Çürümenin ve Onarımın Anatomisi: Toplumsal Ahlak Bunalımı Üzerine Notlar

ÖZEL HABER 03.10.2026 - 20:29, Güncelleme: 03.10.2026 - 20:29 31 kez okundu.
 

Çürümenin ve Onarımın Anatomisi: Toplumsal Ahlak Bunalımı Üzerine Notlar

Prof. Dr. Halil Çivi, bu çalışmasında ahlak bunalımını yalnızca bireysel hatalar üzerinden değil; kamusal işleyişten ekonomik adaletsizliklere, siyasi tercihlerden zihniyet dönüşümlerine kadar çok yönlü bir perspektifle ele alarak, bu çürümenin nedenlerini ve yeniden inşa sürecinin zorunlu adımlarını gözler önüne seriyor.

Günümüz toplumlarında bireysel vicdanın sarsılmasıyla başlayan ahlaki yozlaşma, zamanla ekonomi, hukuk, siyaset ve eğitim gibi tüm kurumsal yapılara nüfuz ederek derin bir kaosa dönüşmektedir. Prof. Dr. Halil Çivi  bu yazısında konuyu nedenleri ve çözümleriyle geniş bir perspektiften inceliyor.   TOPLUMLARDA ÇEŞİTLİ YÖNLERİ İLE DERİN AHLAK BUNALIMI VE ETKİLERİ ÜZERİNE KISA NOTLAR A- Ahlak ve Ahlak Bunalımı? En kısa tanımıyla, ahlak; bir toplumdaki iyi-kötü, doğru-yanlış ve benzeri sorulara verilen yanıtların yazılı olmayan, fakat toplumun genelinde uyulan ya da uyulması gereken toplam kurallar bütünüdür. Ancak ahlak ve ahlak kuralları, kolluk kuvvetleri ve mahkemeler tarafından değil, bireysel vicdan, toplumsal kınama ve ayıplamalarla denetlenir. Bu yönüyle ahlak, toplum içinde yaşayan insanın, vicdanının sesine uyarak kendisini denetleme sistemidir. Peki ahlak bunalımı nedir? Ahlak bunalımı; kısaca bir toplumda var olan ahlaki ve vicdani tutum ve davranışların giderek önemini yitirmesi, buna karşın yitirilen bu değerlerin yerine yenilerinin konulamaması, yanlış ve kötü davrananların yaptıklarının yanlarına kâr kalması...gibi bir kaotik durumu anlatmak için kullanılır. İnsanların ahlaki ve vicdani olarak doğru bildiklerinden vazgeçmeleri, çıkar,makam ve para için sürekli fırsat kollamaları, başka bir söyleyişle de toplumdaki ahlak kodlarının dejenere olması ve ahlak yozlaşmasıdır. Toplumun ahlaki yönden derin bir çürüme sürecine girmesidir. Acaba, son yıllarda, toplumun çeşitli katmanlarında yükselen ahlak şikayetleri neyin habercisidir? Sadece insanların-bireylerin  ahlakı mı yozlaştı, yoksa yine daha derinlemesine olarak, acaba kamusal, resmi ve özel kurumlar da bu çürümenin içine girdiler mi? Ahlak bozulmasına, sadecece bireylerin yanlış ve kötü davranışlarına bakarak karar vermek yetmez. Ailede, okullarda, iş yerlerinde, bürolarda, vakıflarda, borsada, bankalarda, yargıda, işe alımlarda, göreve sonvermelerde, spor sahaların da... her yerde ve kurumda olup bitenleri doğru analiz etmek gerekir. Eğer bir toplumda: *Dürürüstlük safdillik ve ahmaklık olarak algılanırsa, * Liyakata uyma bir luzumsuz ayrıntı olur ve yandaşlar kayırılırsa, * Hukuk ve adalet güçlülerden yana eğilip bükülen bir kıvam kazanırsa, *Ortada yalnızca bireysel bir ahlak sorunu değil, derinleşmiş bir ahlak bunalımı olduğu söylenebilir. B- AHLAK BUNALIMININ BAZI KURUMLARDAKİ ÇEŞİTLI BELİRTİLERI. 1- Ekonomik Boyut. Ekonomik işleyiş sisteminin de kendine göre bir ahlakı ve kendini devam ettirme düzeni vardır. Toplumdaki aşırı eşitsizlikler, yaygın ve kalıcı yoksulluk, geniş boyutlu işsizlik, ücret ve kazanç yetersizlikleri, vergilerdeki büyük adaletsizlikler bireylerin, ailelerin ve toplumun mevcut ve gelecekteki yaşam güvencesini zora sokar. Ekonomik düzen tartışma konusu olur. Kazan da nasıl kazanırsan kazan anlayışı gelişir. Böyle bir ekonomik düzende, emek yerine kolay kazanç, üretim yerine rant, liyakat yerine siyasi iktidara yakınlık önem kazanır.Bir toplumdaki tüm ekonomik faaliyetlerin sadece bir kazanç ve para işinden çok öte; bir ahlak ve adalet sorunu olduğu da asla unutulmamalıdır. Ahlaka ve adalete uymayan her kazancın, hak edilmemiş, ahlak dışı haram kazanç olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. 