-sondaj-kazilarinin-sonuclari-aciklansin-141021-20260626.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/idyrosdaki-sondaj-kazilarinin-sonuclari-aciklansin-141021-20260626.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[CHP Seçmenine Hakaret: Oyunuz Ocağınız Batsın!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-chp-secmenine-hakaret-oyunuz-ocaginiz-batsin-4587.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-chp-secmenine-hakaret-oyunuz-ocaginiz-batsin-4587.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) eski milletvekili ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na yakınlığıyla bilinen Berhan Şimşek, katıldığı canlı yayında parti tabanını ve sosyal medyayı ayağa kaldıran açıklamalara imza attı. TGRT Haber ekranlarında gündemi değerlendiren Şimşek, kendisi ve kendi çizgisindeki siyasetçilere yönelik eleştirilere çok sert tepki gösterirken, kullandığı ifadeler CHP seçmeninin büyük bir bölümünü hedef aldı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ "İktidar Olmayalım Daha İyi"

Siyasi kulislerde ve sosyal medyada "ulusalcı/butlancı" kanada yönelik eleştirilere yanıt veren Berhan Şimşek, canlı yayında öfkesine hakim olamayarak sert bir dil kullandı. Şimşek, muhalif seçmenin eleştiri sınırını aştığını savunarak şu ifadeleri kullandı:

"Ben ve arkadaşlarıma hakaret edenler oy verecek de CHP iktidar olacaksa, biz iktidar olmayalım. Bu onursuz, şahsiyetsizlerin oyu da ocağı da batsın."

Şimşek’in özellikle "İktidar olmayalım daha iyi" sözleri ile seçmene yönelik "onursuz ve şahsiyetsiz" nitelendirmesi, programın ardından sosyal medyanın en çok konuşulan ve paylaşılan konuları arasına girdi.

Parti Tabanında ve Sosyal Medyada Büyük Tepki

Canlı yayında sarf edilen bu sözler, CHP tabanında ve parti yönetiminde derin bir rahatsızlık yarattı. Sosyal medya kullanıcıları ve çok sayıda partili, yıllardır iktidar alternatifi olmak için mücadele eden seçmene yönelik bu tarz hakaretvari ifadelerin kabul edilemez olduğunu belirtti.

Eleştirilerde, bir siyasetçinin partisine gönül veren veya muhalif olan seçmeni "oyları batsın" diyerek dışlamasının, CHP'nin kucaklayıcı siyasetine ve iktidar hedefine büyük zarar verdiği vurgulandı.

"Siyaset Dilindeki Erozyon Tartışılıyor"

Berhan Şimşek’in bu çıkışı, parti içi kliklerin ve liderlik tartışmalarının yarattığı gerilimin hangi boyuta ulaştığını bir kez daha gözler önüne serdi. Kılıçdaroğlu’na destek veren isimler ile parti içi yenilikçiler veya diğer kanatlar arasındaki fikri ayrılıkların, seçmeni hedef alan bir nefret diline dönüşmesi, siyaset bilimciler ve medya mensupları tarafından da "siyasi nezaketin kaybı" olarak yorumlandı.

Tartışmaların odağındaki Berhan Şimşek’in ve CHP Genel Merkezi'nin, yükselen bu tepkiler karşısında nasıl bir açıklama yapacağı ise merak konusu.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[CHP Seçmenine Hakaret: Oyunuz Ocağınız Batsın! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 12:00:46 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chp-secmenine-hakaret-oyunuz-ocaginiz-batsin-150512-20260625.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chp-secmenine-hakaret-oyunuz-ocaginiz-batsin-150512-20260625.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chp-secmenine-hakaret-oyunuz-ocaginiz-batsin-150512-20260625.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Şifalı su kaynağına mermer ocağı!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-sifali-su-kaynagina-mermer-ocagi-4586.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-sifali-su-kaynagina-mermer-ocagi-4586.html</link>
                    <description><![CDATA[Isparta Tota Yaylasındaki şifalı su kaynağının bulunduğu bölgede mermer ocağı izni verildi. 700’e yakın karaçam ağacının kesileceği belirtilen mermer ocağının atıkları ise, her yıl sadece yaz aylarında ortaya çıkan şifalı su kaynağının olduğu bölgeye dökülecek…]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yusuf Yavuz

Isparta’nın Sütçüler ilçesindeki Tota Yaylası yakınında bulunan ve halk arasında Kadın Pınarı olarak anılan bölgede her yıl yaz aylarında çıkan doğal maden suyu, Antalya, Isparta ve civar illerden çok sayıda insanı bölgeye çekiyor. Yöre halkının hafızasında hala yaşayan efsanelere konu olan su kaynağının bulunduğu orman arazisinde mermer ocağı izni verildi. Proje kapsamında yaklaşık 980 bin m2’lik ruhsat sahasının 327 bin m2’lik kısmında mermer ocağı işletmesi açılması planlanıyor. Mart 2024’de ÇED Olumlu kararı verilen mermer ocağı için ilk etapta 700’e yakın çam ağacının kesilmesi bekleniyor. ÇED alanında şantiye kurulumunun devam ettiği görülen mermer ocağı projesinin bulunduğu arazinin Belence köyü sınırlarında yer almasına karşın, alana 7 km mesafedeki Kuzca köyünde gösterilmesi dikkat çekiyor. Öte yandan her yıl Temmuz ayında ortaya çıkan ve şifalı olduğuna inanılan su kaynağının olduğu bölgenin mermer ocağı için hazırlanan proje dosyasında pasa döküm alanı olarak ayrıldığı görülüyor.



Proje alanından görünüm

ŞİFALI SU KAYNAKLARI, ÇAM ORMANLARI VE YILKI ATLARININ YURDU

Her zaman karlı zirveleri, buz gibi kaynak suları, ardıç ve karaçam ormanları ile özgür yılkı atlarının yurdu olan Tota Yaylası, Türkiye’nin keşfedilmemiş doğal hazineleri arasında yer alıyor. Isparta’nın Sütçüler ilçesindeki yayla, aynı adla anılan dağın eteklerinde yer alıyor. Bölgedeki karaçam ormanları, tür için gen kaynağı işlevi görüyor. Bölgede doğal olarak yetişen ve adını bu dağlardan alan ‘Tota kekiği’, önemli ihraç ürünleri arasında yer alıyor. Tota orman kampı, geçmişte orman işçileri için verilen eğitimlere de ev sahipliği yapıyordu.
&nbsp;


Kadın pınarı olarak anılan bölgede yılda sadece bir kaç ay çıkan su kaynağının şifalı olduğuna inanılıyor


TOTA YAYLASI VAHŞİ MADENCİLİĞİN KISKACINDA

Ancak son yıllarda Sütçüler ve Eğirdir ilçelerinde birbiri ardına açılan mermer ocaklarının yönü bu kez de korunması gereken doğal alanların başında gelen Tota Yaylasına dönmüş durumda. Birçok köyün su kaynaklarının da yer aldığı Tota Yaylası’nın çevresi mermer ocaklarının kuşatması altında. Bu projelere bir yenisi daha eklendi. Kasımlar Yolu üzerindeki şifalı su kaynaklarının bulunduğu bölgede 977 bin m2’lik alanda mermer ocağı ruhsatı verildi. Denizli merkezli DN Mermer AŞ adlı maden şirketi, ilk etapta ruhsat sahasının 327 bin m2’lik kısmında iki ayrı ocak alanını işletmeye açmak için proje dosyası hazırladı.



Kadın pınarı olarak anılan bölgede yılda sadece bir kaç ay çıkan su kaynağının şifalı olduğuna inanılıyor

&nbsp;

ŞİFALI SU KAYNAĞININ OLDUĞU BÖLGEDE MERMER OCAĞI İZNİ

Isparta Valiliği (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü), yılda 270 bin ton blok mermer işlemesi, 243 bin ton da pasa (atık) malzeme çıkması beklenen ocak işletmesi için 22 Mart 2024 tarihinde ‘ÇED Gerekli Değil/Olumlu’ kararı verdi. Yaklaşık 2 yıldır proje alanında herhangi bir çalışma gözlenmezken, geçtiğimiz aylarda şantiye kurulumu için harekete geçilmesiyle projenin şifalı su kaynağının olduğu bölgede yer aldığı ortaya çıktı.


Mermer ocağı ruhsat ve işletme sahası


KADIN KIZ SUYU YILDA BİR AY ÇIKIYOR, BÖLGE HALKI KULLANIYOR

ÇED Olumlu kararı verilen proje dosyasında yer alan verilere göre, halk arasında “Kadın Kız Yarığı” olarak bilinen ve şifalı olduğuna inanılan su kaynağının, mermer ocağının pasa döküm sahasının bitişiğinde yer aldığı görülüyor. Şifalı olduğuna inanılan su kaynağı, her yıl Temmuz ayında ortaya çıkıyor, bir ay gibi bir sürenin sonunda ise kayboluyor. Yöre halkının yanı sıra Isparta, Antalya (Serik, Aksu, Manavgat), Afyonkarahisar ve çevre illerden insanlar her yıl bu sudan şifa bulmak amacıyla bölgeye geliyor. Bazı vatandaşların kamp kurarak uzun süre bu suyu tüketiyor. Yöre halkı bu geleneğin yüzlerce yıldır sürdüğünü belirtiyor. Sodalı içeriğe sahip olduğu belirtilen suyun, sindirim ve mide rahatsızlıklarına iyi geldiğine inanılıyor.


Kadın pınarı, şifalı su kaynağı ve mermer ocağı alanı


KADIN KIZ PINARININ HALK ARASINDAKİ EFSANESİ

Yöre köylülerinin anlattığı bir efsane, su kaynağının neden toplumsal hafızada yer ettiğini ortaya koyuyor: Söylenceye göre, bölgede yaşayan bir genç kız, yakalandığı hastalık yüzünden karnı şişmeye başlayınca, hamile olduğunu düşünen abileri onu evden kovar. Yaz sıcaklarında günlerce aç susuz ormanda dolaşan genç kız, sonunda bir vadinin kenarında baygın düşer. Bir süre sonra düştüğü yerde bir ıslaklık hisseden genç kız, elleriyle zemini hafifçe kazmaya başlayınca toprağın arasından su çıktığını fark eder. Biraz daha kazdığı zeminde biriken suyu içen genç kızın karnındaki şişlik bir süre sonra kaybolur. İçtiği su, genç kızın karnında şişliğe neden olan hastalıktan kurtulmasını sağlar ve evine döner. Onu evden kovan ailesi, genç kızın gerçekte hamile olmadığını, hastalıktan dolayı karnının o hale geldiğini anlar ve utanır. Ancak genç kız ve ailesi, suyun şifası sayesinde huzurlu yaşamlarına yeniden kavuşurlar ve bu su kaynağı her yıl aynı dönemde yöre halkına şifa vermeye devam eder.




Mermer ocağı pasa döküm alanı olarak ayrılan alan, şifalı su kaynağının olduğu bölgede yer alıyor.

&nbsp;

ÇED RAPORUNA GÖRE PROJE SAHASINDA SU KAYNAĞI YOK!

Bu söylenceden dolayı yöre halkı su kaynağının çıktığı bölgeye Kadın Kız Yarığı adını vermiş. Dere yatağının kıyısında yer alan bu kaynağın hemen üzerinde yıl boyunca akışını sürdüren Kadın Pınarı adlı bir başka su kaynağı daha yer alıyor. Yöre halkı, şifalı olduğuna inanılan su kaynağının bilimsel olarak analizinin yapılarak koruma altına alınmasını talep ediyor. Mermer ocağı için hazırlanan proje dosyasında ise alanda su kaynağı ya da dere bulunmadığı öne sürülüyor.



Proje alanından görünüm

&nbsp;

700 AĞACIN KESİLECEĞİ PROJE FARKLI KÖYDE GÖSTERİLMİŞ

Şantiye çalışmalarının sürdüğü gözlenen mermer ocağı projesi için hazırlanan ÇED raporunda, ilgili kamu kurumlarının tümünün olumlu görüş verdiği görülüyor. Mermer ocağı işletmesi için ilk etapta yaklaşık 700 civarında karaçam ağacının kesilmesi planlanıyor. Ancak arazide bulunan ardıç, pırnal ve sert yapraklı ağaç ve ağaççıklardan (maki) oluşan türlerden söz edilmiyor. Ruhsat sahası ve proje alanının Belence köyü sınırlarında bulunmasına rağmen, tüm yazışmalarda ve ÇED dosyasında 7 km mesafedeki Kuzca köyünde gibi gösterilmesi de dikkat çekiyor.
&nbsp;


Proje alanından görünüm

&nbsp;

RUHSAT YETKİSİ MERKEZDE, YEREL İDARENİN İRADESİ YOK SAYILIYOR

Bölgenin doğal yaşamı üzerinde büyük tahribatlara neden olan mermer ocaklarıyla ilgili kent genelinde yıllardır çözüm arayışları sürüyor. Ruhsat yetkisinin merkezi idarede olması, yerel dinamikleri karar aşamasının dışına itiyor. Yerel yönetimler ve idari birimler, ruhsat aşamasından işletme aşamasına geçildiğinde bilgi sahibi oluyor. Bunun önüne geçebilmek için 10 yıl önce Isparta Valiliği Mahalli Çevre Kurulu bir karar alarak, kentin belirli bölgelerinin madencilik faaliyetleri dışında tutulması için çalışma başlatmıştı. Mahalli Çevre Kurulu’nun aldığı Ocak 2016 tarihli kararda, Sütçüler ilçesinin tarihi ve doğal mirasına dikkat çekilerek, bölgenin madencilik faaliyetlerinden korunması istenmişti. Alınan bu karar, ilgili bakanlıklar ile ildeki kurumlara da iletilmişti.
&nbsp;


Tota dağı karaçam ormanlarıyla kaplı


İL GENEL MECLİSİNİN TAVSİYE KARARINA UYULMUYOR

Öte yandan Isparta İl Genel Meclisi de 8 Nisan 2016 tarihinde aldığı bir kararda, Sütçüler ilçesindeki anılan bölgeyi de kapsayan bölgelerde madencilik faaliyetleri konusunda hassasiyet gösterilmesi, korunması gerekli alanlarla ilgili işlem tesis edilmesi istenmişti. İl Genel Meclisi’nin tavsiye niteliğindeki bu kararı da 10 yıl önce ilgili kurumlara gönderilmesine karşın, korunması gereken alanlarda mermer ocağı izni verilmesinin önüne geçilemedi.


Tota dağıdaki Karaçam ormanları aynı zamanda tohum meşceresi olarak da koruma altında
&nbsp;


Proje kapsamında 700'e yakın çam ağacının kesileceği belirtiliyor.
&nbsp;

&nbsp;


Orman Bölge Müdürlüğü görüşü




DSİ Bölge Müdürlüğünün kurum görüşü



Mermer ocağı projesinin bulunduğu arazi Belence köyü sınırlarında olmasına rağmen 7 km mesafedeki Kuca köyünde gibi gösteriliyor



Proje sahasının çevresinde doğal olarak yetişen doğal Çuha çiçekleri
&nbsp;



Proje sahasının çevresinde doğal olarak yetişen doğal Çuha çiçekleri



Proje sahasının çevresinde doğal olarak yetişen doğal Çuha çiçekleri



Proje sahasının yakınlarında faaliyette olan başka mermer ocakları da bulunuyor




Tota yaylasından görünüm



Tota dağında terkedilmiş bir mermer ocağı
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Şifalı su kaynağına mermer ocağı! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 11:03:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/sifali-su-kaynagina-mermer-ocagi-141740-20260625.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/sifali-su-kaynagina-mermer-ocagi-141740-20260625.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/sifali-su-kaynagina-mermer-ocagi-141740-20260625.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Dava öncesi antik kente iş makinesi soktular!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-dava-oncesi-antik-kente-is-makinesi-soktular-4585.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-dava-oncesi-antik-kente-is-makinesi-soktular-4585.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya Kemer’de, İdyros antik kentinin bulunduğu araziye inşaat yasağı olmasına rağmen iş makinesi sokuldu. Alanda inşa edilmek istenen 900 yataklı otel projesiyle ilgili iki ayrı bakanlığa karşı açılan davanın bilirkişi keşfine iki gün kala ortaya çıkan görüntüler endişe yarattı. Arazide müze denetiminde 190’ın üzerinde arkeolojik sondaj kazısı yapılmış, bazı sondaj alanlarında bulunan kalıntılar koruma altına alınmıştı…]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yusuf Yavuz

Antalya’nın Kemer ilçesindeki İdyros antik kentinin kalıntılarının bulunduğu turizme tahsisli orman arazisi 2023’de Özak GYO’ya devredilerek tahsis süresi 2068 yılına kadar uzatıldı. Burada 900 yataklı bir otel inşa etmek isteyen Özak GYO şirketi, geçmişte Fransız Tatil Köyü olarak anılan tesise ait binaları yıkarak yeni projenin hazırlıklarına başladı. Ancak bir bölümü 1. ve 3. derece arkeolojik sit alanı olarak ayrılan arazide yürütülen sondaj kazılarında yeni buluntular ortaya çıktı. Tahsisli araziyi de kapsayan antik kentin tümüyle açığa çıkmadığı ve sınırlarının tam olarak belirlenmediğini öne süren vatandaşlar, iki ayrı bakanlığa karşı dava açtı. Açılan davalarla ilgili Mahkeme tarafından atanan uzman bilirkişi heyetinin 26 Haziran Cuma günü proje alanında inceleme yapacağı belirtilirken, mahkeme keşfine iki gün kala antik kentin bulunduğu araziye iş makinelerinin girmesi tepki çekti. Turizm bölgesi olan Kemer’de inşaat yasağı dönemi olmasına karşın keşif öncesinde iş makinesiyle çalışma yapılması alandaki kültürel mirasla ilgili endişe yaratırken, tahsisli arazinin etrafının ise tel örgüyle çevrildiği görülüyor.

Antalya’nın önemli turizm merkezlerinden biri olan Kemer ilçesindeki ünlü Ayışığı koyunun bitişiğindeki orman arazisi 2068 yılına kadar Özak GYO’ya devredildi. Daha önce burada bulunan Club Med tesisleri ise yıkıldı. Şirket, burada 900 yatak kapasiteli 5 yıldızlı bir otel inşa etmek istiyor. Toplam 293 bin 500 m2’lik büyüklüğe sahip olan turizme tahsisli 1086 nolu orman parseli, aynı zamanda Beydağları Sahil Milli Parkı içerisinde bulunuyor.


Dava için yapılacak bilirkişi tespiti öncesinde ve inşaat yasağı olmasına rağmen
İdyros antik kentinde iş makinaları ile çalışma yapılması dikkat çekti.

ARAZİDE MÜZE TARAFINDAN 190’IN ÜZERİNDE SONDAJ KAZISI YAPILDI

Tahsis dönemi ÇED yönetmeliğinden önceye dayandığı için ÇED mevzuatından da muaf tutulmak istenen otel projesinin uygulanmak istendiği orman arazisinin bir kısmında daha önce ortaya çıkan kalıntılardan dolayı tescil edilmiş arkeolojik sit alanları bulunuyor. Alandaki yapıların yıkımı ve şantiye amaçlı geçici yapıların konulabilmesi için Antalya Müzesi denetiminde sondaj kazıları yapıldı. Edinilen bilgilere göre, şantiye alanında 190’ın üzerinde arkeolojik sondaj çukuru açıldı.


Dava için yapılacak bilirkişi tespiti öncesinde ve inşaat yasağı olmasına rağmen
İdyros antik kentinde iş makinaları ile çalışma yapılması dikkat çekti.

&nbsp;

SONDAJ KAZILARINDA BULUNAN KALINTILAR KORUMAYA ALINDI

Bu sondaj alanlarının bir kısmında çeşitli mimari yapı kalıntıları, duvarlar ve seramik parçaları ortaya çıkarıldığı öğrenildi. Daha önce ortaya çıkarılan hamam kompleksinin doğusunda yoğunlaşan ve 2863 sayılı kanun kapsamında olduğu değerlendirilen bulguların, bir kısmının İdyros kazı evinde muhafaza edildiği, bir kısmının ise Antalya Müzesinde korumaya alındığı da edinilen bilgiler arasında. Geçmişte arazideki yapılaşma ve yol çalışmalarının kalıntıları kesintiye uğratarak bütüncül değerlendirme yapmayı da güçleştirdiği belirtiliyor.


Dava için yapılacak bilirkişi tespiti öncesinde ve inşaat yasağı olmasına rağmen
İdyros antik kentinde iş makinaları ile çalışma yapılması dikkat çekti.


ARKEOLOGLAR DERNEĞİ HAZIRLADIĞI RAPORDA UYARMIŞTI

Arkeologlar Derneği, otel inşaatının bulunduğu bölgede yapılan incelemenin ardından Kasım 2025’de hazırladığı raporda, İdyros antik kentinin bütüncül bir yaklaşımla korunması gerektiğine işaret ederek, “Idyros Antik Kenti hinterlandı hakkında yapılması gereken: 1969 yılından kalma turizm tahsisi kiralama sözleşmesini yenileyerek ‘Koruma Amaçlı İmar Planı’ hazırlamak değil ‘Koruma Amaçlı Kazı ve Bilimsel Araştırmalar’ yapmak ve bunu yapmak için gerekli çalışmaları ivedilikle başlatmak olmalıdır. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ivedilikle Idyros Antik Kenti’nin yer aldığı 293 bin 5 bin m2'lik sit ve orman arazisinin bütüncül bir yaklaşımla sit statüsünü 1. derece arkeolojik sit alanı olarak tescilini gerçekleştirip bu alanı kamunun çıkarları doğrultusunda koruma altına alması zorunludur” ifadelerine yer vermişti.


Çalış tepesindeki tahsisli alanda arkeolojik kalıntılar tespit eden vatandaşlar görüntüleyerek kayıt altına aldı.&nbsp;

&nbsp;

KEMER VE ANTALYA’NIN TARİHİ OTEL ŞANTİYESİNİN ALTINDA

Alanda yürütülen sondaj kazılarında ortaya çıkarılan buluntuların yoğunlaştığı bölgenin hamam kompleksi olduğu düşünülen yapı ile İdyros antik kentinde bulunan Roma dönemine ait tarihi köprü kalıntısının olduğu bölge olduğu belirtiliyor. Ortaya çıkan buluntular, Kemer ve Antalya’nın tarihi açısından yeni ve önemli bulguları barındıran İdyros antik kentinin bütünüyle ele alınmasını zorunlu kılarken, öte yandan otel inşaatının bulunduğu alanda iş makinelerinin çalışması, kültürel miras alanının geleceğiyle ilgili endişeleri de artırdı.
&nbsp;



Çalış tepesindeki tahsisli alanda arkeolojik kalıntılar tespit eden vatandaşlar görüntüleyerek kayıt altına aldı.&nbsp;

&nbsp;

‘YARGI SÜRECİ SONLANANA KADAR ÇALIŞMALAR DURMALI’

Davacılar, 26 Haziran Cuma günü yapılacak olan bilirkişi keşfi öncesinde, inşaat yasağına rağmen alana iş makinesi sokularak çalışma yapılmasının amacının açıklanmasını istiyor. Konuyla ilgili suç duyurusunda bulunacaklarını da belirten davacı vatandaşlar, alandaki çalışmanın yargı süreci tamamlanana kadar durdurulmasını talep ediyor.



Çalış tepesindeki tahsisli alanda arkeolojik kalıntılar tespit eden vatandaşlar görüntüleyerek kayıt altına aldı.&nbsp;

&nbsp;

KURUMLARIN ‘YOK’ DEDİĞİ ARKEOLOJİK MİRASI HALK BULUYOR

Öte yandan otel için tahsis edilen arazinin yüksek kesimlerinde arkeolojik kalıntılar tespit eden vatandaşlar, bu kalıntıları görüntüleyerek kayıt altına aldılar. Mimari yapı kalıntıları, duvar ve sarnıçlar ile seramik kalıntılarının tespit edildiği alan, Çalıştepe olarak bilinen bölgede yer alıyor. İlgili kurumların, mevcuttaki tescilli alanlar dışında bölgede kültürel mirasa ilişkin bulguların olmadığı yönündeki resmi yazışmalarına karşın davacıların alanda tespit ettiği kalıntılar bilimsel incelemeyi sonrasındaki olası tescil işlemlerini gerekli kılıyor.


Vatandaşların ormanlık alanda tespit ettiği kalıntılar arasında&nbsp; yap ve duvar kalıntıları ile&nbsp;

sarnıçlar ve seramik kalıntıları yer alıyor.

&nbsp;

TÜRKİYE’NİN KORUMA HUKUKU SINAVI: ÖNCE PHASELİS, ŞİMDİ İDYROS

Türk turizminin en önemli cazibelerinden biri olan arkeoloj ve kültürel mirasın, Kemer İdyros antik kenti örneğinde koruma ile kullanma dengesi arasında sıkışıp kaldığına işaret ediyor. 2014 yılında Phaselis antik kentinde RİXOS grubu tarafından 5 yıldızlı bir otel otel inşa edilmek istenmesi sırasında da benzer bir ikilem yaşanmıştı. Koruma Kurulu ve ilgili kurumların verdiği görüşlerle otel projesinin önü açılmış, konuya müdahil olarak yargıya taşıyan meslek odaları ve vatandaşların hukuk mücadelesi sonucu otel projesi iptal edilmişti.

İdyros’ta da benzer bir süreç yaşanıyor.

&nbsp;


&nbsp;

Çalış tepesindeki tahsisli alanda arkeolojik kalıntılar tespit eden vatandaşlar görüntüleyerek kayıt altına aldı.&nbsp;

HALKIN İKİ AYRI BAKANLIĞA KARŞI YÜRÜTTÜĞÜ KORUMA MÜCADELESİ

Koruma Bölge Kurulu’nun kararlarından kaynaklı olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı, alanın koruma amaçlı imar planını hazırlayan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bir kez daha vatandaşların açtığı davalarla karşı karşıya. İki bakanlığın almış olduğu kararlara karşı açılan davalarda bilirkişi heyetinin proje alanında yapacağı keşiften iki gün önce proje antik kenti de kapsayan proje alanında iş makinelerinin çalışması, kültürel miras yönetimi ve koruma hukuku konusundaki tartışmaları yeniden gündeme taşıyor.



