Kötülük Kültürü: Sadece Bir Zaaf mı, Yoksa Kurumsallaşan Bir Dayatma mı?

ÖZEL HABER 26.03.2026 - 10:23, Güncelleme: 26.03.2026 - 10:23 2093 kez okundu.
 

Kötülük Kültürü: Sadece Bir Zaaf mı, Yoksa Kurumsallaşan Bir Dayatma mı?

Prof. Dr. Halil Çivi, bu ufuk açıcı makalesinde kötülüğü sadece bireysel bir ahlak sorunu olarak değil; felsefeden hukuka, ekonomiden siyasete uzanan kurumsal bir 'kültür' olarak mercek altına alıyor.

"İnsanlık tarihinin en kadim ve en sancılı sorusu: Kötülük nedir ve nereden beslenir? Kimine göre insan doğasının derinliklerinde yatan 'radikal bir eğilim', kimine göre ise modern sistemlerin çarkları arasında üretilen bir 'sıradanlık'... Kötülüğün psiko-sosyal kaynaklarından, otoriter rejimlerin bu olguyu nasıl kurumsallaştırdığına kadar geniş bir yelpazede önemli anımsatmalarda bulunan Çivi; toplumsal barışın ve gıda güvenliğinden hukuk adaletine kadar her alandaki huzurun yegane panzehiri olarak 'denetlenebilir iktidarı' ve 'kuvvetler ayrılığını' işaret ediyor. İşte bireyden devlete, kötülüğün çok boyutlu anatomisi..."   ÇEŞİTLİ BOYUTLARIYLA KÖTÜLÜK OLGUSU VE KÖTÜLÜK  KÜLTÜRÜ ÜZERİNE BAZI ÖNEMLİ ANIMSATMALAR. Kötülük, insanlık tarihi boyunca var olan; bireyleri, aileleri, toplumları ve devletleri çok derinden ve olumsuz yönde etkilyen bir sosyal olgudur. Bu konu, felse, teoloji(din bilimi), sosyoloji, psikoloji ve sosyal psikoloji ve hatta tarih gibi bir çok sosyal bilim dallarını çok yakından ilgilendiren önemli incelemerin ilgi alanı olagelmiştir. Özellikle de felsefeciler, kötülüğü doğuran etkenler, nedenler ve sonuçlar konusunda yoğun tartışmalar yapmışlardır. Ünlü Alman filozofu Immanuel Kant(1724-1804) kötülüğü insanın vahşi, yabanıl doğasında bulunan " radikal bir eğilim" olarak tanımlamıştır. Halbuki Yahudi asıllı Hannah Arent( 1906-1975), kötülüğün doğuştan gelmediğini, çağdaş bürokratik toplumlarda, çeşitli nedenlerle sıradan insanlarca üretildiğini savunmuştur. 1- Acaba Kötülük Nedir? Kötülük, genel olarak, başkalarına zarar veren davranışların bilinçli olarak ya da ihmal yoluyla gerçekleştirilmesi olarak tanımlanabilir. Kötülüğün zararları yalnız fiziksel olmayıp,  psikolojik, maddi, dini, hukuki, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda ortaya çıkabilir. * Felsefi olarak kötülük üç ana temele dayandırılır. a- Ahlaki kötülük: Bireylerin isteyerek ve bilinçli olarak başkalarına zarar verici eylemde bulunmaktır. b- Doğal kötülük: Deprem, sel, yangın, hastalık- salgın hatalık...ve benzeri doğal felaketlerden kaynaklanan kötülükler. c- Sistemik kötülük: Bir ülkedeki siyaset, yönetim,  hukuk, kör inanç,  ekonomi... ve benzeri kurumların kötülük üretmesinden doğan kötülükler. 2- Kötülük Çok Boyutludur. Kötülük yalnızca bireysel kötü ya da bilinçsiz davranışlardan doğmaz.  Farklı kurumsal, yönetsel ve hukuksal davranışlar da kötülük üretebilir.  Bireysel ve kurumsal boyutları ile bazı kötülük türleri şöyle sıralanabilir.  * Ahlaki kötülük: Bireylerin Ahlaki, vicdanı ve insani temel ilkelere uymamasından kaynaklanan kötülükleri kapsar. Yalan, hırsızlık, İftira, zulüm, cebir, şiddet, öldürme...Bu tür kötülüğe girer.  * Dinsel gerekçeli kötülük:  Dinlerden ve dinsel doğru öğretilerden doğrudan kötülük doğmaz. Çünkü dinlerin temel amacı zaten adaleti ve barışı sağlamaktır. Fakat din kuralları çoğu zaman siyasi nedenlerle yada bireysel çıkarlara alet edilerek çarpıtılır ve amacından saptırılır. Giderek dinsel cehalete ve dinsel fanatizme dönüşür.  Ortaya, ayrımcılık, ötekileştirme ve düşmanlıkların doğmasına neden olabilir. Örneğin Hristiyanlıktaki Katolik, Protestan çatışmaları, Islamdaki Sünni- Şii gerginlikler... din kaynaklı kötülük örnekleridir. * Siyasal ya da yönetsel kötülük:  Siyasal iktidar gücünün kasten kötüye kullanılması ile ortaya çıkar. Kral, Şah, sultan, padişah ve benzeri tek kişi ya da hanedan yönetimleri, ayrıca tek kişi erkine dayanan otoriter ve totaliter  hibrit demokrasiler de kötülük üretmeye müsait siyasi rejimler grubuna girer.  Bu tür siyasi rejimler, çoğu zaman, basķı, korku ve hatta şiddet üreterek toplumsal yaşamı çekilmez duruma getirebilirler.  Kötülük üretimleri tescillenmiş, Stalin, Hitler ve Musolini gibi tek adam rejimleri kötülük üreten siyasi liderlere örnek olarak gösterilebilir.  Sosyo-kültürel olarak, tek kişi yönetimine dayalı siyasi liderlerin aşırı övülmesi ve hatta giderek kutsallaştırılması, yanılmaz kabul edilmesi  gerçeklerden kopuk yapay bir siyasi rejimin doğmasına ve halkını ezmesine neden olabilir. * Ekonomik kötülük: Gelir dağılımındaki aşırı bozulmanın, yoksulların sırtına yüklenen vergi adaletsizliğinin, aşırı işsizliğin, çok düşük ücretlerin, katlanılması zor fiyat artıtışlarının ve sosyal güvenlik şemsiyesinin... yetersiz olduğu ülkelerde kurumsal bir ekonomik kötülüğün varlığından söz etmek gerekir.   * Hukuki kötülük: Eğer bir ülkedeki hukuk kurumu, anayasal düzenden ve adil yargılamadan ayrılır, toplumdaki adalet dağıtma işlevini giderek yitirir ve sadece mevcut siyasi iktidarı koruma ve kollama amacına yönelirse o toplumda sistemik bir hukuki kötülük var demektir.  Böyle ülkelerde yargı kurumu tarafsızlığını ve toplumsal güvenini kaybeder. Herkes kendi hakkını( ihkakı hak) kendi yöntemlerince alma yolunu seçer.  * Sosyo- kültürel Kötülük: Bir toplumdaki Irkçılık, dinsel ayrımcılık, mezhepçilik, ideolojik bölünme,  sosyal cinsiyetçilik, ötekileştirme, ayrıştırma, düşmanlaştırma ve benzeri nedenlerle ortaya çıkan travmalar ve çatışmalar sosyo-kültürel baskı ve kötülük kapsamına girer. Bu tür yanlış tutum ve davranışlar toplumlum içinde onarımı çok zor kırılmalar ve fay hatlarının oluşmasına neden olur. Toplumsal barış kaybolabilir. 3- Kötülüğün Psiko-Sosyal Kaynakları. Psiko-Sosyal  bir çok bilimsel araştırma, kötülüğün bazı insan eğilimleri ile doğrudan  bağlantılı olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda   Sigmund Freud(1856- 1939), İnsan doğasındaki bazı yıkıcı dürtülerin varlığını ileri sürmüştür. Ferud' e göre,  kötülük doğuran bazı psikolojik duygular ve eğilimler şunlardır. - Aşırı elezer( narsist) kişilik ve duygular. - Kişilerdeki duygudaşlık (empati) eksikliği ya da yokluğu.  