Demokrasinin Görünmez Çimentosu: Siyasi, Hukuki ve Sosyal Boyutlarıyla Laiklik ve İnanç Demokrasisi
Demokrasinin Görünmez Çimentosu: Siyasi, Hukuki ve Sosyal Boyutlarıyla Laiklik ve İnanç Demokrasisi
Prof. Dr. Halil Çivi, bu makalesinde laikliği sadece bir idari mekanizma değil; siyasi meşruiyetin halka devredilmesi, hukukun dogmalardan arındırılması ve toplumsal barışın kültürel çeşitlilikle taçlandırılması olarak yeniden tanımlıyor.
Prof. Dr. Halil Çivi, bu makalesinde laikliği sadece bir idari mekanizma değil; siyasi meşruiyetin halka devredilmesi, hukukun dogmalardan arındırılması ve toplumsal barışın kültürel çeşitlilikle taçlandırılması olarak yeniden tanımlıyor.
Siyasi rejimlerin henüz tam anlamıyla olgunlaşamadığı ve toplumsal dinginliğin kırılgan olduğu "hibrit" demokrasilerde, laiklik kavramı genellikle bir uzlaşı zemininden ziyade bir çatışma alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle kutsal Ramazan ayı gibi dini duyarlılıkların yoğunlaştığı dönemlerde, laiklik tartışmaları akıl ve bilimsel temelinden koparak bir "bilinç bulanıklığına" ve karşılıklı suçlamalar silsilesine dönüşmektedir. Halil Çivi, laikliğin "dinsizlik" olduğu yönündeki dezenformasyonu çürüterek; inançların siyasetin aparatı olmaktan kurtarılmasını ve bireyin vicdan hürriyetini esas alan "İnanç Demokrasisi" kavramını felsefi ve sosyolojik bir perspektifle mercek altına alıyor.
LAİKLİĞİN SİYASİ, HUKUKİ , SOSYAL- KÜLTÜREL, BİREYSEL BOYUTLARI VE İNANÇ DEMOKRASİSİ ÜZERİNE KISA ANIMSATMALAR.
Siyasi rejimlerin tam yerine oturamadığı, toplumsal istikrar ve dinginliğin yeterince sağlanamadığı Türkiye ve benzeri hibrit demokrasili ülkelerde laiklik tartışmaları gündemden hiç düşmez. Dini kutsal günler ve dini bayramlar da ise laikliğin; çoğunlukla aklın, bilimsel temellerin ve işlevlerinden yoksun kalınarak bilinçsizce tartışıldığı ve karşılıklı suçlamaların yapıldığı bir fikir ve bilinç bulanıklığı oluşur.
Türkiye, şu an, içinde olduğumuz kutsal Ramazan ayı nedeniyle, laiklik konusunda yine böyle bir fikir ve bilinç bulanıklığı ve karşılıklı suçlamalar yaşıyor.
Bu yazının temel amacı felsefi ve sosyolojik olarak, laiklik kavramına çeşitli boyutları ile açıklık getirebilmek, herkesin ve her kesimin laikliği doğru anlayabilme ve içselleştirmesine, karınca, kararınca, katkı sunabilmektir.
1- Laikliğin Önemi Nereden Geliyor?
Laiklik çağdaş ve demokratik devletlerin en temel ve en vazgeçilemez ilkelerinden biridir. Laiklik, siyasal, hukuksal, kültürel, sosyal ve bireysel boyutları ile devlet, toplum ve birey yaşamını, dinsel ve feodal rejimlerden farklı olarak temelden kuşatır, değiştirir, yeniden yapılandırır ve çağdaşlaştırır. Devletin ve toplumun çağdaş uygarlık düzeyine yükselmesine ve demokratikleşmesine neden olur.
Laiklik, çağdaş toplumların siyasal ve hukuki merkez örgütlenmelerinde çok temel ve belirleyici bir rol oynar.
