Otuz küsur yıl oldu… İlk defa elim kaleme gidiyor, şimdi yazacağım konuda… Sağ olsunlar, Gülbin Aybar ve İbrahim Bilgin… Yazı istemeseler, daha da gece kalabilirdim…
Rahmetli Uğur Mumcu can arkadaşımdı… Gerçi her yazısı sıra dışıydı, ancak iyice sıra dışı bir yazısını okumuşsam, muhakkak arar, kutlardım…
,- Nereden, nasıl bulup da, bu kada derin, bu kadar güzel yazıyorsun, Uğurcum?, dememle beraber, hiç istifini bozmaz,
- Asıl senin denklemelerine nasıl yetişilebilir ki, Tolgacım?, derdi…
Ve bu böylece, hep sürer giderdi… Şu ki, Sevgili Uğur kocaman kocaman bir çizgiyi çoktan ortaya koymuştu ve onu alabildiğine sürüklüyordu…
Uğurcuk vuruldu… 24 Ocak 1993. Hepimiz beynimizden kurşunlanmış gibi olduk…
Niye vuruldu?..
Bence, bu günlerde daha da çok belirginleşiyor… Tam değil… Ancak, şekli şemali oraya çıkıyor sanki Uğur’u vurmalarının sebebinin…
Oraya girmeyeceğim, bugün… Niyaz ederim yakında o sebebi ciğerinden yakalar, ortaya çıkarırız…
Diyeceğim başka…
Yıl 1995… Brüksel’deyim… Bir sabah uyandım, sersem gibiyim… Uğur’u rüyamda görmüşüm…
Rüyaların, her şeyi alt üst eden bütün özdellikleriyle dokunmuş bir rüyada…
Rüyalar malum pek hatırlanmaz. Şahsen, herşey bir tarafa rüya gürdüm mü, orada bitmiştir, bırakın sonrasını, sabahında bile hatırlamam rüyamı. Ama bu rüya öyle değil. Bakın otuz yıldan fazla olmuş… Hatrımdan hiç çıkmıyor…
Sevgili Uğur’la sık sık olduğu şekliyle, telefonda sonbet eder gibi konuşuyorum, rüyamda.
Karşılıklı oturmuşuz, O’na diyorum ki:
- Uğurcum, şu senin cinayetini, biliyor musun, araştırmacı üstat gazeteci olarak, bir tek sen
aydınlatabilirsin!.. Ne olur gecikmeyeliyim!..
Aynen böyle… Gerçek ötesi bir söz… Gerçek ötesi bir beklenti… Gerçek ötesi bir istek…
Uğur bana diyor ki, cevaben:
- Ya hu, Tolgacım, iyi de, senin bildiğin matematiği bilmeden, bu cinayeti kim nasıl aydınlatabilir ki?.. Görev sana düşüyor!..
Donakalıyorum…
Boynum bükük:
- Pekiyi, o zaman Uğurcum, diyorum!..
Uyanıyorum, afallamış vaziyette… Ancak bir o kadar görevi içselleştirmiş olarak…
O gün bu gündür, Uğur’u alıp götüren menfur cinayetin kurgusunun labirentleri beynimde…
Çözeceğiz, nasip olsun, niyaz ediyorum…
Uğur gibi birini, kim neden yok etmiş olabilir ki, değil mi?..
Olsa olsa emperyal projelerin mimarları, ya da işte, buradaki işbirlikçileri…
Büyük büyük emperyal projelerin her bir dingiline, parmaklarının ucunda, sirkteki sihirbazın, toplarıyla rahat rahat oynadığı gibi, çomak üstüne çomak sokardı, Uğur…
Bir, üç, beş, bitmezdi ki!.. Alır alır, yere çalardı, zift gibi maskelerini, şer odaklarının…
Hangi projeydi acaba, Uğur’un şimşek gibi zekasına takıldığını anladığı, emperyallerin, ki, yiğit kere yiğit kalemiyle, daha da fazla derinleşince, geniş kitlelerin, konuya karşı, avaz avaz diş
bilemesini temin edecek olduğunu düşündürten, şer odaklara…
Hep beraber düşünelim…
Değerli Güldal Mumcu’ya, Sevgili Çocukları’na, Can Sevdkleri’ne, Değerli Ceyhan Mumcu’ya,
Sevgili Okurları’na, tekrar tekrar baş sağlığı ve esenlikler diliyorum…
Nur içinde yatsın Sevgili Uğur Mumcu…
Hak, Hakk’ın yolundan yürüyenere, Gençliğimiz’e, Sevgili Çocuklarımız’a, ülkemize, Şanlı
Hilal’le Nazlı Yıldızımız’a, dirliğimize, beraberliğimize, omuzdaşlığımıza, Omuzdaşlarımız’a, yardımcı olsun…
