Fırtınalı Bir Geçiş: Ergenlikte Kimlik İnşası ve Şiddet Sarmalı

ÖZEL HABER 18.04.2026 - 19:01, Güncelleme: 18.04.2026 - 19:01 4158 kez okundu.
 

Fırtınalı Bir Geçiş: Ergenlikte Kimlik İnşası ve Şiddet Sarmalı

Prof. Dr. Halil Çivi, bu hassas süreçte gençlerin neden şiddete yönelebildiğini; aile, okul ve devlet üçgenindeki ihmallerin nasıl birer "sosyal patolojiye" dönüştüğünü titizlikle mercek altına alıyor.

Ergenlik, çocukluğun güvenli kıyılarından ayrılıp yetişkinliğin belirsiz sularına doğru yola çıkan bireyin, aklını ve ruhunu yeniden inşa ettiği en kritik kavşaktır. Bu dönem, sadece fiziksel bir değişim değil; bağımsızlaşma arzusuyla otoritenin, kimlik arayışıyla toplumsal normların çatıştığı sancılı bir "var olma" mücadelesidir. Şiddetin bir çözüm yolu olarak görülmesini, duygusal zeka eksikliği ve empati yitimiyle ilişkilendiren yazar; suçu gençlerde aramak yerine, rüzgar eken toplumun biçtiği fırtınaya dikkat çekiyor. Prof. Dr. Halil Çivi "Gül yetiştiren gül koklar" felsefesiyle, geleceğimizin teminatı olan gençleri suçlamak yerine onlara adalet, sevgi ve umutla sahip çıkmanın yollarını gösteriyor. ERGENLER NİÇİN ŞİDDETE YÖNELİYOR? ERGENLİK ( ADOLESAN) YAŞ DÖNEMI SORUNLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI ÜZERİNE BAZI ÖNEMLI ANIMSATMALAR. Ergenlik, kadın ya da erkek, insan soyunun çocukluktan kurtulmak ve erişkin insan kimliğine ulaşabilmek için aklını, duygularını, davranışlarını ve kimliğini yeniden inşa etmeye çalışma dönemidir. Ergenlik çağını yaşayan bir insan için ne çocukluk çağı tam olarak biter; ne de yetişkinlik çağı tam olarak başlamış olur. 1- Ergen Davranışlarının Temel Özellikleri Nelerdir? Genel kabul gören ölçütlere göre ergenlik çağı 12- 18 yaş aralığındaki zaman dilimi olarak kabul edilir.  Ergenlik yaşlarındaki gençlerde göze batan  bir çok davranış değişmelerinden bazıları şöyle sıralanabilir. * Ergenlik çağına giren gençlerde yoğun bir "bağımsızlaşma" isteği vardır. Bu nedenle ailesi ile arasına bir mesafe koymaya çalışır. * Ergenlerde, güçlü olarak, otoriteyi ve otorite sahiplerini ( ebeveyn, öğretmen, kanaat önderi...) sorgulama ve eleştirme arzusu vardır. Otorite öznelerinden gelen buyruklara karşı çıkar. * Ergenlerde  yoğun duygusal dalgalanmalar, çelişkiler ve öfke patlamaları ortaya çıkar. * Ergenler için, aile, öğretmen ve benzeri yetişkinlerin önemi azalır. Buna karşılık kendi arkadaş çevresi ve yaşıtlarının önemi artar. Onlara özenme eğilimi güçlenir. * Ergenlerdeki inişli, çıkışlı duygu ve düşünce dalgalanmalarına bağlı olarak, kimlik karmaşası ve farklı kimlik arayışları yoğunlaşır. Kendi beklentilerine uygun bir sosyo-kültürel kimlik arayışı içinde yaşar. Yukarıda sayılan ve benzeri davranışlar, ergen bireyin " ben kimim" soruna kendince verdiği cevapları ve yine kendince bulabildiği çözümleri yansıtır. 