Tarihsel olarak laiklik, siyasi otoritenin, yani devleti yönetenlerin( kral, Şah, padişah , sultan, emir, halife) meşruiyet kaynağının dinden ayrılmasıdır. Devletin, dinsel meşruiyet yerine, toplumsal meşruiyet (milli irade) ile yönetilmesidir. Devletin toplumsal meşruiyetle yönetilmesi, devlet yönetimini dine karşı bağımsızlaştırır ve özgürleştirir. Aynı şekilde, din de devlete karşı bağımsızlaştırır ve özgürleşir. Böylece din ve devlet işleri kesinlikle birbirinden ayrılmış olur.
Çağdaş ve demokratik devletlerdeki laiklik; din ve devlet işlerini ayırarak sadece devlet yönetmekten ibaret değildir. Laiklik, aynı zamanda, özgürlüklerin, farklılıklarla bir arada yaşayabilmenin, coğulculuğun, demokrasinin; kısacası toplumsal birlik ve barışın da çimentosudur. Çünkü çağdaş toplum, örtülü-açık, dolaylı- dolaysız mutlaka laik ve demokratik bir toplum demektir. Ancak laiklik hiç bir koşulda dinsizlik anlamına gelmez. Laik bir siyasi rejimdeki devlet erki tüm din ve inanç kümelerine karşı tarafsız ( nötr) olur.
2- Laikliğin Siyasal Boyutu nasıl Anlaşılmalıdır?
Makro bir devlet siyaseti olarak, siyasi açıdan laiklik; toplumu yönetme hakkının kutsal otoriteden alınıp, topluma geçme, toplumun dinden bağımsız olarak kendi kendini yönetebilme hakkını ifade eder. Tarihsel, teokratik, feodal din devletinin yöneticileri toplumu meşru olarak yönetme hakkını dinden alır. Halbuki laik devletlerde meşru olarak, halkı yönetme hakkı doğrudan halka, millete geçer. Böylece kutsal irade yerini milli iradeye bırakmış olur.
Siyasi meşruiyet açısından ortaya çıkan bu egemenlik değişiminin başlıca sonuçları şunlardır:
* Devleti yönetenlerin, siyasi otoriteye egemen olan kişi, aile ve hanedanların kutsallığı son bulur.
* Devleti yönetenler kutsal olmayınca, yöneticilerin yaptıkları her türlü harcamalar, tercihler ve aldıkları kararlar eleştiriye açık duruma gelir. Devleti yönetenlerin, iktidarın gerçek sahibi olan halka hesap verme yolları açılmış olur.
* Bireysel ve kurumsal özgürlükler artar. Çoğulculuk ve demokratikleşme yolları açılmış olur.
*Farklılıklarla bir arada yaşayabilme kültürü artar. Toplumsal barış güçlenir.
Sonuç olarak; siyasi açıdan laiklik, özgürlükçü ve çoğulcu demokrasinin eğer olmazsa olmazı konumundadır. Laiklik olmadan özgürlükçü bir siyasi demokrasi kurmak mümkün olmaz.
3- Laikliğin Hukuki Boyutları.
Feodal, teokratik yönetimlerin hukuk kaynağı genel olarak, örfi hukukla birlikte, temel olarak dinden türetilen dini hukuktur. Halbuki laiklik, hukukun kaynağını dinden ayırır ve bağımsızlaştırır. Dinsel hukuk yerini özgür akla dayalı, evrensel ve çağdaş hukuk ilkelerine bırakır.
Hukukun çağdaşlaşmasına bağlı olarak da:
* Ülkedeki hukuki yapı dogmatizm ve değişmezlikten kurtulur. Ülkede, her kademedeki hukuki düzenlemeler, siyasi, ekonomik, sosyolojik, kültürel ve evrensel ...gelişmelere göre değiştirilebilir bir yapı kazanır.
