14 Şubat’ın Tarihsel ve Sosyolojik Dönüşümü

ÖZEL HABER 13.02.2026 - 15:11, Güncelleme: 13.02.2026 - 15:11 153 kez okundu.
 

14 Şubat’ın Tarihsel ve Sosyolojik Dönüşümü

Prof. Dr. Halil Çivi bu makalesinde, 14 Şubat’ı sadece takvimdeki romantik bir günden ibaret görmeyerek; konuyu tarihsel köklerinden psikolojik derinliğine, toplumsal bir yapıştırıcı olan sosyolojik etkisinden kapitalizmin duygusal sömürü alanına dönüşen ekonomik boyutuna kadar çok geniş bir perspektifle mercek altına alıyor.

14 Şubat, günümüz dünyasında genellikle parıltılı vitrinler, kartpostallar ve yoğun tüketim çılgınlığıyla özdeşleşmiş olsa da, özünde derin bir tarihsel fedakârlığı ve insan ruhunun en karmaşık labirentlerini barındırır. Roma İmparatorluğu’nun yasaklarına karşı duran Aziz Valentine’in sessiz direnişinden küresel pazarın devasa çarklarına uzanan bu serüven, aslında insanlığın 'duygu' ile 'madde' arasındaki bitmeyen mücadelesinin bir özetidir. Aşkın geçici yangını ile sevginin kalıcı ve sağduyulu sıcaklığı arasındaki ince çizgiyi belirginleştiren bu analiz, bizi modern dünyanın sunduğu 'piyasa mutluluğu' yerine, günü yeniden 'Dünya Sevgi Günü' bilinciyle kavramaya davet ediyor.   14 ŞUBAT DÜNYA SEVGİLİLER GÜNÜ ÜZERİNE; TARİHSEL, PSİKOLOJİK, SOSOYOLOJİK VE EKONOMİK KISA NOTLAR. 1- Tarihsel Boyut. İnsanlar, 14 Şubat Dünya Sevgililer Günü nasıl oluştu diye merak edilebilirler. Olayın Tarihsel boyutu şöyledir: Olayın Kökeni Roma İmparatorluğuna kadar uzanır. Anlatılara göre, Aziz Valentine isminde bir din adamı, İmparatorluğun evlilik yasağına karşın, gizlice nikah kıyan bir rahiptir. Bu gizli nikah kıyma işi zamanla duyulur. Aziz Valentine yakalanır, önce hapsedilir. Daha sonra da yargılanarak 14 Şubat günü idam edilir. Bu tarih, zamanla aşkları uğruna bedel ödeyenlerin günü olarak romantiklik kazanır ve kutlanmaya başlanır.  Bu kutlamalar giderek bütün dünyaya yayılmaya başlar. Orta  Çağ Avrupa’sında aşk şiirleri ile süslenen Aziz Valentine günü zamanla  giderek kılık değiştirir. 20. Yüzyılla birlikte, kartpostallar, çiçekler ve pahalı hediyelerle birlikte giderek genişler, zenginleşir, piyasalaşır ve küreselleşir. Başlangıçta özverinin ve direnişin sembolü olan bu gün zamanla tüketimin sembolü olmaya başlar. 2- Psikolojik ya da Duygusal Boyut. Dugusal Boyut denilince insanın aklına âşk ve sevgi gelir. * Aşk nedir? Aşk bir bakıma insanın kendini aşma durumudur. Sınırlarını, korkularını,hesaplarını hatta bazen aklını geçici de olsa askıya alma halidir. Kendini başka bir varlıkta bulma çabasıdır. Aşk, psikolojik olarak, yoğun bir bağlanmadır. Felsefi olarak da benliğin erimesi, egonun yok olması, ben yerine " biz" olabilme çabasıdır. Aşkın öznesi, yani aşk duygusunu yaşayan her zaman insandır. Çünkü aşık olan bilinçtir. Aşkın nesnesi, yani aşık olunan ise her zaman insan olmayabilir. Bir ideal, bir sanat eseri, bir fikir... hatta Tanrı bile aşkın nesnesi olabilir.  Ancak nesne kim ya da ne olursa olsun, aşk insanın kendi içindeki duygu yoğunluğunun kristalleşmesidir. İnsan, aslında sevdiği şeyde biraz da kendini bulur ve yaşar. Bu nedenle aşk hem yüceltir ve hem de içinde bazı tehlikeler barındırır. İnsanlar intihara ya da şiddete bile sürüklenebilirler. * Sevgi ise aşktan daha sakin fakat daha kalıcıdır. Aşk bir yangına, sevgi ise ısıtan bir ateşe benzer. Sevginin nesneleri ise aşktan çok daha geniştir. Birey, aile, vatan, bayrak, doğa, canlılar, iş, meslek, gezi... bile olabilir. Sevgi, sahip olmak değildir. Sevdiği nesnenin var olmasına ve yaşamasına razı olmaktır.  