Arkeolojik sondaj yapılan alanın denizden görünümü.&nbsp;

&nbsp;

İDYROS’TA OTEL İNŞAATI ŞANTİYESİ DEĞİL, BİLİM ÜSSÜ KURULMALI

Uzmanlara göre sınırları henüz ortaya çıkarılmamış olan ve çok büyük bir kısmı toprak altında olduğu düşünülen İdyros antik kentinde yapılması gerekenler şöyle sıralanıyor: Ağır iş makineleri acilen alan dışına çıkarılmalı, inşaat faaliyetleri ve altyapı çalışmaları tümüyle durdurulmalı ve alanda yapılacak bütüncül bilimsel değerlendirmeler sonuçlanıncaya kadar fiziki müdahalelere son verilmeli.
&nbsp;



Hazineye ait tahsisli orman arazisinde bulunan iki katlı yapılar yıkıldı, yerine 900 yatak kapasiteli otel inşa edilmek isteniyor.&nbsp;
&nbsp;


Eski CLUPMED arazisindeki bina ve müştemilatlar yıkılarak yeni otel için çalışmalara başlandı. Arazideki arkeolojik sondaj sırasında ne gibi buluntulara rastlandığı ise henüz açıklanmadı

&nbsp;



Tenis Kortlarının bulunduğu alanda yapılan arkeolojik sondaj kazılarınıngörünümü




Ayışığı koyunda bulunan eski CLUPMED'in yerine 900 yataklı otel inşa edilecek

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Dava öncesi antik kente iş makinesi soktular! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 16:18:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/dava-oncesi-antik-kente-is-makinesi-soktular-193235-20260624.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/dava-oncesi-antik-kente-is-makinesi-soktular-193235-20260624.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/dava-oncesi-antik-kente-is-makinesi-soktular-193235-20260624.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Mavi Akdeniz’ böyle mi korunacak!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-mavi-akdeniz-boyle-mi-korunacak-4584.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-mavi-akdeniz-boyle-mi-korunacak-4584.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya’da yaman çelişki: Bir yanda sivil toplumun, gönüllü yaşam savunucularının ve meslek odalarının işini yapmaya soyunan kamu kurumları, diğer yanda ise kamu kurumlarının aldığı, çevre üzerinde geri dönüşü mümkün olmayan tahribatlara yol açabilecek kararları yargıya taşıyarak kıyıları korumaya çalışan vatandaşlar…]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yusuf Yavuz

Antalya’da bir yanda koruma altındaki sahilde otel projelerine onay verilirken, diğer yandan ise Valilik himayesinde denizlerin korunması için COP31 öncesi ‘Mavi Akdeniz İnisiyatifi’ kuruldu. Nesli tehlike altındaki deniz canlılarının yaşam alanı olan Gazipaşa Koru sahilinde, 4 ayrı otel projesi için verilen ÇED Gerekli Değildir kararları üzerine Antalya Valiliği’ne karşı açılan davalarda yargı birer birer bu kararları iptal ediyor. Geçtiğimiz Mart ayında Antalya 1. İdare Mahkemesi Koru sahilindeki 700 yataklı otel projesiyle ilgili iptal kararı vermişti. Son olarak aynı sahilde bulunan aynı firmaya ait 700 yataklı bir başka otel projesi ile turizmci Adil Üstündağ’a ait 194 yatak kapasiteli otel projesi için iptal kararı verildi. Valilik himayesinde kurulan Mavi Akdeniz İnisiyatifi; sivil toplum örgütleri, çevre platformları ve vatandaşların gönüllü olarak yürüttüğü etkinliklerle boy göstermeye başlarken, vatandaşlar ise idarenin aldığı kararlara karşı sahilleri korumak için hukuk mücadelesi veriyor.


Doğal sit alanı olan Koru sahili henüz betonlaşmamış bir alan

Antalya’nın Gazipaşa ilçesinin doğu kesiminde yer alan Koru Sahili, yaklaşık 2 kilometrelik uzunluğa sahip. Adını geçmişte burada bulunan fidanlıktan alan Koru Sahili’ndeki TOKİ ve Hazineye ait arazilerin önemli bir kısmı AHES Gayrimenkul şirketine tahsis edilmişti. Turizm amaçlı üst kullanım hakkı ile birlikte devredilen arazi üzerinde İstanbul merkezli AHES GYO firmasına bağlı üç ayrı şirket üzerinden otel projesi geliştirildi.

GAZİPAŞA’DA 2 KM’LİK SAHİLE 2100 YATAKLI OTEL

Toplam 3 ayrı üniteden oluşan otel projelerinin her biri 700 yatak kapasitesinden oluşuyordu. İlçe halkının kullandığı bu küçük sahilde, neredeyse bir kasaba nüfusu kadar yeni yoğunluk getirecek olan toplamda 2100 yatak kapasitesine sahip otel projesinin yapılacak olması ilçe halkının önemli bir kısmında tepkiyle karşılandı.


Gazipaşa Koru sahili arazindeki hazine arazisine yapılmak istenen oteller, 700 yatak kapasitesine sahip&nbsp; 3 ayrı projeden olusuyordu
&nbsp;

SAHİL, NESLİ TEHLİKE ALTINDAKİ DENİZ CANLILARI İÇİN YAŞAM ALANI

Doğal sit alanı niteliğindeki Koru Sahili, karasal ve denizel habitat açısından önemli bir biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yapıyordu. Akdeniz fokları (Monachus monachus) ile Akdeniz deniz kaplumbağaları (Caretta careta) gibi nesli küresel ölçekte tehlike altında olan deniz canlıları ile, nesli tehlike altında bulunan toplam 19 canlı türü için bu sahil ve çevresi üreme ve yaşam alanı işlevi görüyordu. Koru sahili yalnızca insanların nefeslenme alanı olarak değil, deniz canlıları için de önemli bir habitat alanıydı. Yapılan çalışmalarda, bölgede ortalama 250 ila 300 arasında deniz kaplumbağalarına ait yuva bulunduğu tespit edildi.
&nbsp;


Gazipaşa Koru sahili arazindeki hazine arazisine yapılmak istenen oteller, 700 yatak kapasitesine sahip&nbsp; 3 ayrı projeden olusuyordu
&nbsp;

KÜÇÜCÜK SAHİLDE 4 AYRI OTEL İÇİN ÇED KARARLARI VERİLDİ

Kıyı akiferleri açısından da önemli bir bölge olan sahilde Antalya Valiliği (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü) tarafından 2025 yılı içinde ardı ardına toplam dört otel projesi için ‘ÇED Gerekli Değildir kararları verildi. İlçedeki kıyı alanlarında yürütülen imar çalışmalarını uzun süredir yakından takip eden Mimarlar Odası Antalya Şubesi ile Gazipaşa’da yaşayan vatandaşlar, Koru sahilindeki otel projelerine verilen ÇED kararlarının iptali için dava açtı.


Koru sahilinden bir görünüm

DAVACILARI HAKLI BULAN MAHKEMEDEN ART ARDA İPTAL KARARLARI

Açılan davalara bakan Antalya 1. İdare Mahkemesi, geçtiğimiz Mart ayında AHES grubu bünyesindeki Çağrankaya Turizm AŞ tarafından yapılmak istenen 700 yatak kapasiteli otel projesiyle ilgili ÇED kararını hukuka aykırı bularak iptal etmişti.

AHES GYO VE ÜSTÜNDAĞ’IN OTEL PROJELERİ HAKKINDA İPTAL KARARI

Mahkeme, AHES GYO bünyesindeki 700 yataklı bir diğer otel projesi için verilen ÇED kararı ile aynı sahilde turizmci Adil Üstündağ tarafından kendisine ait arazide inşa edilmek istenen 194 yatak kapasiteli otel projesinin ÇED kararını da iptal etti. Böylece Koru sahilindeki toplam 4 otel projesinden 2’ü için verilen ÇED kararları iptal edilmiş oldu. Aynı nitelikte olan diğer projeyle ilgili yargı sürecinden de, benzer yönde bir kararın çıkması bekleniyor.


Koru sahilinde 3 ayrı otelin yapılacağı hazine arazileri

DAVACILAR BÜTÜNCÜL DEĞERLENDİRME İSTEDİ

Antalya Valiliği’ne karşı iptal davası açan davacılar, otel projeleri için verilen ÇED Gerekli Değildir kararlarının hukuka aykırı olduğunu öne sürmüştü. Otel inşa edilmek istenen sahilin sit alanı niteliğinde olduğunu belirten davacılar, projelerle ilgili kurum görüşlerinde eksiklikler bulunduğuna da dikkat çekerek alanda bütüncül değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğunu savunmuşlardı. Toplam 2100 yatak kapasitesinin 3 parçaya bölünerek ÇED kapsamının daraltılması ve formaliteye indirgenmesini amaçlayan bu uygulamada, projeler için hazırlanan ÇED raporlarında korunan alan niteliğindeki sahilin doğal yaşam için taşıdığı işlevler yok sayılmıştı.



Otel yapılmak istenen Koru sahili deniz kaplumbağalarının yuvalama alanı

VALİLİK İŞLEMİN HUKUKA UYGUN OLDUĞUNU SAVUNDU

Davalı idare olan Antalya Valiliği ise Mahkemeye sunduğu savunmada, söz konusu proje alanının imar planında turizm ve günübirlik alan olarak ayrılmış olduğu görüşünü savundu. Valilik savunmasında, ilgili yönetmelik ve mevzuat kapsamında projeyle ilgili gerekli inceleme ve değerlendirmelerin yapıldığı, tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğu savunularak davanın reddi talep edildi. Davacıları haklı bulan Antalya 1. İdare Mahkemesi, AHES GYO ile Adil Üstündağ’a ait Yeşilyurt İnş. Tur. AŞ firması tarafından yapılmak istenen otel projeleriyle ilgili ÇED Gerekli Değildir kararlarını hukuka aykırı bularak iptal etti.


Büyükşehir Belediyesinin imar durumuyla ilgili şirkete verdiği yanıtta alanın deniz kaplumbağaları için&nbsp;
koruma alanı olduğu belirtiliyor.&nbsp;

SAHİL VE ÇEVRESİ NESLİ TEHLİKE ALTINDAKİ 19 TÜR İÇİN YAŞAM ALANI

Mahkemenin iptal kararında, Koru sahilinde yapılmak istenen otel projelerinin biyoloji, çevre, tarım, kıyı, hidrojeoloji ve jeoloji gibi başlıklar altında hazırlanan bilirkişi raporuna atıflara yer verildi. Alanın denizel ve karasal habitat çeşitliliği açısında Önemli Doğa Alanı kriterlerine uyduğu vurgulanan iptal kararında, “Habitatlara bağlı, küresel ve ulusal ölçekte nesli tehlikede türlerin yaşam ve üreme alanlarını barındırması: Alan ve çevresinde küresel ölçekte 8, ulusal ölçekte 11 yüksek risk sınıfında türün bulunuyor olması, Alanın, ülkemiz sularında Doğu Akdeniz’in en büyük Akdeniz’e endemik memeli türü olan Akdeniz Foku popülasyonunun üreme ve yaşam alanı olması, Alan çevresinde yer alan kumsallarda deniz kaplumbağası ve Nil kaplumbağası türlerinin yuvalama alanlarının bulunması, Tüm Önemli Doğa Alanı içerisinde ortalama 250-300 yuva bulunması” gibi gerekçelere yer verildi.

BAKANLIK SİSTEMİNDE AKDENİZ FOKLARI VE CARETTALAR İÇİN İŞARETLİ

Projeyle ilgili ÇED raporunda yeterli değerlendirmelere yer verilmediğinin de altı çizilen iptal kararında, otel yapılmak istenen sahilin, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Sit Alanları Yönetim Sistemi (SAYS) üzerinden yapılan sorgulamada, “Caretta caretta Yaşam Alanı ve Akdeniz Foku Yaşam Sahası olarak işaretlenmiş olduğu da vurgulandı.



AHES iptal kararı

KORU SAHİLİNDE OTEL ISRARI SÜRECEK Mİ?

Antalya 1. İdare Mahkemesi’nin hukuka aykırı bulduğu ÇED kararları iptal edildi. Böylece, kentin doğusunda yapılaşmadan korunmuş son sahillerden biri olan Koru sahilinin, ilgili kamu kurumları tarafından yürütülen yetersiz değerlendirmeler ile otel inşaatlarına açılmasının şimdilik önüne geçildi. Ancak bu konuda yaşanan örnekler, aynı projeler için hazırlanacak yeni başvurularla otel ısrarının süreceğini ortaya koyuyor.

HATALI İDARİ KARARLARIN FATURASINI HALK ÖDÜYOR

Türkiye’de kıyıları ve denizleri korumak için yeterince mevzuat olduğu belirtiliyor. Ancak uygulamada ve denetimdeki yetersizlikler kıyıların korunması için yürütülen hukuki mücadeleyi büyük ölçüde halkın ve sivil toplum örgütleri ile meslek odalarının omuzlarına yüklüyor. İdarenin aldığı hatalı ve eksik kararlara karşı, idari yargıda dava açmak da oldukça pahalı bir yol haline geldi. İdarenin aldığı karardaki eksiklik ve yanlışların ispatı davacıya yüklenince, uzmanlık gerektiren konularda çoğu davada 5 ila 10 arasında uzman bilirkişinin görüşüne ihtiyaç duyuluyor. Bu da, bilirkişi masraflarını artırarak 200 ila 300 bin TL’yi bulan yargılama gideri anlamına geliyor. İdarenin aldığı hatalı kararın faturasını, dava sonuçlanana kadar davacı vatandaşlar ödemek zorunda kalıyor.



HALK, KIYILARI KORUMAK İÇİN VALİLİĞE KARŞI DAVA AÇIYOR

Antalya Valiliği’nin son dönemde vermiş olduğu birçok ÇED kararı yargıdan döndü. Gazipaşa Koru sahilindeki otel projeleri hakkındaki ÇED iptalleri, bu kararların son örnekleri. Koru sahilinin deniz canlıları için yaşamsal önemde olduğu, Mahkeme kararı ile de bir kez daha anımsatıldı. Davalı idare olan Antalya Valiliği ise sahili betonlaştıracak projelerle ilgili idari işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunarak davanın reddini talep etti.

VALİLİK PLATFORM KURUP DENİZLER İÇİN KAMPANYA BAŞLATTI

Bu tabloya bakıldığında, halkın, Valiliğe karşı sahilleri ve deniz canlılarının yaşam alanlarını koruma çabası verdiği ortaya çıkıyor. Antalya Valiliği ise Kasım 2026’da kentte yapılacak olan COP31 öncesinde kamuoyuna denizlerin korunmasına yönelik bir kampanya başlattığı görülüyor. Valiliğin himayesinde başlatılan ‘Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi Projesi’, geçtiğimiz ay kamuoyuna duyuruldu. Proje kapsamında 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde yapılan etkinlikler de basında yer aldı.


Mavi Akdeniz İnsiyatifinin kamuoyu duyurusu

VALİ ŞAHİN’İN EŞİ PROJE KOORDİNATÖRÜ OLDU

Koordinatörlüğünü Antalya Valisi Hulusi Şahin’in eşi Ebru Şahin’in yürüttüğü projeyle ilgili Valilik sitesinde yayımlanan tanıtım metninde özetle şu ifadelere yer veriliyor: “Antalya; eşsiz kıyıları, berrak denizi, doğal peyzajı ve güçlü turizm kimliğiyle yalnızca Türkiye’nin değil, Akdeniz’in de en dikkat çekici şehirlerinden biridir. Yüzlerce kilometreye yayılan kıyı şeridi, mavi bayraklı plajları, antik kentleri, koyları, ormanları ve limanlarıyla Antalya, doğa ile yaşamın iç içe geçtiği özel bir coğrafya sunmaktadır. Bu yönüyle Antalya’nın denizi, yalnızca doğal bir zenginlik değil; aynı zamanda kentin turizm gücünün, yaşam kalitesinin ve uluslararası çekim gücünün temel unsurlarından biridir… Yoğun turizm faaliyeti, artan insan ve deniz aracı hareketliliği, tarımsal üretim, kıyı kullanımı ve iklim değişikliğinin etkileri denizel alanlar üzerinde çok yönlü bir baskı oluşturmaktadır. Sahile ve denize bırakılan atıklar, suyolları aracılığıyla taşınan çöpler, deniz araçları kaynaklı kirlilik ve düzensiz kullanım biçimleri yalnızca kıyıların görünümünü bozmakla kalmamakta; deniz canlılarına, habitatlara ve deniz ekosisteminin devamlılığına da zarar vermektedir.

‘ANTALYA’NIN KIYILARINI KORUMAYA DÖNÜK ORTAK BİR ŞEHİR İRADESİ’

Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi, tam da bu ihtiyaçtan hareketle geliştirilmiş bütüncül bir çevre yaklaşımıdır. İnisiyatif; farkındalık ve bilgilendirme faaliyetleriyle çevreye verilen zararın azaltılmasını, temizlik uygulamalarıyla mevcut kirliliğin geriye alınmasını ve kaynağında önleme çalışmalarıyla denize ulaşma ihtimali bulunan atık ve kirleticilerin sınırlandırılmasını amaçlamaktadır… Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) ise, şehrin ortaya koyduğu çevre ve sürdürülebilirlik iradesini dünyaya göstermek açısından eşsiz bir fırsat sunmaktadır. Tüm yönleriyle ele alındığında bu girişim, bir temizlik ya da çevre projesinin ötesinde; Antalya’nın denizini, kıyılarını ve doğal kimliğini korumaya dönük ortak bir şehir iradesidir.”


Vali Şahin ve eşi Ebru Şahin proje kapsamındaki bir etkinlikte
&nbsp;

‘SAHİLE BIRAKILAN ATIKLAR’ DENETİMSİZLİK VE YAPTIRIM SORUNUDUR

Antalya Valiliği’nin himayesindeki Mavi Akdeniz İnisiyatifi Projesi’nin öncelik olarak belirleyerek 5 Haziran için kamuoyuna duyurduğu bazı uygulamalar arasında, gönüllü kıyı ve deniz dibi temizliği, depozito iade makinelerinin tanıtımı, çevre temalı stantlar, iyi uygulamalara dair söyleşiler, konserler ve atölyeler gibi detaylar yer alıyor. Bütün bu detaylar, sivil toplum örgütlerinin ve mahalle inisiyatiflerinin, çevre platformlarının, ya da düz vatandaşların yıllardır yapmaya çalıştığı sosyal sorumluluk projelerinin birer örneği. Mavi Akdeniz İnisiyatifi’nin işaret ettiği, “sahile bırakılan atıklar” gibi çevre sorunları, idari denetim ve yaptırımların yeterince uygulanmamasının doğal sonuçlarından biri.


Mavi Akdeniz insiyatifinin 5 Haziran etkinliği

ANTALYA SAHİLLERİNDEKİ YAMAN ÇELİŞKİ NASIL ÇÖZÜLECEK?

Valilik, kamunun kentteki en etkili ve güçlü kuruluşu. Tüm kamu kurumlarının en tepesindeki idare, sivil toplum örgütlerinin ya da gönüllülük esasına göre yapılan etkinliklerle gündeme gelirken, Valiliğin almış olduğu denizlerin geleceğiyle ilgili idari kararlara karşı vatandaşların, platform gönüllülerinin ve meslek odalarının dava açması büyük bir çelişkiyi de ortaya koyuyor: Bir yanda sivil toplumun, gönüllü yaşam savunucularının ve meslek odalarının işini yapmaya soyunan kamu kurumları, diğer yanda ise kamu kurumlarının aldığı, çevre üzerinde geri dönüşü mümkün olmayan tahribatlara yol açabilecek kararları yargıya taşıyarak kıyıları korumaya çalışan vatandaşlar. Antalya sahillerinde yaşanan bu yaman çelişkinin nasıl çözüleceği sorusu yoğun gündemin arasında şimdilik kendisine yeterince yer bulmuş değil.&nbsp;


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Mavi Akdeniz’ böyle mi korunacak! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 19:06:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/mavi-akdeniz-boyle-mi-korunacak-221145-20260622.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/mavi-akdeniz-boyle-mi-korunacak-221145-20260622.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/mavi-akdeniz-boyle-mi-korunacak-221145-20260622.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Gazetecilik Hatırlatıcı ve Sorgulayıcı Gücünü Kaybederse, Demokrasi Yara Alır]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-gazetecilik-hatirlatici-ve-sorgulayici-gucunu-kaybederse-demokrasi-yara-alir-4583.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-gazetecilik-hatirlatici-ve-sorgulayici-gucunu-kaybederse-demokrasi-yara-alir-4583.html</link>
                    <description><![CDATA[Son günlerde medya dünyasında yaşanan tartışmalar, gazeteciliğin evrensel ilkelerini ve asli görevini yeniden gündeme getirdi. Gazeteci Ahmet Hakan’ın, canlı yayında eski CHP Eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na gündeme dair kritik ve can alıcı sorular yönelten meslektaşlarını hedef alan açıklamaları, basın kulislerinde ve kamuoyunda tepkiyle karşılandı. Yaşanan bu durum, "Gerçek gazetecilik unutuluyor mu?" sorusunu beraberinde getirdi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Gazeteci Sipariş Sorularla Değil, Halkın Merakıyla Sorar

Gazetecilik mesleği, doğası gereği kamu adına denetim yapma ve halkı aydınlatma misyonunu taşır. Bir gazetecinin temel görevi, önüne konulan veya eline tutuşturulan yapay gündemleri değil, toplumun vicdanını yaralayan, karanlıkta kalan ve yanıt bekleyen gerçekleri sorgulamaktır.

Geçmişten bugüne Türk basınının duayen isimleri, karşılarındaki siyasi figür kim olursa olsun, toplumun merak ettiği "can alıcı" soruları sormaktan çekinmemişlerdir. Canlı yayınlar, siyasetçilerin sadece kendilerini rahat hissettikleri konularda monolog yaptıkları alanlar değil; gazetecilerin halk adına mikrofon uzattığı, sorguladığı ve kamuoyunu aydınlattığı arenalardır.

Siyasetin Gazetecilik Etiğine Saygısı Tarihsel Bir Gelenektir

Basın tarihine bakıldığında, Türkiye'de her siyasi görüşten lider, gazetecilerin en zor, en sert ve en köşeli sorularına muhatap olmuş ve bu duruma saygı göstermiştir. Liderlerin basının karşısına çıkması, demokratik bir hesap verebilirlik mekanizmasıdır. Siyasetçilerin bu sorulara olgunlukla yanıt vermesi ne kadar demokratik bir gelenekse, gazetecilerin de meslektaşlarının soru sorma hakkını savunması o kadar temel bir meslek dayanışması gereğidir.

Ancak günümüzde, zor ve sorgulayıcı soru soran gazetecilerin yine kendi meslektaşları tarafından eleştirilmesi, medya etiğinde yaşanan erozyonu gözler önüne sermektedir. Gazetecinin görevi liderleri korumak veya konfor alanları yaratmak değil, gerçeğin peşinden gitmektir.

Halkın Aydınlanma Hakkı Engellenemez

Medya, demokrasinin dördüncü kuvveti olma özelliğini ancak ve ancak bağımsız, cesur ve sorgulayıcı kalabildiği sürece koruyabilir. Eline verilen metinlerin dışına çıkamayan, sadece duymak istenenleri soran bir anlayış, gazetecilik değil, halkın haber alma hakkına vurulmuş bir sekte olarak tarihe geçecektir.

Gerçek gazetecilik; rüzgara göre yön değiştiren değil, toplumun doğru bilgiye ulaşması için her şartta can alıcı soruları sormaya devam edenlerin omzunda yükselecektir.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Gazetecilik Hatırlatıcı ve Sorgulayıcı Gücünü Kaybederse, Demokrasi Yara Alır - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 14:33:31 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/gazetecilik-hatirlatici-ve-sorgulayici-gucunu-kaybederse-demokrasi-yara-alir-173746-20260621.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/gazetecilik-hatirlatici-ve-sorgulayici-gucunu-kaybederse-demokrasi-yara-alir-173746-20260621.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/gazetecilik-hatirlatici-ve-sorgulayici-gucunu-kaybederse-demokrasi-yara-alir-173746-20260621.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Nehirler Anadolu’nun hafızasıdır…]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-nehirler-anadolunun-hafizasidir-4582.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-nehirler-anadolunun-hafizasidir-4582.html</link>
                    <description><![CDATA[Köprüçay, iki ilin sınırlarında binlerce yıldır akışını sürdüren bir nehir. 1800 yıl önce, nehrin kaynağında Aspendoslu Attalos, nehri tanrısı Eurymedon’a adanmış bir heykel yaptırdı. Bu heykel, 1977’de bir kanal inşaatı sırasında ortaya çıkmıştı. Şimdi ise nehrin denizle buluştuğu bölgede yer alan Aspendos’ta aynı nehir tanrısına ait bir mozaik bulundu. Suyun hafızası yaşamı fısıldıyor. Serikliler halen nehrin kaynağını ziyaret etmeyi sürdürüyor...]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yusuf Yavuz

Su, yaşamın kaynağı olmasının yanında Anadolu coğrafyasının hafızasını taşıyan en güçlü araçlardan biri. Nehirler ise bu hafızanın nabzının attığı kılcal damarlar gibi bir işleve sahip. Bu topraklarda suyun aziz bilinmesinin kökleri çok eski tarihlere kadar uzanıyor. Hititler su için anıtsal yapılar inşa etti, su kenarlarına tanrılarının ve krallarının rölyeflerini kazıdı. Güneşi, rüzgârı, toprağı, suyu ve havayı tanrısal birer varlık gibi gördüler. Antik çağ Anadolu’sunda ise nehirlerin birer tanrısı vardı. O nehirlerin kıyısında inşa edilen kentlerde, nehir tanrıları adına anıtsal çeşmeler inşa edildi, yaşamın kaynağı olan su ve nehirler kutsandı.


Aspedos'da bulunan Köprü Çay'ın Nehir Tanrısı Eurymedon'u betimleyen mozaik

GÜZEL AKIŞLI SUYUN KIYISINDAKİ KENT

O kentlerden biri de Aspendos’tu. Günümüzde Antalya’nın Serik ilçesinde yer alan Aspendos, antik çağda tüm Akdeniz’in önemli kentlerinden biriydi. Köprüçay’ın kıyısında kurulan kent, MÖ 5. yüzyılda o dönemde bölgeye hâkim olan Persler ile Atina önderliğindeki Delos Birliği güçleri arasında Eurymedon Savaşı adıyla anılan bir deniz savaşına da ev sahipliği yaptı. Eurymedon, Aspendos’un hemen kıyısından geçerek Akdeniz’e dökülen Köprüçay nehrinin o zamanki adıydı. Yaklaşık MÖ 469’da yapıldığı belirtilen Erymedon Savaşı, Atinalı Kimon’un zaferiyle sonuçlandı.



Aspendos'da bulunan Nehir Tanrısı mozayığı

İÇİNDE DONANMA SAVAŞI YAPILAN NEHİR

Greko-Pers savaşlarının, yarattığı sonuçlar açısından önemli aşamalarından biri olan Erymedon Savaşı, Aspendos’un kıyısında, denizden nehir yoluyla karaya doğru ilerleyen gemilerin kullanıldığı bir savaş olarak biliniyor. Bir başka deyişle, günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce Köprüçay, üzerinde savaş gemilerinin yüzebileceği bir nehirdi diyebiliriz.


