Modern Despotizmin Görünmez Kelepçesi: Basının İktidar Aygıtına Dönüştürülme Stratejileri

ÖZEL HABER 03.01.2026 - 14:58, Güncelleme: 03.01.2026 - 14:58 13259 kez okundu.
 

Modern Despotizmin Görünmez Kelepçesi: Basının İktidar Aygıtına Dönüştürülme Stratejileri

Günümüz dünyasında totaliter, otoriter ve hibrit rejimler, basını tamamen yasaklamak yerine onu içeriden fethederek stratejik bir propaganda aracına dönüştürmeyi tercih etmektedir.

Prof. Dr. Halil Çivi bu makalesinde; medya mülkiyetinin el değiştirmesinden ekonomik bağımlılık mekanizmalarına, yargının siyasallaşmasından otosansürün bireysel bir refleks haline gelmesine kadar uzanan yedi aşamalı "hizaya getirme" sürecini mercek altına alıyor. Gerçeklerin nasıl manipüle edildiğini, "devlet" ve "iktidar" kavramlarının nasıl kasıtlı olarak eşitlendiğini bilimsel bir titizlikle ortaya koyan Prof. Dr. Halil Çivi; demokratik bir toplumun yeniden inşası için bağımsız medya ve eleştirel düşüncenin yaşamsal önemini vurguluyor. TOTALİTER, OTORİTER VE HİBRİT DEMOKRASİLİ SİYASİ REJİMLERDE BASININ SİYASİ İKTİDARLARIN PROPAGANDA AYGITINA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ İÇİN İZLENEN YOLLAR ÜZERINE KISA NOTLAR. Totaliter, otoriter ve hibrit demokrasilerle yönetilen ülkelerde basın ya da medya kuruluşları  genellikle kapatılmaz. Gazeteler basılır ve dağıtılır.  Televizyonlar olağan gündelik yayınlarına devam eder; sosyal medya ya da internet siteleri varlıklarını sürdürürler. Fakat tüm  bu cari, varlığını sürdüren  basın hareketliliğinin içine gizlenmiş  siyasi etik kurallarına aykırı, çok önemli  bir şey vardır. O gizlenen şey de genelde, siyasi iktidarların toplumun gözünden kaçırıp saklamak istedikleri  haksızlık, yolsuzluk, hukuksuzluk, yanlışlık ... ve başarısızlıklardır. Siyaset sosyolojisi ve sosyal psikoloji biliminin görevlerinden biri de  totaliter, otoriter, ve  hibrit demokrasilerle  yönetilen  ülkelerdeki bu yönetim  yanlışlarını tespit edebilmektir. Siyasi iktidarların bu defolu, evrensel etik kurallara uymayan  tutum ve davranışlarını bilimsel yollarla  açıklayabilmektir.  Bu tür siyasi rejimlerde; siyasi iktidarlar basını susturmak yerine, kendi adları ve çıkarları için bir propaganda aracına dönüştürmeyi tercih ederler. Çünkü tamamen susturulmuş basın çok dikkat çeker. Ulusal ve küresel ölçekte büyük eleştiriler alır. Halbuki susturmak yerine, siyasi iktidarların çıkarlarını ve politikalarını yazan ve konuşan basın kamuoyu nezdinde siyasi iktidarlar adına   meşruiyet ve başarı senaryoları  üretebilir konuma getirilir.  Peki bu dönüşüm nasıl sağlanacaktır? *İlk adım;  basını siyasi iktidarların istek ve amaçlarına hizmet edecek şekle  getirmektir. Bu nedenle de   o ülkedeki medya mülkiyetini yeniden düzenlemektir. Siyasi iktidarların amacına hizmet edecek ve siyasi iktidarlara bağımlı bir medya mülkiyet düzeni oluşturmaktır. Bunun yolu da, ülkedeki medya mülkiyetinin, ideolojik olarak siyasi iktidarla uyumlu güçlü  bir sermaye grubunun eline geçmesini sağlamak  olacaktır. Bu sermaye devirleri halka genelde " piyasa koşulları" ya da "ticari kuralların zorunlu gereği" gibi sunulur. Oysa gerçek amaç kârlılık ya da ticari zorunluluk değildir. Medyanın Siyasi iktidarlara mutlak sadakati ve sürekli hizmet eder duruma getirilmesidir. Basın ya da medya patronları siyasi iktidarlarla çıkar ve ideoloji uyumu içine girdikten  sonra, medyada;  halka, gerçekleri, doğruları açıklamak  bir erdem olmaktan çıkar.  