Sevgi, karşısındakini değiştirme arzusu değildir. Onun, kendisi olmasına ve kendisini değiştirme hakkına saygı duymak ve rıza göstermektir. Bu nedenle aşk genellikle "ben" merkezli, sevgi ise " biz" merkezli olarak görünür.   3- Sosyolojik- Toplumsal Boyut. Sevgi sadece bireysel bir duygu değildir; aynı zamanda güçlü toplumsal bir bağ ve toplumsal bir çimentodur. Sevgi, hem kişinin bireysel ruh sağlığının, hem de toplumda  bir arada yaşamanın temelidir.  Sevgi, hem güçlü  toplumsal bir bağ ve yine hem de güçlü bir toplumsal yapıştırıcıdır. Sevgi, empatinin, toplumsal duygudaşlığın da kaynağıdır. Toplumda  hukuk ve adaletin erişemediği yerlerde ahlak, vicdan, merhamet ve dayanışma  üretir. Sevginin olmadığı toplumlarda insanlar itaate zorlanır. Fakat adaletsiz ve vicdansız itaat her zaman inciticidir. Sevgisiz ve adaletsiz itaat baskı ve haksızlık üretir. Gücünü  sevgiden değil, katı disiplinden alan itaat zor kullanmaya dayanır. Fakat kalıcı ve sürdürülebilir değildir.   4- Ekonomik Boyut ya da Piyasa Boyutu. Olayın ekonomik boyutuna gelince; 14 Şubat Dünya Sevgililer Günü, bu boyutuyla tamamen insani amacından sapmıştır. Bir duygusal, ekonomik sömürü piyasası oluşmuştur. Sevginin varlığı ve gücü alınacak hediyenin fiyatının yüksekliğiyle ölçülür olmuştur. Çiçek, çikolata, parfüm, giysi, takı, otel, restoran, tatil,araba, ev...Bu hediyeler arasına girmiştir. Mutluluk duygusu piyasalaşmış ve maddiyata dönüşmüştür. Zaten kapitalistler, para kazanma konusunda, çok zekidir. İnsanların ihtiyaçlarını karşılamada değil, duygusal zaaflarını sömürme ve paraya çevirmede  büyük hüner gösterirler. Sonuç olarak, kapitalist sistem, 14 Şubat Dünya Sevgililer Günü'nü , aşkın ve içtenlikli sevginin yansıması gereken bir özel alan olmaktan çıkarmış, tamamen maddi bir ekonomik performans ölçeğine dönüştürmüştür.   SON SÖZLER: Aşk insanı uçurur, fakat aklın kılavuzluğundan uzaklaştırır. Bu nedenle de  herkese  tutarlı ve düzgün bir gelecek kurabilme şansı vermeyebilir. Ayrıca içinde intihar ve şiddet gibi akıldışı yaşamsal bazı tehlikeler de barındırabilir. Halbuki sevgi, hem birey, hem aile ve hem de toplum için  daha sağduyulu ve tutarlıdır. Ayakları yere daha sağlam basar. Daha gerçekçi ve daha uzun ömürlüdür. Aşk, insana  sadece geçici bir süre, sevgi ise ömür boyu güven ve mutluluk verebilir. İşin ekonomik boyutuna gelince; aşk, sevgi ve benzeri insanî duygular para ile ölçülemez. Duygunun ölçüsü para değildir; başka bir yürekte hissedilen karşı duygudur. Gerisi kapitalist zihniyetin para için yaptığı pazarlama tekniği ve duygu sömürüsüdür. İçi boştur. Bu duygu ve düşüncelerle herkesin 14 Şubat Dünya Sevgililer Günü kutlu olsun. Not: Geçen yıl  kaleme aldığım benzer bir  yazımda, bu günü " Dünya sevgi Günü" olarak kutlamanın daha isabetli olacağını yazmıştım. Yine aynı kanıdayım.
Prof. Dr. Halil Çivi bu makalesinde, 14 Şubat’ı sadece takvimdeki romantik bir günden ibaret görmeyerek; konuyu tarihsel köklerinden psikolojik derinliğine, toplumsal bir yapıştırıcı olan sosyolojik etkisinden kapitalizmin duygusal sömürü alanına dönüşen ekonomik boyutuna kadar çok geniş bir perspektifle mercek altına alıyor.