* Devlet yönetiminde kullanılagelen tüm hukuk normları özgürce eleştirilebilir ve yeniden yapılandırılabilir esnek bir konum kazanır.
* Yönetenlere, ailelere, hanedanlara, makamlara, dayalı dinsel kutsallıklar, dokunulmazlıklar ve ayrıcalıklar yok olur. Yasalar önünde, herkes eşit yurttaşlık hakkına sahip olur.
Sonuç olarak, hukukun laikleşmesi, dogmatik ve değişmez hukuk anlayışını bitirir. Değişen iç ve dış koşullara göre yeniden yapılandırılabilen dinamik ve esnek bir hukuk sistemi oluşur.
4- Laik Rejimlerde Dinin ve Devletin Konumu Nasıldır?
Laiklik, asla dinsel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması değildir. Din ve devlet işlerini kesin olarak birbirinden ayırıp, dini siyasi iktidarların iktidar aracı olmaktan kurtarılmasıdır. Dinin siyasetten bağımsızlaşması, özerk ve özgür kalması anlamına gelir. Çünkü, siyasi erklerin, iktidar devşirme ve iktidarını sürdürme aparatına dönüşen dinler zamanla bozulur ve kutsallığını kaybetmeye başlar.
Ayrıca çoğulcu, özgürlükçü ve demokratik bir toplumda siyasi iktidarın din ya da mezhep tekeli kurup, merkezi konumda olamayan inançları dışlamaları çağımızın adalet, özgürlük ve demokrasi anlayışı ile bağdaşmaz.
Laik siyasi rejimlerde, devlet bireyin din ve vicdan özgürlüğüne müdahale etmez. Her türlü toplu ve bireysel İbadetler serbest ve ibadet yerleri açık kalır.
Kısacası doğru anlaşılmış laik bir siyasi rejimde konu şöyle özetlenebilir:
* Devlet hiç kimseye din ve mezhep ya da inançsızlık dayatamaz. Her din, mezhep ve inanç için mutlaka tarafsız konumda kalır.
* Devlet hiç kimsenin dinine inancına ibadetine ve ibadet yerlerine yasak getiremez. İbadet yerleri açık, ibadetler serbesttir.
* Bireyler, inanç seçme, inancının gereklerini yaşama, inançlarını değiştirme yada inançsız yaşama hak ve özgürlüğüne sahiptir.
* Devlet vergi toplama, kamu hizmeti götürme, adalet dağıtma, devlet hizmetlerinde istihdam, eğitim ve sağlık hizmetleri sunma...v.b. işlerde hizmetleri gerektirdiği mesleki liyakat dışında; kendi yurttaşları arasında din, mezhep, ırk ve cinsiyet ayrımı yapamaz.
5- Laikliğin Sosyal ve Kültürel Boyutları.
Laikliğin sosyal ve kültürel boyutu, Devletin tekçi ( monist) toplum ve kültür anlayışı yerine çoğulcu ( plüralist) bir kültür ve toplum anlayışını kabul etmesi ve samimi olarak uygulaması anlamına gelir. Devletin adil olarak, çoğulcu, demokratik siyaset ve hukuk anlayışını içselleştirmesi ve uygulaması demektir.
Çünkü günümüzün çağdaş toplumları çok farklı etnilerin ve değişik inanç ve kültürlerin içe yaşadığı tekçi toplumlar değil, çoğulcu toplumlardır. Bu tür laik ve çoğulcu toplumlarda farklı inanç kümelerinin hak ve özgürlükleri iyi korunduğu için toplumsal gerilim ve çatışmalar minimuma iner.
Laiklik sayesinde:
* Kültürel çeşitlilik ve sosyal barış korunur.
* Her farklı toplumsal küme, kendi din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlamasız yaşayabildiği için toplumsal gerilimler ortadan kalkar.
* Devletin ve toplumun güvenlik, barış ve istikrar içinde kalarak yaşayabilme şansı artar.