Gazeteciler açısından doğruları yazmak büyük cesaret gerektirir. Çünkü bu yeni düzende,  başta işini ve kazancı kaybetmek   üzere,  çeşitli riskler oluşur.   Yazılan her yazıda hem patronları ve hem de siyasi iktidarları eş anlı olarak kollamak bir zorunluluk olmaya başlar. * İkinci adım, basın ya da medya kuruluşlarının ekonomik olarak, siyasi iktidarlara bağımlı duruma  gelmeleridir. Kamu reklamları, resmi ilanlar, kamu bankası kredileri, vergi bağışları,  vergi denetimleri  basını etkili olarak hizaya getirme ve siyasi iktidarlara bağımlı yapma aracına dönüşür. Eleştirel ya da muhalif  medya ise ekonomik olarak kamusal gelir kaynakları, ilanlar, reklamlar ve kredilerden  yoksun bırakılır. Vergi ve işyeri denetimleri ile korkutma ve pasifleştirme yoluna gidilir. Tüm bunlar yapılırken de işe, piyasa koşulları  ya da kamu düzeni  algısı oluşturulur. * Üçüncü adım o ülkelerdeki hukuk ve yargı düzeni ile ilgilidir. Totaliter, otoriter ve hibrit demokrasili ülkelerde, yargının siyasallaştırılması bu tür rejimlerin ayrılmaz bir silahıdır. Benzeri siyasi rejimlerde yasalardaki hukuki  tanımlamalar esnek, belirsiz ve muğlak şekilde yorumlanır. Ulusal güvenlik, kamu düzeni, devletin itibarı...ve benzeri gerekçelerle yargı kurumları siyasi iktidarların buyruğu altına alınır. Siyasi iktidarlar kendilerini  halka "devlet" olarak olarak algılatır. Toplum nazarında, devlet ile iktidar farklılığı kaybolur. Siyasi iktidarlar devletle eşitlenir. Siyasi iktidarları eleştirmek,  iktidar eleştirisi  olmaktan çıkar ve devlet karşıtlığına dönüştürülür. Ayrıca ülkedeki iktidar yanlılarına başka, muhaliflere başka olmak üzere  ikili hukuk standartları ortaya çıkar. Durum bu aşamaya geldikten sonra insanlar korku iklimine, korku kültürü burgacına girer. Her yerde ve her koşulda denetlendiği duygusuna kapılır. * Dördüncü aşamada ise OTOSANSÜR devreye girer. Sansürlerin en tehlikelisi otosansürdür. Çünkü oto sansür düşünceyi, olağan eleştirileri, kişinin zihninden yani doğduğu kaynaktan boğmak, açığa çıkmasını engellemek demektir.  Otosansür başladıktan sonra basın mensupları artık doğruları yaz(a)maz ve konuş(a)maz konuma gelirler. "Şimdi zamanı değil", ya da " elalemin doğrusu ben miyim" ...ve benzeri gerekçelerle otosansürü giderek içselleştirmiş ve otomatiğe bağlamış olurlar. * Beşinci aşama ise ülkedeki siyasi gündemi denetim altında tutmaktır. Otoriter, totaliter ve hibrit demokrasilerdeki iktidarlar güçlü bir şekilde, ülke ve siyaset gündemini de tekellerine alırlar. Medyada nelerin konuşulacağı, hangi haberlerin öne çıkarılacağı ne tür olaylar ve konuların toplumdan gizleneceği, nelerin abartılacağı ya da saklanacağına siyasi iktidarlar karar verirler.   