Aspendos'da bulunan Nehir Tanrısı mozayığı

EURYMEDON SAVAŞININ YAPILDIĞI BÖLGE TESCİL EDİLMELİ

Antalya’nın tarihin akışını değiştiren savaşlardan birine ev sahipliği yapması ve bu savaşın birçok kaynakta yer alması bölgeyi günümüzde önemi giderek artan savaş arkeolojisi açısından da önemli kılıyor. Geçtiğimiz günlerde, bir başka nehir savaşının yapıldığı yer olan Çanakkale’deki Biga Çayının olduğu bölge sit alanı ilan edilmişti. Büyük İskender’in Doğu seferi sırasında Anadolu’da Perslerle yaptığı ilk savaş olarak bilinen ve MÖ 334’de yapılan Granikos Nehri Savaşı’nın geçtiği bölge tescil edilerek koruma altına alındı. Truva yakınlarında yapılan bu savaşı, Büyük İskender’in ordusu kazanmıştı.
&nbsp;



Aspendos'da bulunan Nehir Tanrısı mozayığı

ASPENDOS’TA NEHİR TANRISI EURYMEDON MOZAİĞİ BULUNDU

Anadolu nehirleri, birer tarihi hafıza mekânı olmalarıyla da ayrıca ele alınmayı hak ediyor. Ancak bu yazıda değinmek istediğim asıl konu, Aspendos’ta Köprüçay’ın tanrısı Eurymedon’a ait yeni ortaya çıkarılan bir mozaik. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un kamuoyuna duyurduğu yeni bulguyla ilgili gelen ilk bilgiler şöyle:

GENÇ EURYMEDON MOZAİĞİ MS III. YY.’A TARİHLENİYOR

Aspendos’ta yürütülen kazı çalışmalarında, mozaik sanatında oldukça sınırlı sayıda örneğine rastlanan bir nehir tanrısı betimlemesi gün yüzüne çıkarıldı. Milattan sonra 3. yüzyıla ait olan, Tiyatro Caddesi’nde ortaya çıkarılan ve Eurymedon Nehri’ni simgeleyen “Genç Eurymedon” mozaiği; yüksek işçilik kalitesi, ayrıntı zenginliği ve nadir ikonografisiyle dikkat çekti. Aspendos Akropolisi ile tiyatroyu birbirine bağlayan Tiyatro Caddesi’nin Doğu Meydanı’nda ortaya çıkarılan mozaik, sahip olduğu ikonografik özellikleri ve işçilik kalitesiyle Roma Dönemi Anadolu mozaik sanatına ilişkin dikkat çekici veriler sunuyor.


Eurymedon Tanrısı Heykeli 1977'de Isparta'da bulundu
&nbsp;

MOZAİKTE NEHİR TANRISINA AİT BETİMLEMELER YER ALIYOR

İlk değerlendirmelere göre yapının milattan sonra 3’üncü yüzyıl başlarında havuz olarak inşa edildiği, şimdiye kadar kazısı tamamlanan yaklaşık 6 x 7,50 metrelik bölümde açığa çıkarılan mozaik döşemenin ise henüz kazılmamış alanlarda da devam ettiği anlaşıldı. Yapının, milattan sonra 262 depreminin ardından iç duvarlarla bölünerek farklı mekânlara ayrıldığı değerlendiriliyor. Mozaiğin merkezinde, Aspendos’a hayat veren Köprüçay’ın nehir tanrısı Genç Eurymedon’a ait betimleme yer alıyor.


Köprüçay'ın ana kaynağı üzerinde bulunan Darıbükü Köyü, baraj inşaatı öncesinde

SAZ YAPRAKLARI, AMPHORADAN DÖKÜLEN SU VE BALIKLAR

Aspendos’ta bulunan mozaikte, Köprüçay tanrısı Eurymedon’un elinde ve başında sazlık bitkisine ait yapraklar yer alıyor. Doğanın bereketini ve suyun yaşam veren gücünü simgeleyecek şekilde içinden su dökülen bir amphoraya yaslanmış pozisyonda tasvir edilen genç nehir tanrısı figürüne, nehrin içinde yüzen balıklar eşlik ediyor. Balık figürleri, mozaiği canlı bir tabloya dönüştürürken, suyun yaşam veren zenginliğine de işaret ediyor. Mozaiğin sanatsal ve kültürel yönü de bölge için yeni bir sayfa açıyor elbette. Ancak bu motiflerin bugün için bize ilettiği en önemli mesajlardan biri, Anadolu’nun kültürel ve tarihsel hafızasında coğrafyanın kullanımı ve algılanışına yönelik yaşamsal pratikler.


Köprü Çay'ın içinden geçtiği Köprülü Kanyon Milli Parkından bir görünüm

BAŞPINAR’DAN BOĞAZKENT’E COĞRAFYANIN HAFIZASI BİR NEHİR

Köprüçay’ın klasik ve antik dönemdeki adı olan Erymedon, bir nehir tanrısının da adıydı. Bugün ticarileşen, kirletilen, hor kullanılan su, geçmişte tanrısal bir varlık olarak kutsanıyordu. Ana kaynaklarını Isparta’nın Aksu ilçesindeki Başpınar bölgesinden alan Köprüçay, Dedegöl, Kartoz ve Dumanlı dağlarının kaynaklarını toplaya toplaya güneye doğru dev kayaları ve vadileri aşarak Aspendos yakınından geçip, Serik-Boğazkent’ten Akdeniz’e ulaşıyor. Beşkonak ve Köprülü bölgelerinden çıkarak nehri çoğaltan kaynaklar da karstik bir coğrafya olan bölgenin kuzeyinden yeraltına inen sularla besleniyor. Nehrin adını aldığı Roma dönemine tarihlenen ünlü Oluk Köprü, Selgelilerden günümüze kadar bölge halkının ulaşım için halen kullandığı tarihi bir su yapısı.



Köprüçay'ın kaynaklarından biri olan Başakdere (Karacahisar deresi)

GÖKBALIK, ALABALIK, KARABALIK, KIRMIZI BALIK

Güneyden kuzeye doğru; Serik, Manavgat ve Sütçüler (Isparta) ilçelerine bağlı kırsal yerleşimlerin hafızasında nehrin önemli bir yeri var. Aspendos’ta bulunan nehir tanrısı mozaiğinde görünen sazlıklar ve balıklar binlerce yıldır kesintisiz olarak nehir havzasında yaşayan insanların yaşamlarında yer eden birer simge niteliğinde. Manavgat Değirmenözü köylülerinin yılın belirli dönemlerinde yaptığı ‘gök balık’ buluşmaları, Yukarı Köprüçay Havzası köylerindeki ‘alabalık’ kültürü, coğrafyanın hafızasındaki sürekliliğin bir işareti gibi. Eskilerin ‘karabalık’ dediği türler bugün pek görülmese de, kırmızı benekli alabalıklar halen muarın gözlerinde varlığını sürdürüyor.



Köprülü Kanyon Milli Parkı

NEHİR TANRISININ BAŞTACI SAZLIKLAR MASALLARDA YAŞIYOR

Güzel akışlı suyun kıyısındaki köylerde, neredeyse her evin önünde yetiştirilen kamışlar, kırsal yaşamın pratiği içinde çok yönlü işleve sahip olmalarının yanında, aynı zamanda masalların kahramanları için mucizevi bir dönüşümün de simgesiydi. Aspendos’da bulunan nehir tanrısı Eurymedon’un baş tacı ettiği sazlık, yani kamış bitkisi, Köprüçay’ın masallarında geçen evin en küçük ve hor görülen oğlunun kurtarıcısıdır. Çoğu masalda bir şablon haline gelen Keloğlan ile onun kardeşleri arasında geçen olaylarda, büyük kardeşleri çoğunlukla kendilerine yüklenen görevleri yerine getiremezler ancak hor görülüp alay edilen Keloğlan’a sıra geldiğinde, evinin önündeki kamışlar birer mızrağa (kargı) dönüşür, eşeği bir küheylan olur, azığını bağladığı sopası ise keskin bir kılıç halini alır ve masalın sonunda hor görülen evin küçük oğlunu kahramana dönüştürür.



Köprüçay'ın yukarı havzasında inşa edilen Kasımlar Barajından bir görünüm

TAŞLAR, SULAR VE SAZLILAR SESLENİR: KORKMA, BU DA GEÇER!

Bu mucizevi dönüşümlerle sürüp giden anlatılar, binlerce yıldır nehir vadilerinde yaşayan insanların yaşama tutunma, ruhlarını besleme aracı gibi olmuştur. Her türlü güçlüğün sonunda, kurnazlığa, ayak oyunlarına ve harisliğe karşı saf iyiliğin mutlaka galip geleceğine olan inancı besler. Taşlar, ağaçlar, kuşlar, sular, balıklar ve sazlıklar; “korkma!” der, yaşamı paylaştığı insana: “Korkma, bu da geçer!”


Köprüçay üzerinde yer alan Aspendos (Belkıs) Köprüsü

SUYUN HAFIZASINDA SİMGELER KAYBOLMAZ, SADECE BİÇİM DEĞİŞTİRİR

Bu yüzden insanın içinde yaşadığı coğrafya ile kurduğu bağ, bugün sanılandan çok daha derin ve köklüdür. Üstelik bu bağ, iklim, su ve havanın döngüsüyle de doğrudan ilintilidir. Hâkimiyetler, inançlar ve çağlar değişir ama bu derin bağlar sessizce ve gösterişsiz biçimde varlığını sürdürür. Simgeler biçim değiştirse de kaybolmaz; hep başka bir surette zamanın ırmağında akar durur.


Aspendos Köprüsünden Köprüçay

SUYUN KAYNAĞINDA 1977’DE BULUNAN NEHİR TANRISI HEYKELİ

Bugün Köprüçay’ın denizle buluştuğu bölgenin yakınında, Aspendos’ta bulunan mozaik, bizi yaklaşık 2 bin yıl öncesine Roma çağına ve daha gerisine götürüyor. 1977 yılında, nehrin ana kaynağının doğduğu bölgede de bir nehir tanrısı heykeli bulunmuştu. Isparta’nın Aksu ilçesindeki Zindan Mağarası’nın önünde bir kanal inşaatı sırasında ortaya çıkan Nehir Tanrısı Eurymedon heykeli de, tıpkı Aspendos mozaiğinde olduğu gibi yaşamın kaynağı olan suyun kutsallığını anlatıyordu. Nehir tanrısı heykelinin ayaklarından birinde, içinden su dökülen bir amphora, diğerinde ise bir balık figürü vardı. Tıpkı Aspendos mozaiğinde olduğu gibi.


Aspendos Antik Kentinden görünüm

ASPENDOSLU ATTALOS’UN NEHİR TANRISINA ADADIĞI HEYKEL

Isparta Müzesi’nin envanterinde bulunan Nehir Tanrısı Eurymedon heykelinin bir ayağında eski Yunanca ile yazılmış bir yazıt vardı. Bu yazıtda ne yazdığını anlamak için 2012 yılında eski çağ dilleri uzmanı Prof. Dr. Sencer Şahin’den çevirisini rica etmiştim. Akdeniz Üniversitesi Eski Çağ Dilleri ve Kültürleri Bölümünün kurucusu olan, Ekim 2014’de yitirdiğimiz Prof. Dr. Sencer Şahin, MS II. yüzyıla tarihlenebileceğini belirttiği nehir tanrısı heykelindeki yazıtı şöyle çevirmişti: "Yeryüzüne zuhur eden tanrı Eurymedon'a bu kutsal heykeli kent kendi kasasından harcama yaparak adadı. Attalos oğlu üçüncü Attalos heykelin dikimini sağladı."


Aspendos Antik Kentinden bir görünüm

SULARIN AKIŞINA KET VURULUNCA…

Antik çağ Anadolu'sunda nehirlerin tanrısal güçleri olduğuna inanıldığını dile getiren Şahin, bunun suyun insan için önemine işaret ettiğini vurgulayarak, antik Anadolu insanının akarsuya ne büyük bir saygısı olduğunu gösterdiğini kaydetmişti. Şahin, akarsuların olur olmaz bölgelerinde uygulanan HES projeleriyle önünün kesilerek göle dönüştürülmesinin doğaya saygısızlık olduğunu da sözlerine eklemişti. O yıllarda Eurymedon’un güzel akışlı suyu Köprüçay’ın üzerinde de baraj ve HES projeleri yer alıyordu.



Nehir tanrısının baş tacı olan sazlıklar günümüzde görüldüğü yerde yok ediliyor

SERİK OVASI HALKI 2 BİN YILDIR SUYUN KAYNAĞINA KOŞUYOR

Yaklaşık 180 kilometrelik uzunluğa sahip olan Köprüçay’ın kaynağının çıktığı bölgede 1977 yılında bulunan nehir tanrısı heykelinin üzerinden yaklaşık yarım asır geçtikten sonra bu kez de nehrin denize döküldüğü bölgede yeni bir nehir tanrısı mozaiği ortaya çıkarıldı. Zindan Mağarası önünde bulunan nehir tanrısı heykelinin Aspendoslu bir yönetici tarafından yaptırıldığı belirlendi. Bugün Aspendos ile Zindan Mağarası arasındaki mesafe 150 kilometre civarında. İki nokta, iki ayrı ilin sınırları içinde yer alıyor. Ancak suların ve toprağın hafızası idari ve siyasi sınırlardan çok daha eskilere ait sırları taşıyor. Bugün Aspendos’ta ortaya çıkarılan nehir tanrısı mozaiğinin kim tarafından yaptırıldığı henüz bilinmiyor. Ancak bugün bildiğimiz açık ve yaşayan bir gerçek var. Aspendos’un bulunduğu bölgede yaşayan Serikliler için, nehrin kaynağının çıktığı bölge adeta bir kutsal alan gibi her yaz gidilen bir coğrafya.
&nbsp;


Nehir tanrısının baş tacı olan sazlıklar yıllarca masallarda yaşadı

YAYLAYA GİTMEYEN SERİKLİ İÇİN YIL ZOR GEÇER

Aksu, Başpınar, Sorgun Yaylası, Serik ovasında yaşayan halk için kimliğinin ve yaşamının bir parçası. Mesafelerin bir önemi yok. Sanlı Belini aşıp, her yaz en az bir kez suyun kaynağına gitmezse kendini huzursuz hisseden insanlardan söz ediyoruz. Bugün Köprüçay ile Aksu çayı arasında yaşayan Serik halkından kime sorsanız, 1800 yıl önce Roma vatandaşı Aspendoslu Attalos’un nehir tanrısına adanan heykeli yaptırdığı Zindan Mağarasının olduğu yaylaları en az birkaç kez görmüş, en azından büyüklerinden dinlemiştir. Kimisi için o yaz yaylaya gitmemek, sohbet konularında geçen sulardan, ormanlardan ve o dillere destan balıklardan söz açıldığında dışlanma nedeni sayılır.

YARIN İÇİN YOL AYRIMI: YAŞAMI KUTSAMAK MI, YIKICILIK MI?

Aspendoslu Attalos oğlu üçüncü Attalos’un 1800 yıl önce suyun kaynağında yaptırdığı nehir tanrısı heykelinin yakınlarında, bugünün Seriklilerinin yaptırdığı hayrat çeşmeleri, köşkleri, çardakları, mescitleri görmek mümkündür. Suyun hafızası ve kültürel sürekliliği, zamanı aşarak insanla birlikte evriliyor. Bu topraklar, kendi dilini anlayan ve en akılcı biçimde kullanan kültürlerle buluştuğunda kutsanan bir coğrafyanın somutlaşmış anıtlarını koynunda saklıyor. Bu dili unutup, hoyratlığın esiri olduğunda ise yıkıcılığın öykülerini kuşaktan kuşağa aktarıyor. Bugün hangi dili tercih edeceğimiz, coğrafyanın hafızasında saklı olan hangi anlatılara kulak vereceğimiz, yarını belirleyecek bir yol haritası olacak.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Nehirler Anadolu’nun hafızasıdır… - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 09:09:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nehirler-anadolunun-hafizasidir-121913-20260621.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nehirler-anadolunun-hafizasidir-121913-20260621.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/nehirler-anadolunun-hafizasidir-121913-20260621.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[TÜRKİYE'DEN KÜBA'YA: GÜNEŞ KÖPRÜSÜ ÖNERİSİ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-turkiyeden-kubaya-gunes-koprusu-onerisi-4581.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-turkiyeden-kubaya-gunes-koprusu-onerisi-4581.html</link>
                    <description><![CDATA[KÜBA’NIN ENERJİ KRİZİNE KARŞI ANADOLU’DAN STRATEJİK ÇAĞRI: "SESSİZ KALMAYALIM, GÜNEŞİ PAYLAŞALIM!"]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Amerikanın Kübayı ele geçirmek için başlattığı amborgolar bütün vahşeti ile devam ediyor. Enerji krizi ve ekonomik ambargolarla mücadele eden dost ülke Küba, dünya devletlerinden destek bekliyor. Çin ve İspanya gibi ülkelerin Küba'da güneş santralleri kurarak enerji bağımsızlığına katkı sağladığı bu dönemde, Türkiye'nin bu süreçteki rolü tartışma konusu oldu.
&nbsp;



KÜBA DOSTLUK DERNEĞİ HAREKETE GEÇTİ, Ama bu yeterli mi?

GÖZLER HÜKÜMETTE

Türkiye'de Küba Dostluk Derneği'nin başlattığı insani yardım kampanyaları toplumda karşılık bulsa da, çözümün sadece maddi yardımlarla değil, yapısal ve teknolojik desteklerle mümkün olduğu vurgulanıyor. Enerji bağımsızlığı uzmanları, Türkiye'nin güneş enerjisi alanındaki mühendislik kapasitesinin Küba için hayati bir can simidi olabileceğine dikkat çekiyor.

"SADECE YARDIM DEĞİL, BİR ETİK SORUMLULUK"

Güneş Uygarlığı vizyonu çerçevesinde ortaya atılan "Güneş Köprüsü" önerisiyle; Türkiye'nin, Küba'ya solar panel kurulumu, teknik eğitim ve sürdürülebilir enerji altyapısı konusunda destek vermesi çağrılıyor. Uzmanlar, "Petrole ve dışa bağımlı sistemlerin yarattığı karanlık, ancak güneşin özgürleştirici gücüyle dağıtılabilir" diyerek, hükümetin bu konuda stratejik bir adım atması gerektiğini belirtiyor.

DÜNYA YARDIM EDİYOR, TÜRKİYE NEREDE?

Sadece bir yardım operasyonunun ötesinde, "Güneş Etiği" ve küresel dayanışmanın bir gereği olarak sunulan bu proje, Türkiye'nin uluslararası arenadaki insani diplomasi gücünü pekiştirecek bir adım olarak değerlendiriliyor. Şimdi tüm gözler, Ankara'dan gelecek "Güneş Köprüsü" hamlesine çevrilmiş durumda.

Hazırlayan: Doç. Dr. Çetin Göksu

cetingok@gmail.com
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[TÜRKİYE'DEN KÜBA'YA: GÜNEŞ KÖPRÜSÜ ÖNERİSİ - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 16:36:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/turkiyeden-kubaya-gunes-koprusu-onerisi-194038-20260620.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/turkiyeden-kubaya-gunes-koprusu-onerisi-194038-20260620.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/turkiyeden-kubaya-gunes-koprusu-onerisi-194038-20260620.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kılıçdaroğlu Canlı Yayında Sorular Karşısında Zorlandı!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-kilicdaroglu-canli-yayinda-sorular-karsisinda-zorlandi-4580.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-kilicdaroglu-canli-yayinda-sorular-karsisinda-zorlandi-4580.html</link>
                    <description><![CDATA[CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün akşam Sözcü TV ekranlarında katıldığı canlı yayın, siyaset ve medya gündemine bomba gibi düştü. Yayının ardından gazetecilerin soruları "amacını aşan eleştiriler" olarak nitelendirilirken, programın bütünü siyasi analistler tarafından "Kılıçdaroğlu’nun izaha muhtaç çelişkileri" olarak yorumlandı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Siyasetin hareketli gündemi, dün akşam ekranlara gelen kritik bir canlı yayınla yeni bir tartışma boyutu kazandı. CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sözcü TV’de Senem Toluay Ilgaz, Barış Terkoğlu ve Aslı Kurtuluş Mutlu'nun sorularını yanıtladı. Programın ardından sosyal medyada ve kamuoyunda gazetecilere yönelik "sınırı aşma" eleştirileri yükselse de, yayının satır araları ve Kılıçdaroğlu’nun sergilediği tutum farklı bir gerçeğe işaret etti.

Gazeteciler Sınırlar İçinde Kaldı, Sorular Kılıçdaroğlu İçin Zordu

Program boyunca moderatör ve konuk gazeteciler, polemiğe girmekten ya da kişisel bir hesaplaşma görüntüsü vermekten titizlikle kaçındı. Meslek ilkeleri sınırlarında kalarak, kamuoyunun merak ettiği net soruları yönelten gazetecilerin karşısında, asıl zorlanan tarafın Kılıçdaroğlu olduğu gözlendi.

Siyasi geçmişi, seçim dönemi stratejileri ve kurultay sürecine dair sorulan sorular, doğası gereği sert ve doğrudan sorulardı. Ancak bu durumun gazetecilerin bir "suçu" veya yanlılığı değil; aksine Kılıçdaroğlu’nun mevcut siyasi pozisyonu gereği "izaha muhtaç" bir konumda bulunmasından kaynaklandığı değerlendiriliyor. Siyasetçinin sorulara çelişkili yanıtlar vermesi, medyanın sorgulama hakkının bir sonucu olarak öne çıktı.

"Soruya Soruyla Karşılık Verme" Stratejisi Ters Tepti

Gecenin en dikkat çekici ve üzerinde durulması gereken anları ise Kılıçdaroğlu’nun sıkıştığı noktalarda sergilediği savunma refleksi oldu. Eski CHP lideri, özellikle somut argümanlar karşısında net cevaplar vermek yerine, gazetecilere "soruya soruyla karşılık verme" taktiğini uyguladı.

Ancak bu hamlenin hemen akabinde gelen netlikten uzak, birkaç kelimelik belirsiz ifadeler ve adeta "geveleme" olarak nitelendirilebilecek duraksamalar, Kılıçdaroğlu’nun savunma hattını zayıf düşürdü. Haklılığını rasyonel bir zeminde temellendiremeyen bu yaklaşım, ekran başındaki izleyiciler nezdinde de haksızlığını ve argümansızlığını net bir şekilde gözler önüne serdi.

&nbsp;Siyasetçi Yanıtlamakla, Medya Sormakla Yükümlüdür

Dün akşamki program, Türk medyasında uzun süredir özlenen "soru sorma" pratiğinin bir örneği olurken, siyasetçilerin de her koşulda tutarlı ve açıklanabilir bir söylem diline sahip olması gerektiğini bir kez daha kanıtladı. Kılıçdaroğlu'nun kendi yarattığı çelişkilerin faturasını gazetecilere kesme çabası, kamuoyu vicdanında karşılık bulmadı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Kılıçdaroğlu Canlı Yayında Sorular Karşısında Zorlandı! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 14:24:58 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kilicdaroglu-canli-yayinda-sorular-karsisinda-zorlandi-173152-20260620.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kilicdaroglu-canli-yayinda-sorular-karsisinda-zorlandi-173152-20260620.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kilicdaroglu-canli-yayinda-sorular-karsisinda-zorlandi-173152-20260620.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[CHP’Lİ ÇEKMEKÖY BELEDİYESİ’NDE ORHAN ÇERKEZ VE MUSA ERVÜS MUAMMASI]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-chpli-cekmekoy-belediyesinde-orhan-cerkez-ve-musa-ervus-muammasi-4579.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-chpli-cekmekoy-belediyesinde-orhan-cerkez-ve-musa-ervus-muammasi-4579.html</link>
                    <description><![CDATA[Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez’in geçmişten bugüne uzanan siyasi ve sosyal ilişkileri ile belediye yönetimindeki uygulamalara ilişkin kamuoyunda dile getirilen iddialar, cevap bekleyen birçok soruyu da beraberinde getiriyor.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Özellikle son dönemde adı sıkça gündeme gelen Musa Ervus ile Başkan Orhan Çerkez arasındaki ilişkinin boyutu ve bu ilişkinin belediye yönetimine herhangi bir etkisinin bulunup bulunmadığı kamuoyu tarafından merak ediliyor.

İddialara göre Başkan Orhan Çerkez ile Musa Ervus’un geçmiş yıllarda Ataşehir Ardahanlılar Derneği çevresinde birlikte hareket ettiği ve uzun yıllara dayanan bir dostluklarının bulunduğu ifade ediliyor.

Bu kapsamda vatandaşların yanıt beklediği sorular şunlar:

* Musa Ervus’un Çekmeköy Belediyesi’nde herhangi bir resmi görevi veya danışmanlık sıfatı bulunmakta mıdır?

* Herhangi bir resmi görevi bulunmamasına rağmen belediye yönetimi üzerinde etkili olduğu yönündeki iddialar doğru mudur?

* Belediye müdürleri, başkan yardımcıları veya personel üzerinde yönlendirme yaptığı iddiaları araştırılmış mıdır?

* Belediyedeki işe alım süreçlerinde Musa Ervus veya yakın çevresinin etkisi olduğu yönündeki söylentiler gerçeği yansıtmakta mıdır?

* Musa Ervus’un kaç akrabası veya yakını Çekmeköy Belediyesi bünyesinde görev yapmaktadır?

* Bu kişiler hangi müdürlüklerde ve hangi görevlerde çalışmaktadır?

* Söz konusu personellerin işe alım süreçleri hangi kriterlere göre gerçekleştirilmiştir?

* Belediyede fiilen görev yapmadan maaş aldığı iddia edilen personeller bulunduğu yönündeki söylentiler hakkında herhangi bir inceleme yapılmış mıdır?

Öte yandan kamuoyunda konuşulan bir diğer konu ise Başkan Orhan Çerkez’in Ataşehir Belediyesi dönemindeki görev sürecidir.

Başkan Orhan Çerkez’in Ataşehir Belediyesi’nde belediye başkan yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde bazı ihale ve satın alma süreçlerine ilişkin iddialar uzun yıllardır zaman zaman gündeme gelmektedir.

Bu kapsamda kamuoyunun yanıt beklediği sorular şunlardır:

* Orhan Çerkez, Ataşehir Belediyesi’nde belediye başkan yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde herhangi bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmış mıdır?

* Kamuoyunda zaman zaman gündeme getirilen ihaleye fesat karıştırma ve yolsuzluk iddialarıyla ilgili hakkında yürütülmüş herhangi bir adli veya idari işlem bulunmakta mıdır?

* Eğer böyle bir süreç yaşandıysa soruşturmanın sonucu ne olmuştur?

