Bu dünya, sadece bize, insanlara ait değil. Milyarlarca yıllık bir sürecin sonunda, yeryüzüne diğer tüm canlılarla birlikte, bir misafir, bir ortak olarak geldik. İnsanoğlunun medeniyet kurma, geliştirme ve yönetme sorumluluğu ne kadar büyükse, ekolojik dengenin korunmasında hayvanların, doğanın sessiz ortaklarının da o kadar hayati bir rolü vardır. Ne yazık ki, modern hayatın hızı ve benmerkezci düşünce yapısı içinde bu temel gerçeği sık sık unutuyoruz.
Son dönemde, sokak hayvanlarına, özellikle de kedi ve köpeklere yönelik yaşam hakkı tanımayan, hatta zulüm etme noktasına varan bir zihniyetin yükselişine tanık oluyoruz. Bu zihniyet, hayvanları "sorun" olarak görme kolaycılığına kaçıyor; oysa onlar, ekosistemimizin vazgeçilmez bir parçası, şehirlerimizin ise en eski sakinleridir.
Denge Bozulduğunda Gelen İstilâ
Doğa, boşluk kabul etmez. Kedi ve köpek gibi canlılara yaşam alanı vermeyi, onları korumayı reddeden bu anlayışın yarın neyle karşılaşacağını öngörmek zor değil. Bu hayvanların ekolojik döngüdeki görevi, fareler, yılanlar, çıyanlar ve akrepler gibi haşere popülasyonlarını doğal yollarla kontrol altında tutmaktır.
Eğer bu doğal denetim mekanizmasını yok edersek, yarın yaşam alanlarımızın yılanların, akreplerin ve kemirgenlerin istilasına uğradığını gördüğümüzde şaşırmamalıyız. İşte o zaman, belki de vicdanımızın sesini değil, acil ihtiyacın sesini dinleyerek, büyük paralar harcayarak bu kez de haşerelerle mücadele etmesi için “değer bilen” ülkelerden kedi ve köpek gibi canlıları ithal etme süreçlerini başlatmak zorunda kalacağız. Bu, hem trajik hem de ironik bir döngü olacaktır. Kendi elimizle ittiğimiz değeri, tekrar dışarıdan getirmeye çalışmak, ne büyük bir körlük ve pişmanlık!
Vicdanın Sesi, Milletin Sesi
Doğayı ve canlıları koruma refleksi, gelişmişliğin ve medeniyetin temel göstergesidir. Canlıların ve doğanın katledilmesi, yaşam alanlarının yok edilmesi yönündeki her türlü dayatma ve talimat, toplumun vicdanında büyük bir yara açmaktadır.
Bilinmelidir ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin varoluş felsefesi, sadece insan odaklı değil, aynı zamanda merhamet ve adalete dayalıdır. Yaşadığı topraklardaki canlıya değer vermeyen, doğayı tahrip eden hiçbir karar ve zihniyet, bu ülkenin temel değerlerini temsil edemez.
Büyük Türk Milleti, tarih boyunca gösterdiği şefkat ve koruyuculukla bilinir. Bu milletin vicdanı, merhameti ve doğaya olan saygısı, canlıların yaşam hakkını hiçe sayan her türlü dayatmanın karşısında duracak en güçlü siperdir. Çünkü biliyoruz ki, bir ulusun büyüklüğü, en güçsüz vatandaşlarına ve yeryüzündeki en savunmasız canlılara nasıl davrandığıyla ölçülür.
Yaşam hakkı, pazarlık konusu yapılamayacak kadar kutsaldır. Bu ülkede canlıların ve doğanın katledilmesi dayatmalarının talimatlarını verenler, en nihayetinde Büyük Türk Milletinin ortak vicdanının ve kararlılığının karşısında asla duramayacaktır.