14 Şubat, günümüz dünyasında genellikle parıltılı vitrinler, kartpostallar ve yoğun tüketim çılgınlığıyla özdeşleşmiş olsa da, özünde derin bir tarihsel fedakârlığı ve insan ruhunun en karmaşık labirentlerini barındırır. Roma İmparatorluğu’nun yasaklarına karşı duran Aziz Valentine’in sessiz direnişinden küresel pazarın devasa çarklarına uzanan bu serüven, aslında insanlığın 'duygu' ile 'madde' arasındaki bitmeyen mücadelesinin bir özetidir. Aşkın geçici yangını ile sevginin kalıcı ve sağduyulu sıcaklığı arasındaki ince çizgiyi belirginleştiren bu analiz, bizi modern dünyanın sunduğu 'piyasa mutluluğu' yerine, günü yeniden 'Dünya Sevgi Günü' bilinciyle kavramaya davet ediyor.
 



14 ŞUBAT DÜNYA SEVGİLİLER GÜNÜ ÜZERİNE; TARİHSEL, PSİKOLOJİK, SOSOYOLOJİK VE EKONOMİK KISA NOTLAR.

1- Tarihsel Boyut.

İnsanlar, 14 Şubat Dünya Sevgililer Günü nasıl oluştu diye merak edilebilirler. Olayın Tarihsel boyutu şöyledir:

Olayın Kökeni Roma İmparatorluğuna kadar uzanır.

Anlatılara göre, Aziz Valentine isminde bir din adamı, İmparatorluğun evlilik yasağına karşın, gizlice nikah kıyan bir rahiptir. Bu gizli nikah kıyma işi zamanla duyulur. Aziz Valentine yakalanır, önce hapsedilir. Daha sonra da yargılanarak 14 Şubat günü idam edilir. Bu tarih, zamanla aşkları uğruna bedel ödeyenlerin günü olarak romantiklik kazanır ve kutlanmaya başlanır.

 Bu kutlamalar giderek bütün dünyaya yayılmaya başlar. Orta  Çağ Avrupa’sında aşk şiirleri ile süslenen Aziz Valentine günü zamanla  giderek kılık değiştirir. 20. Yüzyılla birlikte, kartpostallar, çiçekler ve pahalı hediyelerle birlikte giderek genişler, zenginleşir, piyasalaşır ve küreselleşir. Başlangıçta özverinin ve direnişin sembolü olan bu gün zamanla tüketimin sembolü olmaya başlar.

2- Psikolojik ya da Duygusal Boyut.

Dugusal Boyut denilince insanın aklına âşk ve sevgi gelir.

* Aşk nedir? Aşk bir bakıma insanın kendini aşma durumudur.

Sınırlarını, korkularını,hesaplarını hatta bazen aklını geçici de olsa askıya alma halidir. Kendini başka bir varlıkta bulma çabasıdır.

Aşk, psikolojik olarak, yoğun bir bağlanmadır. Felsefi olarak da benliğin erimesi, egonun yok olması, ben yerine " biz" olabilme çabasıdır.

Aşkın öznesi, yani aşk duygusunu yaşayan her zaman insandır.

Çünkü aşık olan bilinçtir. Aşkın nesnesi, yani aşık olunan ise her zaman insan olmayabilir. Bir ideal, bir sanat eseri, bir fikir... hatta Tanrı bile aşkın nesnesi olabilir.

 Ancak nesne kim ya da ne olursa olsun, aşk insanın kendi içindeki duygu yoğunluğunun kristalleşmesidir. İnsan, aslında sevdiği şeyde biraz da kendini bulur ve yaşar. Bu nedenle aşk hem yüceltir ve hem de içinde bazı tehlikeler barındırır.

İnsanlar intihara ya da şiddete bile sürüklenebilirler.

