Türkiye’nin Ortak Hafızasını Kaybettik: Güle Güle İlber Hocam

ÖZEL HABER 14.03.2026 - 00:45, Güncelleme: 14.03.2026 - 00:45 139 kez okundu.
 

Türkiye’nin Ortak Hafızasını Kaybettik: Güle Güle İlber Hocam

İstanbul Gazete ve Haberciler Federasyonu Maltepe İlçe Başkanı İbrahim Bilgin, Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın vefatı dolayısıyla bir açıklama yaptı.

İbrahim Bilgin Bazı vefat haberleri sadece bir biyografinin son sayfasına gelindiğini değil, bir devrin kapandığını, koca bir kütüphanenin sessizliğe büründüğünü hissettirir. Kızı Tuna Ortaylı Kazıcı'nın babası İlber Ortaylı'nın vefat haberini verdiğinde hepimizin boğazında aynı düğüm oluştu. Prof. Dr. İlber Ortaylı, bu toprakların yetiştirdiği en nev-i şahsına münhasır entelektüel, yerli ve milli bir dünya vatandaşı olarak aramızdan ayrıldı. 78 yıllık ömrüne sığdırdığı binlerce konferans, onlarca kitap ve yetiştirdiği sayısız talebe ile geride sadece tarih kitapları değil, bir yaşam felsefesi bıraktı. Onu sadece bir tarih profesörü olarak tanımlamak yetersiz kalır. İlber Hoca, akademik bilginin o fildişi kulelerinden inip halkın arasına karışan, tarihin tozlu sayfalarını günümüzün kahvehane sohbetlerine kadar taşıyan bir köprüydü. Çoğu zaman sert, bazen alaycı ama her zaman derin bir sevgi ve bilgiyle yoğrulmuş o meşhur "Cahil!" çıkışı, aslında bir hakaret değil, bir liyakat çağrısıydı. Bizden sadece okumamızı değil, dünyayı tanımamızı, dilleri öğrenmemizi ve en önemlisi kendi tarihimize karşı kompleksiz bir duruş sergilememizi istiyordu. Onun rehberliğinde Osmanlı’yı bir nostaljiden, Cumhuriyeti ise bir slogandan ibaret görmemeyi öğrendik. Viyana’dan Chicago’ya, Topkapı Sarayı’nın avlusundan bir televizyon stüdyosuna kadar nerede olursa olsun, heybetli duruşu ve bitmek bilmeyen merakıyla bize bir ömrün nasıl "dolu dolu" yaşanabileceğini gösterdi. "Bir Ömür Nasıl Yaşandı?" diye sorduğunda verdiği o sade cevaplar, bugün vasiyet niteliğinde kulaklarımızda çınlıyor. O, imparatorluğun en uzun yüzyılını bize anlatırken aslında geleceğimizi nasıl inşa etmemiz gerektiğinin ipuçlarını veriyordu. Bir mülteci kampında başlayan o muazzam hayat hikayesi, bugün Türk milletinin kalbinde ve hafızasında ebedi bir yer edindi. Türkiye bugün sadece bir tarihçisini değil, bir nevi "ayaklı ansiklopedisini" ve toplumun ortak vicdanını kaybetti. Onun boşluğu kolay kolay dolmayacak; çünkü o, hem dünü hem bugünü aynı saniyede konuşabilen nadir zihinlerden biriydi. Hocamıza Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve bu büyük kaybın acısını derinden hisseden aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Başımız sağ olsun. Sizin de dediğiniz gibi hocam, "Herkes tarih okuyamaz ama herkes tarih yazar"; siz hem okudunuz, hem anlattınız, hem de adınızı tarihin en saygın sayfalarına altın harflerle yazdırdınız.
İstanbul Gazete ve Haberciler Federasyonu Maltepe İlçe Başkanı İbrahim Bilgin, Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın vefatı dolayısıyla bir açıklama yaptı.

İbrahim Bilgin

Bazı vefat haberleri sadece bir biyografinin son sayfasına gelindiğini değil, bir devrin kapandığını, koca bir kütüphanenin sessizliğe büründüğünü hissettirir. Kızı Tuna Ortaylı Kazıcı'nın babası İlber Ortaylı'nın vefat haberini verdiğinde hepimizin boğazında aynı düğüm oluştu. Prof. Dr. İlber Ortaylı, bu toprakların yetiştirdiği en nev-i şahsına münhasır entelektüel, yerli ve milli bir dünya vatandaşı olarak aramızdan ayrıldı. 78 yıllık ömrüne sığdırdığı binlerce konferans, onlarca kitap ve yetiştirdiği sayısız talebe ile geride sadece tarih kitapları değil, bir yaşam felsefesi bıraktı.

Onu sadece bir tarih profesörü olarak tanımlamak yetersiz kalır. İlber Hoca, akademik bilginin o fildişi kulelerinden inip halkın arasına karışan, tarihin tozlu sayfalarını günümüzün kahvehane sohbetlerine kadar taşıyan bir köprüydü. Çoğu zaman sert, bazen alaycı ama her zaman derin bir sevgi ve bilgiyle yoğrulmuş o meşhur "Cahil!" çıkışı, aslında bir hakaret değil, bir liyakat çağrısıydı. Bizden sadece okumamızı değil, dünyayı tanımamızı, dilleri öğrenmemizi ve en önemlisi kendi tarihimize karşı kompleksiz bir duruş sergilememizi istiyordu. Onun rehberliğinde Osmanlı’yı bir nostaljiden, Cumhuriyeti ise bir slogandan ibaret görmemeyi öğrendik.

Viyana’dan Chicago’ya, Topkapı Sarayı’nın avlusundan bir televizyon stüdyosuna kadar nerede olursa olsun, heybetli duruşu ve bitmek bilmeyen merakıyla bize bir ömrün nasıl "dolu dolu" yaşanabileceğini gösterdi. "Bir Ömür Nasıl Yaşandı?" diye sorduğunda verdiği o sade cevaplar, bugün vasiyet niteliğinde kulaklarımızda çınlıyor. O, imparatorluğun en uzun yüzyılını bize anlatırken aslında geleceğimizi nasıl inşa etmemiz gerektiğinin ipuçlarını veriyordu. Bir mülteci kampında başlayan o muazzam hayat hikayesi, bugün Türk milletinin kalbinde ve hafızasında ebedi bir yer edindi.

Türkiye bugün sadece bir tarihçisini değil, bir nevi "ayaklı ansiklopedisini" ve toplumun ortak vicdanını kaybetti. Onun boşluğu kolay kolay dolmayacak; çünkü o, hem dünü hem bugünü aynı saniyede konuşabilen nadir zihinlerden biriydi. Hocamıza Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve bu büyük kaybın acısını derinden hisseden aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Başımız sağ olsun. Sizin de dediğiniz gibi hocam, "Herkes tarih okuyamaz ama herkes tarih yazar"; siz hem okudunuz, hem anlattınız, hem de adınızı tarihin en saygın sayfalarına altın harflerle yazdırdınız.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.