Ekonomik krizler, enflasyon, işsizlik,  yolsuzluk, yoksulluk,  vergi adaletsizlikleri, haksızlıklar... ve savurganlıklar toplumun gözünden kaçırılır ya da olağanlaştırılır. Başarılar ise abartılarak ve sürekli tekrarlanarak canlı tutulur. Sonuçta,  basın, dördüncü kuvvet olarak toplum adına siyasi iktidarları  denetleyebilme gücünü tamamen yitirir. Tersine gerçekleri saklama, halkı uyutma ve  iktidarların destek kuvvetine dönüşür. * Altıncı aşama basının kullandığı dilde ortaya çıkan gerçek dışı,  demokrasiye aykırı  ve beyin yıkamaya yönelik  söylemlerle ilgilidir. Yazılı ve görsel basında, siyasi iktidarların isteklerine uygun yeni bir medya dili oluşturulur. Örneğin siyasi iktidarlar "devlet" olarak algılanır. Muhalif ya da öteki denilenler için suçlayıcı bir dil devreye girer. Siyasi iktidarların safında olmayanlar, " hain", "gayri milli", "devlet düşmanı", "bölücü", "dış güçlerin maşası", "vatan haini" ve benzeri sıfatlarla yaftalanmaya başlar.  Bu tür yakıştırmalar, yazılı ve görsel basındaki  bir  "uzmanlar" (!) grubunca her fırsatta durmadan tekrarlanır. * Yedinci ve son aşama ise toplumsal kutuplaştırmadır. Medya, " Bizimkiler" ve " Ötekiler" diye ikiye ayrılır. Siyasi iktidarlara yakın olanlar" meşru", muhalifler ise " gayrimeşru " ve "düşman" konumuna sürüklenir.  Ortaya toplumsal bir fay hattı çıkar. Toplum bölünür. Bu duruma  ve konumuna bağlı olarak, basın toplumu doğru bilgilendiren bir kurum olmaktan uzaklaşır. Tam tersine, siyasi iktidarlar adına, topluma ayar veren bir aparata dönüşür. Medya organları, sürekli olarak, toplumdaki korku, tehdit ve kuşku duygularını gündemde diri tutar. Toplumsal birlik ve ortak  değerlerle birlikte yaşama umudu aşınmaya devam eder. * Ayrıca , totaliter, otoriter ve hibrit demokrasilerle yönetilen siyasi iktidarlar için sosyal ya da  dijital medya da tıpkı klasik medya ile aynı kapsamda ele alınır.  Bu medyada da, siyasi iktidarların istemediği haberler ve yorumlar engellenir. Sosyal medyada  kurulan trol orduları ile, toplum üzerinde, gerçeklerle örtüşmeyen algı operasyonları yürütülür.  Temel amaç, siyasi iktidarların, gerçeklerle, hak, hukuk ve adaletle uyuşmayan davranışlarını  halkın, toplumun gözünden gizlemektir. Eğer her şeye karşın istenmediği halde,  açığa çıkan gerçekler varsa, bilgi ve haber kargaşaları yaratılarak gerçekleri halkın gözünde  önemsizleştirme yoluna gidilir. *Sonuç  nedir?  Çözüm var mıdır? - Sonuç,  totaliter, otoriter ve hibrit demokrasilerle yönetilen ülkelerde; geleneksel ve sosyal medyanın, demokrasinin dördüncü gücü olarak, toplum adına siyasi iktidarları denetleyebilme işlevini yitirmesidir. Tersine , onların propaganda  aygına dönüşmedir. - Peki çözüm nedir? Hukukun üstünlüğüne, kuvvetler ayrılığına,  temel insan haklarına, tam  bağımsız yargı sistemine, yargıç güvencesine, din ve vicdan özgürlüĝüne, laikliğe, çoğulcu demokrasiye, en önemlisi de siyasi iktidarlardan ve sermaye sınıfından bağımsız bir özgür basın kurumuna sahip olabilmektir. Basın kurumunu siyasi iktidarlara zorunlu bağımlılıktan kurtarmaktır. Bireyleri ve toplumları da, evrensel, çağdaş ve akılcı bir eğitim sistemi  ile donatarak,  gerçek demokrasinin tüm kurum ve kurallarına sahip çıkacak bir siyasi bilinç ve olgunluğa kavuşturabilmektir. Umutsuz yaşanmaz. Ancak umutlar, akıl, bilim ve yetkin bir ahlaki ve  siyasi bilinçle desteklenmezlerse işe yaramaz, sadece boş bir hayal olarak kalırlar.
Günümüz dünyasında totaliter, otoriter ve hibrit rejimler, basını tamamen yasaklamak yerine onu içeriden fethederek stratejik bir propaganda aracına dönüştürmeyi tercih etmektedir.