* Takipsizlik, beraat veya başka bir yargısal karar bulunmakta mıdır?

* Ataşehir Belediyesi döneminde bazı mobilya ve mal alım işlerinin belirli kişi veya firmalara yönlendirildiği yönündeki iddialar araştırılmış mıdır?

* Bu süreçlerde Başkan Orhan Çerkez’in adı neden gündeme gelmiştir?

* Geçmiş dönemde Ataşehir Belediyesi’ne yönelik gerçekleştirilen operasyonlar ile daha sonra Başkan Orhan Çerkez’e yönelik yürütülen adli süreçler arasında herhangi bir bağlantı bulunmakta mıdır?

* Bu konuda kamuoyuna ayrıntılı bir açıklama yapılacak mıdır?

Çekmeköy’de son dönemde dile getirilen bir başka eleştiri ise belediye kaynaklarının belirli kişi ve gruplara ayrıcalıklı şekilde kullandırıldığı yönündedir.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[CHP’Lİ ÇEKMEKÖY BELEDİYESİ’NDE ORHAN ÇERKEZ VE MUSA ERVÜS MUAMMASI - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 17:54:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/cekmekoy-belediye-baskani-orhan-cerkezin-gecmisten-bugune-uzanan-siyasi-ve-sosyal-iliskileri-ile-belediye-yonetimindeki-uygulamalara-iliskin-kamuoyunda-dile-getirilen-iddialar-cevap-bekleyen-bircok-soruyu-da-beraberinde-getiriyor-205728-20260618.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/cekmekoy-belediye-baskani-orhan-cerkezin-gecmisten-bugune-uzanan-siyasi-ve-sosyal-iliskileri-ile-belediye-yonetimindeki-uygulamalara-iliskin-kamuoyunda-dile-getirilen-iddialar-cevap-bekleyen-bircok-soruyu-da-beraberinde-getiriyor-205728-20260618.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/cekmekoy-belediye-baskani-orhan-cerkezin-gecmisten-bugune-uzanan-siyasi-ve-sosyal-iliskileri-ile-belediye-yonetimindeki-uygulamalara-iliskin-kamuoyunda-dile-getirilen-iddialar-cevap-bekleyen-bircok-soruyu-da-beraberinde-getiriyor-205728-20260618.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[HAK İLE BATILIN AYRIMINDA BİR AHLAKİ UYANIŞTIR MUHARREM]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-hak-ile-batilin-ayriminda-bir-ahlaki-uyanistir-muharrem-4578.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-hak-ile-batilin-ayriminda-bir-ahlaki-uyanistir-muharrem-4578.html</link>
                    <description><![CDATA[Prof. Dr. Halil Çivi, Muharrem orucunun salt bedensel bir açlık eylemi olmadığını; haksızlığa, kırım ve kıyımlara karşı Ehlibeyt’in yanında durmayı seçen evrensel bir ahlaki uyanış, vicdani diriliş ve direniş kültürü olduğunu vurguladı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;İslam tarihinin en trajik ve derin kırılma noktalarından biri olan Kerbela katliamının ve Hz. Hüseyin ile 72 yoldaşının şehadetinin üzerinden tam 1346 yıl geçerken, Alevi ve Bektaşi yurttaşlarımız için 12 günlük Muharrem orucu ve yas-ı matem süreci başlıyor. Gazetemiz yazarlarından sosyolog Prof. Dr. Halil Çivi, Muharrem orucunun salt bedensel bir açlık eylemi olmadığını; haksızlığa, kırım ve kıyımlara karşı Ehlibeyt’in yanında durmayı seçen evrensel bir ahlaki uyanış, vicdani diriliş ve direniş kültürü olduğunu vurguladı. İslam toplumunu Kerbela vahşetine sürükleyen siyasi ve sosyolojik nedenleri, hilafetin saltanata dönüşme sürecini ve bu büyük acının kültürel-dinsel sonuçlarını tarihsel bir perspektifle mercek altına alan Çivi, "Muharrem; zalime boyun eğmeyen çelik yüreklerin, her koşulda eline, diline ve beline sahip çıkarak adil yaşamayı seçenlerin Hak yolundaki safıdır" diyerek tutulan oruçların ve paylaşılan lokmaların Hak katında kabul olmasını diledi.



MUHARREM ORUCU, KERBELA VE HAZ.HÜSEYİN'İN CESARET VE ADALET SİMGESİ OLAN EVRENSEL İNSANİ DURUŞU ÜZERİNE KISA ANIMSATMALAR.

Yarın, 16 Haziran 2026 Salı günü, Alevi ve Bektaşi yurttaşlarımız için 12 günlük Muharrem orucu başlamış olacak.
Günümüzden tam 1346 yıl önce, Miladi 10 Ekim 680, Hicri takvime göre de 10 Muharrem 61 Yılında, Haz.Muhammed'in torunu, Haz. Fatima ve Hazreti Ali'nin oğlu Haz.Huseyin, Muaviye'nin oğlu Halife Yezid'in emriyle, Kerbela denilen çölde, kendi yakınları&nbsp; ve kundaktaki bebeklerle birlikte, kızgın güneş altında susuz bırakılarak şehid edilmiştir. Bu olay, İslam dünyası içinde, doğurduğu sonuçlar ve etkiler nedeniyle&nbsp; çok büyük bir kırılma ve bölünme yaratmıştır.
Konunun İslam, Türk, özellikle de Caferi, Alevi ve Bektaşi toplumu açı…
[21:23, 15.06.2026] Halil Çivi Hocam: MUHARREM ORUCU, KERBELA VE HAZ.HÜSEYİN'İN CESARET VE ADALET SİMGESİ OLAN EVRENSEL İNSANİ DURUŞU ÜZERİNE KISA ANIMSATMALAR.

Yarın, 16 Haziran 2026 Salı günü, Alevi ve Bektaşi yurttaşlarımız için 12 günlük Muharrem orucu başlamış olacak.
Günümüzden tam 1346 yıl önce, Miladi 10 Ekim 680, Hicri takvime göre de 10 Muharrem 61 Yılında, Haz.Muhammed'in torunu, Haz. Fatima ve Hazreti Ali'nin oğlu Haz.Huseyin, Muaviye'nin oğlu Halife Yezid'in emriyle, Kerbela denilen çölde, kendi yakınları&nbsp; ve kundaktaki bebeklerle birlikte, kızgın güneş altında susuz bırakılarak şehid edilmiştir. Bu olay, İslam dünyası içinde, doğurduğu sonuçlar ve etkiler nedeniyle&nbsp; çok büyük bir kırılma ve bölünme yaratmıştır.
Konunun İslam, Türk, özellikle de Caferi, Alevi ve Bektaşi toplumu açısındaki önemi nedeniyle kısa bir özetini yapmak yerinde olacaktır.
İsterseniz önce oruçla başlayalım.

1- Genel Olarak Oruç Nedir?

Oruç, en genel anlamıyla, kişinin, belirli bir süre için yemeden, içmeden ve bazı davranışlardan uzak durmasıdır. Oruç, duygudaşlığı ( empatiyi) deneyimlemek, nefsini eğitmek, ahlaki ve insani bir olgunluk kazanmak için tutulur.Sabır, kanaat, alçak gönüllü olma, insani farkındalık...gibi geçerli ve tutarlı alışkanlıklar kazanma oruçtan beklenen erdemler arasındadır.&nbsp;
İslamda orucun kaynağı, Bakara süresinin 183. ayetinde şöyle açıklanmıştır. " Ey iman edenler, oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı ki sakınasınız."
Bu anlatıma göre, Ramazan orucundan önce de İslamda oruç tutulduğunu, hatta bazı ilahiyatçı ve İslam felsefecilerine göre, Ramazan orucundan önceki orucun Muharrem orucu olduğunu ve söz konusu ayetin&nbsp; Muharrem orucunu iptal etmediğini gösterir...

2- Muharrem Orucu Nedir?

Klasik Ramazan orucunda samimi kulluk ve dürüst ibadet ön plandadır. Halbuki Muharrem orucu ise, samimi kulluk ve ibadeti aşarak,&nbsp; Hazreti Hüseyinin şehadeti ve Kerbela katliamında&nbsp; yaşanılan acılar ve&nbsp; katliamların vicdanlarda yarattığı isyanlar ve yasların bitip tükenmeden ve hep yenilenerek diri kalan ibadetlerin rengine bürünmüştür. Bu orucun temelinde, haksızlık, kırım ve kıyımlara uğrayan Peygamberimizin mazlum ve mağdur çekirdek ailesinin, Ehlibeyt'in yanında olduğunu göstermektir. Hakla batıl arasındaki seçimini Haktan yana kalarak dışa vurmaktır. Bu oruç öz olarak bir yas orucu olma özelliği taşır.&nbsp;
Muharrem Orucu demek, Haz.Hüseyin ve diğer Kerbela şehitlerini, zulme ve haksızlıklara uğrayanları desteklemek demektir. Zalimlere karşı durmak, mazlumlarla dayanışmak, bu konuda örnek davranışlar sergilemek anlamına gelir.

12 günlük Muharrem orucu boyunca Alevi ve Bektaşiler, oruçlu olmaya ek olarak, düğün dernek yapmazlar. Eğlencelere katılmazlar. Gösterişli sofralar kurmaz, hayvan kesmez, et yemez ve su içmezler. Genelde su ihtiyaçlarını&nbsp; ayran ve benzeri sulu yiyecek ve içeceklerle karşılamaya çalışırlar. Muharrem orucunda sahura kalkmak yoktur. Oruç açmak için de akşamı, günbatımını beklemek gerekir...
Sonuç olarak, Aleviler için Muharrem orucu, bedensel bir açlıktan çok daha öte, ahlaki bir uyanış, vicdani bir diriliş ve insanî bir tutum içinde olmak demektir.

3- İslam Toplumunu Kerbela Olayına Sürükleyen Bazı Temel Nedenler Nelerdir?

İslam Peygamberi ve aynı zamanda yeni kurulmuş olan İslam Devleti'nin reisi Haz.Muhammed Hakka yürüyünce, İslam Devleti'ne kimin lider olması gerektiği sorunu ortaya çıktı. Kendisi, Haz.Muhammed'e en yakın en bilgili ve en liyakatlı oduğu ve samimi müslmanların beklentisi de Alinin halife olması gerektiği halde&nbsp; başta siyasi, ekonomik ve kavmi... çeşitli nedenlerle, bu görev Haz.Ali'ye verilmedi. İlk Halife,&nbsp; Ebubekir oldu.
*Halife Ebubekir dönemi ( 632- 634), Haz.Muhammed' in vefatını bahane edip İslam dininden ayrılmak isteyenlerle mücadele etmekle ( ridde savaşları) geçti.
* Halife Ömer döneminde ( 634- 644)&nbsp; fetihler arttı. İslam devletinin sınırları çok genişledi. Fakat kendisi bir suikaste kurban gidince yerine Osman Halife seçildi.
* Halife Osman döneminde (644-656), yapılan akraba kayırmacılığı suclamarı nedeniyle tepkiler çoğaldı. İsyancılar Hilafet makamını basıp halifeyi katlettiler. Yerine Haz. Ali Halife oldu.
&nbsp;
İlk üç halifenin şeçimi ve iktidarını, halifeliğin Haz.Ali'nin hakkı olduğuna inananlar samimi olarak benimsememişlerdi. Tersine olarak&nbsp; Haz.Ali'nin Halife olmasından sonra da başta Emevi soyu ve Şam Valisi Muaviye olmak üzere Ali karşıtlığına başladılar.

* Haz. Ali döneminde( 656-661) İslam toplumundaki iç huzursuzluklar çoğaldı. Devlette iki başlılık çıktı. başta Muaviye ve benzeri kişiler Haz. Ali aleyhine çeşitli yalan propagandalara başladılar. Toplumsal yarılma derinleşti.
- Önce 656 Yılında Cemel Savaşı oldu. Haz.Muhammed'in eşi Aişe, Aliye savaş açtı ve mağlup oldu.
- Daha sonra Şam Valisi Muaviye ile Hz.Ali Arasında Sıffın Savaşı oldu. Kur'an yapraklarının mızraklara geçirilerek dinin siyaset alet edilmesi ve Hatem olayı bu savaşın ürünüdür.
- Sıffın Savaşından sonra Kendilereine&nbsp; &nbsp;"Hariciler" denilen, Ali'ye&nbsp; de, Muaviye'ye de karşı olan bir grup türedi. Haz.Ali onlarla da savaşmak zorunda kaldı. Bu savaşlara yaklaşık 70.000 Müslümanı kardeş kavgasında öldüğü tahmin edilmektedir.
- Haz.Ali çok adil bir liderdi. " Devletin dini adalettir" demeye başladı.&nbsp; Valilikler başta olmak üzere, göreve atamalarda akraba ve aile yakınlarını hiç kayırmadığı,&nbsp; liyakat ve dürüstlük dışında&nbsp; başka bir nitelik aramadığı için kendi yakınlarından bazıları&nbsp; bile onun kaşına, Muaviye tarafına geçtiler.
Haz.Ali, 661 Yılında bir Harici militanı ( Mülcemoğlu) tarafından şehit edildi.
* Haz. Ali'nin şehadetinden sonra Muaviye Halife oldu ve yerini sağlamlaştırdı. Muaviye, Hazreti Hasan ile yaptığı anlaşmaya&nbsp; uymadı. Hasan'ı kendi karısına zehirletti. Tüm valilere ve önemli şahsiyetlere kendinden sonra, oğlu Yezid'e biat etmeleri için emir gönderdi. Böylece İslamda kilit bir yer tutan&nbsp; &nbsp;Şura ya da seçim iptal edildi, saltanat makamı verasetle babadan oğula geçti. Artık sıra Haz. Hüseyin'e gelmişti...

4- Haz. Hüseyin'in Yürekli Tutumu ve Kerbela Mezalimi.

Babası Muaviye'nin ölümünden sonra oğlu Yezit kendi halifeliğini ilan etti. Yine babasının vasiyeti üzerine, kendi saltanatına en büyük ve tehlikeli rakip gördüğü Haz.Hüseyin'den, zorla da olsa, kendisine biat etmesini istedi. Hüseyin bunu kabul etmedi. Çünkü bu biat hem İslamın ahlak ve adalet anlayışına tersti, İslami ters yüz etmekti, hem de zulme boyun eğmek demekti.&nbsp;
Başta Kufe halkı&nbsp; &nbsp;Medine ve Mekke ahalisinden bir kısmı ve Ehlibet mensupları olmak üzere Hazreti Hüseyin'e destek sözü verdiler. Fakat Yezit rejiminin&nbsp; aşırı baskısı ve korkusu nedeniyle, başta mal ve can korkusu olmak üzere , çeşitli nedenlerle Hüseyin'e verilen destekler güneşteki kar misali erimeye başladı. Sonunda, bir avuç akraba ve kuzenleri ile başbaşa kaldı. Fakat, hak, ahlak ve adalet yolundan dönmedi.&nbsp;

Kerbela denilen yere geldiğinde Yezit Ordusu Haz.Hüseyin in çadırlarını çoktan çevirmiş ve Fırat Nehri sularına ulaşılmasını engellenmişti. Bebeklere bile su verilmemişti.&nbsp;

Sonunda&nbsp; toplam 72 kişi, vicdan ve ahlak sahibi,&nbsp; zalime boyun eğmeyen çelik&nbsp; yürekli insan&nbsp; ile 5000 kişilik Yezit ordusunun savaşı(!) başladı. Herkes teker teker şehit oldu. Sonunda sıra Haz. Hüseyin'e geldi. O da canı ve kanı pahasına, zalime, zulme, ahlaksızlığa ve kötülüğe meydan okuyarak insanlığın ortak ortak şehidi oldu.
Çadırlar yakıldı, kadınlar Kufe, Şam ve Medine&nbsp; şehirleri arasında yarıçıplak zincirlere vurulup deve sırtında halka teşhir edildi. Bu katliamdan sadece Haz.Hüseyin'in erkek evladı Zeynel Abidin sağ kurtuldu. 12 İmam ve Ehlibeyt nesli İmam Zeynel Abidin'den devam etti.

Alevi-Bektaşi inancı taşıyanların tuttukları&nbsp; Muharrem orucu, başta Haz. Hüseyin için olmak üzere, Kerbela şehitleri için yüreklerinde&nbsp; hissettikleri derin yası; dağıttıkları aşure ve kurban lokmaları ise İmam Zeynel Abidin için duyulan samimi&nbsp; kurtuluş sevincini yansıtır.

5- Kerbela Vahşetinin İslam Dünyası İçin Bazı Önemli Sonuçları.

a- Dinsel sonuçları:&nbsp;
Kerbela'dan sonra, Haz. Hüseyin figürü , zamanla,&nbsp; &nbsp;Alevi ve Bektaşi inancının, imamet kurumunun, adaletin, ve Hak yolunun en güçlü bir temsilcisi oldu. Muharrem ve matem geleneği oluştu. Tüm Alevi ve Bektaşi cemlerinin en belirgin&nbsp; şahsiyeti Haz.Hüseyin oldu. Hazreti Hüseyinsiz ve kerbelasız cem olmaz.

b- Siyasi olarak,&nbsp; Kerbela'dan sonra, İslam toplumu, şiilik ve sünnilik, imamet ve hilafet ( saltanat) olmak üzere iki kampa ayrıldı. Ancak Haz Hüseyin figürü, İnsanlara ve tüm toplumlara zulme karşı direnebilmenin ve zalimlere karşı&nbsp; koyabilmenin sembolu oldu.

c- Sosyolojik olarak, Kerbela Olayı toplumların içindeki zalim-mazlum karşıtlığının, azınlık- çoğunluk haklarının, hak ve haksızlık mücadelesinin ve direniş kültürünün evrensel simgesine dönüştü.

d- Kültürel olarak, Kerbala olayı güçlü bir edebiyat kolunun&nbsp; gelişmesine neden oldu. Hazret Hüseyin ve Kerbela şehitleri için mersiyeler, şiirler, makteteller, nefesler, deyişler, destanlar, hikayeler, romanlar yazıldı. Tiyatro oyunları sahnelendi...Bu oluşum devam ediyor.
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; S O N U Ç
*
Alevi ve Bektaşi kültüründe&nbsp; Kerbela olayı ve Haz. Hüseyin'in zulme ve zalime karşı bilinçli direnişi, cesareti, doğrudan ve adaletten yana oluşu sadece tarihte kalmış bir olay değildir. Bu mezalim,&nbsp; Alevi ve Bektaşiler arasında, asırlarca, dilden dile, kulaktan kulağa ve gönülden aktarılarak devam eden ve diriliğini koruyan bir toplumsal&nbsp; olgudur.
* Muharrem orucunun özü ve ana mesajı açlık değildir. Hatırlama, sahiplenme, yasa katılma, Hakla batıl arasında tarafını belli etmedir.
* Kerbela'nın ve Haz.Hüseyin'in şehadetin özü ölüm değildir. Bir ahlaki, dini, vicdani ve insani seçimdir. Ahlakın, adaletin ve doğrunun yanında olmaktır.
* Temel soru şudur. İnsanlar&nbsp; haksızlık ve zulüm karşısında susmalı mı, yoksa Hakkın ve hakikatin tarafına mi geçmelidir. Ömür boyu, her konuda ve her koşulda eline, diline&nbsp; ve beline sahip olarak adil yaşamak mı.
Herkesin Muharrem orucu, aşuresi ve lokmaları Hak katında kabul ve makbul olsun
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[HAK İLE BATILIN AYRIMINDA BİR AHLAKİ UYANIŞTIR MUHARREM - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 14:08:33 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/hak-ile-batilin-ayriminda-bir-ahlaki-uyanistir-muharrem-171404-20260616.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/hak-ile-batilin-ayriminda-bir-ahlaki-uyanistir-muharrem-171404-20260616.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/hak-ile-batilin-ayriminda-bir-ahlaki-uyanistir-muharrem-171404-20260616.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[SABRİ ERGÜL’ÜN O GÜNKÜ SÖZLERİ, CHP’NİN BUGÜNKÜ KRİZİNE IŞIK TUTUYOR!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-sabri-ergulun-o-gunku-sozleri-chpnin-bugunku-krizine-isik-tutuyor-4577.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-sabri-ergulun-o-gunku-sozleri-chpnin-bugunku-krizine-isik-tutuyor-4577.html</link>
                    <description><![CDATA[CHP’de mahkeme kapılarında şekillenen "Mutlak Butlan" krizinin ve bitmek bilmeyen liderlik savaşlarının gölgesinde, geçmiş kurultayların kurumsal hafızası bugün yeniden manşetlere taşınıyor. Partinin tanınmış hukukçularından ve CHP Onur Üyesi Sabri Ergül’ün 38. Olağan Kurultay kürsüsünden dönemin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüzüne karşı haykırdığı tarihi eleştiriler, bugün yaşanan kurumsal çözülmenin ve parti içi kaosun adeta birer habercisi niteliğini taşıyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sabri Ergül’ün o gün divan başkanı Ekrem İmamoğlu’nun sakinleştirmekte zorlandığı o gergin anlarda yaptığı "hukuk, adalet ve adaylık" uyarısı, gazeteniz Özgür İfade’nin merceğinde.
Cumhuriyet Halk Partisi, mahkeme kararları, karşılıklı ihraç hamleleri ve Parti Meclisi istifalarıyla tarihinin en sancılı tüzük krizlerinden birini yaşarken, siyaset analistleri partiyi bu noktaya getiren virajları yeniden inceliyor. Partinin İzmir eski milletvekili ve Türk hukuk tarihinin simge isimlerinden olan CHP Onur Üyesi Sabri Ergül’ün, 4-5 Kasım 2023’teki tarihi kurultayda sabaha karşı yaptığı o sarsıcı konuşma, bugün genel merkez koridorlarında yaşanan meşruiyet kavgasının köklerini anlamak açısından büyük bir önem barındırıyor. Dönemin genel merkez bürokrasisine ve ittifak politikalarına karşı kürsüden adeta meydan okuyan Ergül, yapılan stratejik hataların faturasının sadece partiye değil, tüm ülkeye kesileceğini o günden ilan etmişti.

Salondaki tansiyonu zirveye çıkaran o tarihi konuşmasında doğrudan Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef alan Sabri Ergül, cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde halkın ve anketlerin sesine kulak tıkanmasını sert bir dille eleştirmişti. Kendi yaptırdıkları kamuoyu araştırmalarında Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın mevcut iktidarı açık ara geçtiğini, Kılıçdaroğlu’nun ise geride kaldığını hatırlatan Ergül, "Halkın oy vereceği adayların yolunu kestiniz, kendinizi aday yaptınız; yalnız siz değil, Türkiye kaybetti" sözleriyle salonda derin bir sessizlik ve ardından büyük bir uğultu yaratmıştı. Seçim döneminde diğer partilere verilen 39 milletvekilliğini de hatırlatan usta hukukçu, bu plansız cömertliğin gelecekte anayasa değişikliği risklerini beraberinde getireceğini belirterek genel merkezin yönetim aklını adeta topa tutmuştu.

Kurultay salonunda sadece Kılıçdaroğlu’nun seçim marşlarının çalınmasına ve adaylar arası eşitsizliğe de isyan eden Ergül, Bülent Ecevit’in tarihi "Kapıkulu mu olacaksınız, hür üye mi?" sözüne atıfta bulunarak delegeleri özgür iradelerine sahip çıkmaya çağırmıştı. Kürsüden genel merkeze dönerek "Marşla bu işler yürümez Sayın Genel Başkan, kaybettiniz" diye haykıran Sabri Ergül, parti içi hukukun, tüzüğün ve adil yarış ortamının zedelenmesinin partiyi gelecekte çok daha büyük idari açmazlara sürükleyeceğini vurgulamıştı. Prof. Dr. Halil Çivi’nin makalelerinde bahsettiği "hukuk çemberinin dışına çıkıldığında keyfiliğin başlayacağı" teziyle birebir örtüşen bu konuşma, delege iradesinin ve parti içi demokrasinin kurallarla değil, kişisel hırslarla yönetilmeye çalışılmasının kaçınılmaz sonucunu o günden göstermişti.

Bugün yaşanan "Mutlak Butlan" tartışmaları, düşen MYK süreçleri ve tüzük savaşları dikkate alındığında, Sabri Ergül’ün iki buçuk yıl önce kurultay delegelerinin gözünün içine bakarak yaptığı uyarıların ne denli haklı ve ileri görüşlü olduğu bir kez daha tescillenmiş oldu. Siyasette en büyük zayıflık &nbsp;liderlerin kendi çevrelerine ördüğü o konforlu duvarların arkasından gerçeği görememesidir. Ergül’ün o gün işaret ettiği adalet, liyakat ve taban iradesi talebi karşılanmadığı için CHP bugün mahkeme koridorlarında tabelasını koruma telaşına düşmüştür. Ankara kulisleri, geçmişin bu haklı çığlıklarına kulak tıkayanların, bugün 12 Temmuz kurultay sandığından kaçmak için hangi hukuki labirentleri deneyeceğini pürdikkat izlemeye devam ediyor.