Sosyal zeka ve sağduyu yoksunluğu. - Bazı güç odaklarının güdümüne girme, güç odaklarına aşırı bağımlılık. - Kişideki korku, güvensizlik ve yetersizlik duygusu. - Aşağılık ya da aşırı üstünlük komplekslerinden beslenen saldırgan bir kimlik yapısı. Eğer bir toplumdaki siyasi yöneticiler ya da liderler yukarıda sayılan nedenlerden birine yahut birkaçına, hatta hepsine birden sahipse toplumuna kötülük yapma olasılığı çok yüksektir. 4- Kötücül Siyasi Yönelimler. Tarihsel deneyimler bize ; bazı siyasi rejimlerin kötülüğü zamanla  kurumsallaştırdıklarını göstermiştir. Hitler, Benitto Musolini, Jozef Stalin ve benzeri liderler kötülüğü sistematik olarak kurumsallaştıran kişiler olarak tarihe geçmişlerdir. Lideri kutsallaştırma ve lider kültünün etkileri, tek yanlı ve muhalefetsiz propagandalar, hukukun siyasallaşıp muhalifler için bir cezalandırma aracına dönüşmesi, korku kültürü...ve benzeri nedenler kötücül siyasi iktidarların güçlenmelerine ve yaşamalarına neden olmaktadır.  Bu tür durumlarda sosyolojik olarak, halkın bir kısmı  bu kötücül siyaseti özden  benimseyerek, bir kısmı da korkudan itaat ederek büyük bir toplumsal çoğunluk oluştuturlar. Böylece de mevcut siyasi  iktidara büyük bir güç vererek siyasi iktidarın kötülüklerine ortak olurlar.  Siyasal ve kurumsal kötülükler yeni bir toplumsal ya da dışsal kırılmaya kadar devam eder. Eninde sonunda kötücül rejimler son bulur. Hani meşhur sözdür, " süngüyle her şey yapılabilir, fakat üstüne oturulmaz". Başka bir söylemle de hiç bir kötülük ve şiddet rejimi kalıcı olamaz .  SONUÇ YA DA KISSADAN HİSSE. Yukarıdaki analizlerin öğrettiklerine göre, kötülük sadece bireysel bir ahlak ve vicdan sorunu değildir. Felsefi, siyasal, idari, dinsel, psikolojik, sosyolojik, hukuki, mali  ekonomik ve kültürel.somut bir kurumsal olgudur. Makro ve mikro güç odaklarının denetimsizleşmesi, korku kültürünün yaygınlaşması, hukukun iktidar kırbacına dönüşmesi,   eleştirel düşüncenin bastırılması, medyanın susturulması ya da yandaşlaştırılması... kötülüğün kurumlaşıp yaşamasına  neden olur. Bu nedenledir ki; çağdaş demokratik rejimlerde toplumun temel amacı özgür seçimler yoluyla sadece iktidarları belirlemek değildir. Siyasi iktidarların çeşitli yollarla denetlenebilmeleri ve toplumlarına hesap vermeleri de çok önemli ve gereklidir.  Bu nedenle özgür  bireyler, özgür ve yansız basın, siyasi, idari, mali ve hukuki  her yönden objektif sürekli denetim, güçlü muhalefet ve çağdaş olarak örgütlenmiş güçlü sivil toplum kuruluşlarının varlığı çok büyük stratejik bir önem taşır ve  kaçınılmazdır.   Böyle bir gerçek ve etkin denetim de ancak kuvvetler ayrılığına dayanan etkin bir parlamenter sistemle olabilir. Zaten doğru, akılcı, bilimsel, tutarlı  bir siyasal bilinç de  bunu gerektirir.  
Prof. Dr. Halil Çivi, bu ufuk açıcı makalesinde kötülüğü sadece bireysel bir ahlak sorunu olarak değil; felsefeden hukuka, ekonomiden siyasete uzanan kurumsal bir 'kültür' olarak mercek altına alıyor.