Prof. Dr. Halil Çivi bu makalesinde; medya mülkiyetinin el değiştirmesinden ekonomik bağımlılık mekanizmalarına, yargının siyasallaşmasından otosansürün bireysel bir refleks haline gelmesine kadar uzanan yedi aşamalı "hizaya getirme" sürecini mercek altına alıyor. Gerçeklerin nasıl manipüle edildiğini, "devlet" ve "iktidar" kavramlarının nasıl kasıtlı olarak eşitlendiğini bilimsel bir titizlikle ortaya koyan Prof. Dr. Halil Çivi; demokratik bir toplumun yeniden inşası için bağımsız medya ve eleştirel düşüncenin yaşamsal önemini vurguluyor.

TOTALİTER, OTORİTER VE HİBRİT DEMOKRASİLİ SİYASİ REJİMLERDE BASININ SİYASİ İKTİDARLARIN PROPAGANDA AYGITINA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ İÇİN İZLENEN YOLLAR ÜZERINE KISA NOTLAR.

Totaliter, otoriter ve hibrit demokrasilerle yönetilen ülkelerde basın ya da medya kuruluşları  genellikle kapatılmaz. Gazeteler basılır ve dağıtılır.  Televizyonlar olağan gündelik yayınlarına devam eder; sosyal medya ya da internet siteleri varlıklarını sürdürürler. Fakat tüm  bu cari, varlığını sürdüren  basın hareketliliğinin içine gizlenmiş  siyasi etik kurallarına aykırı, çok önemli  bir şey vardır. O gizlenen şey de genelde, siyasi iktidarların toplumun gözünden kaçırıp saklamak istedikleri  haksızlık, yolsuzluk, hukuksuzluk, yanlışlık ... ve başarısızlıklardır.

Siyaset sosyolojisi ve sosyal psikoloji biliminin görevlerinden biri de  totaliter, otoriter, ve  hibrit demokrasilerle  yönetilen  ülkelerdeki bu yönetim  yanlışlarını tespit edebilmektir. Siyasi iktidarların bu defolu, evrensel etik kurallara uymayan  tutum ve davranışlarını bilimsel yollarla  açıklayabilmektir.

 Bu tür siyasi rejimlerde; siyasi iktidarlar basını susturmak yerine, kendi adları ve çıkarları için bir propaganda aracına dönüştürmeyi tercih ederler. Çünkü tamamen susturulmuş basın çok dikkat çeker. Ulusal ve küresel ölçekte büyük eleştiriler alır. Halbuki susturmak yerine, siyasi iktidarların çıkarlarını ve politikalarını yazan ve konuşan basın kamuoyu nezdinde siyasi iktidarlar adına   meşruiyet ve başarı senaryoları  üretebilir konuma getirilir. 

Peki bu dönüşüm nasıl sağlanacaktır?

*İlk adım;  basını siyasi iktidarların istek ve amaçlarına hizmet edecek şekle  getirmektir. Bu nedenle de   o ülkedeki medya mülkiyetini yeniden düzenlemektir. Siyasi iktidarların amacına hizmet edecek ve siyasi iktidarlara bağımlı bir medya mülkiyet düzeni oluşturmaktır. Bunun yolu da, ülkedeki medya mülkiyetinin, ideolojik olarak siyasi iktidarla uyumlu güçlü  bir sermaye grubunun eline geçmesini sağlamak  olacaktır.

Bu sermaye devirleri halka genelde " piyasa koşulları" ya da "ticari kuralların zorunlu gereği" gibi sunulur. Oysa gerçek amaç kârlılık ya da ticari zorunluluk değildir. Medyanın Siyasi iktidarlara mutlak sadakati ve sürekli hizmet eder duruma getirilmesidir.