2- Hukuki Boyut. Eğer bir toplumdaki  hukuk ve yargı sistemi sürekli olarak güçlüden ve yandaşlardan yana eğilir, bükülürse bundan hem ahlak, hem adalet ve  hem de toplum vicdanı büyük yara alır. Böyle durumlarda insanlar; "yanlış ve haksız kazanç elde edilebilmek için her yolu deneyebilir, ancak yakalanmamak esastır" yoluna sapmaya başlarlar. Eğer herkes bir biçimde, hukuku ya da yasaları arkadan dolanma yolunu bulursa toplumun hukuk ve adalet sistemine olan inancı zayıflar. Ancak doğruların da  er ya da geç, ortaya çıkma gibi bir huyu olduğunu da unutmamak lazımdır. 3- Siyasi Boyut .  Peki siyasetin de ahlaka ihtiyacı var mıdır? Bu soruya verilecek yanıt şudur. Ahlaksız siyaset kural ve hukuk dışıdır. Ahlaksız ve hukuksuz siyaset olsa olsa olsa eşkiyalık ve soygunculuk olur. Siyasetçilerin yetkileri sınırlıdır. Siyaset kurumu anayasal sınırlar içinde kalarak icraat yapmak zorundadır. Siyasetin ahlakı; şeffaf olmaktır,  denetlenebilmektir, hesap vermektir, sorumluluk taşımaktır. Kamu adına atılan her adımda ve yapılan her işte, bireysel çıkarları değil kamu yararını gözetmektir. Mahiyeti ne olursa olsun, tüm kamusal işler ve eylemlede asla ahlak ve hukuk dışına çıkmamaktır. Çünkü siyaset İkbal, kazanç ve saltanat sürmek için değil, halka hizmet, adalet ve refah götürmek için yapılır. Ayrıca siyasetle uğraşanların şunu hiç unutmamaları lazımdır. Tolum ya da kamu, siyasetçileri söylediklerine göre değil, fiilen yaptıklarına göre değerlendirir. Eğer bir toplumda siyasetçilerin, özellikle de iktidar gücünü elinde tutanların tutum ve davranışları hukuk ve ahlak dışı yollara yönelirse bireyler de aynı yollara saparlar. Bu nedenle siyasetçilerin toplumsal bunalım ve çürümelerde kötü örnek olmamaları hatta dürüstlüğü temsil etmeleri beklenir. 4- Eğitim Boyutu. Okullar çocuklara mükemmel olarak, matematik, fizik, kimya, biyoloji, tarih, felsefe, sanat, edebiyat...öğretebilir. Fakat bu öğretiler asla yeterli olmaz. Eğitim bütün ve öz olarak tüm bu öğretilenlerden daha fazlasıdır.  Çünkü çocukların bu bilgilere ek olarak: *Başka halkları, toplumları... düşmanlaştırmadan, ulusunu, devletini, bayrağını, yurdunu yurttaşların sevmeyi, * Her zaman dürüst olmayı, yalan söylememeyi * Adaletli davranmayı * Sorumluluk almayı, * Duygudaşlığı(empatiyi), kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapmamayı, * ırk, renk, dil, cinsiyet, din, mezhep, ideoloji... gibi farklı insan kümeleri ile birlikte yaşamayı öğrenmeyi, * Hiç kimseyi ötekileştirmemeyi...  öğrenmeleri de gerekir. * Salt dini eğitim bunlara çözüm olmaz. Eğitimin çağdaş demokrasi ve laikliği de vermesi gerekir. Şu konunun altını önemle çizmek lazımdır. Her meslek, her eğitim düzeyindeki insanlar, alleme, bilgin bile olsalar yine de ahlak ve hukuk dışı yollara sapabilirler. Bilgi, inanç , dindarlık, ideoloji, makam, saygın meslek sahipliği...ve benzeri donanımlar kişinin ahlaklı ve adil olacağını garanti etmez. En koyu dindar olan bile ahlaktan sapıp sonra Tanrıdan bağışlaması için dua edebilir. 5- Dinler ve Dinsel Öğretiler Ahlak ve Adalet İçin Güvence Olabilir mi? Bu konuda kolay ve peşin yanıtlardan kaçınmak gerekir. Gerçi bütün dinler, öz olarak insanlara, doğruluk, merhamet, adalet, dayanışma, sorumluluk, sevgi...gibi pozitif ahlaki ve insani değerleri öğretme yolunu benimsemişlerdir. Fakat  dinler ve bu dinlerden çeşitli yorumlarla türetilen mezhep ve tarikatların varlığı ve çokluğu konuyu başka bir boyuta taşır.  