"İnsanlık tarihinin en kadim ve en sancılı sorusu: Kötülük nedir ve nereden beslenir? Kimine göre insan doğasının derinliklerinde yatan 'radikal bir eğilim', kimine göre ise modern sistemlerin çarkları arasında üretilen bir 'sıradanlık'...

Kötülüğün psiko-sosyal kaynaklarından, otoriter rejimlerin bu olguyu nasıl kurumsallaştırdığına kadar geniş bir yelpazede önemli anımsatmalarda bulunan Çivi; toplumsal barışın ve gıda güvenliğinden hukuk adaletine kadar her alandaki huzurun yegane panzehiri olarak 'denetlenebilir iktidarı' ve 'kuvvetler ayrılığını' işaret ediyor. İşte bireyden devlete, kötülüğün çok boyutlu anatomisi..."
 

ÇEŞİTLİ BOYUTLARIYLA KÖTÜLÜK OLGUSU VE KÖTÜLÜK  KÜLTÜRÜ ÜZERİNE BAZI ÖNEMLİ ANIMSATMALAR.

Kötülük, insanlık tarihi boyunca var olan; bireyleri, aileleri, toplumları ve devletleri çok derinden ve olumsuz yönde etkilyen bir sosyal olgudur. Bu konu, felse, teoloji(din bilimi), sosyoloji, psikoloji ve sosyal psikoloji ve hatta tarih gibi bir çok sosyal bilim dallarını çok yakından ilgilendiren önemli incelemerin ilgi alanı olagelmiştir. Özellikle de felsefeciler, kötülüğü doğuran etkenler, nedenler ve sonuçlar konusunda yoğun tartışmalar yapmışlardır.

Ünlü Alman filozofu Immanuel Kant(1724-1804) kötülüğü insanın vahşi, yabanıl doğasında bulunan " radikal bir eğilim" olarak tanımlamıştır. Halbuki Yahudi asıllı Hannah Arent( 1906-1975), kötülüğün doğuştan gelmediğini, çağdaş bürokratik toplumlarda, çeşitli nedenlerle sıradan insanlarca üretildiğini savunmuştur.

1- Acaba Kötülük Nedir?

Kötülük, genel olarak, başkalarına zarar veren davranışların bilinçli olarak ya da ihmal yoluyla gerçekleştirilmesi olarak tanımlanabilir. Kötülüğün zararları yalnız fiziksel olmayıp,  psikolojik, maddi, dini, hukuki, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda ortaya çıkabilir.

* Felsefi olarak kötülük üç ana temele dayandırılır.

a- Ahlaki kötülük: Bireylerin isteyerek ve bilinçli olarak başkalarına zarar verici eylemde bulunmaktır.

b- Doğal kötülük: Deprem, sel, yangın, hastalık- salgın hatalık...ve benzeri doğal felaketlerden kaynaklanan kötülükler.

c- Sistemik kötülük: Bir ülkedeki siyaset, yönetim,  hukuk, kör inanç,  ekonomi... ve benzeri kurumların kötülük üretmesinden doğan kötülükler.

2- Kötülük Çok Boyutludur.

Kötülük yalnızca bireysel kötü ya da bilinçsiz davranışlardan doğmaz.  Farklı kurumsal, yönetsel ve hukuksal davranışlar da kötülük üretebilir.  Bireysel ve kurumsal boyutları ile bazı kötülük türleri şöyle sıralanabilir. 

