Çiçeklerden Trajediye: 8 Mart’ın Unutulan Gerçek Ruhu ve Uygarlık Sınavımız
Çiçeklerden Trajediye: 8 Mart’ın Unutulan Gerçek Ruhu ve Uygarlık Sınavımız
Prof. Dr. Halil Çivi, bu makalesinde 8 Mart’ı sadece bir takvim yaprağı olmaktan çıkarıp, toplumların demokrasi ve gelişmişlik düzeyini belirleyen bir "uygarlık barometresi" olarak ele alıyor.
Prof. Dr. Halil Çivi, bu makalesinde 8 Mart’ı sadece bir takvim yaprağı olmaktan çıkarıp, toplumların demokrasi ve gelişmişlik düzeyini belirleyen bir "uygarlık barometresi" olarak ele alıyor.
Yarın 8 Mart; vitrinlerin "hediye" paketleriyle süslendiği, kapitalizmin duyguları metalaştırma becerisinin zirve yaptığı o tanıdık günlerden biri. Ancak parıltılı reklamların ve geçici kutlama mesajlarının gölgesinde kalan, 1857’de New Yorklu dokuma işçilerinin canı ve kanıyla ödediği ağır bir bedel var.Yazıda, tarihsel trajedilerden Cumhuriyet devrimlerine, İstanbul Sözleşmesi’nden günümüzün can yakıcı kadın cinayetlerine uzanan geniş bir perspektifle, bizi şu kritik soruyla yüzleştiriyor: Kutladığımız şey bir alışveriş şenliği mi, yoksa bitmeyen bir hak ve eşitlik mücadelesi mi?
SEKİZ MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ MÜ, YOKSA EMEKÇİ KADIN HAKLARI GÜNÜ MÜ OLMALI?
Yarın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Yine kapitalizmin duyguları sömürüp paraya çevirme becerisi devreye girecek. Tıpkı 14 Şubat Sevgililer gününde olduğu gibi, yine çiçek, yemek, takı, giysi, gezi ve benzeri hediye trafiği canlanacak... Hediye alamayan ya da almayanlar biraz durgunlaşacak ve mahzunlaşacaklar. Peki bu konunun, orijini, aslı nedir?
1- Tarihsel Arka Plan
Aslında 8 Mart Dünya Kadınlar günü, kadınların ekonomik yaşamı ile ilgili büyük bir trajediden doğmuştur.
19. Yuzyılda,Batıda görülen büyük sanayi devrimi, teknolojiyi geliştirdi, fabrikaları çoğalttı, üretimi hızlandırdı ve kentleri büyüttü. Fakat aynı gelişmeyi insan haklarında ve ekonomik adalette gösteremedi. Patronların kâr payları hızla arttı. Fakat ücretler sefalet ücreti oldu. İnsani çalışma koşulları ve emeğin üretimdeki payı çok gerilerde kaldı.
Kadın emekçilerin çalışma koşulları ve ücret gelirleri ise tam bir sefalet yaşamı sergiliyordu. O dönemde kadınlar fabrikalarda günde 14-16 saat çalışmak zorunda bırakılmıştı. Ağır ve tehlikeli işlerde çalışmak zorunda kalmışlardı. Aynı işleri yapıyor, fakat erkeklerden çok daha düşük ücret alabiliyorlardı. Hiçbir ekonomik ve sosyal güvenceleri yoktu.
Bundan tam 169 yıl önce, 1857 yılında, ABD'de, New York'ta, 8 Mart günü, dokuma fabrikalarında çalışan binlerce kadın işçi greve gitti.
Aslında emekçi kadınların istekleri çok basitti. Daha kısa çalışma saatleri ve daha uygun koşullarda yaşamaya yetecek bir ücret talep ediyorlardı. Fakat bu basit talepler işverenler ve güvenlik güçlerinin işbirliği ile şiddetle bastırıldı. Kadın işçilerin bir kısmı fabrikaya kilitlendi. Çıkan yangında 129 emekçi kadın yanarak yaşamını yitirdi.
Bu yalnız basit bir yangın değildi.19. Yüzyıl vahşi Batı kapitalizminin emek, özellikle de kadın emeği sömürüsünün tescilli belgesi ve trajedisiydi.
1908 Yılında, New York'ta, onbinlerce kadın, yine insanca yaşam ücreti ve daha uygun çalışma koşulları için yine yürüdü...
1910 Yılında, Clara Zepkin isimli bir Alman kadın düşünür bir dünya kadın hakları günü fikrini önerdi. 1917 Yılında, o zamanki Çarlık Rusya' da , emekçi kadın işçiler, " Ekmek ve barış" sloganıyla büyük bir grev başlattılar. Çarlık rejimi yıkıldı. Yerine Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kuruldu.
