TOPLUMSAL ÇÖKÜŞ YANSIMALARI

ÖZEL HABER 17.04.2026 - 15:24, Güncelleme: 17.04.2026 - 15:24 291 kez okundu.
 

TOPLUMSAL ÇÖKÜŞ YANSIMALARI

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü okullarımızda yaşanan vahim saldırılar hakkında bir açıklama yaptı.

Son günlerde okullara yönelik şiddet olayları, yalnızca bireysel vakalar olarak değil, derinleşen bir toplumsal sorunun yansıması olarak değerlendirilmelidir. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul baskınları, güvenlik önlemlerinin ötesinde; şiddetin nasıl üretildiğini, nasıl normalleştiğini ve hangi koşullarda cesaret bulduğunu sorgulamayı zorunlu kılıyor. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü’nün bu kapsamlı değerlendirmesi, yaşananların ardındaki yapısal nedenleri görünür kılarken, çözümün de ancak bütüncül bir toplumsal dönüşümle mümkün olabileceğine dikkat çekiyor. TOPLUMSAL ÇÖKÜŞ YANSIMALARI Dün Şanlıurfa’da ,bugün  Kahramanmaraş’ta yaşanan okul baskınları; yalnızca “güvenlik açığı” başlığıyla ele alınamayacak kadar derin, çok katmanlı ve toplumsal bir krizi işaret ediyor. Elbette okulların fiziki güvenliği, giriş-çıkış denetimleri, risk analizleri ve acil müdahale planları hayati önemdedir. Ancak bu olayları sadece kapıya konulacak bir güvenlik görevlisi ya da metal dedektörle açıklamak, meselenin özünü görmemek olur. Çünkü o kapıdan içeri giren şiddet, yalnızca bireysel bir öfkenin değil; uzun süredir inşa edilen bir toplumsal iklimin sonucudur. Bugün kendimize sormamız gereken temel soru şudur: Bir kişi eline silahı alıp bir okulu basma cesaretini, meşruiyetini ve motivasyonunu nereden buluyor? Bu sorunun yanıtı bizi doğrudan toplumsal yapıdaki çözülmelere götürüyor. Şiddetin sıradanlaştığı, cezasızlığın yaygınlaştığı, hukukun güven vermediği, adalet duygusunun zedelendiği bir ortamda bireyler kendilerini hak aramanın değil, güç kullanmanın öznesi olarak görmeye başlıyor. Bu noktada şiddet, bir “araç” olmaktan çıkıp bir “dil” haline geliyor. Televizyon yapımlarında, dizilerde ve dijital platformlarda sürekli yeniden üretilen mafya, çete ve güç ilişkileri; erkekliği şiddet üzerinden tanımlayan anlatılar; sorun çözme yöntemini silaha ve zorbalığa indirgeyen senaryolar, bu dilin en güçlü taşıyıcılarıdır. Bu içerikler yalnızca birer kurgu değildir; aynı zamanda toplumsal bilinçaltını şekillendiren, normalize eden ve meşrulaştıran araçlardır. Gençler bu anlatılarla büyüyor, şiddeti bir güç göstergesi olarak içselleştiriyor. Ardından gerçek hayat, bu kurguların sahnesine dönüşüyor. Öte yandan cezasızlık politikaları da bu tabloyu derinleştiriyor. Kadın cinayetlerinde, çocuk istismarında, ev içi şiddette ve organize suçlarda faillerin yeterli yaptırımlarla karşılaşmaması; topluma açık bir mesaj veriyor: “Yaptığının bedelini ödemezsin.” Bu mesaj, yalnızca suç işleyenleri değil, suç işlemeyi 
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü okullarımızda yaşanan vahim saldırılar hakkında bir açıklama yaptı.

Son günlerde okullara yönelik şiddet olayları, yalnızca bireysel vakalar olarak değil, derinleşen bir toplumsal sorunun yansıması olarak değerlendirilmelidir. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul baskınları, güvenlik önlemlerinin ötesinde; şiddetin nasıl üretildiğini, nasıl normalleştiğini ve hangi koşullarda cesaret bulduğunu sorgulamayı zorunlu kılıyor. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü’nün bu kapsamlı değerlendirmesi, yaşananların ardındaki yapısal nedenleri görünür kılarken, çözümün de ancak bütüncül bir toplumsal dönüşümle mümkün olabileceğine dikkat çekiyor.

TOPLUMSAL ÇÖKÜŞ YANSIMALARI

Dün Şanlıurfa’da ,bugün  Kahramanmaraş’ta yaşanan okul baskınları; yalnızca “güvenlik açığı” başlığıyla ele alınamayacak kadar derin, çok katmanlı ve toplumsal bir krizi işaret ediyor. Elbette okulların fiziki güvenliği, giriş-çıkış denetimleri, risk analizleri ve acil müdahale planları hayati önemdedir. Ancak bu olayları sadece kapıya konulacak bir güvenlik görevlisi ya da metal dedektörle açıklamak, meselenin özünü görmemek olur. Çünkü o kapıdan içeri giren şiddet, yalnızca bireysel bir öfkenin değil; uzun süredir inşa edilen bir toplumsal iklimin sonucudur.

Bugün kendimize sormamız gereken temel soru şudur: Bir kişi eline silahı alıp bir okulu basma cesaretini, meşruiyetini ve motivasyonunu nereden buluyor? Bu sorunun yanıtı bizi doğrudan toplumsal yapıdaki çözülmelere götürüyor. Şiddetin sıradanlaştığı, cezasızlığın yaygınlaştığı, hukukun güven vermediği, adalet duygusunun zedelendiği bir ortamda bireyler kendilerini hak aramanın değil, güç kullanmanın öznesi olarak görmeye başlıyor. Bu noktada şiddet, bir “araç” olmaktan çıkıp bir “dil” haline geliyor.

Televizyon yapımlarında, dizilerde ve dijital platformlarda sürekli yeniden üretilen mafya, çete ve güç ilişkileri; erkekliği şiddet üzerinden tanımlayan anlatılar; sorun çözme yöntemini silaha ve zorbalığa indirgeyen senaryolar, bu dilin en güçlü taşıyıcılarıdır. Bu içerikler yalnızca birer kurgu değildir; aynı zamanda toplumsal bilinçaltını şekillendiren, normalize eden ve meşrulaştıran araçlardır. Gençler bu anlatılarla büyüyor, şiddeti bir güç göstergesi olarak içselleştiriyor. Ardından gerçek hayat, bu kurguların sahnesine dönüşüyor.

Öte yandan cezasızlık politikaları da bu tabloyu derinleştiriyor. Kadın cinayetlerinde, çocuk istismarında, ev içi şiddette ve organize suçlarda faillerin yeterli yaptırımlarla karşılaşmaması; topluma açık bir mesaj veriyor: “Yaptığının bedelini ödemezsin.” Bu mesaj, yalnızca suç işleyenleri değil, suç işlemeyi 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.