14 Mart Tıp Bayramı: Beyaz Önlüğün Onuru ve Bitmeyen Mücadelesi

ÖZEL HABER 14.03.2026 - 15:02, Güncelleme: 14.03.2026 - 15:02 261 kez okundu.
 

14 Mart Tıp Bayramı: Beyaz Önlüğün Onuru ve Bitmeyen Mücadelesi

Hekimlerimizin ve tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı kutlu olsun.

Gülbin Aybar 14 Mart 1919’da, işgal altındaki İstanbul’da tıp öğrencilerinin yaktığı bağımsızlık meşalesi, bugün modern Türkiye’nin sağlık ordusunun elinde yükselmeye devam ediyor. Ancak bu yıl Tıp Bayramı’nı sadece çiçeklerle ve tebrik mesajlarıyla değil; hekimlerimizin maruz kaldığı ağır şartları, güvenlik endişelerini ve hak kayıplarını düşünerek karşılamak zorundayız. Şiddetin Gölgesinde Bir Meslek: "Beyaz Kod" Bir Kader Değildir Doktorlarımızın bugün karşı karşıya olduğu en yakıcı sorun, ne yazık ki sağlıkta şiddet. Şifa dağıtmak için elini uzatan hekimlerin, sözlü veya fiziksel saldırıya uğradığı bir ortamda bayram kutlamak her geçen yıl daha da güçleşiyor. Şiddetin bir "iş kazası" gibi kanıksanması, sadece hekimlerimizi değil, toplumun sağlık geleceğini de tehdit ediyor. Caydırıcı yasalar ve güvenli çalışma ortamı, bir tercih değil, anayasal bir zorunluluktur. 36 Saati Aşan Nöbetler ve İnsani Olmayan Çalışma Koşulları Mustafa Kemal Atatürk’ün "Beni Türk hekimlerine emanet ediniz" sözündeki o derin güven, bugün uykusuzluktan bitkin düşmüş, 36 saati bulan nöbetlerin ardından ameliyat masasına geçen doktorlarımızın fedakarlığıyla ayakta duruyor. İnsani sınırları zorlayan nöbet listeleri, tükenmişlik sendromunu tetikliyor. Yıllarca süren zorlu eğitimin ve üstlenilen devasa sorumluluğun karşılığı olan maddi haklar, bugün enflasyonun ve ekonomik krizin altında ezilmiş durumda. Yaşıtları gezerken, sosyal aktivitelere katılırken hekimlerimiz en güzel yaşlarını bitmek bilmeyen eğitimler ve sınavlara hazırlanarak, ders çalışarak geçiriyor. Şartların iyileştirilmemesi nedeniyle yetişmiş beyinlerimizin "Giderlerse gitsinler" anlayışına mahkum edilerek yurt dışına yönelmesi, ülkemiz adına telafisi güç bir kayıptır. Sadece Alkış Değil, Hak ve Adalet İstiyorlar! Pandemi döneminde balkonlardan yükselen alkışlar, hekimlerimizin gönlündeki yorgunluğu bir nebze de olsa almıştı. Ancak bugün doktorlarımızın ihtiyacı olan şey kuru bir alkıştan fazlasıdır. Onlar; can güvenliği, insanca yaşayabilecekleri bir maaş ve mesleki onurlarının korunmasını talep ediyorlar. Tüm zorluklara rağmen, Hipokrat yeminine sadık kalarak, her türlü imkansızlık içinde hayat kurtarmaya devam eden, "önce insan" diyen tüm doktorlarımızın ve sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı kutlu olsun. Temennimiz; beyaz önlüklerin şiddetle değil, başarılarla konuşulduğu; hekimlerimizin gelecek kaygısı yaşamadan sadece şifa dağıtmaya ve kendilerini geliştirmeye odaklanabildiği yarınlara bir an evvel ulaşmaktır.
Hekimlerimizin ve tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı kutlu olsun.

Gülbin Aybar


14 Mart 1919’da, işgal altındaki İstanbul’da tıp öğrencilerinin yaktığı bağımsızlık meşalesi, bugün modern Türkiye’nin sağlık ordusunun elinde yükselmeye devam ediyor. Ancak bu yıl Tıp Bayramı’nı sadece çiçeklerle ve tebrik mesajlarıyla değil; hekimlerimizin maruz kaldığı ağır şartları, güvenlik endişelerini ve hak kayıplarını düşünerek karşılamak zorundayız.

Şiddetin Gölgesinde Bir Meslek: "Beyaz Kod" Bir Kader Değildir

Doktorlarımızın bugün karşı karşıya olduğu en yakıcı sorun, ne yazık ki sağlıkta şiddet. Şifa dağıtmak için elini uzatan hekimlerin, sözlü veya fiziksel saldırıya uğradığı bir ortamda bayram kutlamak her geçen yıl daha da güçleşiyor. Şiddetin bir "iş kazası" gibi kanıksanması, sadece hekimlerimizi değil, toplumun sağlık geleceğini de tehdit ediyor. Caydırıcı yasalar ve güvenli çalışma ortamı, bir tercih değil, anayasal bir zorunluluktur.

36 Saati Aşan Nöbetler ve İnsani Olmayan Çalışma Koşulları

Mustafa Kemal Atatürk’ün "Beni Türk hekimlerine emanet ediniz" sözündeki o derin güven, bugün uykusuzluktan bitkin düşmüş, 36 saati bulan nöbetlerin ardından ameliyat masasına geçen doktorlarımızın fedakarlığıyla ayakta duruyor.

İnsani sınırları zorlayan nöbet listeleri, tükenmişlik sendromunu tetikliyor. Yıllarca süren zorlu eğitimin ve üstlenilen devasa sorumluluğun karşılığı olan maddi haklar, bugün enflasyonun ve ekonomik krizin altında ezilmiş durumda. Yaşıtları gezerken, sosyal aktivitelere katılırken hekimlerimiz en güzel yaşlarını bitmek bilmeyen eğitimler ve sınavlara hazırlanarak, ders çalışarak geçiriyor.

Şartların iyileştirilmemesi nedeniyle yetişmiş beyinlerimizin "Giderlerse gitsinler" anlayışına mahkum edilerek yurt dışına yönelmesi, ülkemiz adına telafisi güç bir kayıptır.

Sadece Alkış Değil, Hak ve Adalet İstiyorlar!

Pandemi döneminde balkonlardan yükselen alkışlar, hekimlerimizin gönlündeki yorgunluğu bir nebze de olsa almıştı. Ancak bugün doktorlarımızın ihtiyacı olan şey kuru bir alkıştan fazlasıdır. Onlar; can güvenliği, insanca yaşayabilecekleri bir maaş ve mesleki onurlarının korunmasını talep ediyorlar.

Tüm zorluklara rağmen, Hipokrat yeminine sadık kalarak, her türlü imkansızlık içinde hayat kurtarmaya devam eden, "önce insan" diyen tüm doktorlarımızın ve sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı kutlu olsun.

Temennimiz; beyaz önlüklerin şiddetle değil, başarılarla konuşulduğu; hekimlerimizin gelecek kaygısı yaşamadan sadece şifa dağıtmaya ve kendilerini geliştirmeye odaklanabildiği yarınlara bir an evvel ulaşmaktır.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.