Basın ya da medya patronları siyasi iktidarlarla çıkar ve ideoloji uyumu içine girdikten  sonra, medyada;  halka, gerçekleri, doğruları açıklamak  bir erdem olmaktan çıkar.  Gazeteciler açısından doğruları yazmak büyük cesaret gerektirir. Çünkü bu yeni düzende,  başta işini ve kazancı kaybetmek   üzere,  çeşitli riskler oluşur.   Yazılan her yazıda hem patronları ve hem de siyasi iktidarları eş anlı olarak kollamak bir zorunluluk olmaya başlar.

* İkinci adım, basın ya da medya kuruluşlarının ekonomik olarak, siyasi iktidarlara bağımlı duruma  gelmeleridir. Kamu reklamları, resmi ilanlar, kamu bankası kredileri, vergi bağışları,  vergi denetimleri  basını etkili olarak hizaya getirme ve siyasi iktidarlara bağımlı yapma aracına dönüşür.

Eleştirel ya da muhalif  medya ise ekonomik olarak kamusal gelir kaynakları, ilanlar, reklamlar ve kredilerden  yoksun bırakılır. Vergi ve işyeri denetimleri ile korkutma ve pasifleştirme yoluna gidilir. Tüm bunlar yapılırken de işe, piyasa koşulları  ya da kamu düzeni  algısı oluşturulur.

* Üçüncü adım o ülkelerdeki hukuk ve yargı düzeni ile ilgilidir. Totaliter, otoriter ve hibrit demokrasili ülkelerde, yargının siyasallaştırılması bu tür rejimlerin ayrılmaz bir silahıdır. Benzeri siyasi rejimlerde yasalardaki hukuki  tanımlamalar esnek, belirsiz ve muğlak şekilde yorumlanır. Ulusal güvenlik, kamu düzeni, devletin itibarı...ve benzeri gerekçelerle yargı kurumları siyasi iktidarların buyruğu altına alınır. Siyasi iktidarlar kendilerini  halka "devlet" olarak olarak algılatır. Toplum nazarında, devlet ile iktidar farklılığı kaybolur. Siyasi iktidarlar devletle eşitlenir.

Siyasi iktidarları eleştirmek,  iktidar eleştirisi  olmaktan çıkar ve devlet karşıtlığına dönüştürülür.

Ayrıca ülkedeki iktidar yanlılarına başka, muhaliflere başka olmak üzere  ikili hukuk standartları ortaya çıkar. Durum bu aşamaya geldikten sonra insanlar korku iklimine, korku kültürü burgacına girer. Her yerde ve her koşulda denetlendiği duygusuna kapılır.

* Dördüncü aşamada ise OTOSANSÜR devreye girer. Sansürlerin en tehlikelisi otosansürdür. Çünkü oto sansür düşünceyi, olağan eleştirileri, kişinin zihninden yani doğduğu kaynaktan boğmak, açığa çıkmasını engellemek demektir.  Otosansür başladıktan sonra basın mensupları artık doğruları yaz(a)maz ve konuş(a)maz konuma gelirler. "Şimdi zamanı değil", ya da " elalemin doğrusu ben miyim" ...ve benzeri gerekçelerle otosansürü giderek içselleştirmiş ve otomatiğe bağlamış olurlar.

* Beşinci aşama ise ülkedeki siyasi gündemi denetim altında tutmaktır. Otoriter, totaliter ve hibrit demokrasilerdeki iktidarlar güçlü bir şekilde, ülke ve siyaset gündemini de tekellerine alırlar. Medyada nelerin konuşulacağı, hangi haberlerin öne çıkarılacağı ne tür olaylar ve konuların toplumdan gizleneceği, nelerin abartılacağı ya da saklanacağına siyasi iktidarlar karar verirler.

 

Ekonomik krizler, enflasyon, işsizlik,  yolsuzluk, yoksulluk,  vergi adaletsizlikleri, haksızlıklar... ve savurganlıklar toplumun gözünden kaçırılır ya da olağanlaştırılır.

Başarılar ise abartılarak ve sürekli tekrarlanarak canlı tutulur.