Sonuç olarak, toplumsal ve kültürel açılardan doğru anlaşılan ve doğru uygulanan bir laiklik anlayışı toplumların geleceği için stratejik bir fırsat yaratmış olur.
6- Laiklik ve İnanç Demokrasisi. Felsefi Yorum.
Acaba, laiklik çok etnili ve farklı inançlı çoğulcu toplumlara bir inanç demokrasisi getirebilir mi?
İnanç demokrasinin üç önemli ilkesi şudur
*Birinci ilke, eğer bir toplumda devletçe korunan ve öncelenen bir din ve mezhep tekeli varsa orada inanç demokrasisi yeşermez.
*İkinci ilke ; toplumdaki her bireyin mevcut olan tüm inançlara kolayca ve özgürce erişebilme, o inançlardan istediği birini benimseyebilme, pratiklerini yaşama geçirme hakkının var olmasıdır.
* Üçüncü ilke de, bireyin ayrıca, İnancını bırakma, inanç değiştirme ve inançsız yaşama hak ve özgürlüğüne kısıtlamasız ve koşulsuz sahip olması gerekir.
Gerçek anlamda laikleşmiş bir toplumda devlet:
*Hiç bir kimseye inanç ya da inançsızlık dayatamaz.
* Hiç bir inancı yok sayamaz ya da basķı altında tutamaz.
* Hiç kimsenin inanç ve ibadetine karışmaz.
* Tüm inançlara karşı tarafsız ( nötr) kalır.
Böylece, laiklik ilkesi sayesinde, devlet inancı ne olursa olsun, herkese inançlar konusunda fırsat eşitliği, din ve vicdan özgürlüğü, yani inanç demokrasisi sunmuş olur.
7- Tartışma.
Laiklik, çağdaş, özgürlükçü, çoğulcu ve demokratik toplumların üç temel ilkesinin kesişme noktasında konumlanır:
* Bireysel hak ve özgürlüklere önemli fırsatlar sunar.
*Toplumsal istikrarı ve barışı koruma ve sürdürme konusuna odaklanır.
* Siyasal ve hukuksal eşitlik ve adaleti ön plana çıkararak, çatışmasız ve güvenli bir devlet yönetme fırsatı yaratır.
Eğer bir ülkede laiklik yoksa ya da giderek gözardı ediliyorsa siyasi iktidarlar ve siyasi liderler ve topyekun siyasi otorite kutsallaşır. Bireysel ve kurumsal hak ve özgürlükler giderek cılızlaşır. Toplumdaki ötekileştirme ve dışlama eğilimleri güçlenir. Toplumsal gerilimler yükselir ve toplumsal çatışmalara zemin hazırlanmış olur.
SON SÖZLER.
Laiklik, çağdaş, çoğulcu, demokratik toplumların en temel ilkelerinden biri, belki de birincisidir. Çoğulcu ve çok kültürlü bir toplumda, devlet, laiklik sayesinde tüm yurttaşlar için eşit ve tarafsız bir konumda kalabilir. Laiklik sayesinde bireysel ve kurumsal özgürlükler artar. İnanç, din ve mezhep tekelleri kırılabilir. Toplumsal birliği, barışı korumak ve devletin geleceğini (bekasını) güvenceye almak kolaylaşabilir.
M. Kemal Atatürk bize, çağdaş laik, çoğulcu ve demokratik bir toplum olmanın çatısını kurmuş, laikliği koruma ve yaşatma yollarını göstermiştir. Laikliğin gerçek sahibi topyekun Türk Milleti ve milli irade ve milli bilinçtir.
Şunu hiç bir zaman unutmamak gerekir. Atatürk asla dine ve dindara karşı olmamıştır. Dinden iktidar ve çıkar devşiren siyasi dinbazlar, halkın kutsal duyguları kötüye kullanarak dinden geçinen inanç baronları, dinsel ve genel cehalete karşı mücadele etmiştir.