Her, din, mezhep ya da tarikat...sahibi dinin tek, gerçek ve yanılmaz yorumunun kendisine, kendi yorumuna ait olduğu savını ileri sürer. Başka din ve mezhepleri 'sapkın', mensuplarına 'kafir' ilan ederek öldürülmeleri gerektiğini kendilerince meşru(!) gösterebilir. Böylece her farklı din, mezhep ve tarikat kümeleri arasında düşmanlığa, katliamlara, ve savaşlara varan tutum ve davranışlar gelişir. Başta Haçlı seferleri olmak üzere, tarihte yoğun bir din ve mezhep savaşları olagelmiştir. Batı toplumları ancak laikleşme, sekülerleşme ve demokratikleşme ile bu sorunun üstesinden gelebilmiştir. Sonuç şudur, dinsel eğitim ahlak ve adaletin kesin güvencesi kabul edilmemektedir. 6- İşin Toplumsal Zihniyet Boyutu Nedir? Bir toplumun ortak zihniyeti o toplumun ortak ahlak, ortak vicdan, ortak adalet anlayışının  ortak bir bileşeni gibidir. Eğer bir toplumun ahlakını kemiren ortak tutum ve davranışlar: * Adil olmak yerine ne pahasına olursa olsun bireysel çıkar peşinde koşmaya yönelirse, *Liyakat kazanmak, görevin ehli olmak yerine torpil arama ve adamını bulma anlayışı yaygınsa, * İnsana ve insan haklarına sagının yerine güce ve şiddete başvurmak yoluyla resmi hukuk düzeni devre dışı kalıyorsa, * Toplumun ortak çıkarları yerine, kişisel çıkarlar toplumsal fayda ve çıkarlardan üstün tutuluyorsa, * O toplumda bir zihniyet bozukluğu ve derin bir ahlak bunalımı olduğu varsayılabir. 7- Bozulan Ahlak Yeniden Düzeltilebilir mi? Evet, düzeltilebilir; fakat bu düzeltmeler kendiliğinden, ya da sadece vaaz ve nasihatlarla olmaz. Bu düzeltmeleri başlatıp sonuca ulaştırabilmeniz için: * Adil ve toplum vicdanında saygınlık kazanmış bir hukuk ve yargı sistemini yeniden kurmak, * Nitelikli, laik ve çağdaş bir eğitim sisteminin kurulması, * Ekonomiden, eğitime,  sağlıktan adalete...her alanda  herkese fırsat eşitliği sunmak. * Toplumdaki bütün ırk,renk, dil, inanç, sosyal cinsiyet ...katmanlarını birlikte yaşatacak bir demokratik zihniyet ve demokratik kültür inşa etmek. * Hakaret taşımayan düşünce ve basın özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak. * İnsan onuruna, evrensel insan  hakları, din ve vicdan özgürlüğüne ödünsüz saygı duymak, * Toplumsal dayanışmayı güçlendirmek, hiç kimseyi eğimsiz ve  sağlık hizmetlerinden yoksun bırakmamak. * Üretim ekonomisine geri dönmek, eflasyon ve işsizlik sorunlarını geride bırakmak. * Adil bir gelir dağılımı ve paylaşım,  adil bir vergi sistemi kurmak. S O N   S Ö Z L E R. Doğru ve ahlaklı bir toplumun inşası için; önce bireylerin vicdanı, sonra siyasilerin firesiz dürüstlüğü, daha sonra da ülkedeki tüm kurum ve kuruluşların ahlak ve adalet terazisinsinden hiç şaşmamaları gerekir. Hacıbektaş Veli diyor ki, " yuyacak pak değilse yunacak pak olmaz". Yani yıkayıcı temiz değilse yıkanan temiz olmaz. Balık baştan kokmamalıdır. Gerçek uygarlıklar, insanların neleri bilmesi ve yapabilmesi kadar, nelerin de asla yapılamayacağını mutlaka öğrenmesiyle kurulup yaşatılabilir. İnsan merkezli evrensel ve çağdaş ahlak kaçınılmazdır.
Prof. Dr. Halil Çivi, bu çalışmasında ahlak bunalımını yalnızca bireysel hatalar üzerinden değil; kamusal işleyişten ekonomik adaletsizliklere, siyasi tercihlerden zihniyet dönüşümlerine kadar çok yönlü bir perspektifle ele alarak, bu çürümenin nedenlerini ve yeniden inşa sürecinin zorunlu adımlarını gözler önüne seriyor.

