Takvimler yine o karanlık haftayı, 19-26 Aralık tarihini gösteriyor. Bundan tam 47 yıl önce, Anadolu’nun kadim kenti Kahramanmaraş’ta insanlığın sustuğu, vicdanların karardığı ve komşunun komşuya yabancılaştığı o korkunç kırımın yıl dönümündeyiz.
Maraş Katliamı, sadece belli bir inanç grubuna veya siyasi görüşe yapılmış bir saldırı değildir; Türkiye’nin bir arada yaşama iradesine, toplumsal barışına ve en nihayetinde insanlık onuruna indirilmiş ağır bir darbedir.
Bir Şehrin Üzerine Çöken Karanlık
Yüzden fazla insanın katledildiği, binlercesinin yaralandığı ve on binlercesinin doğup büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldığı o günler, tarihimizin en ağır bagajlarından biridir. Sokaklarda yankılanan çığlıklar, işaretlenen kapılar ve yakılan evler; sadece o günün kurbanlarını değil, Türkiye’nin demokratik geleceğini de hedef almıştır.
Bugün geriye dönüp baktığımızda gördüğümüz tablo sadece bir acıdan ibaret değildir. Maraş, aynı zamanda bir "adalet arayışı" sembolüdür. Aradan geçen onlarca yıla rağmen, bu karanlık tertibin arkasındaki gerçek faillerin tam anlamıyla gün yüzüne çıkarılamamış olması, toplumsal vicdandaki yarayı açık tutmaya devam etmektedir.
Yüzleşmek, İyileşmenin İlk Adımıdır
Bir toplum, geçmişindeki trajedilerle cesurca yüzleşemediği sürece, geleceğini sağlam bir zemin üzerine inşa edemez. Maraş’ı anmak; nefreti körüklemek değil, aksine "Bir daha asla!" diyebilmek için hafızayı taze tutmaktır. Farklılıklarımızı birer çatışma unsuru değil, zenginlik olarak gören bir anlayışı egemen kılmak, katledilen canlara olan borcumuzdur.
Son Söz: Barışın Dili, Nefretin Sesini Boğmalıdır
Hacı Bektaş Veli’nin "İncinsen de incitme" felsefesinden, Mevlana’nın hoşgörüsünden süzülüp gelen bu topraklarda; nefrete, ayrıştırmaya ve ötekileştirmeye yer olmamalıdır. Maraş’ta yitirdiğimiz her bir can, bize adaletin ve kardeşliğin ne kadar hayati olduğunu hatırlatan sessiz bir çığlıktır.
Katliamda hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımızı saygı ve rahmetle anıyor; acıların ortaklaştığı değil, sevinçlerin çoğaldığı, hukukun üstünlüğünün ve insan haklarının her türlü siyasetin üzerinde tutulduğu bir Türkiye özlemiyle eğiliyoruz.
Unutmadık, unutmayacağız.