Sabri Ergül’ün konuşma videosunu izlemek için tıklayınız&nbsp;&nbsp;

https://www.youtube.com/shorts/p-mrO_mKLfI

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[SABRİ ERGÜL’ÜN O GÜNKÜ SÖZLERİ, CHP’NİN BUGÜNKÜ KRİZİNE IŞIK TUTUYOR! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 19:15:51 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/sabri-ergulun-o-gunku-sozleri-chpnin-bugunku-krizine-isik-tutuyor-222030-20260614.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/sabri-ergulun-o-gunku-sozleri-chpnin-bugunku-krizine-isik-tutuyor-222030-20260614.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/sabri-ergulun-o-gunku-sozleri-chpnin-bugunku-krizine-isik-tutuyor-222030-20260614.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Tarihin üzerine tuvalet yaptılar!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-tarihin-uzerine-tuvalet-yaptilar-4575.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-tarihin-uzerine-tuvalet-yaptilar-4575.html</link>
                    <description><![CDATA[Mersin’in Anamur ilçesinde bulunan Anemurium antik kentinde ziyaretçiler için yapılmak istenen duş ve tuvalet için kazılan çukurda tarihi duvar olduğu ortaya çıktı…

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yusuf Yavuz&nbsp;

Anemurium Ören yerinin sahil kesiminde, 1. Derece Arkeolojik Sit alanında inşa edilen betonarme yapı, vatandaşların tepkileri üzerine yıkılmıştı. Bunun ardından aynı alanda daha küçük bir duş ve tuvalet yapıldı. Ancak bir vatandaşın elde ettiği görüntüler, Koruma Kurulu’nun onayı ile yapıldığı belirtilen tuvalet için kazılan çukurda tarihi duvar yapılarının olduğunu ortaya koydu. Konuyla ilgili açıklama yapan Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED) “yıkılan önceki çok katlı betonarme bina ile yerine kondurulan tek katlı bina yapılırken, altındaki duvar kalıntıları görmezden gelinmiş ve duvar kalıntıları Koruma Kurulu'ndan muhtemelen gizlenmiş” iddiasını gündeme getirdi.&nbsp;



DENİZ KIYISINDAKİ ANTİK KENT: ANEMURİUM

Türkiye’nin en iyi korunmuş ören yerlerinden biri olan Anemurium antik kentinde bir süredir tartışmalı bir proje yürütülüyor. Deniz kıyısındaki ören yeri, yaz aylarında denize girerek serinlemek isteyen ziyaretçilere de ev sahipliği yapıyor.&nbsp;



ÇALIŞMALAR ‘GELECEĞE MİRAS’ KAPSAMINDA

Anemurium’da ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla üç yıldır bir proje yürütülüyor. ‘Geleceğe Miras’ projesi kapsamında yapılan ziyaretçi karşılama merkezi ve çevre düzenlemesi projesi; bilet satış gişesi, otopark, hediyelik eşya satış dükkanları ile duş ve tuvalet gibi birimlerden oluşuyor.&nbsp;



TARİHİN ÜZERİNE TUVALET ÇUKURU

Proje kapsamında ören yerinin sahil kısmında inşa edilen yaklaşık 100 m2’lik yapı gelen tepkilerin ardından yıkılarak kaldırılmıştı. Yıkılan bu yapının yerine daha küçük ölçekli bir duş ve tuvalet yapıldı. Ancak ortaya çıkan yeni görüntüler, duş ve tuvalet için kazılan alanda tarihi duvarların çıktığını ortaya koydu. 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olan bölgede açılan fosseptik çukurundan duvar kalıntıları çıkmasına rağmen, tarihin üzerine duş ve tuvalet yapılmasına nasıl izin verildiği sorusuna yanıt aranıyor.&nbsp;



Konuyla ilgili bir basın açıklaması yapan Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED) ilgili kurumların konuya açıklık getirmesini istedi.&nbsp;



‘DUVAR KALINTILARI GÖRMEZDEN GELİNDİ’ İDDİASI

Ziyaretçilerin tuvalet ve duş ihtiyacı gözetilerek yapılan uygulama sırasında üzeri beyaz fayanslarla kapatılan foseptik çukurunun Anemurium antik kentine karşı işlenen suçlardan biri olduğu savunulan açıklamada, “bir vatandaş tarafından gönderilen bu fotoğraflar, geçtiğimiz yıllarda Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'ndan alınan izin gereğince yapıldığı söylenen, ancak kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine bir sabah, ağır iş makinalarıyla yıkılan betonarme binanın yerine, yine Kurul kararı ile yapıldığı iddia edilen yeni binanın altında duvar kalıntıların olduğunu açıkça göstermektedir. Anladığımız kadarıyla, yıkılan çok katlı betonarme bina ile yerine kondurulan tek katlı bina yapılırken, altındaki duvar kalıntıları görmezden gelinmiş ve duvar kalıntıları Koruma Kurulu'ndan muhtemelen gizlenmiş” iddialarına yer verildi.&nbsp;



‘ANTİK KENTE BU KÖTÜLÜĞÜ KİM YAPIYOR?’

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilgili kurumların konuyla ilgili adım atmaya çağırıldığı açıklamada, şöyle denildi: “Anlaşılması güç bir şekilde ve inatla inşaat sahası haline getirilen 1. derecede arkeolojik sit alanına yapılan bu kötülüğün kim ya da kimler tarafından yapıldığını bilmemekle birlikte; birçok kişinin katkısı ile gerçekleştirildiği ve ne yazık ki, bu sorunun antik kente yapılan kötülüklerde dahli olan Adana Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından çözülemeyeceği ortadadır.



BAKANLIĞA SORUŞTURMA ÇAĞRISI

Mimarisi ve konumu itibariyle yapılış amacının sadece halkın ve turistlerin tuvalet ihtiyacını karşılamak olmadığını düşündüren söz konusu bina ile hemen yanında kazılan foseptik çukuru,&nbsp;&nbsp;yerin altındaki kalıntıların çıkarılması ve restorasyonu için çalışma yapan kazı ekibi ile Anamur Müze Müdürlüğü yetkilileri başta olmak üzere Adana Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu'nun anıt abidesi olarak kayıtlara geçecektir. Umarız ki, ilgili bakanlık yetkilileri, tuvalet ve foseptik çukurunun altına gömülen, tüm dünya halklarına ait kültürel mirasları gün yüzüne çıkarırlar ve sorumlular hakkında soruşturma başlatarak bu utancı tarihten silerler."



2016’DAN BU YANA KAZILAR SÜRÜYOR

Anemurium antik kentindeki kazılar 2016 yılından bu yana devam ediyor. Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Tekocak başkanlığında yürütülen kazılarda bugüne kadar Odeon, palaestra, büyük hamam, küçük hamam, halk hamamı, hazine kilisesi, nekropol kilisesi ile çok sayıda mezar ve su kemerlerinde belgeleme çalışması yapıldı. Ortaya çıkarılan yapılar, yürütülen restorasyon ve konservasyon çalışmalarının ardından ziyarete açıldı. Anemurium Kazı Başkanlığı’nın hazırlattığı çevre düzenleme projesi, Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun onayı ile Mersin Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB) tarafından uygulandı.&nbsp;



GÜNEYİN RÜZGARLI BURNUNDAKİ KENT

Anemurium antik kentinin UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine eklenmesi konusunda ilgili kurumlar ve yerel idareler tarafından farklı zamanlarda açıklamaların yapıldığı biliniyor. Ancak ören yerinde koruma ve kullanma konusundaki dengenin bozulduğu yönündeki eleştiriler de sık sık gündeme geliyor. Arkeolojik sit alanı içerisinde uygulanan yapılaşma, bu eleştirilerin başında geliyor. İlgili kurumların ve yetkililerin tavrı ise eleştirilerde dile getirilen iddiaları yalanlamak ya da yapılan uygulamaların mevzuata uygun olduğunu savunmaktan ibaret. Bu tartışmaların ortasında, güneyin ‘rüzgarlı burnunda’ konumlanan Anemurium, üzerini kaplayan zamanın tozu ve binlerce yıllık sırlarıyla ziyaretçilerin ilgisini çekmeyi sürdürüyor.&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

*Fotoğraflar, sırasıyla ören yerinde tuvalet ve duş için kazılan foseptik çukuru ve duvar kalınlıkları, daha önce yıkılan betonarme yapı, son olarak alanın yapılaşmadan önceki görünümü ile yıkılan yapının yerine yapılan daha küçük ölçekli duş ve tuvalet.&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[Tarihin üzerine tuvalet yaptılar! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 19:33:11 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tarihin-uzerine-tuvalet-yaptilar-223336-20260612.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tarihin-uzerine-tuvalet-yaptilar-223336-20260612.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/tarihin-uzerine-tuvalet-yaptilar-223336-20260612.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[CHP SÖZCÜSÜ MÜSLİM SARI’NIN DANIŞMANINDAN GAZETECİLERE SARI ZARF HAKARETİ!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-chp-sozcusu-muslim-sarinin-danismanindan-gazetecilere-sari-zarf-hakareti-4573.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-chp-sozcusu-muslim-sarinin-danismanindan-gazetecilere-sari-zarf-hakareti-4573.html</link>
                    <description><![CDATA[CHP’de 12 Temmuz kurultayına giden süreçte istifalar ve karşılıklı ihraç hamleleriyle tırmanan gerilim, bu kez parti binalarının basın koridorlarına sıçradı. Parti Sözcüsü Müslim Sarı’nın açıklamasının ardından soru sormak isteyen basın mensupları, Sarı’nın danışmanı  olduğu iddia edilen bir kişinin çirkin sözlü saldırısına uğradı. Gazetecileri "para karşılığı haber yapmakla" suçlayarak "Sarı zarf alıyorsunuz" diyen danışmana, deneyimli gazeteci Yıldız Yazıcıoğlu ve meslektaşları sert tepki gösterdi: "İç kavganızı bize yansıtmayın, mesleki namusumuza dil uzatamazsınız!"]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkez binasında ve Parti Meclisi (PM) salonlarında "Mutlak Butlan" krizi ve istifa depremleriyle sinir uçları gerilirken, siyasi kriz bu kez doğrudan basın özgürlüğünü ve gazetecilik meslek onurunu hedef alan bir skandala sahne oldu.

PM toplantısının ardından kameraların karşısına geçen Parti Sözcüsü Müslim Sarı’nın açıklamaları bittikten sonra, koridorda soru yöneltmek ve kulis bilgisi almak isteyen ekonomi ve siyaset muhabirleri, siyasi tarihe "kara bir leke" olarak geçecek bir ithamla karşı karşıya kaldı.

"Sarı Zarf Alıyorsunuz" İftirası Koridoru Karıştırdı!

Müslim Sarı’nın danışman kadrosunda yer aldığı belirtilen ve koridorda gazetecilerin sorularından rahatsız olan bir şahıs, görevini yapan basın emekçilerine dönerek, "Sarı zarf alıyorsunuz" ifadelerini kullandı. Gazetecilerin meslek ahlakına ve namusuna doğrudan dil uzatan, parayla haber yaptıklarını ima eden bu çirkin itham, basın koridorunda adeta infial yarattı.

Sözlü saldırının hedefi olan deneyimli muhabir Yıldız Yazıcıoğlu ve yanındaki basın mensupları, iddiaların odağındaki şahsa anında müdahale ederek barikat kurdu.

Basın Emekçilerinden Tokat Gibi Yanıt: "Siz Kimsiniz, İç Kavganızı Bize Yansıtmayın!"

Hakaret içerikli cümlelerin ardından geri adım atmayan ve seslerini yükselten gazeteciler, danışman olduğu iddia edilen Hüseyin Doğan ve yanındaki partililerin yüzüne karşı şu sert ifadelerle tepki gösterdi:

"Herkes burada gecesini gündüzüne katarak, emeğiyle, alnının teriyle para kazanıyor. Siz kimi, neyle itham ediyorsunuz? Kendi aranızdaki koltuk kavganızı, parti içi hesaplaşmalarınızı gelip gazetecilere yansıtamazsınız! İşini yapan insanların meslek onuruna saldırmak acizliğin en büyük göstergesidir. Siz kimsiniz?"

Suçlamaları yönelten şahsın, gazetecilerin bu haklı ve sert ablukası karşısında tek bir kelime dahi edemeyerek sessizliğe gömülmesi ve hızla koridordan uzaklaşması dikkat çekti. Skandalla ilgili&nbsp; Hüseyin Doğan’dan ve Parti Sözcüsü Müslim Sarı’dan olaya ilişkin henüz resmi bir açıklama gelmedi.

Özgür İfade Gazetesi olarak, Ankara’da her türlü zorlu şarta rağmen halkın haber alma özgürlüğü için çalışan meslektaşımız Yıldız Yazıcıoğlu’na ve tüm basın emekçilerine yönelik bu çirkin, hadsiz saldırıyı lanetliyoruz. Siyasi partiler gelip geçicidir; ancak gazetecilerin mesleki namusu ve onuru bakidir.

Kendi iç klik savaşlarında boğulan ve delege dehlizlerinde kaybolan siyasi figürlerin, hınçlarını muhabirlerden çıkarmaya çalışması zavallılıktır. Müslim Sarı ve danışman kadrosu, hakarete uğrayan tüm basın mensuplarından ve kamuoyundan derhal ve koşulsuz olarak özür dilemelidir.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[CHP SÖZCÜSÜ MÜSLİM SARI’NIN DANIŞMANINDAN GAZETECİLERE SARI ZARF HAKARETİ! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 19:16:35 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chp-sozcusu-muslim-sarinin-danismanindan-gazetecilere-sari-zarf-hakareti-222655-20260611.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chp-sozcusu-muslim-sarinin-danismanindan-gazetecilere-sari-zarf-hakareti-222655-20260611.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chp-sozcusu-muslim-sarinin-danismanindan-gazetecilere-sari-zarf-hakareti-222655-20260611.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[MUTLAK BUTLANCI KANAT, ÖZGÜR ÖZEL'E YAKIN KURMAYLARI  PARTİDEN ATMAK İÇİN DÜĞMEYE BASTI!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-mutlak-butlanci-kanat-ozgur-ozele-yakin-kurmaylari-partiden-atmak-icin-dugmeye-basti-4571.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-mutlak-butlanci-kanat-ozgur-ozele-yakin-kurmaylari-partiden-atmak-icin-dugmeye-basti-4571.html</link>
                    <description><![CDATA[CHP’de 12 Temmuz için kurultay bayrağının açılması ve delege hesaplarına yönelik MASAK ablukasının ardından, yargı kararıyla genel merkeze dönen "Mutlak Butlancı" kanat en agresif hamlesini yaptı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kemal Kılıçdaroğlu’nu yeniden koltuğa oturtan mahkeme kararının arkasına sığınan Mutlak Butlancılar; mevcut Genel Başkan Özgür Özel’e en yakın kurmayların, grup başkanvekillerinin ve değişim hareketinin sembol isimlerinin partiden kesin ihracı için düğmeye bastı.
&nbsp;

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) "mutlak butlan" mahkeme kararıyla başlayan iktidar savaşı, artık sadece bir koltuk mücadelesi olmaktan çıktı; tarafların birbirini tamamen yok etmeyi hedeflediği bir "tasfiye'' hareketine dönüştü.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin 4-5 Kasım kurultayını ve sonrasını "hukuken yok" saymasının ardından hukuki meşruiyeti eline geçirdiğini savunan Kemal Kılıçdaroğlu cephesi (Mutlak Butlancılar), Özgür Özel’in en yakınındaki beyin takımını partiden tamamen kazımak üzere harekete geçti.

İlk Hedef Özgür Özel'in Beyin Takımı: Yüksek Disiplin Kurulu'na Sevk Listesi Hazır!

Kulislerden sızan ve genel merkez koridorlarını buz kestiren bilgilere göre; Mutlak Butlancı kanadın hukukçu kurmayları, 4-5 Kasım 2023 sonrasında Özgür Özel ile birlikte "meşru olmayan parti organlarında görev almak", "tüzüğü çiğnemek" ve "parti iradesini gasp etmek" gerekçeleriyle dev bir ihraç listesi hazırladı.

Hedefteki isimlerin başında; Özgür Özel’in seçim meydanlarında yanından ayırmadığı genel başkan yardımcıları, değişim hareketinin organizatörü olan grup başkanvekilleri ve 12 Temmuz 2026 kurultayı için delegelerden imza toplayan kritik parti yöneticileri yer alıyor.

Mutlak butlan yönetiminin, “Partinin kurumsal kimliğini zedelediği” gerekçesiyle ihraç ettiği isimler, Ensar Aytekin, Ali Mahir Başarır, Gökhan Günaydın, Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Özgür Karabat, Umut Akdoğan, Veli Ağbaba, Turan Taşkın Özer ve Burhanettin Bulut.

Mutlak Butlancılar Cephesinden Sızan Mesaj: "Mahkeme kararı nettir; son 2,5 yıldaki tüm tasarruflar, makamlar ve unvanlar yok hükmündedir. Gayrimeşru unvanlar kullanarak partiyi bölmeye çalışan, paralel kurultaylar organize eden kim varsa tüzük gereği partiden ihraç edilecektir. CHP’de hukuksuzluğa yer yok."

Özgür Özel Cephesi Meydan Okudu: "Hükmünüz Hükümsüzdür, 12 Temmuz’da Görüşeceğiz!"

Kurmaylarının partiden ihraç edilerek etrafının boşaltılmak istendiğini gören Özgür Özel ve ekibi ise bu hamleye adeta barikat kurdu. Elinde YSK mazbatası bulunan ve örgütün kahir çoğunluğunun desteğini arkasına alan Özgür Özel cephesi, bu ihraç girişimlerini "hukuki bir komedi ve çaresizlik çırpınışı" olarak nitelendirdi.

"Saray Yargısının Arkasına Saklanıyorlar:" "Kendi örgütüne güvenemeyen, delege karşısına çıkmaya cesaret edemeyenler, saray yargısının verdiği butlan kararlarının arkasına saklanarak CHP’yi ele geçirebileceklerini sanıyorlar.

"12 Temmuz Son Sözü Söyleyecek:" Özgür Özel’in kurmaylarını ihraç etmeye ne güçleri, ne meşruiyetleri ne de mürekkepleri yeter. Bizim gözümüz de yönümüz de 12 Temmuz 2026’da kurulacak olan o helal süt emmiş delegelerin sandığındadır. Örgütü ihraç edemezsiniz!"

"İhraç Hamlesi Ters Tepebilir"

Siyaset uzmanları, Mutlak Butlancılar grubunun Özgür Özel’in kurmaylarını ihraç ederek 12 Temmuz’daki olağanüstü kurultayın meşruiyetini ve imza atan delegelerin psikolojisini kırmayı hedeflediğini belirtiyor. Ancak Prof. Dr. Halil Çivi’nin de makalelerinde sıkça vurguladığı gibi; gerçek demokrasilerde "çoğunlukçuluk değil çoğulculuk ve örgüt iradesi" esastır.

Yargı sopasıyla ve ihraç tehditleriyle CHP’nin öz evlatlarını tasfiye etmeye kalkışmanın, 12 Temmuz’da sandığa gidecek olan kurultay delegelerini daha da öfkelendireceği ve Özgür Özel etrafındaki kenetlenmeyi radikal bir boyuta taşıyacağı öngörülüyor. Tabelayı elinde tutan mahkeme kararları mı kazanacak, yoksa sokaktan ve sandıktan fışkıran örgüt iradesi mi?
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[MUTLAK BUTLANCI KANAT, ÖZGÜR ÖZEL'E YAKIN KURMAYLARI  PARTİDEN ATMAK İÇİN DÜĞMEYE BASTI! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 15:03:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/mutlak-butlanci-kanat-ozgur-ozele-yakin-kurmaylari-partiden-atmak-icin-dugmeye-basti-181345-20260610.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/mutlak-butlanci-kanat-ozgur-ozele-yakin-kurmaylari-partiden-atmak-icin-dugmeye-basti-181345-20260610.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/mutlak-butlanci-kanat-ozgur-ozele-yakin-kurmaylari-partiden-atmak-icin-dugmeye-basti-181345-20260610.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[MUTLAK BUTLAN: CUMHURİYET İLELEBET PAYİDAR  KALACAKTIR!..]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-mutlak-butlan-cumhuriyet-ilelebet-payidar-kalacaktir-4569.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-mutlak-butlan-cumhuriyet-ilelebet-payidar-kalacaktir-4569.html</link>
                    <description><![CDATA[35 demokratik kitle örgütünün ortak iradesiyle hareket eden Cumhuriyet için Mücadele Birliği, yargı eliyle Cumhuriyet Halk Partisi’ni dizayn etme girişimlerine karşı tarihi bir "Kamuoyu Duyurusu" yayınladı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Birlik adına Prof. Dr. Tolga Yarman, Ömer Faruk Eminağaoğlu, Erdal Direğin, Seyfeddin Çelik, Serap Çatalpınar &nbsp;ve Suay Karaman’ın &nbsp;imzasıyla yapılan açıklamada, 4-5 Kasım 2023 Olağan CHP Kurultayı’na yönelik verilen "Mutlak Butlan" kararının, Türkiye’yi çeyrek asırdır kuşatan emperyal saldırılardan ve göç dalgalarından bağımsız düşünülemeyeceğine dikkat çekildi. Yargı müdahalesinin CHP içerisinde benzersiz bir kurumsal karmaşa yarattığı belirtilen bildiride, Atatürk Cumhuriyeti’nin payidar kalması ve millet egemenliğinin korunması adına tüm yurttaşlar sağduyuya davet edildi.
&nbsp;

KAMUOYUNA DUYURU 

7 Haziran 2026

Bizler, Cumhuriyet için Mücadele Birliği’ni oluşturan Bileşenler, CHP’ye karşı, iktidar eliyle yürütüldüğü; 1) hassas zamanlama âyârlarından başlayarak; 2) ülkemizin göbeğinde yer aldığı, evveliyatı atlarsak, en belirgin evrelerinden biri olarak, i)“Suriyeliler’in, sınır mayınları önden kaldırılıp, ülkemize göç etmeye zorlanmasına,&nbsp; ii) Komşumuz İran’ın, iii) giderek bölgenin, ardışık olarak uğradığı emperyal saldırılara &nbsp;varıncaya değin, çeyrek asrı kaplayan sorunlar yumağının, tamamından belli olan; o arada, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ile saygıdeğer mahkemelerimiz arasında sürtüşmelere yol açan ve ülkemizin her tarafını tutan, “Mutlak Butlan Davası” sonuçlarından, fevkalade endişeliyiz. Kısacası, Türkiye yılladır, sistemli olarak ve Milletimiz’in kahir iradesine rağmen, Cumhuriyet ve seksen yıllık yerleşik Demokrasi kurumlarından, kavramlarından çözülüyor, aşama aşama dönüştürülüyor… Gelişmelerden, gençliklerimizin kilitlendiği özlem olan i) “ilelebed payidar kalacak Atatürk Cumhuriyeti”, &nbsp;ii) ülkemizde “kayıtsız şartsız hüküm sürecek milletimizin hakimiyeti” ve iii) Yurtta ve bölgemizde barış, dünyada barış, adına, çok kaygılıyız.

4-5 Kasım 2023 Olağan CHP Kurultayı ile ilgili olarak görülen davada, bu Kurultay’dan, yaklaşık üç yıl sonra ve yerel mahkemenin (Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi) “davanın, CHP bünyesinde yeni olağanüstü kurultayların gerçekleştirilmiş olması ve parti organlarının bu süreçte yeniden seçilmesi sebebiyle konusuz kaldığına” hükmetmiş olmasına rağmen, üst mahkeme (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi) tarafından, 21 Mayıs 2026’da tedbiren, “Mutlak Butlan” kararı verilmiş bulunmaktadır.&nbsp;

Oysa, Üst Mahkeme, i) 4-5 Kasım 2023 CHP Kurultayı’nı, “dava konusu” olarak mercek altında tutmaya devam edebilecek olarak; ii) bunun yanı sıra, pekalâ, davanın, CHP bünyesinde yapılan &nbsp;21. Olağanüstü Kurultayı’nın (6 Nisan 2025), mahkemeye taşınmış olan kurultayın delegesiyle tamamen aynı olan delegenin iradesiyle gerçekleştirilmiş olması ve parti organlarının bu çerçevede &nbsp;(aynı delegeyle) yeniden seçilmesi sebebiyle, ilk derece mahkemenin hükmettiği şekliyle, konusuz kaldığını, onaylayabilirdi.

Üst mahkeme, böyle yapmayıp, 4-5 Kasım 2023 CHP Kurultayı’nın, dolayısıyla sonrasının, “tamamen yok” (mutlak butlan) sayılması gerektiğini, kararlaştırmış olmakla, çok yaygın olarak, hayal kırıklığı yaratmış bulunmaktadır.

Bu kararla, fazla olarak, CHP, tarihi açısından, 4-5 Kasım 2023 sonrası iki buçuk yıl içindeki tüm tasarrufların yok sayılmasından dolayı oluşacak karmaşaların yanı sıra; Üst Mahkeme tarafından Genel Başkanlığa iade edilen Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun şahsına karşın, elinde YSK CHP Genel Başkanlık mazbatası bulunan Özgür Özel’in odağı dolayında, devlet kurumlarımız, karşı karşıya gelmektedir.

Olup bitenin; içinden geçmekte olduğumuz bölgemizi ve ülkemizi ciddi derecede etkileyen, ağır olaylar yumağından bağlantısız olarak değerlendirilmemesi gerektiğine inandığımızı ve milletimizin sağ duyusuyla aşılacağına, alabildiğine güvendiğimizi, Kamuoyu’na saygıyla duyururuz.&nbsp;

Otuzbeş Demokratik Kitle Örgütü'nün&nbsp;Biraradalığıyla Oluşan&nbsp;&nbsp;

Cumhuriyet İçin Mücadele Birliği&nbsp;Sözcüleri

Erdal Direğin, Serap Çatalpınar, Seyfettin Çelik,

Ömer Faruk Eminağaoğlu, Suay Karaman adına,

Tolga Yarman, Prof. Dr.

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[MUTLAK BUTLAN: CUMHURİYET İLELEBET PAYİDAR  KALACAKTIR!.. - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 19:59:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/mutlak-butlan-cumhuriyet-ilelebet-payidar-kalacaktir-230308-20260608.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/mutlak-butlan-cumhuriyet-ilelebet-payidar-kalacaktir-230308-20260608.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/mutlak-butlan-cumhuriyet-ilelebet-payidar-kalacaktir-230308-20260608.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[GERÇEK DEMOKRASİNİN TEMEL FELSEFESI NEDİR?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-gercek-demokrasinin-temel-felsefesi-nedir-4568.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-gercek-demokrasinin-temel-felsefesi-nedir-4568.html</link>
                    <description><![CDATA[Adliye koridorlarından kampüslere kadar her alanda hürriyet ve meşruiyet tartışmalarının yaşandığı günümüzde, Prof. Dr. Halil Çivi gerçek demokrasinin temel felsefesini masaya yatırıyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Makalesinde hiçbir makam, sınıf veya etnisiteye ayrıcalık tanınamayacağını belirten Çivi, evrensel insan haklarının dokunulmazlığını ve liderlerin peşinen uymak zorunda olduğu hukuki sınırları hatırlatıyor. Siyasi rejimlerde keyfiliğe yer olmadığını savunan ve "Gerisi keyfi yönetim olur" diyerek kurumsal aşınmaya meydan okuyan Prof. Dr. Halil Çivi’nin, çağdaş anayasal düzene ve toplumsal barışa kılavuzluk edecek o çarpıcı yazısı:
&nbsp;



GERÇEK DEMOKRASİNİN TEMEL FELSEFESI NEDİR?

Özgür ve eşit koşullarda, halk iradesine dayalı siyasi bir yönetim biçimi olarak; bir toplumda ırk, dil, din, mezhep, renk, cinsiyet... ve ideoloji ayrımı yapmadan, koşulsuz ve istisnasız olarak, herkesin fırsat eşitliği içinde, her türlü yaşam koşullarında, hep birlikte&nbsp; özgürce var olabilmesı ve yine eşit koşullarda&nbsp; beraberce yaşayabilmesi;&nbsp; ayrıca anayasal hak- hukuk eşitliği; adalet barış, kardeşlik ve sevgi içinde sürdürülebilir bir siyasi yönetim biçiminin pratiğe aktarılabilmesi demektir.
Demokrasi çoğunlukculuk değil çoğulculuktur.&nbsp;

Gerçek demokrasilerde mevkisi, makamı ve görevi ne olursa hiç kimseye, sınıfa, gruba, etnisiteye... ayrıcalık tanınamaz.