1975 Yılında ise, Birleşmiş Milletler, Amerikalı emekçi kadınların, New York'ta grev başlattıĝı 1857 Yılı 8 Mart tarihinin Dünya kadınlar Günü olarak anılmasını kabul etti.
Demek oluyor ki, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, emekçi kadınların kanları ve canları pahasına direnerek elde ettikleri hak, özgürlük, eşitlik, adalet ve insanca yaşam talepleri ile şekillenmiştir. Konunun bu yönü asla unutulmamalıdır.
2-Kadın Hakları ve Uygarlaşma .
Şu noktanın altının önemle çizilmesi gerekir. Kadınlarla ilgili her türlü haklar ve özgürlükler sadece kadınlara özgü bir sorun değildir. Aynı zamanda her toplum ve her ülke için ayrıca bir uygarlık sorunudur. Bir ülkede genel olarak kadınlara nasıl davranıldığı:
* O ülkedeki demokrasi anlayışının,
* Hak, hukuk ve adalet düzeninin,
* Ekonomik paylaşım biçiminin,
* Sosyal, kültürel ve sanatsal özgürlüklerinin,
Barometresi gibidir.
Genelde sosyologların önemle belirttikleri gerçek şudur. Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, o toplumda kadınların sahip oldukları ve kullanabildikleri haklar ve özgürlüklerin düzeyi ile ölçülebilir. Kadınların evrensel insan hakları ölçeğinde özgür olamadığı ve haklarına yeterince sahiplenemedıği ülkelerde mutlaka yoğun demokrasi eksiklikleri ve bolca insan hakları ihlalleri vardır. Bu tür ülkelerde evrensel hukuk yarım kalır, çağdaş uygarlık kusurlu olur.
3- Türkiye İçin Kuşbakışı Bir Değerlendirme.
Tarihsel açıdan, Osmanlı döneminden başlayarak, devleti çağdaşlaştırma çabaları ile kadın haklarındaki gelişmeler arasında oldukça paralel bir gelişme görülür. Ancak kadınlar ve kadın hakları ile ilgili Osmanlı dönemindeki sesler ve gelişmeler oldukça cılızdır.
Ancak toplumun en az yarısını oluşturan kadın nüfusu ve kadın hakları ile ilgili radikal hukuki ve siyasi gelişmeler Cumhuriyet dönemi ile başlamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu lideri M.K. Atatürk, kadınların her alanda toplumsal yaşama eklenmelerini çağdaşlaşmanın temel koşullarından biri saymıştır. 1926' da kabul edilen Medeni Kanunla birlikte çok eşlilik yasaklanmıştır. Kadınlara, hukuken mülkiyet ve mirastan eşit haklar verilmiştir. Kadınlara da boşanma hakkı tanınmıştır.
1934 Yılında ise, Yine Atatürk tarafından kadınlara şeçme ve seçilme hakkı getirilmiş, milli iradenin önemli bir paydaşı olmaları sağlanmıştır.
Atatürk'ün, o devrin zor koşulları içinde, kadınlara, evrensel ölçeklerde sağladığı bu haklar, çağına göre, oldukça devrimci ve ilerici haklardı. Ancak hukuk ve haklar,bir toplumu çağdaşlaştırmada tek başına yetersiz kalır.
Eğitim ve öğretimdeki reformist yeni gelişmeler ve yeniden yapılanmalarla birlikte, bireysel ve toplumsal zihniyetin de çağdaşlaşarak topyekun ve radikal bir değişime uğraması gerekir.
Ne yazık ki, Türkiye siyasetindeki karşıdevrimci damar toplumundaki bu zihniyet çağdaşlaşmasını hep engellemeye çalışmıştır ve bu süreç hâla devam etmektedir...
4- Günümüz Türkiye'sindeki Durum Nasıldır?
Cumhuriyet rejiminin getirdiği halkın güçlü laik, mesleki, tenik eğitim talebi ve olumlu ivmelerle birlikte, kadınların eğitim düzeyleri ve mesleki konumları hızla yükselmeye başlamıştır. Akademik, mesleki ve idari yaşamda, bilimde, sanatta ve işgücüne katılmada, kadın nüfusu hem sayısal ve hem de oransal olarak yükselmiştir. Fakat bu yükselişle ters bir şekilde; yeterince çağdaşlaşamayan toplumsal zihniyet ve hâla baskın olan erkek egemen kültür öğretisi nedeniyle, kadınlara yönelik şiddet çoğalmış ve genelde erkeklerin neden oldukları kadın cinayetleri medyanın gündeminde yoğun bir görünürlük kazanmaya başlamıştır.