2- Ergenlere Özgü Bazı Farklı Psikolojik Davranış Örnekleri. Eğer ergen davranışları, Ergenlik yaşına özgü genel davranış kalıpları ve sınırları dışına taşmazsa bir sorun oluşmaz. Ergenin yaşamı giderek erişkin yaşamı ile bütünleşir. Ancak ergenlik yaşının sınırları ve ölçülerinin dışına taşar ve bu taşkınlıklar geri dönülemez şekilde rutinleşirse, işler rayından çıkmaya başlar. Aile, çevre  ve toplum tarafından kabul sınırları dışına taşabilir. Ergenlerin sosyolojik bir anomi, hatta sosyo- pataloji olarak görülen, bazı davranışlar şunlardır. * Öfke patlamaların, aşırılık, yoğunluk ve süreklilik kazanması. *Duygusal zekâ eksikliği, duygudaşlıktan kopma ve empatiden yoksunluk. * Eğitimden, okul yaşamından kopma; hiçlik, amaçsızlık, boşvermişlik ve sorumsuzluk. *Aşırı içine kapanma, ya da suç işlemeye odaklanmış tehlikeli marjinal gruplara katılma. Bu grupların etkin, gözde ve sadık üyesi olmaya çabalama... * Toksik ve zararlı madde kullanımına başlayarak madde bağımlısı olma. * Evde, okulda, sokakta; her yerde ve her konuda şiddeti bir çözüm yolu olarak görme.   Bu konudaki kritik eşik, ergenin benimsediği bu sosyo-anomik ya da psiko - patalojik davranışların geçici mi, yoksa kalıcı mı olduğudur. Eğer geçici ise ergenin yetişkinler kimliğine evrilmesi başlar. Fakat kalıcılaşırsa, şiddete başvurma, ailesine, çevresine, topluma ve hatta kendine zara verme kaçınılmaz duruma gelir. 3- Ergenleri Cebir ve Şiddet Kullanmaya Yönelten Etkenler. Bu konudaki en önemli etken, ergenin;  aile, okul, çevre ve toplum tarafından beklediği yeterli ve gerekli anlayışı, değeri, desteği ve sevgiyi bulamaması ve bulamayacağına da  kuvvetle inanarak gelecekten umudunu kesmesidir. Yetersizlik, değersizlik, ilgisizlik...ve benzeri duygular gençleri yalnızlığa, çaresizliğe, çözümsüzlüğe cebir ve şiddet kullanmaya iter. Bu şiddet sarmalındaki en belirleyici güç, gencin duygusal zekâsının körelmesi, diğer İnsanlarla duygudaş olabilme ya da empati yeteneğini yitirmesidir. Sağduyu, vicdan, ahlak ve adalet duygularını kaybetmesidir. 4- Bu Gençlere Yardım Yolları Neler Olabilir? Konunun en can alıcı noktası burasıdır. Bir köşe yazısının sınırlarını fazla zorlamadan; aile, okul ve devlet üçgeni içinde kalarak başlıca çözüm yolları şunlar olabilir. Ancak bir noktanın  hiç gözden kaçırılmaması gerekir. Eğer sorunları oluşturan nedenler doğru tanımlanamazsa çözümler gerçekçi ve etkili olamaz. a-Aileye Düşen görevler. Toplumun temeli ailedir. Bir ailenin çocuğuna vereceği en büyük güvence de, sınırsız sevgi, koşulsuz destek ve sürekli ilgidir. * Gencin her koşulda ailesinden  sevgi, ilgi ve destek görmesi, kendisine değer verildiğini hissetmesi lazımdır. * Gencin  eğitimdeki not başarılarından öte,  duygusal ve sosyal  doyumunun da sağlanması; empati yeteneğini artıracak etkinliklere yönetilmesi. Ergene, insan, hayvan, çiçek ve doğa sevgisi aşılanması. * Anlayış sınırı ya da tolerans haddi ile sevgi ve insanlaşma dengesinin iyi kurulması. * Gencin sorunlarının sabırla ve sonuna kadar dinlenmesi. Çözüm önerilerinin birlikte, ahlaki ve insanı değerlere sadık kalınarak oluşturulması. b-  Okullar ya da Eğitimcilere  Düşen Görevler. * Çağın gereklerine ve gençlerin ihtiyaçlarına uygun, ezbercilikten uzak  diyaloga, gençleri konuşturup onların kendilerini ifade etmelerine uygun