Günümüz toplumlarında bireysel vicdanın sarsılmasıyla başlayan ahlaki yozlaşma, zamanla ekonomi, hukuk, siyaset ve eğitim gibi tüm kurumsal yapılara nüfuz ederek derin bir kaosa dönüşmektedir. Prof. Dr. Halil Çivi  bu yazısında konuyu nedenleri ve çözümleriyle geniş bir perspektiften inceliyor.
 


TOPLUMLARDA ÇEŞİTLİ YÖNLERİ İLE DERİN AHLAK BUNALIMI VE ETKİLERİ ÜZERİNE KISA NOTLAR

A- Ahlak ve Ahlak Bunalımı?

En kısa tanımıyla, ahlak; bir toplumdaki iyi-kötü, doğru-yanlış ve benzeri sorulara verilen yanıtların yazılı olmayan, fakat toplumun genelinde uyulan ya da uyulması gereken toplam kurallar bütünüdür. Ancak ahlak ve ahlak kuralları, kolluk kuvvetleri ve mahkemeler tarafından değil, bireysel vicdan, toplumsal kınama ve ayıplamalarla denetlenir.

Bu yönüyle ahlak, toplum içinde yaşayan insanın, vicdanının sesine uyarak kendisini denetleme sistemidir.

Peki ahlak bunalımı nedir?