Demokrasilerde temel evrensel insan hak ve özgürlüklerinin özüne ve ruhuna dokunulamaz.

Demokratik siyasi yönetici ya da lider, anayasa ve hukuk ilkelerinin kendisinden üstün olduğunu; hukuk çemberi&nbsp; dışına asla çıkmayacağını; her koşulda bu sınırlamalara&nbsp; peşinen uyacağını kabul&nbsp; eden kişidir.&nbsp;

Gerisi keyfi yönetim olur. Demokrasilerde, yani&nbsp; hukukun üstünlüğüne dayalı siyasi rejimlerde keyfiliğe yer yoktur.

Gerçek demokrasiler hukukun üstünlüğüne ve ve çağdaş anayasal rejime dayalı ADALET TOPLUMU demektir.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[GERÇEK DEMOKRASİNİN TEMEL FELSEFESI NEDİR? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 19:26:34 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/gercek-demokrasinin-temel-felsefesi-nedir-223131-20260607.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/gercek-demokrasinin-temel-felsefesi-nedir-223131-20260607.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/gercek-demokrasinin-temel-felsefesi-nedir-223131-20260607.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[KEREM KILIÇDAROĞLU’NDAN SIZAN  YANIT GÜNDEME BOMBA GİBİ DÜŞTÜ!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-kerem-kilicdaroglundan-sizan-yanit-gundeme-bomba-gibi-dustu-4567.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-kerem-kilicdaroglundan-sizan-yanit-gundeme-bomba-gibi-dustu-4567.html</link>
                    <description><![CDATA[CHP’de "mutlak butlan" kararı sonrası tırmanan liderlik ve meşruiyet krizine, tam anlamıyla aile içi bir duvar örüldü. Gazeteci Deniz Zeyrek’in gündeme taşıdığı iddiaya göre, Kemal Kılıçdaroğlu’nun oğlu Kerem Kılıçdaroğlu, babasının siyasi hamlelerine yönelik gelen sert bir tepki e-postasına, "Bu durumu ben de onaylamıyorum" yanıtını verdi. Ankara kulislerini sallayan sızıntı, "Oğlu bile savunamıyor" yorumlarına neden oldu.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;Cumhuriyet Halk Partisi’nde 12 Temmuz 2026 kurultay takviminin ilan edilmesi, delege hesaplarına yönelik MASAK hamleleri ve Antalya ile Manisa hattındaki finansal iddialarla siyasetin kimyası bozulurken; Kılıçdaroğlu cephesini içeriden sarsacak bir iddia medya koridorlarına düştü.

Nefes Gazetesi yazarı Deniz Zeyrek’in köşesine taşıdığı ve kısa sürede sosyal medyada infial yaratan iddiaya göre, Kemal Kılıçdaroğlu’nun oğlu akademisyen Kerem Kılıçdaroğlu, babasının parti yönetimini mahkeme kararlarıyla devralma stratejisine karşı kendi ailesinden bir kopuşun sinyalini verdi.

"Tepkinizi Anlıyorum, Ben de Onaylamıyorum"

Deniz Zeyrek’in ulaştığı kulis bilgisine göre, CHP’deki son gelişmelerden ve genel merkez binasının polis zoruyla zapt edilmesinden rahatsız olan bir vatandaş veya partili, Kemal Kılıçdaroğlu’nun oğlu Kerem Kılıçdaroğlu’na doğrudan bir tepki e-postası gönderdi.

Herkesin sessiz kalmasını beklediği o mesaja, Kerem Kılıçdaroğlu’nun verdiği iddia edilen yazılı yanıt ise CHP tabanındaki haklılık tartışmalarına yeni bir boyut kazandırdı. Kerem Kılıçdaroğlu’nun e-postaya şu ifadelerle geri dönüş yaptığı öne sürüldü:
&nbsp;

"Merhaba, tepkinizi anlıyorum. Bu durumu ben de onaylamıyorum ancak benim yapabileceğim bir şey yok maalesef. Saygılarımla."

Ankara Kulisleri Ayakta: "Bu Durum Siyasi Bir İntihardır"

Söz konusu e-posta yazışmasının ekran görüntüleri ve iddiaları sosyal medyada jet hızıyla yayılırken, Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerden ve resmi kurmaylardan mesajın doğruluğuna veya sahteliğine ilişkin henüz resmi bir yalanlama ya da açıklama gelmedi.

Özgür Özel cephesinde ve 12 Temmuz kurultayı için imza veren delegeler arasında ise bu iddia, Kılıçdaroğlu ekibinin yürüttüğü "mutlak butlan" stratejisinin ahlaki ve sosyolojik olarak kendi evinde bile meşruiyet bulamadığının kanıtı olarak yorumlanıyor. Siyasi analistler, "Bir liderin kendi öz oğlu, babasının siyasi yürüyüşünü kamusal alanda 'onaylamıyorum' diyerek deşifre ediyorsa, o hareketin parti tabanına anlatabileceği hiçbir ahlaki üstünlük kalmamıştır" değerlendirmesinde bulunuyor.
Siyaset çok sert bir zemin olabilir; ancak aktörlerin kendi aile içi dinamiklerinin bu denli açık deşifre olması nadir görülen bir durumdur. Eğer Deniz Zeyrek’in gündeme getirdiği bu e-posta yazışması gerçekse; Kemal Kılıçdaroğlu’nun sadece kurultay delegeleri karşısında değil, kendi entelektüel ve ailevi çemberinde de yalnızlaştığının tescilidir. 12 Temmuz’a doğru giderken, bu sızıntı Kılıçdaroğlu cephesine vurulmuş en ağır manevi darbelerden biri olarak tarihe geçecektir.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[KEREM KILIÇDAROĞLU’NDAN SIZAN  YANIT GÜNDEME BOMBA GİBİ DÜŞTÜ! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 11:31:59 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kerem-kilicdaroglundan-sizan-yanit-gundeme-bomba-gibi-dustu-143724-20260607.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kerem-kilicdaroglundan-sizan-yanit-gundeme-bomba-gibi-dustu-143724-20260607.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kerem-kilicdaroglundan-sizan-yanit-gundeme-bomba-gibi-dustu-143724-20260607.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[GİRESUN’DAKİ AYI AVI İZNİ DERHAL İPTAL EDİLMELİDİR! AV CİNAYETTİR! ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-giresundaki-ayi-avi-izni-derhal-iptal-edilmelidir-av-cinayettir-4565.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-giresundaki-ayi-avi-izni-derhal-iptal-edilmelidir-av-cinayettir-4565.html</link>
                    <description><![CDATA[Giresun Çevre ve Doğa Derneği, Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Giresun Şube Müdürlüğünün 3 ayı için 61 günlük özel av izninin iptal edilmesini isteyen bir açıklama yaptı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Doğa Koruma ve Milli Parklar Giresun Şube Müdürlüğü tarafından Çaldağ, Güce ve Çamoluk devlet avlaklarında 3 ayı için yürürlüğe konan "Sürek-Bek" pusu yöntemiyle avlanma kararı, kentte büyük bir ekolojik tartışmanın fitilini ateşledi. Giresun Çevre ve Doğa Derneği, yaban hayatını korumakla yükümlü resmi kurumların "öldürme izni" imzalamasını sert bir dille eleştirdi. Bozayıların ekosistemin dengesini koruyan "şemsiye türlerden" biri olduğuna dikkat çeken çevre platformu, ranta açılan ormanlar nedeniyle mülksüzleştirilen yaban hayatını savunmak için tüm yetkilileri ölümden değil, yaşamdan yana saf tutmaya çağırdı.



Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Giresun Şube Müdürlüğü tarafından, kentimiz sınırları içerisindeki 3 ayı için 1 Haziran - 31 Temmuz tarihleri arasında, 61 gün boyunca "özel avlanma izni" verildiğini üzülerek öğrenmiş&nbsp; bulunmaktayız."Sürek-Bek" adı altında, yani hayvanları pusuya düşürerek, kaçacak yer bırakmayarak arkadan vurmayı hedefleyen bu ilkel yöntem kabul edilemez. Çaldağ-Lapa-Kemerköprü, Güce-Doğankent-Çanakçı ve Çamoluk Devlet Avlağı mevkiilerinde yürürlüğe konan bu karar, hiçbir bilimsel, ahlaki ve hukuki temele dayanmamaktadır.

​Yaban hayatının doğal dengesini korumakla görevli olan bir kurumun, korumak yerine "öldürme izni" imzalaması kabul edilemez. Ayıların yerleşim alanlarına yaklaşması veya tarım arazilerine zarar vermesi gibi gerekçelerin arkasına sığınılıyorsa; sormak istiyoruz: Bu hayvanların yaşam alanlarını kim talan etti?
​Ayıların yaşam alanlarına inmesi bir keyfiyet değil, hayatta kalma mücadelesidir. Sermayenin bitmek bilmeyen kâr hırsı, ormanlarımızı yok eden kontrolsüz yapılaşmalar, bölgeyi kuşatan HES projeleri ve vahşi madencilik faaliyetleri; ayıların, kurtların, kuşların yani bu doğanın gerçek sahiplerinin yuvalarını ellerinden almıştır. Sermaye yalnızca insanı mülksüzleştirmemiş, yaban hayatını da yersiz yurtsuz bırakmıştır. Yaşam alanları daralan, besin zinciri kırılan yaban hayvanlarının yerleşim yerlerine yönelmesinin&nbsp; sorumlusu, doğayı ranta açanlar ve yaban hayatını korumayan yetkili kurumlardır.

​Av kararı hem vicdana hem de Uluslararası Hukuka aykırıdır!

​Bilinmelidir ki bozayılar, Türkiye’nin de imzacı olduğu uluslararası Bern Sözleşmesi (Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi) kapsamında "kesin koruma altındaki türler" (Ek Liste II) arasında yer almaktadır. Bu sözleşmeye göre, koruma altındaki türlerin&nbsp; kasıtlı yakalanması, alıkonulması ve öldürülmesi kesinlikle yasaktır. Bu av izni, yalnızca vicdanları yaralamakla kalmayıp, ulusal mevzuatımızı ve uluslararası taahhütlerimizi de&nbsp; ihlal etmektedir.
​Ayılar, ekosistemin en üst basamağındaki "şemsiye türlerden" biridir. Onların yok edilmesi, Giresun’un orman ekosisteminde geri dönülemez bir zincirleme çöküşü tetikleyecektir. Sağlıklı bir doğanın ön koşulu, tüm türlerin yaşam hakkına saygı duymaktır. Av, cinayettir. Öldürmek bir çözüm değildir.&nbsp;
İnsan faaliyetlerinin&nbsp; genişlediği bölgelerde, yaban hayvanlarının yaşam alanları daralıyorsa, orda büyük bir ekolojik yıkım oluşur. Hayvanların yerleşim yerlerine yaklaşma sebebinin doğal yaşam alanları üzerindeki baskılardan kaynaklandığını ortaya koyan bir çok araştırma mevcutken; ekolojik çözümler bulmak yerine&nbsp; öldürmenin çözüm olarak sunulmasını kabul etmiyoruz.&nbsp;

Yaban hayvanlarının güvenli geçiş alanlarının korunması, ekolojik koridorlar belirlenmesi, doğal yaşam alanlarının iyileştirilmesi, bölge halkının ve toplumun bilinçlendirilmesi gibi bilim temelli koruma yaklaşımlarının acilen hayata geçirilmesi için yetkili tüm kurumları göreve çağırıyoruz.&nbsp;
​Bilimsel, etik ve yaşam merkezli, uluslararası sözleşmelere uygun alternatif koruma politikalarının ivedilikle hayata geçirilmesini&nbsp; talep ediyoruz.&nbsp;
​Doğayı tahrip eden, yaban hayatını göçe ve ölüme zorlayan sömürge madencilik gibi ekosisteme zarar veren tüm projelerden vazgeçilmesini talep ediyoruz.&nbsp;
Ekosistemin efendisi değil, parçası olduğumuzu bilen bizler, bu coğrafyanın her bir ağacının, her bir deresinin ve o ormanlarda nefes alan her bir canlının sesi olmaya devam edeceğiz. Tüm yetkilileri ölümden değil, yaşamdan yana kararlar almaya, Giresun'daki 3 ayı için verilen, kanlı av iznini derhal ve koşulsuz olarak iptal etmeye davet ediyoruz.

Kapak Fotoğrafı: Hürriyet
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[GİRESUN’DAKİ AYI AVI İZNİ DERHAL İPTAL EDİLMELİDİR! AV CİNAYETTİR!  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 11:11:31 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/giresundaki-ayi-avi-izni-derhal-iptal-edilmelidir-av-cinayettir-141922-20260603.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/giresundaki-ayi-avi-izni-derhal-iptal-edilmelidir-av-cinayettir-141922-20260603.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/giresundaki-ayi-avi-izni-derhal-iptal-edilmelidir-av-cinayettir-141922-20260603.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[CHP’DE ARŞİV DEPREMİ: TOLGA YARMAN’IN  BİR İLK ÖZELLİĞİNDEKI PARALEL CHP ÇIKIŞI YENİDEN GÜNDEMDE!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-chpde-arsiv-depremi-tolga-yarmanin-bir-ilk-ozelligindeki-paralel-chp-cikisi-yeniden-gundemde-4564.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-chpde-arsiv-depremi-tolga-yarmanin-bir-ilk-ozelligindeki-paralel-chp-cikisi-yeniden-gundemde-4564.html</link>
                    <description><![CDATA[CHP’de 12 Temmuz 2026 kurultayı için geri sayım sürerken, partinin Kurultay Onur Üyesi ve 2020 Kurultayı Genel Başkan Adayı olan Prof. Dr. Tolga Yarman’ın tarihi konuşması yeniden gündeme oturdu.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Pandemi döneminde yapılan olaylı kurultayda konuşması Divan Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından sık sık engellenmek istenen Yarman’ın, "Y-CHP’yi bir Emperyal proje ve Paralel CHP"&nbsp; olarak nitelendirdiği ve bir ilk olan sarsıcı sözleri, bugünkü liderlik krizine ışık tutuyor.

CHP’de sular durulmuyor. Özgür Özel’in delegelerin hür iradesiyle sandığa gitme çağrısı yaptığı ve imza fırtınalarının koptuğu şu günlerde, partinin kurumsal hafızasında derin izler bırakan bir "sansür ve tasfiye" olayı hafızalarda yeniden canlandı. Siyaset tarihimizde ilk defa "Y-CHP bir Emperyal Projedir ve Paralel CHP’dir" nitelemesini Prof. Dr. Tolga Yarman gündeme getirmişti. 2 Temmuz 2020’deki kurultayda, Genel Başkan Adayı ve Parti Kurucu Üyesi olduğu için, Kurultay Onur Uyesi sıfatı taşıyan Prof. Dr. Tolga Yarman’ın o günkü konuşması, bugünkü "örgüt iradesine baskı" tartışmalarının fitilini ateşledi.

Prof. Dr. Tolga Yarman’ın o tarihi konuşması:

Tolga Yarman, Prof. Dr.

Kurultay Onur Üyesi

Kurultay bir defa toplum sağlığı açısından, isabetli bir zamanda yapılmıyor. Pandemi henüz geçmiş değil. Derslerimizi, uzaktan yapmaktayız. O kadar böyle ki, Sonbahar Dönemi itibariyle, uzaktan eğitimi, sürdüreceğiz. Kurultay - Tüzük imkan bahşediyor – bir yıla kadar ertelenebilirdi. Kurultay ayrıca hukuksuz biçimde toplanma kararı alındı. Onur Üyeleri dışarıda burakılmak istendi. Bunun, Kurultay’ın, ülkemizin bir bölümünü, örneğin İç Aanadolu Bölgemiz’i, ya da Trakya’yı, buralardan gelecek delegelerimizi, dışarıda bırakarak toplanmak istenmesinden farkı yok. Yani o kadar hukuksuz.

Ona rağmen paldır küldür toplanıyor. Birkaç konuşmadan sonra, adet veçhile, önden hazır, bir yeterlik önergesi verilir. Ne bir tez tartışılır, ne bir sorun… Ne bir siyasa tartışılır, ne bir siyasa yaptırımlaşır.

Ne de hatta bir dert dinlenir, Kurultay’da. Oysa öyle bir kültürümüz vardı, ama çoktan öldürüldü. Kurultay’ı tezgahlayanalar, esasen, iyiniyetli çabaları elbette ayrı tutuyorum, ancak, işte, kendilerini seçecek olanları, döşemişlerdir, çoktan. Döşenenler, yine iyi niyetli çabaları ayrı tutuyorum, vaatleri ceplerine yerleştirmiş olarak, döşenmişlikten memnun, giderler, tıpış tıpış, “döşemecileri” seçerler… Üzgünüm, resim tam da budur.

Oysa örgütlerden, gençlik fışkırıyor, umut fışkırıyor, coşku fışkırıyor, özlem fışkırıyor, çığlık fışkırıyor… Bunlar, mahalle pınarlarından ilçe kongrelerine, oralardan il kongrelerine çağlaya çağlaya geliyorlar… Bu son evrede, Merkez’deki, istisnaları yine ayırarak söylüyorum, kimi bedavacılar, çocukların parmaklarına, ellerine, kafalarına, fırıncı kürekleriyle vuruyorlar; istediklerini geçiriyorlar, ama umudu, özlemi, geçirmiyorlar, ağlatıyolar hünür hüngür. Sünepe, sönük, eski tas eski hamamdan ibaret ve hiç bir şeyi değiştirmeyeceği kesin Kurultaylar’ı kurguluyor, oldubittiyle, gerçekleştiriyorlar… Allaşkına bir baksanıza, bir yanda beş yüz üye önseçimde, hepsi hepsi yirmi seçilebilecek sıra için yarışırlarken, Genel Sekreter Kontenjan adayı oluyor, Grup Başkan Vekili de…

Bunlar bir de, doymuyorlar. Grup Başkanvekili işi gücü bırakıyor, kendinden başka kimse yok ya, partide, geliyor, büyükşehrin göbeğinde, bilmem kaç katlı bir ofis tutuyor, belediye başkanlığına soyunuyor. Böylesi bir siyasi terbiyesizlik görülmemiştir. Şimdilerde pratikçe önseçim de yok…

Herşey genel merkez tarafından belirleniyor. Biattakiler ödüllendiriliyor. Kişilik, birikim, dik duruş, dışarlanıyor.

İktidar’a yürüyormuşuz! Bu bir yalan değilse ham hayaldir. Bu kafayla hiç bir yere yürünmez. Zaten allaşkına kimin iktidarına yürüyormuşuz?.. Ekmek için Ekmelettin’in iktidarına mı? Sınav soruları çalındığında, düzmece, “her şey younda” türü, soruşturma rapolarından mutmain (tatmin) olan, eski cumhurbaşkanı, şimdi fes gibi tekrar başımıza getirilip, O’nun cunhurbaşkanlığı’nda, edinilecek iktidara mı? Böylesi bir akıl tutulması olabilir mi? Ama oldu, işte, oldu olacaktı, yine oldurulmak isteniyor…

Şunu ihtar etmek zorundayım: Y-CHP, keşke yanılsam, bir emperyal projedir. Bir nevi, söylerken içim acıyor, şu ki, Paralel CHP’dir. Bunu şimdi söylüyor değilim. 2016 İl Kongremiz’de söyledim (https://www.youtube.com/watch?v=Bf7nmmTpgjo). Antiemperyalist (bölgede örgütlü haydutluk eyleyen ve her yıl her yıl, bir milyon insanın kanının içerek hayatiyetini sürdüren canavar savaş makinalarına karşı, tam bağımsızlıkçı, ezilenin yanında ödünsüz duran, emek en yüce değerdir diyen, hakkaniyetsizlikleri çığ gibi büyüyen iktidara, kan kusturacak, CHP değildir. Tıpkı, hakkaniyetsizliğe karşı başkaldırı reflekslerinden sökülmüş, inanç özlerinden ayrıştırılmış, şekle indirgenmek istenen, hurafelerin batağında debelenmeye icbar edilmiş, “Ilımlı Islam” gibi, Büyük Orta Doğu Projesi (BOP), gibi, bir projedir. Dış mıknatıslı, iktidara payanda görevinde olan bir CHP…

Bir defa maazallah parti içi demokrasiyi örselemiş bir CHP’dir, Y-CHP. Seçmen kitlesinden daha daha da çok kopan; Cumhuriyet’in direkleriyle, Gazi’yle, sorunu olan; o kadar ki, İktidar, “Hukumet Reisi olarak 1936’da, Gazi’nin imzasıya çıkmış bir kararnameye karşı, tarihe ihanet ettiler” derken, sesini çıkartmayacak kadar, sorunu olan bir CHP’dir, Y-CHP…

Böyle olmasa, CHP’liler, ayrıca Türkiye’nin hemen her yerinde, bu kadar huzursuz, bu kadar umutsuz olmazdı. Şükür, bu ülke ve CHP sahipsiz değildir. Çaresiz hiç değildir. Kurultay’da, ülkenin ve CHP’nin başına örülmüş mâkûs talihi, değiştirmek, Türkiye’nin Doğusu ile Batısı’nı, Karadeniz’i ile Güneydoğusu’nu, tekrardan sarmaştırmak, ülkeye ve bölgeye barışı getirmek, vatana borcumuzdur.

CHP, bu Kurultay’da emperyal projeleri bozacak, Genelbaşkan kadar Cumhurbaşkanı adayımızı seçecektir. Arkası çorap söküğü gibi gelir… Allah mahçup etmesin…

https://youtu.be/I0RxL_DvalQ&nbsp;(Genel Merkez / 23 Temmuz 2020),

&nbsp;

https://www.youtube.com/watch?v=Qf2StRK-zR0&nbsp; (Kurultay&nbsp;/ 25 Temmuz 2020)&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[CHP’DE ARŞİV DEPREMİ: TOLGA YARMAN’IN  BİR İLK ÖZELLİĞİNDEKI PARALEL CHP ÇIKIŞI YENİDEN GÜNDEMDE! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 19:22:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chpde-arsiv-depremi-tolga-yarmanin-bir-ilk-ozelligindeki-paralel-chp-cikisi-yeniden-gundemde-222804-20260602.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chpde-arsiv-depremi-tolga-yarmanin-bir-ilk-ozelligindeki-paralel-chp-cikisi-yeniden-gundemde-222804-20260602.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chpde-arsiv-depremi-tolga-yarmanin-bir-ilk-ozelligindeki-paralel-chp-cikisi-yeniden-gundemde-222804-20260602.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[ÖZGÜR ÖZEL 12 TEMMUZ İÇİN KURULTAY BAYRAĞINI RESMEN AÇTI!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-ozgur-ozel-12-temmuz-icin-kurultay-bayragini-resmen-acti-4563.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-ozgur-ozel-12-temmuz-icin-kurultay-bayragini-resmen-acti-4563.html</link>
                    <description><![CDATA[CHP’de delegelerin ve birinci derece yakınlarının hesaplarına yönelik başlatılan MASAK ve yargı ablukasına karşı Özgür Özel kanadından çok sert ve somut bir misilleme geldi. Toplanan olağanüstü kurultay imzalarını arkasına alan Özgür Özel, 12 Temmuz 2026 tarihi için resmi kurultay talebinde bulundu. Siyaset kulislerini sarsan bu hamle, partideki çift başlılık ve liderlik tartışmalarına son noktayı koyacak tarihî hesaplaşmanın gününü ilan etmiş oldu.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) aylardır süren delege savaşları, imza yarışları ve son olarak yargı eliyle delegelere yönelik başlatılan mali inceleme krizinin ardından düğmeye basıldı. Delege iradesine ipotek konulmak istendiğini savunan Özgür Özel, tabandan gelen yoğun talebi ve toplanan yeterli imzayı genel merkeze sunarak, 12 Temmuz 2026 tarihini büyük kurultay günü olarak ilan etti.

Bu hamle, hem parti içi muhalefete hem de yargısal süreçlerle kurultay sürecini dizayn etmek isteyen odaklara karşı rest niteliği taşıyor.

"Yargı Kıskacına ve Baskılara En Güzel Cevap Sandıktır"

Yılmaz Büyükerşen ve Eskişehir delegasyonunun yanı sıra yüzlerce delegenin imza desteğini arkasına alan Özgür Özel’in, 12 Temmuz hamlesi örgütte büyük bir hareketlilik yarattı. Özel’e yakın kurmaylar, resmi kurultay başvurusunun ardından yaptıkları ilk değerlendirmede, yargının delege ailelerini bile kapsayan MASAK ve SGK incelemelerine atıfta bulunarak şu ifadeleri kullandı:

"Delegelerimizin evlerine, çocuklarının banka hesaplarına kadar uzanan o finansal sopa, örgütümüzün iradesini kıramadı; aksine çelikleştirdi. Özgür Özel’in öncülüğünde 12 Temmuz 2026 için yaptığımız bu kurultay çağrısı, partimizi dışarıdan dizayn etmek isteyen iktidara ve onun yargı aparatlarına verilmiş en hür, en demokratik ve en net cevaptır. Cumhuriyet Halk Partisi kendi kaderini kendi yazar."

12 Temmuz'a Giden Süreç: Güç Dengeleri Nasıl Şekillendi?

Ankara kulislerinden sızan bilgilere göre, Özgür Özel’in 12 Temmuz tarihini seçmesi tesadüf değil. Temmuz ayının ortasında yapılacak bir kurultay, hem örgütün tamamen konsolide olmasını sağlayacak hem de yargı kıskacındaki delegelerin üzerindeki "zaman baskısını" boşa çıkaracak.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[ÖZGÜR ÖZEL 12 TEMMUZ İÇİN KURULTAY BAYRAĞINI RESMEN AÇTI! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 19:10:34 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/ozgur-ozel-12-temmuz-icin-kurultay-bayragini-resmen-acti-221403-20260601.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/ozgur-ozel-12-temmuz-icin-kurultay-bayragini-resmen-acti-221403-20260601.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/ozgur-ozel-12-temmuz-icin-kurultay-bayragini-resmen-acti-221403-20260601.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[BÜYÜKERŞEN'DEN OLAĞANÜSTÜ KURULTAY ÇAĞRISI: CHP İKTİDARA YÜRÜYECEK!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-buyukersenden-olaganustu-kurultay-cagrisi-chp-iktidara-yuruyecek-4561.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-buyukersenden-olaganustu-kurultay-cagrisi-chp-iktidara-yuruyecek-4561.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) sembol isimlerinden, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Eskişehir kurultay delegeleriyle birlikte olağanüstü kurultayın toplanması yönünde dilekçelerini verdiklerini açıkladı. Parti içi iradenin yeniden tecelli etmesi gerektiğini vurgulayan Büyükerşen, dışarıdan yargı eliyle partiye yönelik müdahalelere de sert tepki gösterdi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ CHP’de kurultay tartışmaları sürerken, partinin deneyimli isimlerinden Yılmaz Büyükerşen’den kritik bir hamle ve açıklama geldi. Büyükerşen, Eskişehir kurultay delegeleri olarak partideki tartışmaları sonlandırmak ve tabanın iradesini netleştirmek adına resmi adımı attıklarını duyurdu.