özgür bir akıl  ve bilimsel müfredat. * Bilimsel ve sosyal yetkinlikler yanında, gençlerin psikososyal yapılarını ve ihtiyaçlarını çok iyi bilen, öğrencilerine  karşı sevgiden ve adaletten asla ayrılmayan bir öğretmen ordusu. * Çağdaş, güçlü, etkin ve yeterli bir psikolojik danışma ve rehberlik sistemi. * Öğrenci, veli ve öğretmen arasında doğabilecek zorbalık ve şiddete karşı sıfır tolerans gerekir. c- Devlete/ Topluma Düşen Temel Görevler. * Başta yoksul aile çocukları olmak üzere, tüm öğrencilere  gerekli barınma, beslenme, burs...ve benzeri  temel ve yeterli  destekleri sağlamak. * Tüm gençlere kolayca ulaşabilecekleri ve yararlanabilecekleri anlamlı sanatsal, sportif, sosyal ve kültürel alanlar sunmak. * Başta siyasi yöneticiler, aydınlar, yazarlar ve kültür insanları olmak üzere, herkesin gençler için her açıdan rol model olacak bir yaşam tarzı sergilemesi. * Gençlere, ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel... açılardan adalet, özgüven ve umut veren bir yönetim tarzı sergilemek. * Gençler için öfke kontrol merkezleri kurmak; onların duygusal zekalarını geliştiren, sevgi, barış, duygudaşlık ya da empati yeteneklerini  artıran rehabilitasyon ve eğitim birimleri oluşturmak. * Gençlere, ortak çıkarlar ve ortak idealler içinde kalarak, inanç, din, mezhep, ırk, renk dil ve cinsiyet farklılıkları ile bir arada yaşayabilmeyi öğretmek. Evrensel insan hakları ve demokrasi kültürü ve bilinci aşılamak. S O N S Ö Z L E R. Ergenlik bir sorun değildir. Doğal yaşamın yaşanması gereken zorunlu bir kesitidir. Ancak kimi toplum kesitleri ve bazı gençler tarafından yanlış değerlendirilmiş  geçici bir süreçtir. * Her taşkınlık yeni bir arayış dürtüsünden doğar. * Her öfkenin arkasında yeni bir ihtiyacın baskısı vardır. * Her kopuş bir yeniden yapılanma; yeni bir değer, anlam ve kimlik kazanma isteğine yöneliktir. * Eğer ergen ya da genç, aile, okul ve toplum içinde yeterli  itibar, anlayış ve kabul görürse, kendine olan özgüveni ve gelecek umudu artar. Kendini değerli hisseder ve ergin kimliğine kolayca geçer. * Ancak gençlerin varlığı, ihtiyaçları  ve kimliği umursanmaz, ihmal edilir, hiçlik ve değersizlik duygularına kapılmaları gerçekleşirse, umutları yıkılır, özgüvenleri yok olur. Gelecekleri belirsizleşip kararlılık. Öfke, şiddet ve suç sarmalı ortaya çıkar. * Öğrencilere, sadece not başarısı yerine, hatta notlardan daha önce, insani  duygu yönetimi ve empati, yani sosyalleşme ve iyi bir insan olabilme öğretilmelidir. * Ergenlik sürecindeki sosyal anomi ve psikopataloji gibi sapmaların sorumlusu gençler değildir. Aile, eğitim-okul, devlet, siyaset, basın, sosyal medya...hep birlikte sorumludur. Gül yetiştiren gül koklar. Rüzgar eken fırtına biçer. *Gençlerimiz bizim geleceğimiz ve gözbebeklerimizdir. Suçlamak yerine, suçu kendimizde arayıp gençlerimize topyekün sahip çıkalım ve destek olalım.
Prof. Dr. Halil Çivi, bu hassas süreçte gençlerin neden şiddete yönelebildiğini; aile, okul ve devlet üçgenindeki ihmallerin nasıl birer "sosyal patolojiye" dönüştüğünü titizlikle mercek altına alıyor.

