Akıl, Bilim ve Cumhuriyet: Sonsuz Rotamızda Atatürk’ü ve Devrimlerini Anlamak
Akıl, Bilim ve Cumhuriyet: Sonsuz Rotamızda Atatürk’ü ve Devrimlerini Anlamak
Prof. Dr. Halil Çivi’nin kaleminden çıkan bu derinlemesine makale; Cumhuriyetimizin 103. yılı coşkusundan hareketle, Atatürk’ün askeri dehasından laik hukuk düzenine, milli ekonomiden eğitime ve kadın haklarına kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin felsefi ve kurucu temellerini gözler önüne seriyor.
Prof. Dr. Halil Çivi’nin kaleminden çıkan bu derinlemesine makale; Cumhuriyetimizin 103. yılı coşkusundan hareketle, Atatürk’ün askeri dehasından laik hukuk düzenine, milli ekonomiden eğitime ve kadın haklarına kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin felsefi ve kurucu temellerini gözler önüne seriyor.
Halil Çivi bu yazısında toplumsal zihniyetin dönüşümünde eğitimin ve bilinçli yurttaş olmanın hayati önemine dikkat çekerken, cumhuriyet emanetine sahip çıkmanın bugünkü sorumluluklarını hatırlatıyor.
ULUSUMUZUN VAZGEÇİLEMEZ SONSUZ ROTASI: ATATÜRK VE CUMHURİYET.
İki gün önce, halkımızın derin ve içtenlikli büyük coşkusuyla Cumhuriyetimizin 103. Yıldönümünü kutladık. Ancak aynı içtenlikli coşku ve kutlamaları resmi kamu kurumlarında aynı duygularla gözlemleyebildiğimiz pek söylenemez. Eskilerde bu durum tersine olur, kutlamayı resmi kamu kurumları yapar, halk daha çok seyirci konumunda kalırdı.Toplum Cumhuriyetini sahiplenmeye başladı. Çok da iyi oldu.
Önümüzdeki 10 Kasım 2026 tarihi de Atatürk'ün aramızdan ayrılışının 88. Yılına denk geliyor. O'na hep yas mı tutalım; yoksa gösterdiği çağdaş uygarlık rotasına sadık kalarak sürekli ilerleyelim mi, hangisi?
Acaba Atatürk ve Cumhuriyet halkımıza ve çocuklarımıza yeterince ve doğru anlatılatılıyor mu? Kanımca Atatürk ve fikirleri doğru anlaşılmadan Cumhuriyetimizi doğru anlamak da olası değildir.
Bazı siyasi sıradan yöneticiler vardırki onlar tarihi sadece yaşarlar. İnsanlığa ve uygarlıta önemli bir katkıları olmaz. Tarih sayfalarında sadece soluk ve silik figürler olarak kalırlar. Halbuki M.K.Atatürk gibi büyük ve önemli liderler ve devlet adamları ise tarihe, tarihsel olaylara kendileri yön verir ve tarihin yeniden yazılmasına neden olurlar. Hatta tarihi onlar yazar.
M.Kemal Atatürk, halkı ve devleti için tarihi doğrudan kendisi yazan, mazlum uluslar için de onlara yön veren ve örnek oluşturan bir eşsiz lider olmuştur.
O'nun kurduğu demokratik ve laik Cumhuriyet, bir kurtuluş savaşı sonunda oluşmuş sıradan bir toplum ve devlet yapılanması değildir. Türkiye Cumhuriyeti çağdaş, derin bir fikir örgüsü, özverili bir yurt, ulus sevgisi ve çağdaş uygarlık bilincinin eseridir. Temelinde akla, bilime ve çağın gereklerine uygun düşünce birliği ve bütünlüğü vardır. Bunları doğru anlamak için Atatürk ve onun fikirlerini çok iyi tanımak lazımdır.
* Atatürk'ün askeri dehası, 1915 Yılında, Çanakkale'de, savaşın en kritik anlarında, komuta ettiği askerlerine " Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum" diyerek vatanın bir namus olarak, gerektiğinde uğrunda ölünmesi bilincini haykırmıştı. Bu buyruk öyle sıradan bir askeri emir değildi. Bu emri veren komutanın, vatanın kurtuluşu için hiç korkmadan kendi canını ortaya koyduğunu da gösteriyordu.
Aynı şekilde, Kurtuluş Savaşı'nda, Sakarya' da askerlerine, " Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satın bütün vatandır. " diyerek, bir komutan olarak, sadece kendinin değil, milletin tümümünün vatanı savunma ve kurtarma emrini yerine getiriyordu.
* Atatürk aynı zamanda derin bir siyasi bilinç ve deha sahibiydi. Devlet yönetiminde milletin doğrudan söz ve yetki sahibi olmasını, hanedanlıktan vazgeçilmesini istiyordu. Bu nedenle saltanatı kaldırdı. Yönetimin kaynağını saraydan, saltanattan millete taşıdı. " Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir" ilkesini benimsedi.
Hukuka, anayasal düzene bağlı, sadece yönetilenlerin değil, yönetenlerin de hukuk sınırları içinde kalmalarını zorunlu yaptı.
* Atatürk ayrıca çağdaş ve laik bir hukuk sistemini benimsedi. Örfi, dini ve sultani hukuku devre dışı bıraktı." Adalet mülkün temelidir" diyerek yönetimin temeline adaleti yerleştirdi. 1926' da kabul edilen Medeni Kanunla birlikte, yasal açıdan kadınlarla erkekler eşitlendi.