* Ahlaki kötülük: Bireylerin Ahlaki, vicdanı ve insani temel ilkelere uymamasından kaynaklanan kötülükleri kapsar. Yalan, hırsızlık, İftira, zulüm, cebir, şiddet, öldürme...Bu tür kötülüğe girer.

 * Dinsel gerekçeli kötülük:  Dinlerden ve dinsel doğru öğretilerden doğrudan kötülük doğmaz. Çünkü dinlerin temel amacı zaten adaleti ve barışı sağlamaktır. Fakat din kuralları çoğu zaman siyasi nedenlerle yada bireysel çıkarlara alet edilerek çarpıtılır ve amacından saptırılır. Giderek dinsel cehalete ve dinsel fanatizme dönüşür.  Ortaya, ayrımcılık, ötekileştirme ve düşmanlıkların doğmasına neden olabilir. Örneğin Hristiyanlıktaki Katolik, Protestan çatışmaları, Islamdaki Sünni- Şii gerginlikler... din kaynaklı kötülük örnekleridir.

* Siyasal ya da yönetsel kötülük:  Siyasal iktidar gücünün kasten kötüye kullanılması ile ortaya çıkar. Kral, Şah, sultan, padişah ve benzeri tek kişi ya da hanedan yönetimleri, ayrıca tek kişi erkine dayanan otoriter ve totaliter  hibrit demokrasiler de kötülük üretmeye müsait siyasi rejimler grubuna girer.

 Bu tür siyasi rejimler, çoğu zaman, basķı, korku ve hatta şiddet üreterek toplumsal yaşamı çekilmez duruma getirebilirler. 

Kötülük üretimleri tescillenmiş, Stalin, Hitler ve Musolini gibi tek adam rejimleri kötülük üreten siyasi liderlere örnek olarak gösterilebilir.

 Sosyo-kültürel olarak, tek kişi yönetimine dayalı siyasi liderlerin aşırı övülmesi ve hatta giderek kutsallaştırılması, yanılmaz kabul edilmesi  gerçeklerden kopuk yapay bir siyasi rejimin doğmasına ve halkını ezmesine neden olabilir.

* Ekonomik kötülük: Gelir dağılımındaki aşırı bozulmanın,
yoksulların sırtına yüklenen vergi adaletsizliğinin, aşırı işsizliğin, çok düşük ücretlerin, katlanılması zor fiyat artıtışlarının ve sosyal güvenlik şemsiyesinin... yetersiz olduğu ülkelerde kurumsal bir ekonomik kötülüğün varlığından söz etmek gerekir.
 
* Hukuki kötülük: Eğer bir ülkedeki hukuk kurumu, anayasal düzenden ve adil yargılamadan ayrılır, toplumdaki adalet dağıtma işlevini giderek yitirir ve sadece mevcut siyasi iktidarı koruma ve kollama amacına yönelirse o toplumda sistemik bir hukuki kötülük var demektir.  Böyle ülkelerde yargı kurumu tarafsızlığını ve toplumsal güvenini kaybeder. Herkes kendi hakkını( ihkakı hak) kendi yöntemlerince alma yolunu seçer. 

* Sosyo- kültürel Kötülük: Bir toplumdaki Irkçılık, dinsel ayrımcılık, mezhepçilik, ideolojik bölünme,  sosyal cinsiyetçilik, ötekileştirme, ayrıştırma, düşmanlaştırma ve benzeri nedenlerle ortaya çıkan travmalar ve çatışmalar sosyo-kültürel baskı ve kötülük kapsamına girer. Bu tür yanlış tutum ve davranışlar toplumlum içinde onarımı çok zor kırılmalar ve fay hatlarının oluşmasına neden olur. Toplumsal barış kaybolabilir.

3- Kötülüğün Psiko-Sosyal Kaynakları.

Psiko-Sosyal  bir çok bilimsel araştırma, kötülüğün bazı insan eğilimleri ile doğrudan  bağlantılı olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda  
Sigmund Freud(1856- 1939),
İnsan doğasındaki bazı yıkıcı dürtülerin varlığını ileri sürmüştür. Ferud' e göre,  kötülük doğuran bazı psikolojik duygular ve eğilimler şunlardır.