Ergenlik, çocukluğun güvenli kıyılarından ayrılıp yetişkinliğin belirsiz sularına doğru yola çıkan bireyin, aklını ve ruhunu yeniden inşa ettiği en kritik kavşaktır. Bu dönem, sadece fiziksel bir değişim değil; bağımsızlaşma arzusuyla otoritenin, kimlik arayışıyla toplumsal normların çatıştığı sancılı bir "var olma" mücadelesidir. Şiddetin bir çözüm yolu olarak görülmesini, duygusal zeka eksikliği ve empati yitimiyle ilişkilendiren yazar; suçu gençlerde aramak yerine, rüzgar eken toplumun biçtiği fırtınaya dikkat çekiyor. Prof. Dr. Halil Çivi "Gül yetiştiren gül koklar" felsefesiyle, geleceğimizin teminatı olan gençleri suçlamak yerine onlara adalet, sevgi ve umutla sahip çıkmanın yollarını gösteriyor.



ERGENLER NİÇİN ŞİDDETE YÖNELİYOR?

ERGENLİK ( ADOLESAN) YAŞ DÖNEMI SORUNLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI ÜZERİNE BAZI ÖNEMLI ANIMSATMALAR.

Ergenlik, kadın ya da erkek, insan soyunun çocukluktan kurtulmak ve erişkin insan kimliğine ulaşabilmek için aklını, duygularını, davranışlarını ve kimliğini yeniden inşa etmeye çalışma dönemidir. Ergenlik çağını yaşayan bir insan için ne çocukluk çağı tam olarak biter; ne de yetişkinlik çağı tam olarak başlamış olur.

1- Ergen Davranışlarının Temel Özellikleri Nelerdir?

Genel kabul gören ölçütlere göre ergenlik çağı 12- 18 yaş aralığındaki zaman dilimi olarak kabul edilir.  Ergenlik yaşlarındaki gençlerde göze batan  bir çok davranış değişmelerinden bazıları şöyle sıralanabilir.

* Ergenlik çağına giren gençlerde yoğun bir "bağımsızlaşma" isteği vardır. Bu nedenle ailesi ile arasına bir mesafe koymaya çalışır.

* Ergenlerde, güçlü olarak, otoriteyi ve otorite sahiplerini ( ebeveyn, öğretmen, kanaat önderi...) sorgulama ve eleştirme arzusu vardır. Otorite öznelerinden gelen buyruklara karşı çıkar.

* Ergenlerde  yoğun duygusal dalgalanmalar, çelişkiler ve öfke patlamaları ortaya çıkar.

* Ergenler için, aile, öğretmen ve benzeri yetişkinlerin önemi azalır. Buna karşılık kendi arkadaş çevresi ve yaşıtlarının önemi artar. Onlara özenme eğilimi güçlenir.

* Ergenlerdeki inişli, çıkışlı duygu ve düşünce dalgalanmalarına bağlı olarak, kimlik karmaşası ve farklı kimlik arayışları yoğunlaşır. Kendi beklentilerine uygun bir sosyo-kültürel kimlik arayışı içinde yaşar.

Yukarıda sayılan ve benzeri davranışlar, ergen bireyin " ben kimim" soruna kendince verdiği cevapları ve yine kendince bulabildiği çözümleri yansıtır.

2- Ergenlere Özgü Bazı Farklı Psikolojik Davranış Örnekleri.