"Tartışmaların Sona Ermesi Adına Dilekçelerimizi Verdik"

Açıklamasında parti içi demokrasinin ve ortak aklın önemine dikkat çeken Yılmaz Büyükerşen, şu ifadeleri kullandı:

"CHP Eskişehir Kurultay Delegeleri olarak, partimizin iradesinin yeniden tecelli etmesi ve tartışmaların sona ermesi adına olağanüstü kurultayın toplanması için dilekçelerimizi verdik."


&nbsp;

"Yargı Eliyle CHP'yi Dizayn Edemezler"

Son dönemde siyasetin ve yargı süreçlerinin ana muhalefet partisi üzerindeki etkilerine de değinen duayen siyasetçi, iktidara ve dış odaklara net bir mesaj gönderdi. CHP'nin köklü geçmişine vurgu yapan Büyükerşen, müdahale çabalarının amacına ulaşamayacağını belirterek şunları kaydetti:

"Yargı eliyle Cumhuriyet Halk Partisi’ni dizayn etmeye, iktidara yürüyüşünü durdurmaya çalışanlar şunu iyi bilmelidir: CHP, köklerini bu ülkenin kuruluş değerlerinden alan, gücünü milyonlardan alan bir partidir. Partimiz er ya da geç milletimizin desteğiyle iktidara yürüyecek, Türkiye’yi yeniden demokrasiyle, hukukla ve adaletle buluşturacaktır."

Eskişehir delegasyonunun bu hamlesi, genel merkez ve muhalif kanat arasındaki kurultay dengelerinde kritik bir viraj olarak değerlendiriliyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[BÜYÜKERŞEN'DEN OLAĞANÜSTÜ KURULTAY ÇAĞRISI: CHP İKTİDARA YÜRÜYECEK! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 15:51:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/buyukersenden-olaganustu-kurultay-cagrisi-chp-iktidara-yuruyecek-185721-20260601.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/buyukersenden-olaganustu-kurultay-cagrisi-chp-iktidara-yuruyecek-185721-20260601.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/buyukersenden-olaganustu-kurultay-cagrisi-chp-iktidara-yuruyecek-185721-20260601.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[ZURNANIN ZART DEDİĞİ NOKTADAYIZ, AMA, TÜRKİYE SAHİPSİZ DEĞİLDİR!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-zurnanin-zart-dedigi-noktadayiz-ama-turkiye-sahipsiz-degildir-4560.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-zurnanin-zart-dedigi-noktadayiz-ama-turkiye-sahipsiz-degildir-4560.html</link>
                    <description><![CDATA[Prof. Dr. Tolga Yarman'ın  geçmişten günümüze ışık tutan, Türkiye’nin millî hafızasına ve egemenlik mücadelesine adanmış bu tarihî arşiv yazısını bu günlere nasıl gelindiğini hatırlatmak açısından bir kez daha okunması amacıyla yeniden yayınlıyoruz. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Prof. Dr. Tolga Yarman’ın 18 Haziran 2014 tarihinde, Türkiye’nin siyasi kırılma noktalarından biri olan "Çatı Adayı" tartışmaları ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde kaleme aldığı bu ufuk açıcı makale; Türk siyasetinin kurumsal tıkanıklıklarını, küresel vesayet odaklarının iç politikaya müdahalelerini ve temsiliyet krizini on iki yıl öncesinden sarsıcı bir netlikle ortaya koymaktadır.&nbsp;Prof. Dr. Tolga Yarman’ın&nbsp; o dönem adeta bir alarm niteliğinde dile getirdiği "paralel devlet yapılanması", muhalefetin yapısal zaafiyetleri ve bölgesel mezhep savaşları tehlikesine dair öngörüleri, bugün geriye dönüp bakıldığında tarihsel bir haklılığın vesikası olarak karşımıza çıkmaktadır. İşte geçmişten günümüze ışık tutan, Türkiye’nin millî hafızasına ve egemenlik mücadelesine adanmış o tarihî arşiv yazısı:
&nbsp;

ZURNANIN ZART DEDİĞİ NOKTADAYIZ, AMA, TÜRKİYE SAHİPSİZ DEĞİLDİR!

18 Haziran 2014

Çatı Cumhurbaşkanı Adayı’nın belirlenmesine ilişkin tespitlerimi ve kaygılarımı belirtmem (bedeli her ne olursa olsun, bu güne kadar olduğu gibi, bugün de, şerefle öderiz), temel bir sorumluluktur.

o “Türkiye’de askerî vesayet bitti”, diye zafer çığlıkları atanlar, kör gözlerini artık açıp, görmelidirler ki, Türkiye’de, bir tek vesayet vardır, o da Pentagon (ABD Genel Kurmayı) vesayetidir ve bu vesayet, el hak aralıksız, devam etmektedir.

o Bu satırların yazarı, amerikan aleyhtarlığı hiç yapmamıştır. Tersine, Batı’nın, başta da, ABD’nin en bıçkın ve en cennet bilim tornalarından çekilerek yetişmiştir; buralarda, hocalarından başlayarak, arkadaşlarına, giderek meslekdaşlarına ve öğrencilerine varıncaya değin, engin bir yelpazede, ebedî dostlukları vardır. Bu ne kadar böyleyse, epeydir bölgede yuvalanmış ve şunca yıldır, şunca milyon insanın kanını içerek, yaşayagiden savaş makinasının parçası olmayı, Amerikalı Dostları’na da haykırdığı şekilde, dibine kadar reddetmektedir. Büyük Atatürk’ün işaret ettiği gibi, savaş eğer savunma için değilse, cinayettir. Bölgemizdeki savaş ise, kim ne derse desin, düpedüz petrol savaşıdır.

https://www.ozgurifade.com.tr/yazar/prof-dr-tolga-yarman/asla-teslim-olmayacagiz-173-kose-yazisi

o Ülkemizin, saymakla kolay bitmez sorunları vardır...İşte, gelir dağılımındaki adaletsizlik sorunu, işsizlik sorunu, kürt sorunu, enerji sorunu... Devam edeyim, yok İrak’In yalan dolanla işgaliydi, BOP’tu, açılımdı, saçılımdı, Yeni Osmanlıcılık’tı, Arap Baharı’ydı, yamacımızdaki Suriye yangınıydı, giderek, mezhep savaşı çıkartılmak istenmesiydi, hatta bunun maalesef, önemli ölçüde kotarılmış olmasıydı, derken, aklınıza artık, hangi temel sorun geliyorsa, bunların hepsinden daha önemli olanı, TEMSİLİYET BUNALIMIDIR.

Seçim sistemimiz katiyen adil değildir. Üçte birlik oy oranları ile üçte ikilik parlamento çoğunlukları elde olunabilmektedir ve bunu adına kör kör parmağım gözüne, “halk iradesi” denebilmektedir. İstanbul’dan, Ankara’dan başlayarak, hemen bütün kentlerimizde, yerel yönetim seçimlerinde, bu seçimler, “iki turlu” yapılmadığı için, tam bir kumar anlayışıyla, dörtte birlik, her hal-u karda yarının hayli altındaki oy oranlarıyla, belediye başkanları seçilebilmektedir... Bu çerçevede, güya iktidara seçilmiş bir azınlık, konumunu kalıcılaştırabilmek üzere, karşısındaki en az, öteki bir yarıyı, “milli irade”, yaygarası ardında, yok saymaya, giderek imha etmeye, girişmekten kaçınmamaktadır.

Genel seçimde yüzde on barajı bir faciadır. Partilerin içlerinde demokrasinin “d” si yoktur. Hasbel kader yönetime gelmiş olanlar, mevcut il ve ilçe yönetimlerini, bir çırpıda görevden almakta; buraları, atamalarla doldurmaktadırlar. Atananlar, kendilerini, ilçelerden başlayarak yapılan kongrelerde, seçecek olanları döşemekte; döşenenler, kendilerini döşeyenleri, seçmekte... Döşedikleri suretiyle, saygıdeğer istisnaları saymazsak, seçilenler, kendilerini atayanları, gidip büyük kongrelerde sözüm ona seçmekte ve deveran böyle sürüp gitmeltedir. Böyle bir çerçevede, liderlerin, çoğunlukla, astığı astık, kestiği kestiktir..

Hani “meydanlardan seçilerek bir tek onlar gelmektedir”, denilebilir.


o Bu ne kadar böyleyse de, lider sayısı, dördü beşi geçmeyince, bunların, ayrıca geniş örgüt yapılanmalarına oturuyor olmamaları sebebiyle, dış odaklara yular kaptrmaları çok olağan olup; o odaklar bu dört, bilemediniz beş özneyi, manipüle etmek suretiyle, ülkemiz gibi 80 milyonluk bir nüfusa merdiven dayamış bir ülkeyi, parmaklarında, fırıl fırıl oynatabilmektedirler.

o Bakarsınız, partilerin tabanlarında bıçkının bıçkını emektarlar dururken; parti liderleri, bunların tümünü es geçebilerek, partilerinin tabelalerının altından geçmemiş, hatta başka partilerin tabelalaları altında dolaşmış, söz konusu partilerde, demek ki, zinhar tabanı olmayan, nice eşhası, parti yönetimlerine, giderek, milletvekili kadrolarına dolduruverebilmektedirler.

o Geçende bir partinin en üst düzeyde bir yöneticisine sormaktan kendimi alamadım: Allaşkına, bu partiyi kim yönetiyor?, dedim. “Lobiler, Hocam!”, dedi, bütün samimiyetiyle, sağ olsun... Lobiler demek, sonuçta “dış güçler”, demektir.

o Ne oldu şimdi: Partilerimizin tabanları, has evlatları, fena halde ve sür git, aldatılmaktadırlar.

o “Demokrasi” naraları atanlar; aslında, şu hinin hini; partilerin tabanlarından başlayarak, toplumumuzu aldatma sözde özgürlüğünü; tam bir demokrasi katliyle, kurumsallaştırmaya yeltenenlerdir.

o Bunları, partilerin tabanlarıyla birlikte, hastalığı tabii, hisseden halkımız, boyunlarına dolanmış, dış odakların yularlarından çekip, içimizden kovmayı, inanıyorum, bilecektir. Bilhassa, yakın tarihimiz; üstüne esaret gömleği geçirilmek istenen halkımızın, bunu nasıl yırttığının, destanlarıyla doludur.

o Bu çerçevede, Onlar’a buradan haykırıyorum: Canımıza yettiniz... Alın tımarınızı, verin atımızı!.. Çekilin artık çakı gibi birikimlerin, yürekli yiğitlerin, ülkemizi ve bölgemizi, aydınlıklara taşıma yolunda, ayaklarına habire pranga olmaktan...

&nbsp;

***

&nbsp;

Uzatmadan, günümüze geliyorum.

o Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, yol boyu çok vebali vardır. Paralel devletin de mimarı odur, Ergenekon’un Savcısı da... Ordu’ya kumpas, 12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu uzantısında, yargının, maatessüf istenildiği gibi, şekillendirilmesiyle başlamıştır. O tarihte, Sandık’ta sağladığı başarı ne denli dikkate değerse de, sonuçta stratejik ketenpereye getirildiği gün gibi ortadadır.

o Tayyip Erdoğan, sonuçta, vebali ne kadar hacimli olursa olsun, her faninin haysiyetini ezdirmesinin bir sınırı olup, bir süredir, boyunduruktan kurtulma çırpınışları sergilemeye başlamıştır. Bu olgu, kendisinden, sergileyegeldiği cürümlerin hesabının sorulmayacağı anlamına gelmez.

o Vakıa şu ki, Tayyip Erdoğan’ı; yok BOP Eşbaşkanı idi, yok Esat’ti, Esed oldu, Suriye’ye icbar edildi, yok, Kurecik Üssü idi, koca İran’ı açıktan tehdit etme noktasına sıkıştırıldı, ne oldu, yaptıklarıyla kaldı, ama yine de, yetmedi, ABD çoktan gözden çıkartmıştır.

o Tayyip Erdoğan, günahı boynuna, ama namusla konuşmak gerekir, sıradan bir lider hiç değildir, çok inançlıdır, çok dirençlidir. Ve elhak, son yerel seçimin (30 Mart 2014), bir galibi, bir de mağlubu vardır. Galip, tek başına, Tayyip Erdoğan’dır, mağlup ise (ülkemizde, yanına almayı başardığı, zaten yanında olagelmiş), muhalefet partilerimiz ve AKP gövdesinden kopan, esasen yanındaki Penisilvanya saçağı ile birlikte, koca ABD Yönetimi’dir.

o Yerel Seçim öncesi, Penisilvanya ve muhalefet partilerimizin koalisyon gerçeği, o kadar açıktır ki, Penisilvanya saçağına ait olduğu bilinen yayın organları, “zınk” diye bir “U Dönüşü” ile, daha önce, kanlı bıçaklı oldukları, söz konusu muhalefet partilerinin sözcülerini övgülerle birlikte, sayfalarına, ekranlarına, taşımaya, koyuluvermişlerdir.

o Tayyip Erdoğan, bu süreçte; Devlet’in içinde, besbelli dış destekli olarak yuvalanmış, “delil imalat merkezlerinin”, giderek ilgili emniyet unsurlarının, yargı unsurlarının, bilerek bilmeyerek dahil oldukları örgütlü cürmü; bütünüyle; “paralel devlet” söylemini icat ederek, muhalefetin kucağına bırakmayı başarmış; o muhalefet ise, dikkate getirdiğim, esasen, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin suç duyurusuyla, giderek işte, 18 Haziran 2014 tarihli, Anayasa Mahkemesi’nin Balyoz Davası ile ilgili olarak verdiği, şamar vari bozma kararıyla, sübut bulmuş olan, örgütlü cürmün, heyhat, “deterjanı” rolüne atlayıvermiştir.

İnanılır gibi değildir!.. Dış destekli, üstelik başta Silahlı Kuvvetlerimiz’e karşı, örgütlü cürüm işleyenler, şimdilik, muhalefetin şemsiyesi altında olarak, rahatça nefes alabilmektedirler.

o Cumhurbaşkanlığı Seçimi, bundan önce, yerel seçimlerde olduğu gibi, tek başına Tayyip Erdoğan ve çatı adayı çıkaran, ABD güdümlü, muhalefet arasında geçecektir. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.

o Çatı Adayı çıkartan muhalefet partileri, bu çerçevede, tiyatrolarını dahi doğru düzgün oynayamamışlardır. Çeşitli ziyaretleri “tam kaşelidir” ve ulusumuzu, maatessüf aldatmaya yöneliktir...

o Koskoca Cumhuriyet Türkiyesi’nin Partileri’nin, üst yönetimlerinin, az önce resmini çizdiğim demokrasi zaafiyetimizle, dış boyunduruk altında olması sonucu, okyanus aşırı rüzgârlarla önlerine gelen talimatı, maiyetteki, alelade, daire başkanlıkları imişlercesine, esas duruşta, uygulamaları, zurnanın zart dediği noktadır.

o Hepsinden çok içimi, şu kervanın başında, Mustafa Kemal Atatürk’ün ve O’nun omuzdaşlarının, binbir çileyle kurdukları o dimdik, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, bugünkü yönetiminin olması, acıtıyor.

o Lamı cimi yoktur, bu yönetim unsurları, başta (şahsına halisane bağladığımız umutları tutam tutam yele savuran) Sevgili Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, tarihe hesap vermekten kaçamayacaklardır.

o Ey CHP, Ey Sevgili örgüt: İşgal altındasın! Bugünden tezi yok, olurdu olmazdı, toplanmalı, tartışmalı, toplayacağın kurultayda, şu sakil manzaraya, haddini bildirmelisin!.

o Çatı, cumhurbaşkanı adayı çok değerli insanımız: Dürüst, derin müktesabatı olan herkes gibi sen de elbette çok saygıdeğersin, Ancak, sen söz konusu partilerin adayı değilsin.

Buralarda yapılan sözde anketlerin hiç birinde adının tek bir harfi dahi telaffuz edilmedi. Senin de içinde bulunacağın adaylar arasında, söz konusu tabanlarda bir anket yapılsa, buradan, hiç bir biçimde sen çıkamazsın. Sen, lütfen kusura bakma, aklına gelmese de, gerçek şu ki, Tayyip Erdoğan’a karşı, bizlerin kucağına bırakılmak istenen adaysın.

Bugün sen ve Tayyip Erdoğan karşı karşıya kalsanız, Tayyip seni meydanlarda, arkanda hangi, hacimli müktesebat ve hangi güçlü medya unsurları olursa olsun, çıtır çıtır yer. Ama asıl olacak olan, senin açından daha da kötüdür. BDP+ HDP, “kapsayıcı” bir aday çıkartsa, ki olacak olan odur, ilk turda oylar yuvarlak, şöyle dağılır: Sen % 30’den az, BDP+HDP % 30’dan fazla, Tayyip Erdoğan % 40’dan az. Bu durumda ikinci tura sen değil, BDP+HDP’nin adayı kalır ve Tayyip ABD’nin bugünkü Yönetimi’ni, bir defa daha yener. “Helal olsun!” dedirtir, ayrıca, hemen herkese, Bu durmda, ikinci turda, muhakkak çıkar.

o Bir şey daha söyleyeyim, çatı, cumhurbaşkanı adayı çok değerli insanımız: Cumhuriyet’in inançla bir sorunu hiç olmamıştır. Cumhuriyet’in sorunu, yobazlıkladır. Yobazlık, malum, karşındakine, tartışmayı, sorgulamayı, men ederek, “dediğim dedik” dediğini, dayatma cürmünün adıdır. Her mecrada yobaz olur... En ummadık yerde, örneğin bilim dünyasında bile olur. “Cumhuriyetçi geçinenler” arasında da olur... O nedenle, “Cumhuriyet” derken, çarşaf yırtan, İmam Hatip Mezunları’na farklı ölçütler uygulayan, Kuran Kursları’na kan kusturan, “laikçi yobazlardan” bahsetmiyorum... Cumhuriyet’in kuruluş yıllarından bahsediyorum... O Cumhuriyet’in, inançla sorunu, o kadar yoktur ki, Diyanet İşleri Başkanlığı bir Cumhuriyet Kurumu’dur. Yalnız hangi Diyanet: Aklı naklin önüne çeken, inancın, egemeni payandalamasına karşı duran, inancı bir defa, şekilden ibaret hiç saymayan, hakkaniyetsizliğe, adaletsizliğe başkaldırı vecibelerinden, ayırmayı inançsızlık addeden Diyanet... O Cumuhuriyet’i bana iki cümlede tarif et, desen,

“Yönetimde akıl, inançta akıl”, derim. Yönetimde akıl, “Hakimiyet, kayıtsız şartsız milletindir!” düsturunda vücut bulur. İnançta akıl ise, Diyanet’in, akli, naklin önünde tutmasında, vücut bulur... Bu çerçevede, laiklik (bunun hala daha Türkçeleştirilememiş olması, bir aydın ayıbı olarak), bir “inanç barışıdır”. Söze yakışan Türkçe karşılık ise, “inançta akliliktir”. Bizim laikliğimiz, besbelli, Batı Laikliği zaten değildir. İmamlarımız, müezzinlerimiz, devletten maaş alırlar. Ezanlarımız, çanların çalma özgürlüğü yanı sıra, dinimizin temelidir. Şehitlik, bir devlet payesidir. Şehidin ailesi devletten maaş alır. Ve ne yazık ki, bu dediklerim, evet kabul ediyorum, başta bir aydın ayıbı olarak, yeterince çözümlenmez (analiz edilmez), konuşulmaz, telaffuz edilmez... Kurumsal boyutta çalışılmak hiç istenmez... Hatırlatmak isterim ki, bölgede, yıllardır dikkat çektiğim doğrultuda bir “mezhep savaşı” çıkarılmak istenmekedir ve bu amaç bugün itibariyle maatessüf, önemli ölçüde başarılmıştır... Korkum, ne biliyor musun: Seni cumhurbaşkanlığına getirmek isteyen, büyük strategler (yanılmayı çok isterim, ama işte), bu süreçte emelleri için, piyonlaştırmak isteyenlerdir! Bu koşullarda görevi kabul edebilir misin? Yönetimdeki aklımızı, işte yazının girişinde anlattım, çalan, temsiliyet bunalımının hat safhada olduğu; inançtaki aklımızı ise, nakle karşı yok etmek isteyen, inancımızı bu bağlamda özünden boşaltıp, salt egemene biat aracına ve ona her koşulda rızacılığa dönüştürmeye kurgulanmış, şu sürecin, önüne koşulmak ister misin?.. Düşün lütfen!..

o BDP+HDP Yönetimleri! Üstünüze düşen sorumluluğu anlıyor musunuz! Bugüne kadar, o oldu, bu oldu, Ankara’nın yıllar içinde az vebali olmadı, doğru, ancak sen de az yalpalamadın. Unutma ki, emperyalizmin kucağında milli kurtuluş savaşı olmaz!.. Bu olguyu artık ve muhakkak idrak etmiş olmalısın!..

o Yeri gelmişken belirteyim: Büyük bir devletin dostu olmak demek, O’nun maşası olmak demek değildir. Maiyet memuru olmaz, ancak ve elbette şahsiyetli ve güvenilir bir müttefik olabilirsiniz. Ne maşa, ne de bölgedeki canavar savaş makinesinin parçası olur, ancak etrafınıza her daim, üstelik kişilikli ve gerçekçi tavsiyelerde bulunarak, vazgeçilmez bir dost kalabilirsiniz.

o Tayyip Kardeşim: Bugüne kadar hiç karşılaşmamış olsak da, tarafıma duyduğun saygıyı, “selamından”, biliyor olup, bana kulak vereceğine inanıyorum; bu çerçevede, sana bir hoca nasihati eyleyeceğim... Biliyorum, durumun çok yönlü, çok kritik. Aday olursan, evet seçilebilirsin. Şu ki, seni en çok düşündüren, yukarıya gitsen mi, kendini daha çok düzlüğe taşıyabilirsin, Başbakan kalsan mı? Aklından geçen şu olmalı: Yukarı gitsen, önümüzde ne olacağı pek belli değil, indirilip, evet, Yüce Divan’a sevkedilebilirsin. Başkanlık Sistemi tesis olunmadı. Her ne kadar yetkilerinle Hükümet’e, Başkan gibi davranmaya kalkışabilecek olsan da, Başbakan, biliyorsun, Başbakan’dır ve seni her an icradan uzak tutabilir. Yukarıdan, yani, sonunda (keşke yanılsam), indirileceksindir. Onun için, Başbakan kalıp, mücadelene devam etmen, hakkında, şimdilik en hayırlısı!.. Bu durumda, gel, düzgün, helal süt emmiş, her zerresine kadar bu toprakların çocuğu, aynı zamanda Dünya aydını, bir aday belirleminin öncülüğünü yap! Çok var, öyle has insan, bu topraklarda... O zaten ilk turda, “cup” diye Köşk’e çıkar... Allah yardımcın olsun!..

o Ey, her partiden milletvekilleri, durumumuz budur. Bu asil milletin, öyle ya da böyle, ama işte vekilleri olarak, şimdi ellerinizi vicdanlarınıza koyup, karşı karşıya olduğumuz muhasarayı kıracak, adımlar atma yükümlülüğündesiniz. Yolunuz açık olsun!..

Yalnız unutmayın, sizinle ya da sizsiz, Türkiye sahipsiz hiç değildir!..


&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[ZURNANIN ZART DEDİĞİ NOKTADAYIZ, AMA, TÜRKİYE SAHİPSİZ DEĞİLDİR! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 15:04:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/zurnanin-zart-dedigi-noktadayiz-ama-turkiye-sahipsiz-degildir-181403-20260601.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/zurnanin-zart-dedigi-noktadayiz-ama-turkiye-sahipsiz-degildir-181403-20260601.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/zurnanin-zart-dedigi-noktadayiz-ama-turkiye-sahipsiz-degildir-181403-20260601.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[KUMPASDER'den  Kılıçdaroğlu'nun FETÖ Açıklamasına Sert Tepki!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-kumpasderden-kilicdaroglunun-feto-aciklamasina-sert-tepki-4559.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-kumpasderden-kilicdaroglunun-feto-aciklamasina-sert-tepki-4559.html</link>
                    <description><![CDATA[FETÖ’nün Ergenekon ve Balyoz kumpaslarına direnen mağdur askerlerin kurduğu Kumpas Mağdurları Derneği (KUMPASDER), CHP’de suların durulmadığı bir dönemde Kemal Kılıçdaroğlu’nun muhaliflerine yönelik "FETÖ" çıkışına zehir zemberek bir bildiriyle yanıt verdi. Askerler, Kılıçdaroğlu’na kumpas günlerini hatırlatarak, "Bizleri gömmek için kazma kürek bekleyenleri unutmuyoruz" dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Siyasetin altüst olduğu, genel merkez binaları ve mahkeme koridorları arasında unvan savaşlarının yaşandığı başkentte, sivil toplum ve askeri hafızadan çok konuşulacak bir hamle geldi. Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde zindanlara atılan Mustafa Kemal’in askerlerinin kurduğu KUMPASDER, Kemal Kılıçdaroğlu’nun son dönemde Özgür Özel ve ekibini hedef alan "FETÖ’cülük" imalarına ve suçlamalarına karşı adeta muhtıra niteliğinde bir açıklama yayımladı.

Dernek, yayımladığı bildiride Kılıçdaroğlu’nun kumpas dönemindeki "sessizliğini", mağdur ailelerine kapatılan kapılarını ve milletvekillerine koyduğu yasakları ilk kez bu kadar net ifadelerle ifşa etti.

"Mustafa Kemal’in Askerleri Betona Gömülürken Randevu Vermeyenleri Unutmadık!"

KUMPASDER’in yayımladığı ortak deklarasyonda, Türkiye’nin hızlı değişen gündemi nedeniyle kurumsal hafızanın silinmesine izin verilmeyeceği vurgulandı. Kılıçdaroğlu’nun bugünkü muhalif tasfiye dilini "acı bir tebessümle" izlediklerini belirten mağdur askerler, açıklamalarında geçmişin perdesini şu sözlerle araladı:

"Ülkemizin hızlı değişen gündeminde birçok şey unutuluyor, hafızalardan siliniyor. Ancak bizler FETÖ kumpasları ile yaratılan hukuksuzluk döneminde kimlerin yanımızda, kimlerin bizleri gömmek için kazma kürek beklediğini unutmuyoruz.