Ahlak bunalımı; kısaca bir toplumda var olan ahlaki ve vicdani tutum ve davranışların giderek önemini yitirmesi, buna karşın yitirilen bu değerlerin yerine yenilerinin konulamaması, yanlış ve kötü davrananların yaptıklarının yanlarına kâr kalması...gibi bir kaotik durumu anlatmak için kullanılır. İnsanların ahlaki ve vicdani olarak doğru bildiklerinden vazgeçmeleri, çıkar,makam ve para için sürekli fırsat kollamaları, başka bir söyleyişle de toplumdaki ahlak kodlarının dejenere olması ve ahlak yozlaşmasıdır. Toplumun ahlaki yönden derin bir çürüme sürecine girmesidir.

Acaba, son yıllarda, toplumun çeşitli katmanlarında yükselen ahlak şikayetleri neyin habercisidir? Sadece insanların-bireylerin  ahlakı mı yozlaştı, yoksa yine daha derinlemesine olarak, acaba kamusal, resmi ve özel kurumlar da bu çürümenin içine girdiler mi?

Ahlak bozulmasına, sadecece bireylerin yanlış ve kötü davranışlarına bakarak karar vermek yetmez. Ailede, okullarda, iş yerlerinde, bürolarda, vakıflarda, borsada, bankalarda, yargıda, işe alımlarda, göreve sonvermelerde, spor sahaların da... her yerde ve kurumda olup bitenleri doğru analiz etmek gerekir.

Eğer bir toplumda:

*Dürürüstlük safdillik ve ahmaklık olarak algılanırsa,

* Liyakata uyma bir luzumsuz ayrıntı olur ve yandaşlar kayırılırsa,

* Hukuk ve adalet güçlülerden yana eğilip bükülen bir kıvam kazanırsa,

*Ortada yalnızca bireysel bir ahlak sorunu değil, derinleşmiş bir ahlak bunalımı olduğu söylenebilir.

B- AHLAK BUNALIMININ BAZI KURUMLARDAKİ ÇEŞİTLI BELİRTİLERI.

1- Ekonomik Boyut.

Ekonomik işleyiş sisteminin de kendine göre bir ahlakı ve kendini devam ettirme düzeni vardır. Toplumdaki aşırı eşitsizlikler, yaygın ve kalıcı yoksulluk, geniş boyutlu işsizlik, ücret ve kazanç yetersizlikleri, vergilerdeki büyük adaletsizlikler bireylerin, ailelerin ve toplumun mevcut ve gelecekteki yaşam güvencesini zora sokar. Ekonomik düzen tartışma konusu olur. Kazan da nasıl kazanırsan kazan anlayışı gelişir.

Böyle bir ekonomik düzende, emek yerine kolay kazanç, üretim yerine rant, liyakat yerine siyasi iktidara yakınlık önem kazanır.Bir toplumdaki tüm ekonomik faaliyetlerin sadece bir kazanç ve para işinden çok öte; bir ahlak ve adalet sorunu olduğu da asla unutulmamalıdır. Ahlaka ve adalete uymayan her kazancın, hak edilmemiş, ahlak dışı haram kazanç olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

2- Hukuki Boyut.

Eğer bir toplumdaki  hukuk ve yargı sistemi sürekli olarak güçlüden ve yandaşlardan yana eğilir, bükülürse bundan hem ahlak, hem adalet ve  hem de toplum vicdanı büyük yara alır. Böyle durumlarda insanlar; "yanlış ve haksız kazanç elde edilebilmek için her yolu deneyebilir, ancak yakalanmamak esastır" yoluna sapmaya başlarlar. Eğer herkes bir biçimde, hukuku ya da yasaları arkadan dolanma yolunu bulursa toplumun hukuk ve adalet sistemine olan inancı zayıflar. Ancak doğruların da  er ya da geç, ortaya çıkma gibi bir huyu olduğunu da unutmamak lazımdır.

3- Siyasi Boyut .