Eğer ergen davranışları, Ergenlik yaşına özgü genel davranış kalıpları ve sınırları dışına taşmazsa bir sorun oluşmaz. Ergenin yaşamı giderek erişkin yaşamı ile bütünleşir. Ancak ergenlik yaşının sınırları ve ölçülerinin dışına taşar ve bu taşkınlıklar geri dönülemez şekilde rutinleşirse, işler rayından çıkmaya başlar. Aile, çevre  ve toplum tarafından kabul sınırları dışına taşabilir.

Ergenlerin sosyolojik bir anomi, hatta sosyo- pataloji olarak görülen, bazı davranışlar şunlardır.

* Öfke patlamaların, aşırılık, yoğunluk ve süreklilik kazanması.

*Duygusal zekâ eksikliği, duygudaşlıktan kopma ve empatiden yoksunluk.

* Eğitimden, okul yaşamından kopma; hiçlik, amaçsızlık, boşvermişlik ve sorumsuzluk.

*Aşırı içine kapanma, ya da suç işlemeye odaklanmış tehlikeli marjinal gruplara katılma. Bu grupların etkin, gözde ve sadık üyesi olmaya çabalama...

* Toksik ve zararlı madde kullanımına başlayarak madde bağımlısı olma.

* Evde, okulda, sokakta; her yerde ve her konuda şiddeti bir çözüm yolu olarak görme.

 

Bu konudaki kritik eşik, ergenin benimsediği bu sosyo-anomik ya da psiko - patalojik davranışların geçici mi, yoksa kalıcı mı olduğudur. Eğer geçici ise ergenin yetişkinler kimliğine evrilmesi başlar. Fakat kalıcılaşırsa, şiddete başvurma, ailesine, çevresine, topluma ve hatta kendine zara verme kaçınılmaz duruma gelir.

3- Ergenleri Cebir ve Şiddet Kullanmaya Yönelten Etkenler.

Bu konudaki en önemli etken, ergenin;  aile, okul, çevre ve toplum tarafından beklediği yeterli ve gerekli anlayışı, değeri, desteği ve sevgiyi bulamaması ve bulamayacağına da  kuvvetle inanarak gelecekten umudunu kesmesidir.

Yetersizlik, değersizlik, ilgisizlik...ve benzeri duygular gençleri yalnızlığa, çaresizliğe, çözümsüzlüğe cebir ve şiddet kullanmaya iter. Bu şiddet sarmalındaki en belirleyici güç, gencin duygusal zekâsının körelmesi, diğer İnsanlarla duygudaş olabilme ya da empati yeteneğini yitirmesidir.

Sağduyu, vicdan, ahlak ve adalet duygularını kaybetmesidir.

4- Bu Gençlere Yardım Yolları Neler Olabilir?

Konunun en can alıcı noktası burasıdır. Bir köşe yazısının sınırlarını fazla zorlamadan; aile, okul ve devlet üçgeni içinde kalarak başlıca çözüm yolları şunlar olabilir. Ancak bir noktanın  hiç gözden kaçırılmaması gerekir. Eğer sorunları oluşturan nedenler doğru tanımlanamazsa çözümler gerçekçi ve etkili olamaz.

a-Aileye Düşen görevler.

Toplumun temeli ailedir. Bir ailenin çocuğuna vereceği en büyük güvence de, sınırsız sevgi, koşulsuz destek ve sürekli ilgidir.

* Gencin her koşulda ailesinden  sevgi, ilgi ve destek görmesi, kendisine değer verildiğini hissetmesi lazımdır.

* Gencin  eğitimdeki not başarılarından öte,  duygusal ve sosyal  doyumunun da sağlanması; empati yeteneğini artıracak etkinliklere yönetilmesi. Ergene, insan, hayvan, çiçek ve doğa sevgisi aşılanması.

* Anlayış sınırı ya da tolerans haddi ile sevgi ve insanlaşma dengesinin iyi kurulması.

* Gencin sorunlarının sabırla ve sonuna kadar dinlenmesi. Çözüm önerilerinin birlikte, ahlaki ve insanı değerlere sadık kalınarak oluşturulması.

b-  Okullar ya da Eğitimcilere  Düşen Görevler.