Çeşitli kadın örgütlerinin verilerine göre, 2024 Yılında, 394 kadın erkeklerce işlenen cinayetlerin kurbanı olmuştur. Ayrıca aynı yıl görülen 259 kadın ölümü de şüpheli görülmüştür.
Bu cinayetleri işleyen erkekler ise çoğunlukla eş, eski eş, erkek arkadaş, erkek kardeş ya da babadır. Başka bir söylemle de, kadın cinayetleri, en güvenli kişiler olması gereken yakınlarınca, yine en güvenli yer olması gereken kendi evlerinde işlenmektedir.
Türkiye' deki kadın cinayetlerini, arızî olarak, sıradan suçlar gibi değerlendirmek doğru değildir. Erkek egemen, ataerkil feodal zihniyetin henüz yeterince değişemediği ya da değişmesi için gerekli çabaların harcanmadığı; ayrıca fiziksel, siyasi, sosyal ekonomik ve kültürel güç dengesinin henüz kadınları koruyabilecek bir düzeye ulaşamadığı söylenebilir.
Bu tür sosyal, siyasi ve ekonomik feodal kültür kalıpları tasfiye edilmediği, bireysel ve toplumsal zihniyet yeterince çağdaşlaşamadığı sürece sözkonusu gerilimler devam edeceğe benzemektedir.
Ayrıca 284 Sayılı Kadınları Koruma Yasasının risk altındaki kadınları yeterince koruyup koruyamadığı tartışmalıdır. Bu ek olarak, Kadın haklarına ve risk altındaki kadınları korumaya uluslararası standartlarda güvence getiren İstanbul Sözleşmesinin iptali doğru olmamıştır.
5- Feodal Kültürün Açmazları.
Doğuda ya da Batıda, toplumlar, geleneksel olarak olarak kadını iki aşırı uç noktasında tanımlar. Kadın bir yönüyle kendisine çok saygı duyulması ve eli öpülmesi gereken kutsal bir annedir.Baş tacıdır. Her türlü hürmete layıktır.
Aksi yönüyle de, erkeğe koşulsuz boyun etmesi, kesin itaat etmesi, erkeğin emir, istek ve beklentilerinin asla dışına çıkmaması gereken zincirsiz bir köle konumuna indirgenir.
Kadın için güven ve rarahatlık, ancak eşe, erkek arkadaşa, babaya, erkek kardeşe...kesin koşulsuz itaat etmekle mümkün kabul edilir. Çünkü geleneksel kültür kalıplarının öğretileri böyledir. Kadının özgürlükleri bağlı ve tabi olduğu erkeğin hoşgörü sınırları kadardır.
Bu iki zıt kutup arasında kalan kadının kendi yaşamının gerçek öznesi olabilmesi mümkün değildir. Eğer feodal, kalıpları çözülmemiş zihniyet çağdaşlaşamamış, siyasi, hukuki, ekonomik, sosyal, sanatsal ve kültürel hak ve özgülüklerde kadın ve erkek eşitliği kabul edilmemişse bu gerilimler devam edecektir.
Bir toplumda, her kadının kendi yaşamının gerçek öznesi olabilmesi için, siyasi, hukuki, sosyal, mesleki, ekonomik, sanatsal, kültürel hak ve özgürlüklerde erkekle eşit düzeye yükselmesi gerekir.
S O N S Ö Z L E R.
Sekiz Mart Dünya Kadınlar Günü sadece kadın haklarını, kadın sorunları ve kadın özgürlüklerini anımsatmaz. Bireylere, topluma, devleti yönetenlere, devlet kurumlarına, siyasetçilere , sivil toplum örgütlerine, patronlara, egemen güçlülere ve bizzat kadınların kendilerine yani istisnasız herkese, tüm kadınları erkeklerle eşit hak ve özgürlüklere sahip birer yurttaşa dönüştürebilecek sorumluluk bilincine ve kendi üstüne düşen görevleri layıkıyla yapmaya davet etmekle mümkündür. Bunu başaramayan uluslar asla çağdaş ve uygar bir toplum olamazlar.
Kanımca, " 8 Mart Dünya Kadın Hakları Günü" nün ismini de, emekçi kadınların tarihsel özverilerinin hakkını vermek ve onları unutmamak için " 8 Mart Emekçi Kadınlar ve Dünya Hakları Günü" olarak değiştirmek gerekir.
Bu duygu ve düşüncelerle herkesin 8 MART EMEKÇİ KADINLAR VE DÜNYA KADIN HAKLARI GÜNÜ kutlu olsun.