Atatürk'ün devlet ve toplum düzeninin temeli laikliktir. Laiklik ilkesi ile birlikte devlet dinin vesayetinden kurtuldu. Ulemanın devlet üzerindeki yetkileri sonlandı. Dini hukuka son verildi. 1928' de " Devletin dini İslamdır." Maddesi anayasadan çıkarıldı. 1937' de de laiklik ilkesi anayasaya girdi.
Atatürk diyor ki " Din bir vicdan meselesidir." Siyasi politika konu olamaz. İnancın yeri vicdan, İnancın sahibi de insandır. Devletin dini olmaz.
* Atatürk Ekonomi ile de çok yakından ilgilendi. Çünkü Osmanlı'nın son 100 yılındaki ekonomik faaliyetler emperyalist Batının vesayeti altında kalmıştı.
1923'te İzmir İktisat Kongresi'ni topladı." Siyasi ve askeri zaferler iktisadi zaferlerle taçlandırılamazsa payidar( kalıcı) olamaz" dedi.
Milli iktisat politikası benimsendi. Köylü için bir zulüm haline gelmiş olan aşar ( ondabir) vergisi kaldırıldı. Toplumsal gelişme ve kalkınma için sanayileşme planları yapıldı. Fabrikalar açıldı. Tarımda halka örnek olsun diye Devlet Üretme çiftlikleri kuruldu.
* Atatürk, Milli Eğitimin temeline özgür aklı ve çağdaş deneysel bilimi yerleştirmek istedi." Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir..." diyerek eğitim politikasına rota çizdi. 3 Mart 1924 Yılında kabul edilen yasa ile eğitim ve öğretim merkezileşti ve devlet görevi olarak tek elden programdı ve yürütülmeye başlandı. 1928' de Yeni harflerle Türk Alfabesi kabul edildi. Okuma yazma hızlandı. Köy Enstitüleri açıldı.
Amaç yalnızca okur-yazar olan bireyler ve toplum oluşturmak değildi. Amaç, şüphe eden, düşünen, soran, sorgulayan, itiraz edebilen kişilikli bireyler; ortak akıl ve bilimsel verilerle karar verebilen uygar bir toplumsal yapı kurmaktı.
* Toplumsal açıdan, Atatürk, Osmanlı döneminde bir çok konuda erkeklerle eşit haklara sahip olamayan kadınları toplumsal ve ekonomik yaşamda her konuda erklerle eşit haklara sahip yapmak istedi. " Mümkünmüdür ki bir toplumun yarısı geri kalırken diğer yarısı yükselsin" diyerek,
Kadın ve erkeklerin sosyal eşitliğini toplumun temel ilkesi yaptı.
Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi. Kadınlar 1930' belediye seçimlerine katıldılar.
1934' de siyasi olarak milletvekili seçimleri için seçme ve seçilme hakkına kavuştular.
Aslında sorun kadınlara sadece seçme ve seçilme hakkı vermek değildi. Kadınların toplumda, siyasette, ekonomide, eğitimde, meslekte, yönetimde...erkeklerlerle eşit haklara sahip olmaları ve eşit konuma yükselebilmeleriydi.
*Atatürk sanatın ve sanatçının da büyük dostuydu. Kültürü ve sanatı toplumun barış ve birlik harcı gibi görüyordu. " Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir." Tespitini yapmıştı.
Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Devlet Konservatuvarı, Halkevleri, Darulfunun' un Üniversiteye dönüştürülmesi.. Yeni toplumsal yapı için kurulan yeni kurumlar olmuştu.
* Atatürk, hem yurt içinde, hemde yurt dışında, ulusal ve uluslararası barışın en büyük yanlısı ve savunucusu olmuştu.
Büyük zaferden sonra bile, savaşı değil, barışı, uzlaşmayı seçti. LOZAN BARIŞ ANLAŞMASI'nı onayladı. " Yurtta sulh, cihanda sulh" diyerek kendi görüşünü özetledi. Çevre komşuları ile barış ve dostluğu sağlamlaştırmak için Balkan Antantı ve Sadabat Paktını kabul etti.
Atatürk, 1936' da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile de, Batılı emperyalist devletlerin Boğazlar üzerindeki egemenliklerine diploması ile son verdi. Ayrıca yine diplomatik girişimlerle Hatay'ın Anavatana katılmasının yollarını açtı.
* Son Sözler. Üzerinde özgürce yaşadığımız yurdumuz ve mensubu olarak onur duyduğumuz demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti, M.K. Atatürk ve dava arkadaşlarının bizlere sonsuza dek yaşatmak üzere emanet ettikleri bir ülkedir. Emanete ihanet etmek olmaz olamaz. Görevimiz bu emaneti sonsuza kadar yaşatmak olmalıdır.
Devrimle kurulan devletlerde, Hukuki, siyasi ve ekonomik konuları yasalarla değiştirmek mümkün. Fakat, sosyolojik ve kültürel konuları ve geleneksel yanlış alışkanlıkları, yani toplumsal zihniyeti yasalarla değiştirmek olası değil. Aralarında bir gecikme oluyor.
Sosyolojik ve kültürel konular bireyin ve toplumun zihniyetinde derin izler, farklı labirentler ve renkler taşıyor. Zihniyeti değiştirmek de eğitim sisteminin konusu.
Bu nedenle eğitim sisteminin, özgür aklın ve çağdaş bilimin verileriyle yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.
Bireylerin, itaatkâr- uysal, sorgulamayan kul tipinden, düşünen, araştıran, sorgulayan kendi özgür iradesi ile karar verebilen yurttaş kimliğine dönüşmesi kaçınılmaz oluyor.
Ne yazık ki bu kararları da sadece siyaset veriyor.
O zaman özgür seçimlelerle çağın gereklerine, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizin niteliklerine uygun siyasi partileri iktidara taşımak gerekiyor