* Çağın gereklerine ve gençlerin ihtiyaçlarına uygun, ezbercilikten uzak  diyaloga, gençleri konuşturup onların kendilerini ifade etmelerine uygun özgür bir akıl  ve bilimsel müfredat.

* Bilimsel ve sosyal yetkinlikler yanında, gençlerin psikososyal yapılarını ve ihtiyaçlarını çok iyi bilen, öğrencilerine  karşı sevgiden ve adaletten asla ayrılmayan bir öğretmen ordusu.

* Çağdaş, güçlü, etkin ve yeterli bir psikolojik danışma ve rehberlik sistemi.

* Öğrenci, veli ve öğretmen arasında doğabilecek zorbalık ve şiddete karşı sıfır tolerans gerekir.

c- Devlete/ Topluma Düşen Temel Görevler.

* Başta yoksul aile çocukları olmak üzere, tüm öğrencilere  gerekli barınma, beslenme, burs...ve benzeri  temel ve yeterli  destekleri sağlamak.

* Tüm gençlere kolayca ulaşabilecekleri ve yararlanabilecekleri anlamlı sanatsal, sportif, sosyal ve kültürel alanlar sunmak.

* Başta siyasi yöneticiler, aydınlar, yazarlar ve kültür insanları olmak üzere, herkesin gençler için her açıdan rol model olacak bir yaşam tarzı sergilemesi.

* Gençlere, ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel... açılardan adalet, özgüven ve umut veren bir yönetim tarzı sergilemek.

* Gençler için öfke kontrol merkezleri kurmak; onların duygusal zekalarını geliştiren, sevgi, barış, duygudaşlık ya da empati yeteneklerini  artıran rehabilitasyon ve eğitim birimleri oluşturmak.

* Gençlere, ortak çıkarlar ve ortak idealler içinde kalarak, inanç, din, mezhep, ırk, renk dil ve cinsiyet farklılıkları ile bir arada yaşayabilmeyi öğretmek. Evrensel insan hakları ve demokrasi kültürü ve bilinci aşılamak.

S O N S Ö Z L E R.

Ergenlik bir sorun değildir. Doğal yaşamın yaşanması gereken zorunlu bir kesitidir. Ancak kimi toplum kesitleri ve bazı gençler tarafından yanlış değerlendirilmiş  geçici bir süreçtir.

* Her taşkınlık yeni bir arayış dürtüsünden doğar.

* Her öfkenin arkasında yeni bir ihtiyacın baskısı vardır.

* Her kopuş bir yeniden yapılanma; yeni bir değer, anlam ve kimlik kazanma isteğine yöneliktir.

* Eğer ergen ya da genç, aile, okul ve toplum içinde yeterli  itibar, anlayış ve kabul görürse, kendine olan özgüveni ve gelecek umudu artar. Kendini değerli hisseder ve ergin kimliğine kolayca geçer.

* Ancak gençlerin varlığı, ihtiyaçları  ve kimliği umursanmaz, ihmal edilir, hiçlik ve değersizlik duygularına kapılmaları gerçekleşirse, umutları yıkılır, özgüvenleri yok olur. Gelecekleri belirsizleşip kararlılık. Öfke, şiddet ve suç sarmalı ortaya çıkar.

* Öğrencilere, sadece not başarısı yerine, hatta notlardan daha önce, insani  duygu yönetimi ve empati, yani sosyalleşme ve iyi bir insan olabilme öğretilmelidir.

* Ergenlik sürecindeki sosyal anomi ve psikopataloji gibi sapmaların sorumlusu gençler değildir. Aile, eğitim-okul, devlet, siyaset, basın, sosyal medya...hep birlikte sorumludur.

Gül yetiştiren gül koklar.

Rüzgar eken fırtına biçer.

*Gençlerimiz bizim geleceğimiz ve gözbebeklerimizdir. Suçlamak yerine, suçu kendimizde arayıp gençlerimize topyekün sahip çıkalım ve destek olalım.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.