Emeğin Onuru ve Gasp Edilen Haklar
Emeğin Onuru ve Gasp Edilen Haklar
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, sadece bir takvim yaprağı ya da bir tatil günü değil; alnının teriyle hayatı var edenlerin, fabrikalardan tarlalara, ofislerden maden ocaklarına kadar dünyayı elleriyle kuranların ortak sesidir.
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, sadece bir takvim yaprağı ya da bir tatil günü değil; alnının teriyle hayatı var edenlerin, fabrikalardan tarlalara, ofislerden maden ocaklarına kadar dünyayı elleriyle kuranların ortak sesidir.
Bugün, emeğin kutsallığını hatırlatmanın yanı sıra, çalışma hayatının içinde bulunduğu derin yaraları ve çözüm bekleyen ağır sorunları konuşmanın da günüdür.
Ülkemizde 1 Mayıs, ne yazık ki bayram coşkusundan ziyade geçim derdinin ve hak arayışının gölgesinde karşılanıyor. İşçilerimiz; anayasal hakları olan sendikalaşma özgürlüğünden, iş güvencesinden ve insanca yaşayacakları bir gelirden mahrum bırakılmak isteniyor. "Esnek çalışma" adı altında dayatılan güvencesizlik, tazminat haklarının budanması ve sendikal örgütlenmenin önündeki barikatlar, bugün modern çalışma hayatının en büyük hak gaspları olarak karşımızda durmaktadır.
Olumsuz çalışma koşulları, sadece fiziksel bir yorgunluk değil, aynı zamanda bir insan hakları meselesidir. Yetersiz iş sağlığı ve güvenliği önlemleri nedeniyle her yıl yüzlerce işçimizi iş cinayetlerine kurban veriyoruz. Madenlerden inşaat sahalarına kadar uzanan bu ihmaller zinciri, "kader" ya da "fıtrat" denilerek geçiştirilemez. Her işçinin sabah evinden çıktığında, akşam sevdiklerine sağ salim dönebileceği güvenli bir iş ortamına sahip olması, devletin ve işverenin en temel sorumluluğudur.
Ekonomik krizin faturasının en ağır kesildiği kesim yine emekçiler olmuştur. Enflasyonun hızla erittiği maaşlar, açlık sınırına dayanan asgari ücretler ve satın alma gücünün dibe vurması, işçiyi sadece çalışmaya değil, hayatta kalma mücadelesi vermeye mahkûm etmiştir. Emeğin milli gelirden aldığı payın her geçen gün düşmesi, toplumsal adaletin sarsıldığının en açık göstergesidir. Bir ülkede refah, ancak o refahı üretenlerin sofrasına da uğradığında gerçektir.
Tüm bu karamsar tabloya rağmen 1 Mayıs, umudun günüdür. Tarih boyunca kazanılmış her bir hak; dökülen alın terinin, birlik olmanın ve dayanışmanın ürünüdür. Bugün ihtiyacımız olan; işçinin emeğinin sömürülmediği, liyakatin esas alındığı, çocuk işçiliğinin son bulduğu ve her çalışanın emeğinin karşılığını başı dik bir şekilde aldığı adil bir düzendir.
Bu vesileyle, yerin metrelerce altında, güneşin sıcağında veya makinelerin gürültüsünde; bu ülke için değer üreten tüm emekçilerin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlu olsun.
"İşçinin hakkını, alın teri kurumadan veriniz." felsefesinin sadece sözde kalmadığı, adaletin ve emeğin egemen olduğu bir gelecek dileğiyle...
,İbrahim Bilgin
İstanbul Gazete ve Haberciler Federasyonu
Maltepe Şube Başkanı