Mustafa Kemal'in suçsuz, günahsız askerleri diri diri betona gömülmeye kalkılırken, onların eşlerine, yakınlarına görüşmek için randevu vermeyen, yazılan mektupları yanıtsız bırakan, yan yana görüntü vermekten kaçınıp milletvekillerini uyaranların bugün muhaliflerini ‘FETÖ’cülükle’ suçlamaya kalkmalarını acı bir tebessümle izliyoruz."

"Boş Laflara Karnımız Tok!"

Kumpas mağdurları, Kılıçdaroğlu’nun bugünkü ahlaki ve hukuki retoriklerine karşı meydan okuyarak, gerçek dostları ile kendilerini yalnızlığa terk edenleri çok iyi bildiklerini ilan etti. Açıklamanın devamında, zor günlerde kurulan o omuz omuza ittifaka şu sözlerle sadakat vurgusu yapıldı:

Sadece bize değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne kumpaslar kurulurken "Sessiz Çığlık" meydanlarında bizlerle yan yana duranları, cezaevlerinde bizleri yalnız bırakmayanları, hukuk ve adalet çabalarımıza destek olanları, ölümüzde, dirimizde yanımızda olanları bugün bir kez daha saygıyla ve minnetle hatırlıyoruz.
Biz, 15 Temmuz FETÖ kalkışmasında kimlerin eyyamcılıkla televizyon başına oturup ne olacağını beklediğini, kimlerin meydanlara, teslim alınmak istenen TBMM'sine koştuğunu da unutmadık, unutmayacağız diyerek Özgür Özel’e destek verdiklerini belirttiler. 

Geçmişin karanlığında saklanıp bugün meydanlarda 'anti-FETÖ'cülük' üzerinden koltuk hesabı yapanların boş laflarına karnımızın tok olduğunu kamuoyuna hatırlatıyoruz.


Siyaset yorumcuları, 221 eski milletvekilinin 45 gün içinde olağanüstü kurultay çağrısı yapmasının ve Özgür Özel’in Ankara meydanlarındaki kitlesel gövde gösterisinin ardından, KUMPASDER’in bu çıkışının Kılıçdaroğlu cephesinde tam bir "iletişim şoku" yarattığını belirtiyor.

Mevcut yönetimi ve muhalif sesleri "FETÖ koridorlarına saplanmakla" suçlayarak tabanda ahlaki bir arınma dalgası yaratmak isteyen Kılıçdaroğlu, bizzat o dönemin en büyük mağdurları olan yurtsever subaylar tarafından geçmişteki tutumu nedeniyle tasfiye dili kullanmakla itham edilmiş oldu. Askerlerin bu sert bildirisi, CHP içindeki kurultay delegelerinin oylama eğilimini doğrudan etkileyebilecek bir ağırlığa sahip.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[KUMPASDER'den  Kılıçdaroğlu'nun FETÖ Açıklamasına Sert Tepki! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 31 May 2026 14:46:08 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kumpasderden-kilicdaroglunun-feto-aciklamasina-sert-tepki-175001-20260531.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kumpasderden-kilicdaroglunun-feto-aciklamasina-sert-tepki-175001-20260531.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/kumpasderden-kilicdaroglunun-feto-aciklamasina-sert-tepki-175001-20260531.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[CHP’DE 221 ESKİ MİLLETVEKİLİ MUTLAK BUTLAN KARARINI REDDETTİ! ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-chpde-221-eski-milletvekili-mutlak-butlan-kararini-reddetti-4558.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-chpde-221-eski-milletvekili-mutlak-butlan-kararini-reddetti-4558.html</link>
                    <description><![CDATA[Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP 38. Olağan Kurultayı’na yönelik verdiği "mutlak butlan" kararı ve ardından yaşanan çift başlılık krizi, parti tarihinin en büyük kitlesel reaksiyonlarından birine yol açtı. CHP’de farklı dönemlerde görev yapmış 221 eski milletvekili, yayımladıkları ortak bildiriyle yargı eliyle gerçekleştirilen müdahaleyi reddederek, krizden çıkış için en geç 45 gün içinde Olağanüstü Kurultay toplanması çağrısında bulundu.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Cumhuriyet Halk Partisi, bayram gününde Özgür Özel’in Ankara İl Başkanlığı önündeki tarihi gövde gösterisinin ardından, bu kez de partinin hafızasını ve kurumsal sürekliliğini temsil eden parlamento grubunun güçlü çıkışıyla sarsıldı. Aralarında Kemal Anadol, Altan Öymen dönemi aktörleri, Murat Karayalçın dönemi siyasetçileri ve yakın dönem Meclis grubunun sembol isimlerinin de yer aldığı 221 eski CHP milletvekili ve senatör, "mutlak butlan" krizine karşı ortak bir bildiri yayımladı.

Yargının ana muhalefet partisini dizayn etmek üzere bir enstrüman olarak kullanıldığını vurgulayan tarihi deklarasyonda, mevcut krizin hukuk labirentlerinde değil, doğrudan parti örgütü ve kurultay delegelerinin iradesiyle çözülmesi gerektiği ilan edildi.

"YSK Kararı Kesindir, İktidar Yargısıyla Siyaset Dizayn Edilemez"

Eski parlamenterler, bildiride Anayasa’nın 79. maddesine açık göndermede bulunarak, seçim süreçlerinin tek meşru denetçisinin Yüksek Seçim Kurulu (YSK) olduğunun altını çizdi. YSK’nın Özgür Özel’in mazbatasını geçerli sayan kararına dikkat çekilen ortak metinde, yargı müdahalesinin demokratik düzene vurduğu darbe şu sözlerle ifade edildi:

"YSK, usulsüzlük bulmaz ve itirazı reddederse seçilmişe mazbatasını verir. Anayasa'nın 79. maddesine göre YSK’nın verdiği karar kesindir ve itiraz edilemez. İktidar yargısının, siyaseti düzenlemenin aracı durumuna getirilmesi, demokratik düzen açısından çok sakıncalıdır ve toplum vicdanında giderilmesi güç yaralar açmaktadır. Siyasal meşruiyetin kaynağı millet iradesidir. Sandıkta ortaya çıkan iradenin yok sayılması, siyasal kurumlara ve adalete olan toplumsal güveni sarsmaktadır."

Açıklamada, 2,5 yıl önce demokratik kurallarla tamamlanmış bir kurultayın yargı eliyle iptal edilmeye çalışılması "millet iradesine yönelik bir saldırı" olarak nitelendirilirken; "Mutlak butlancılar, tarihin doğru tarafında durmayan ve yarınlardan umudu olmayanlardır" denilerek Kılıçdaroğlu yönetimine çok sert bir mesaj gönderildi.

"Hukuki Boşluk En Geç 45 Gün İçinde Sandıkla Giderilmelidir"

CHP’nin anayasaya aykırı idari ve yargısal kararlarla yönlendirilemeyecek kadar köklü bir çınar olduğunu belirten 221 siyasetçi, partinin iç barışını korumak ve hukuki gri alanları ortadan kaldırmak için tek meşru adres olarak sandığı gösterdi:


	
	Temsil Boşluğu Var: "Demokratik ve Laik Cumhuriyetin kurucu partisi olan CHP içinde yaratılmak istenen ayrışma ve tartışmaların büyümeden çözümü için en doğru, meşru ve hukuki çözüm yolu DERHAL Olağanüstü Kurultay Çağrısı yapmaktır."
	
	
	45 Gün Sınırı: "Şu anda yargı eliyle yaratılmış bulunan 'hukuki temsil boşluğu' en hızlı şekilde, en geç 45 gün içinde gidilecek olan Olağanüstü Kurultay iradesiyle çözümlenir."
	


Bildirinin son bölümünde, Özgür Özel döneminde elde edilen yerel seçim başarısına da atıfta bulunularak, "Özgür Özel’in CHP’yi yeniden Türkiye’nin birinci partisi yaptığı ve ülkede büyük bir umut yarattığı, bu umudun olağanüstü kurultay iradesiyle sürdürülmesi gerektiği" kararlılıkla vurgulandı.

Bildirinin Altındaki Güçlü Kurumsal Hafıza: İşte İmzacılar Listesi

Siyaset dünyasında çarpan etkisi yaratan deklarasyona imza atan, soyadına göre alfabetik sırayla dizilmiş eski dönem milletvekilleri ve senatörlerin listesi şu şekilde kamuoyuna ilan edildi:

A - B

Erol Ağagil, Metin Arif Ağaoğlu, Yaşar Ağyüz, Mustafa Akaydın, Vezir Akdemir, Zekeriya Akıncı, Yakup Akkaya, Ayşe Nedret Akova, Bahattin Alagöz, Yavuz Altınorak, Züheyir Amber, Kemal Anadol, Ali Arabacı, Oya Araslı, Necla Arat, Çetin Arık, Arsan Savaş Arpacıoğlu, Ali Arslan, Şevket Arz, Gani Aşık, İsmet Atalay, Abdülkadir Ateş, Aytuğ Atıcı, Erkan Aydın, Hasan Aydın, Osman Aydın, Ergün Aydoğan, Hüseyin Aygün, Feridun Ayvazoğlu, Mustafa Balbay, Bülent Baratalı, Süheyl Batum, Hüseyin Bayındır, Coşkun Bayram, Gülsün Bilgehan, Hüsnü Bozkurt, Mehmet Boztaş, Çetin Osman Budak, Rıdvan Budak, Mehmet Büyükyılmaz, Barış Can.

C - E

Ethem Cankurtaran, Mehmet Alev Coşkun, Mustafa Çakır, Rasim Çakır, Halil Çalık, Musa Çam, İsmet Çanakçı, Tolga Çandar, Vahit Çekmez, Süleyman Çelebi, İzzet Çetin, Ömer Çiftçi, Yüksel Çorbacıoğlu, Osman Çoşkunoğlu, Halil Çulhaoğlu, Ayşe Eser Danişoğlu, İsmail Değerli, Kemal Değirmendereli, Nurettin Demir, Yılmaz Demir, Ali Demirçalı, İlhan Demiröz, Turgut Dibek, Celal Dinçer, A. Sedat Doğan, Muharrem Doğan, Orhan Düzgün, Mehmet Ali Edipoğlu, Kemal Ekinci, Oktay Ekşi, Emine Gülizar Emecan, Orhan Eraslan, Nevin Gaye Erbatur, Tuncay Ercenk, Fuat Erçetin, Ali Haydar Erdoğan, Haydar Erdoğan, Hikmet Erenkaya, Abdurrezzak Erten, Refik Eryılmaz.

G - K

Mustafa Gazalcı, Hasan Gemici, Nejat Gencan, Süleyman Girgin, Coşkun Gökalp, Cengiz Gökçel, Cemalettin Gürbüz, Zeynep Damla Gürel, Uluç Gürkan, Ayşe Gürocak, Güneş Gürseler, Hulusi Güvel, Namık Havutca, Mahmut Işık, Ruşen Işın, Mehmet Kahraman, Sena Kaleli, Nail Kamacı, İrfan Kaplan, Mehmet Hilal Kaplan, Emin Karaa, Selahattin Karaahmetoğlu, Erdal Karademir, Tuncay Karaytuğ, Atilla Kart, Mehmet Kartal, Yılmaz Kaya, Yakup Kepenek, Mehmet Kerimoğlu, Mehmet Kesimoğlu, Ahmet Güryüz Ketenci, Ali Keven, İsmet Önder Kırlı, Emin Koç, Haluk Koç, Tevfik Koçak, Muhin Koçyiğit, Osman Korutürk, Erdal Koyuncu, Ural Köklü, Ali İhsan Köktürk, Emre Köprülü, Şevket Köse, Tufan Köse, Mustafa Kul, Şevki Kulkuloğlu, Kazım Kurt, Rüştü Kurt, Muzaffer Kurtulmuşoğlu, Sedef Küçük, Mehmet Küçükaşık.

L - Ö

Faruk Loğoğlu, Türkan Miçooğulları, Mustafa Moroğlu, Güldal Mumcu, Ziya Gökalp Mülayim, Ali Oksal, Güldal Okuducu, Melda Onur, Selahattin Öcal, Ensar Öğüt, Kadir Gökmen Öğüt, Şinası Öktem, Hasan Ören, Sakine Öz, İsmail Özay, Ahmet Sırrı Özbek, Hüseyin Özcan, Osman Özcan, Suat Özcan, İbrahim Özdiş, Kamil Özev, Kazım Özev, Ufuk Özkan, Yüksel Özkan, Mustafa Özyurt, Mustafa Özyürek.

P - U

Mehmet Parlakyiğit, Sedat Pekel, Kemal Sağ, Nadir Saraç, Faruk Sarıaslan, Ali Sarıbaş, Sıdıka Sarıbekir, Timucin Savaş, Mehmet Nuri Saygun, Bedri Serter, Nur Serter, Behiç Sonbay, Ertöz Vahit Suiçmez, Tayfur Süner, Ali Haydar Şahin, Şadan Şimşek, Yahya Şimşek, Ali Tekin, Hayati Tekin, Erol Tınaztepe, Mustafa Timisi, Mehmet Tomanbay, Ramis Topal, Binnaz Toprak, Muharrem Toprak, Altan Tuna, Zülfükar İnönü Tümer, Neccar Türkcan, Elif Doğan Türkmen, Rıza Türmen, Enis Tütüncü, Şahin Ulusoy, Engin Uysal, Necati Uzdil, Sedat Uzunbay.

Ü - Z

Zeki Ünal, Baha Ünlü, Halil Ünlütepe, Engin Ünsal, Hüseyin Ünsal, Fahrettin Üstün, Akın Üstündağ, Kazım Üstüner, Ali Cumhur Yaka, Rıza Yalçınkaya, Abdülaziz Yazar, M. Ziya Yergök, Erdoğan Yetenç, İdris Yıldız, Sacit Yıldız, Dilek Yılmaz, Mustafa Yılmaz (Malatya), Necati Yılmaz, Rıza Yılmaz, Ahmet Yılmazkaya, Bayram Yılmazkaya, Selami Yiğit, Bekir Yurdagül, Candan Yüceer, Vedat Yücesan, Alaattin Yüksel, Şefik Zengin, Veli Zeren.

CHP içindeki "hukuki ve idari egemenlik" savaşı, kurumsal omurgayı oluşturan eski parlamenterlerin bu hamlesiyle yeni bir faza evrildi. 221 ismin tek bir metinde birleşmesi, "mutlak butlan" formülüyle genel merkez binasına oturan Kılıçdaroğlu yönetiminin üzerindeki taban baskısını maksimuma çıkaracaktır. 45 günlük takvim dayatması, partinin kaçınılmaz olarak yeniden kurultay sandığına doğru sürüklendiğini tescillemektedir.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[CHP’DE 221 ESKİ MİLLETVEKİLİ MUTLAK BUTLAN KARARINI REDDETTİ!  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 31 May 2026 14:07:16 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chpde-221-eski-milletvekili-mutlak-butlan-kararini-reddetti-171811-20260531.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chpde-221-eski-milletvekili-mutlak-butlan-kararini-reddetti-171811-20260531.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/chpde-221-eski-milletvekili-mutlak-butlan-kararini-reddetti-171811-20260531.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[ÖZGÜR ÖZEL’İN HALKLA BAYRAMLAŞMASI MİTİNGE DÖNÜŞTÜ!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-ozgur-ozelin-halkla-bayramlasmasi-mitinge-donustu-4557.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-ozgur-ozelin-halkla-bayramlasmasi-mitinge-donustu-4557.html</link>
                    <description><![CDATA["Mutlak butlan" davası ve YSK’nın mazbata kararlarıyla tarihinin en büyük çift başlılık krizini yaşayan CHP’de bayramın son günü gövde gösterisine sahne oldu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Merkez davetiyle aynı gün ve aynı saate denk getirilen Özgür Özel’in Ankara İl Başkanlığı önündeki halk buluşması, adeta insan seline sahne oldu. Özel, kürsüden Kılıçdaroğlu yönetimine sert sözlerle yüklendi: "Umudunu mahkeme kararlarına, saray koridorlarına bağlayanlar buradaki iradeyi görsün!"]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;Cumhuriyet Halk Partisi, bayram gününde iki farklı odaktan yükselen seslerle tarihinin en kritik kırılmalarından birini yaşadı. Mahkeme kararıyla Genel Merkez binasını devralan Kemal Kılıçdaroğlu ekibinin saat 14.00'te Genel Merkez bahçesinde bayramlaşma çağrısı yapmasına karşılık; seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel de aynı saatte Ankara İl Başkanlığı önünde (Güvenpark) halkla bayramlaşma programı düzenledi.

"Hangi meydanın daha çok dolacağı" merak konusu olan o kritik saatte, Özgür Özel’in çağrısına kulak veren on binlerce partili ve vatandaş alanı adeta bir miting meydanına çevirdi. İğne atsan yere düşmeyecek kalabalık, Özel’e destek sloganlarıyla Ankara sokaklarını inletti.


Fotoğraf:BİRGÜN Gazetesi

Ankara İl Başkanlığı Önünde İğne Atsan Yere Düşmedi

9 günlük tatil ve Ankara’nın boşalmış olmasına yönelik tahminlerin aksine, Özgür Özel’in bayramlaşma çağrısı başkentte muazzam bir mobilizasyon yarattı. Güvenpark ve İl Başkanlığı çevresi, ellerinde Türk bayrakları ve parti flamaları olan on binlerce yurttaş tarafından hınca hınç dolduruldu.

Meydandaki katılımcı sayısının fazlalığı dikkat çekerken, örgütlerin ve tabanın Özgür Özel’e olan güvenoyu sahada somut bir gövde gösterisine dönüştü. Kürsüye yoğun sevgi gösterileri ve "Asla yalnız yürümeyeceksin" sloganları eşliğinde çıkan Özgür Özel, beyaz gömleğiyle meydanı selamladı.

Kılıçdaroğlu Yönetimine Zehir Zemberek Yanıt: "Milletin Vermediğini Saraydan Dilenenler"

Özgür Özel, konuşmasında isim vermeden, ancak hedefi doğrudan Genel Merkez koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi olan çok sert açıklamalarda bulundu. "Atanmış CHP" ve "Seçilmiş CHP" ayrımını meydandaki dev kalabalığı arkasına alarak yapan Özel, kurultayı iptal ettiren "mutlak butlan" stratejisine şu tarihi yanıtı verdi:

"Umudunu Butlana Bağlayanlar Toprak Olsun!" 
&nbsp;

"Maaş alarak yandaş basına çıkanlara, partisini mahkeme kapılarında tartıştıranlara, umudunu butlana, şutlana koyanlara buradan sesleniyorum: 'Bırak saraylara mermer olmayı, toprak ol bağrında güller yetişsin.' Sarayın mermerlerinde oturanlara, genel merkezi polis zoruyla zapt edenlere söylüyorum: Milletin vermediği gücü, delegenin sandıkta vermediği yetkiyi, saray koridorlarından, mahkeme ilanlarından dilenenler gelip buradaki halkın iradesini görsün!"

Özel, "Ben bu partinin üyelerinin, delegelerinin tertemiz helal oylarıyla seçilmiş genel başkanıyım. Bizim yerimiz sarayların gölgesi veya mahkeme salonları değil; milletin meydanlarıdır" diyerek Kılıçdaroğlu ekibinin meşruiyetini sahada tamamen sarstı.

"Bu Memleketi Bir Avuç İnsanın Çıkar Hesabına Teslim Etmeyeceğiz"

Konuşma sırasında yaşanan elektrik kesintisinin ardında devreye giren jeneratörle konuşmasına devam eden Özgür Özel beklediğimizi yaptılar diyerek tepki verdi. Konuşması sık sık alkışlar ve sloganlarla kesilen Özgür Özel, bayram mesajını doğrudan siyasi mücadeleye bağlayarak sözlerini şöyle tamamladı:

"Biz bu memleketi, kendi kişisel koltuk hırsları için partiyi karıştırmaya çalışan bir avuç insanın çıkar hesaplarına asla teslim etmeyeceğiz. Delegeye sırtını dönüp hukuk labirentlerinde çıkış arayanlar kaybetmiştir. Halk burada, irade burada, gelecek burada!"

Bayramlaşma sonrasında toplanan&nbsp; binlerce kişiyle Anıtkabire giden Özgür Özel ekibinin, önümüzdeki günlerde toplanacak olan Parti Meclisi’nde (PM) Kılıçdaroğlu yönetimine karşı "olağanüstü kurultay" talebini resmen masaya getireceği ve Ankara İl Başkanlığı önündeki bu muazzam kalabalığın kurultay delegeleri üzerinde çarpan etkisi yaratacağı belirtiliyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[ÖZGÜR ÖZEL’İN HALKLA BAYRAMLAŞMASI MİTİNGE DÖNÜŞTÜ! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 30 May 2026 13:20:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/ozgur-ozelin-halkla-bayramlasmasi-mitinge-donustu-164133-20260530.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/ozgur-ozelin-halkla-bayramlasmasi-mitinge-donustu-164133-20260530.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/ozgur-ozelin-halkla-bayramlasmasi-mitinge-donustu-164133-20260530.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[ÖZGÜR KARABAT SUSTUKLARIMIZI ANLATMA ZAMANI DEDİ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ozgurifade.com.tr/haber-ozgur-karabat-sustuklarimizi-anlatma-zamani-dedi-4556.html</guid>
                    <link>https://www.ozgurifade.com.tr/haber-ozgur-karabat-sustuklarimizi-anlatma-zamani-dedi-4556.html</link>
                    <description><![CDATA[Mahkemenin "mutlak butlan" kararıyla sarsılan CHP’de sular durulmuyor. Kılıçdaroğlu yönetiminin, Özgür Özel dönemine ait iki lüks aracı ''haram parayla alındı'' yazısıyla Genel Merkez önünde sergilemesi, bayram gününde ipleri tamamen kopardı. Özgür Karabat, sergilenen araçlardan birinin bizzat Kılıçdaroğlu’nun eski makam aracı olduğunu açıklayarak sert tepki gösterirken; Kılıçdaroğlu cephesi araçların "sembolik" seçildiğini savundu.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yargı kararları ve YSK’nın mazbata çıkmazıyla tarihinin en sancılı günlerinden geçen Cumhuriyet Halk Partisi, bayram gününde eşine az rastlanır bir "makam aracı" kavgasına sahne oldu. Mahkeme kararıyla yönetimi yeniden devralan Kemal Kılıçdaroğlu ekibi, Özgür Özel döneminde kullanılan iki lüks aracı Genel Merkez bahçesine çekerek camlarına "haram parayla alınmış" yazısı astı. Araçların satış gelirinin sivil topluma bağışlanacağı iddiaları sıcaklığını korurken, Özel yönetiminin İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat’tan siyaset kulislerini sallayacak belgeli bir manifesto geldi.

Karabat, yapılan hamleyi "Genel Merkezimize polis sokmak kadar ağır bir zarar" ve "yalanlarla bezenmiş bir seviyesizlik" olarak nitelendirerek, partinin bugüne kadar sustuğu zırhlı araç ve finansman gerçeklerini tek tek ifşa etti.



Karabat Sustuğu Gerçekleri Açıkladı: "Biri Kılıçdaroğlu’nun Kendi Makam Aracı!"

Sosyal medya hesabından zehir zemberek bir açıklama yapan ve bu açıklaması Özgür Özel İletişim hesabı tarafından da yeniden paylaşılan Özgür Karabat, sergilenen araçların partinin öz kaynaklarıyla alındığını belirterek şu 4 maddelik gerçeği kamuoyuyla paylaştı:


	
	Faturaları Mevcut: Genel Merkez bahçesinde seviyesizce sergilenen iki araç da partimizin kendi parasıyla alınmıştır, tüm faturaları mevcuttur.
	
	
	Kendi Kullandığı Araç: Araçlardan biri 2022 yılında Sayın Kılıçdaroğlu döneminde alınmış ve bizzat Sayın Kılıçdaroğlu tarafından makam aracı olarak kullanılmıştır. O araçları oraya koyanlar bunu bilemeyecek kadar cehalet sahibidir.
	
	
	Bu Yıl Alındı: Diğer araç da partimizin kendi parasıyla henüz bu yıl satın alınmıştır.
	
	
	İftiraları Açıklıyorum (Zırhlı Araç Gerçeği): O araçların Özkan Yalım ya da Aziz İhsan Aktaş ile ilgisi yoktur. Sayın Kılıçdaroğlu, Çubuk’ta saldırıya uğradıktan sonra, Sayın Erdoğan Toprak, İstanbul’dan, Aziz İhsan Aktaş’tan bir zırhlı araç almış ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun kullanımına sunmuştur. Sayın Kılıçdaroğlu, bu zırhlı aracı 1,5 yıl boyunca kullanmıştır. Kasım 2023’teki kurultaydan bir gün sonra ise Erdoğan Toprak o zırhlı aracı alıp yeniden İstanbul’a götürmüştür.
	


Kılıçdaroğlu’nun Danışmanı Sönmez: "Araçlar Rastgele ve Sembolik Seçildi"

Özgür Karabat’ın belgeli ve sert çıkışının ardından gözler Kemal Kılıçdaroğlu cephesine çevrildi. Sözcü Gazetesi’ne konuşan Kılıçdaroğlu’nun Basın Danışmanı Atakan Sönmez, iddialara ve "kendi aracı" eleştirilerine yanıt verdi.

Sönmez, Genel Merkez önünde sergilenen iki lüks aracın şahıslara özel olarak hedef alınmadığını, CHP envanterinden rastgele seçilen iki aracın "sembolik" olarak teşhir edildiğini belirtti. Kılıçdaroğlu kanadı, bu hamlenin temel amacının lüks ve şatafata karşı ahlaki bir duruş sergilemek olduğunu savunmaya devam etti.
CHP, "mutlak butlan" kararı sonrası hukuksal bir paradoksun içine düşerken, liderlik hırsının bayram gününde bile partinin zarar görmesi için fütursuzca yapılan bu hamleler tabanda derin bir kırılma yaratıyor. Faturalı parti mallarının "haram" etiketiyle tırnak içinde sembolikleştirilmesi, kurumsal hafızaya ve parti ciddiyetine geri dönülemez bir darbe vurmaktadır. Şimdi gözler, bu ağır ifşaatların ardından delegelerin takınacağı tavra çevrilmiş durumda.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ozgurifade.com.tr/ozel-haber-haberleri">ÖZEL HABER</category><dc:creator><![CDATA[ÖZGÜR KARABAT SUSTUKLARIMIZI ANLATMA ZAMANI DEDİ - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 28 May 2026 11:57:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/ozgur-karabat-sustuklarimizi-anlatma-zamani-dedi-150920-20260528.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/ozgur-karabat-sustuklarimizi-anlatma-zamani-dedi-150920-20260528.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ozgurifade.com.tr/images/haber/ozgur-karabat-sustuklarimizi-anlatma-zamani-dedi-150920-20260528.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item></channel></rss>