* Sevgi ise aşktan daha sakin fakat daha kalıcıdır. Aşk bir yangına, sevgi ise ısıtan bir ateşe benzer. Sevginin nesneleri ise aşktan çok daha geniştir. Birey, aile, vatan, bayrak, doğa, canlılar, iş, meslek, gezi... bile olabilir.

Sevgi, sahip olmak değildir. Sevdiği nesnenin var olmasına ve yaşamasına razı olmaktır.

 Sevgi, karşısındakini değiştirme arzusu değildir. Onun, kendisi olmasına ve kendisini değiştirme hakkına saygı duymak ve rıza göstermektir. Bu nedenle aşk genellikle "ben" merkezli, sevgi ise " biz" merkezli olarak görünür.

 

3- Sosyolojik- Toplumsal Boyut.

Sevgi sadece bireysel bir duygu değildir; aynı zamanda güçlü toplumsal bir bağ ve toplumsal bir çimentodur. Sevgi, hem kişinin bireysel ruh sağlığının, hem de toplumda  bir arada yaşamanın temelidir.  Sevgi, hem güçlü  toplumsal bir bağ ve yine hem de güçlü bir toplumsal yapıştırıcıdır.

Sevgi, empatinin, toplumsal duygudaşlığın da kaynağıdır. Toplumda  hukuk ve adaletin erişemediği yerlerde ahlak, vicdan, merhamet ve dayanışma  üretir.

Sevginin olmadığı toplumlarda insanlar itaate zorlanır.

Fakat adaletsiz ve vicdansız itaat her zaman inciticidir. Sevgisiz ve adaletsiz itaat baskı ve haksızlık üretir.

Gücünü  sevgiden değil, katı disiplinden alan itaat zor kullanmaya dayanır. Fakat kalıcı ve sürdürülebilir değildir.

 

4- Ekonomik Boyut ya da Piyasa Boyutu.

Olayın ekonomik boyutuna gelince; 14 Şubat Dünya Sevgililer

Günü, bu boyutuyla tamamen insani amacından sapmıştır. Bir duygusal, ekonomik sömürü piyasası oluşmuştur. Sevginin varlığı ve gücü alınacak hediyenin

fiyatının yüksekliğiyle ölçülür olmuştur. Çiçek, çikolata, parfüm, giysi, takı, otel, restoran, tatil,araba, ev...Bu hediyeler arasına girmiştir. Mutluluk duygusu piyasalaşmış ve maddiyata dönüşmüştür.

Zaten kapitalistler, para kazanma konusunda, çok zekidir.

İnsanların ihtiyaçlarını karşılamada değil, duygusal zaaflarını sömürme ve paraya çevirmede  büyük hüner gösterirler.

Sonuç olarak, kapitalist sistem, 14 Şubat Dünya Sevgililer Günü'nü , aşkın ve içtenlikli sevginin yansıması gereken bir özel alan olmaktan çıkarmış, tamamen maddi bir ekonomik performans ölçeğine dönüştürmüştür.

 

SON SÖZLER:

Aşk insanı uçurur, fakat aklın kılavuzluğundan uzaklaştırır.

Bu nedenle de  herkese  tutarlı ve düzgün bir gelecek kurabilme şansı vermeyebilir. Ayrıca içinde intihar ve şiddet gibi akıldışı yaşamsal bazı

tehlikeler de barındırabilir.

Halbuki sevgi, hem birey, hem aile ve hem de toplum için  daha sağduyulu ve tutarlıdır.

Ayakları yere daha sağlam basar. Daha gerçekçi ve daha uzun ömürlüdür.

Aşk, insana  sadece geçici bir süre, sevgi ise ömür boyu güven ve mutluluk verebilir.

İşin ekonomik boyutuna gelince; aşk, sevgi ve benzeri insanî duygular para ile ölçülemez. Duygunun ölçüsü para değildir; başka bir yürekte hissedilen karşı duygudur. Gerisi kapitalist zihniyetin para için yaptığı pazarlama tekniği ve duygu sömürüsüdür. İçi boştur.

Bu duygu ve düşüncelerle herkesin 14 Şubat Dünya Sevgililer Günü kutlu olsun.

Not: Geçen yıl  kaleme aldığım benzer bir  yazımda, bu günü " Dünya sevgi Günü" olarak kutlamanın daha isabetli olacağını yazmıştım. Yine aynı kanıdayım.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.