Sonuçta,  basın, dördüncü kuvvet olarak toplum adına siyasi iktidarları  denetleyebilme gücünü tamamen yitirir. Tersine gerçekleri saklama, halkı uyutma ve  iktidarların destek kuvvetine dönüşür.

* Altıncı aşama basının kullandığı dilde ortaya çıkan gerçek dışı,  demokrasiye aykırı  ve beyin yıkamaya yönelik  söylemlerle ilgilidir. Yazılı ve görsel basında, siyasi iktidarların isteklerine uygun yeni bir medya dili oluşturulur. Örneğin siyasi iktidarlar "devlet" olarak algılanır. Muhalif ya da öteki denilenler için suçlayıcı bir dil devreye girer. Siyasi iktidarların safında olmayanlar, " hain", "gayri milli", "devlet düşmanı", "bölücü", "dış güçlerin maşası", "vatan haini" ve benzeri sıfatlarla yaftalanmaya başlar.  Bu tür yakıştırmalar, yazılı ve görsel basındaki  bir  "uzmanlar" (!) grubunca her fırsatta durmadan tekrarlanır.

* Yedinci ve son aşama ise toplumsal kutuplaştırmadır. Medya, " Bizimkiler" ve " Ötekiler" diye ikiye ayrılır. Siyasi iktidarlara yakın olanlar" meşru", muhalifler ise " gayrimeşru " ve "düşman" konumuna sürüklenir.  Ortaya toplumsal bir fay hattı çıkar. Toplum bölünür. Bu duruma  ve konumuna bağlı olarak, basın toplumu doğru bilgilendiren bir kurum olmaktan uzaklaşır. Tam tersine, siyasi iktidarlar adına, topluma ayar veren bir aparata dönüşür.

Medya organları, sürekli olarak, toplumdaki korku, tehdit ve kuşku duygularını gündemde diri tutar. Toplumsal birlik ve ortak  değerlerle birlikte yaşama umudu aşınmaya devam eder.

* Ayrıca , totaliter, otoriter ve hibrit demokrasilerle yönetilen siyasi iktidarlar için sosyal ya da  dijital medya da tıpkı klasik medya ile aynı kapsamda ele alınır.  Bu medyada da, siyasi iktidarların istemediği haberler ve yorumlar engellenir.

Sosyal medyada  kurulan trol orduları ile, toplum üzerinde, gerçeklerle örtüşmeyen algı operasyonları yürütülür.  Temel amaç, siyasi iktidarların, gerçeklerle, hak, hukuk ve adaletle uyuşmayan davranışlarını  halkın, toplumun gözünden gizlemektir. Eğer her şeye karşın istenmediği halde,  açığa çıkan gerçekler varsa, bilgi ve haber kargaşaları yaratılarak gerçekleri halkın gözünde  önemsizleştirme yoluna gidilir.

*Sonuç  nedir?  Çözüm var mıdır?

- Sonuç,  totaliter, otoriter ve hibrit demokrasilerle yönetilen ülkelerde; geleneksel ve sosyal medyanın, demokrasinin dördüncü gücü olarak, toplum adına siyasi iktidarları denetleyebilme işlevini yitirmesidir. Tersine , onların propaganda  aygına dönüşmedir.

- Peki çözüm nedir? Hukukun üstünlüğüne, kuvvetler ayrılığına,  temel insan haklarına, tam  bağımsız yargı sistemine, yargıç güvencesine, din ve vicdan özgürlüĝüne, laikliğe, çoğulcu demokrasiye, en önemlisi de siyasi iktidarlardan ve sermaye sınıfından bağımsız bir özgür basın kurumuna sahip olabilmektir. Basın kurumunu siyasi iktidarlara zorunlu bağımlılıktan kurtarmaktır.

Bireyleri ve toplumları da, evrensel, çağdaş ve akılcı bir eğitim sistemi  ile donatarak,  gerçek demokrasinin tüm kurum ve kurallarına sahip çıkacak bir siyasi bilinç ve olgunluğa kavuşturabilmektir.

Umutsuz yaşanmaz. Ancak umutlar, akıl, bilim ve yetkin bir ahlaki ve  siyasi bilinçle desteklenmezlerse işe yaramaz, sadece boş bir hayal olarak kalırlar.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.