 Peki siyasetin de ahlaka ihtiyacı var mıdır? Bu soruya verilecek yanıt şudur. Ahlaksız siyaset kural ve hukuk dışıdır. Ahlaksız ve hukuksuz siyaset olsa olsa olsa eşkiyalık ve soygunculuk olur.

Siyasetçilerin yetkileri sınırlıdır.

Siyaset kurumu anayasal sınırlar içinde kalarak icraat yapmak zorundadır.

Siyasetin ahlakı; şeffaf olmaktır,  denetlenebilmektir, hesap vermektir, sorumluluk taşımaktır. Kamu adına atılan her adımda ve yapılan her işte, bireysel çıkarları değil kamu yararını gözetmektir. Mahiyeti ne olursa olsun, tüm kamusal işler ve eylemlede asla ahlak ve hukuk dışına çıkmamaktır. Çünkü siyaset İkbal, kazanç ve saltanat sürmek için değil, halka hizmet, adalet ve refah götürmek için yapılır.

Ayrıca siyasetle uğraşanların şunu hiç unutmamaları lazımdır. Tolum ya da kamu, siyasetçileri söylediklerine göre değil, fiilen yaptıklarına göre değerlendirir.

Eğer bir toplumda siyasetçilerin, özellikle de iktidar gücünü elinde tutanların tutum ve davranışları hukuk ve ahlak dışı yollara yönelirse bireyler de aynı yollara saparlar. Bu nedenle siyasetçilerin toplumsal bunalım ve çürümelerde kötü örnek olmamaları hatta dürüstlüğü temsil etmeleri beklenir.

4- Eğitim Boyutu.

Okullar çocuklara mükemmel olarak, matematik, fizik, kimya, biyoloji, tarih, felsefe, sanat, edebiyat...öğretebilir. Fakat bu öğretiler asla yeterli olmaz. Eğitim bütün ve öz olarak tüm bu öğretilenlerden daha fazlasıdır.  Çünkü çocukların bu bilgilere ek olarak:

*Başka halkları, toplumları... düşmanlaştırmadan, ulusunu, devletini, bayrağını, yurdunu yurttaşların sevmeyi,

* Her zaman dürüst olmayı, yalan söylememeyi

* Adaletli davranmayı

* Sorumluluk almayı,

* Duygudaşlığı(empatiyi), kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapmamayı,

* ırk, renk, dil, cinsiyet, din, mezhep, ideoloji... gibi farklı insan kümeleri ile birlikte yaşamayı öğrenmeyi,

* Hiç kimseyi ötekileştirmemeyi...  öğrenmeleri de gerekir.

* Salt dini eğitim bunlara çözüm olmaz. Eğitimin çağdaş demokrasi ve laikliği de vermesi gerekir.

Şu konunun altını önemle çizmek lazımdır. Her meslek, her eğitim düzeyindeki insanlar, alleme, bilgin bile olsalar yine de ahlak ve hukuk dışı yollara sapabilirler. Bilgi, inanç , dindarlık, ideoloji, makam, saygın meslek sahipliği...ve benzeri donanımlar kişinin ahlaklı ve adil olacağını garanti etmez. En koyu dindar olan bile ahlaktan sapıp sonra Tanrıdan bağışlaması için dua edebilir.

5- Dinler ve Dinsel Öğretiler Ahlak ve Adalet İçin Güvence Olabilir mi?

Bu konuda kolay ve peşin yanıtlardan kaçınmak gerekir.

Gerçi bütün dinler, öz olarak insanlara, doğruluk, merhamet, adalet, dayanışma, sorumluluk, sevgi...gibi pozitif ahlaki ve insani değerleri öğretme yolunu benimsemişlerdir. Fakat  dinler ve bu dinlerden çeşitli yorumlarla türetilen mezhep ve tarikatların varlığı ve çokluğu konuyu başka bir boyuta taşır.

 Her, din, mezhep ya da tarikat...sahibi dinin tek, gerçek ve yanılmaz yorumunun kendisine, kendi yorumuna ait olduğu savını ileri sürer. Başka din ve mezhepleri 'sapkın', mensuplarına 'kafir' ilan ederek öldürülmeleri gerektiğini kendilerince meşru(!) gösterebilir.