- Aşırı elezer( narsist) kişilik ve duygular.

- Kişilerdeki duygudaşlık (empati) eksikliği ya da yokluğu. 
Sosyal zeka ve sağduyu yoksunluğu.

- Bazı güç odaklarının güdümüne girme, güç odaklarına aşırı bağımlılık.

- Kişideki korku, güvensizlik ve yetersizlik duygusu.

- Aşağılık ya da aşırı üstünlük komplekslerinden beslenen saldırgan bir kimlik yapısı.

Eğer bir toplumdaki siyasi yöneticiler ya da liderler yukarıda sayılan nedenlerden birine yahut birkaçına, hatta hepsine birden sahipse toplumuna kötülük yapma olasılığı çok yüksektir.

4- Kötücül Siyasi Yönelimler.

Tarihsel deneyimler bize ; bazı siyasi rejimlerin kötülüğü zamanla  kurumsallaştırdıklarını göstermiştir. Hitler, Benitto Musolini, Jozef Stalin ve benzeri liderler kötülüğü sistematik olarak kurumsallaştıran kişiler olarak tarihe geçmişlerdir.
Lideri kutsallaştırma ve lider kültünün etkileri, tek yanlı ve muhalefetsiz propagandalar, hukukun siyasallaşıp muhalifler için bir cezalandırma aracına dönüşmesi, korku kültürü...ve benzeri nedenler kötücül siyasi iktidarların güçlenmelerine ve yaşamalarına neden olmaktadır. 

Bu tür durumlarda sosyolojik olarak, halkın bir kısmı  bu kötücül siyaseti özden  benimseyerek, bir kısmı da korkudan itaat ederek büyük bir toplumsal çoğunluk oluştuturlar. Böylece de mevcut siyasi  iktidara büyük bir güç vererek siyasi iktidarın kötülüklerine ortak olurlar.

 Siyasal ve kurumsal kötülükler yeni bir toplumsal ya da dışsal kırılmaya kadar devam eder. Eninde sonunda kötücül rejimler son bulur.

Hani meşhur sözdür, " süngüyle her şey yapılabilir, fakat üstüne oturulmaz". Başka bir söylemle de hiç bir kötülük ve şiddet rejimi kalıcı olamaz .

 SONUÇ YA DA KISSADAN HİSSE.

Yukarıdaki analizlerin öğrettiklerine göre, kötülük sadece bireysel bir ahlak ve vicdan sorunu değildir.
Felsefi, siyasal, idari, dinsel, psikolojik, sosyolojik, hukuki, mali  ekonomik ve kültürel.somut bir kurumsal olgudur. Makro ve mikro güç odaklarının denetimsizleşmesi, korku kültürünün yaygınlaşması, hukukun iktidar kırbacına dönüşmesi,   eleştirel düşüncenin bastırılması, medyanın susturulması ya da yandaşlaştırılması... kötülüğün kurumlaşıp yaşamasına  neden olur.

Bu nedenledir ki; çağdaş demokratik rejimlerde toplumun temel amacı özgür seçimler yoluyla sadece iktidarları belirlemek değildir.
Siyasi iktidarların çeşitli yollarla denetlenebilmeleri ve toplumlarına hesap vermeleri de çok önemli ve gereklidir. 

Bu nedenle özgür  bireyler, özgür ve yansız basın, siyasi, idari, mali ve hukuki  her yönden objektif sürekli denetim, güçlü muhalefet ve çağdaş olarak örgütlenmiş güçlü sivil toplum kuruluşlarının varlığı çok büyük stratejik bir önem taşır ve  kaçınılmazdır. 

 Böyle bir gerçek ve etkin denetim de ancak kuvvetler ayrılığına dayanan etkin bir parlamenter sistemle olabilir. Zaten doğru, akılcı, bilimsel, tutarlı  bir siyasal bilinç de  bunu gerektirir.

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.