Böylece her farklı din, mezhep ve tarikat kümeleri arasında düşmanlığa, katliamlara, ve savaşlara varan tutum ve davranışlar gelişir.

Başta Haçlı seferleri olmak üzere, tarihte yoğun bir din ve mezhep savaşları olagelmiştir.

Batı toplumları ancak laikleşme, sekülerleşme ve demokratikleşme ile bu sorunun üstesinden gelebilmiştir.

Sonuç şudur, dinsel eğitim ahlak ve adaletin kesin güvencesi kabul edilmemektedir.

6- İşin Toplumsal Zihniyet Boyutu Nedir?

Bir toplumun ortak zihniyeti o toplumun ortak ahlak, ortak vicdan, ortak adalet anlayışının  ortak bir bileşeni gibidir. Eğer bir toplumun ahlakını kemiren ortak tutum ve davranışlar:

* Adil olmak yerine ne pahasına olursa olsun bireysel çıkar peşinde koşmaya yönelirse,

*Liyakat kazanmak, görevin ehli olmak yerine torpil arama ve adamını bulma anlayışı yaygınsa,

* İnsana ve insan haklarına sagının yerine güce ve şiddete başvurmak yoluyla resmi hukuk düzeni devre dışı kalıyorsa,

* Toplumun ortak çıkarları yerine, kişisel çıkarlar toplumsal fayda ve çıkarlardan üstün tutuluyorsa,

* O toplumda bir zihniyet bozukluğu ve derin bir ahlak bunalımı olduğu varsayılabir.

7- Bozulan Ahlak Yeniden Düzeltilebilir mi?

Evet, düzeltilebilir; fakat bu düzeltmeler kendiliğinden, ya da sadece vaaz ve nasihatlarla olmaz. Bu düzeltmeleri başlatıp sonuca ulaştırabilmeniz için:

* Adil ve toplum vicdanında saygınlık kazanmış bir hukuk ve yargı sistemini yeniden kurmak,

* Nitelikli, laik ve çağdaş bir eğitim sisteminin kurulması,

* Ekonomiden, eğitime,

 sağlıktan adalete...her alanda  herkese fırsat eşitliği sunmak.
* Toplumdaki bütün ırk,renk, dil, inanç, sosyal cinsiyet ...katmanlarını birlikte yaşatacak bir demokratik zihniyet ve demokratik kültür inşa etmek.

* Hakaret taşımayan düşünce ve basın özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak.

* İnsan onuruna, evrensel insan  hakları, din ve vicdan özgürlüğüne ödünsüz saygı duymak,

* Toplumsal dayanışmayı güçlendirmek, hiç kimseyi eğimsiz ve  sağlık hizmetlerinden yoksun bırakmamak.

* Üretim ekonomisine geri dönmek, eflasyon ve işsizlik sorunlarını geride bırakmak.

* Adil bir gelir dağılımı ve paylaşım,  adil bir vergi sistemi kurmak.

S O N   S Ö Z L E R.

Doğru ve ahlaklı bir toplumun inşası için; önce bireylerin vicdanı, sonra siyasilerin firesiz dürüstlüğü, daha sonra da ülkedeki tüm kurum ve kuruluşların ahlak ve adalet terazisinsinden hiç şaşmamaları gerekir.

Hacıbektaş Veli diyor ki, " yuyacak pak değilse yunacak pak olmaz". Yani yıkayıcı temiz değilse yıkanan temiz olmaz.

Balık baştan kokmamalıdır.

Gerçek uygarlıklar, insanların neleri bilmesi ve yapabilmesi kadar, nelerin de asla yapılamayacağını mutlaka öğrenmesiyle kurulup yaşatılabilir. İnsan merkezli evrensel ve çağdaş ahlak kaçınılmazdır.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.