Okul Saldırıları Bir Sonuç mu, Yoksa Bir Semptom mu?
Okul Saldırıları Bir Sonuç mu, Yoksa Bir Semptom mu?
Şiddet tetiğe basılmadan önce zihinde başlar. Eğer o zihne zamanında dokunulursa, potansiyel bir saldırgan, topluma kazandırılmış bir gence dönüşebilir.
Şiddet tetiğe basılmadan önce zihinde başlar. Eğer o zihne zamanında dokunulursa, potansiyel bir saldırgan, topluma kazandırılmış bir gence dönüşebilir.
Türkiye, 14 ve 15 Nisan 2026 tarihlerinde sadece öğrencilerini ve öğretmenlerini değil, okulların "güvenli liman" olduğu inancını da kaybetti. Şanlıurfa’da Ahmet Koyuncu MTAL ve Kahramanmaraş’ta Ayser Çalık Ortaokulu’nda yaşanan silahlı baskınlar, toplumda haklı bir infial yarattı. Ancak bu facianın ardından yükselen "suçlu bilgisayar oyunları" veya "mafya dizileri" sesleri, aslında çözümden kaçmanın ve sorumluluğu dağıtmanın en kolay yolu. Gerçek, çok daha derin ve katmanlı bir yapıya sahip.
İlk Katman: Sosyo-Psikolojik Çöküş ve Aidiyet Krizi
En alttaki katmanda, modern dünyanın yarattığı derin bir yalnızlık ve dışlanmışlık hissi yatıyor. Uzmanların "sosyal yangın" olarak tanımladığı bu durum, özellikle 15-17 yaş arası ergenlerde, toplumdan ve okul ikliminden kopuşla başlıyor. Akran zorbalığı, aidiyet hissinin kaybolması ve bireyin kendini kanıtlama aracı olarak şiddeti görmesi, tetiği çeken ilk zihinsel süreçtir. Okul rehberlik servislerinin liyakatli kadrolardan yoksun olması ve sadece akademik başarıya odaklanması, bu "sessiz imdat çığlıklarını" duymamızı engelliyor.
İkinci Katman: Şiddetin Normalleşmesi ve Bireysel Silahlanma
Bir üst katmanda, şiddetin sadece ekranlarda değil, sokakta, trafikte ve evde normalleşmiş olması duruyor. Silahın bir güç göstergesi, bir hak arama aracı olarak yüceltildiği bir toplumda; çocukların babalarının ruhsatsız veya ruhsatlı silahlarına bu kadar kolay erişebilmesi tesadüf değildir. Kahramanmaraş’taki saldırıda 8. sınıf öğrencisinin babasına ait silahı kullanması, bireysel silahlanma denetiminin ne kadar hayati olduğunu acı bir şekilde yüzümüze vurdu.
Üçüncü Katman: Denetimsiz Dijital Dünya ve "Anti-Kahraman" Kültürü
Dizi ve oyunlar, bu yapının "meşrulaştırıcı" katmanıdır. Sosyal medyada kurulan kapalı gruplar, "incel" benzeri radikal topluluklar ve anti-kahramanların yüceltilmesi, suça meyilli gençlere birer "idol" ve "yol haritası" sunuyor. Şanlıurfa saldırganının olaydan önce okulun sosyal medya hesabına "Hazır olun, saldırı olacak" yorumu yapması, dijital ayak izlerinin takip edilmediği bir güvenlik zafiyetini de ortaya koyuyor.
En Üst Katman: Kamusal İhmal ve Bütçe Çıkmazı
Tüm bu nedenlerin üzerinde ise bir şemsiye gibi duran kamusal yönetim hatası yer alıyor. Okulları profesyonel güvenlik görevlilerinden yoksun bırakıp, tasarruf tedbirleri adı altında hijyen ve güvenlik bütçelerini daraltmak, kapıları her türlü tehdide ardına kadar açmıştır. X-ray cihazlarının olmadığı, giriş-çıkış kontrolünün sadece kağıt üzerinde kaldığı bir eğitim sistemi, dışarıdaki şiddetin içeri sızmasına engel olamaz.
Okullarımızdaki bu kanlı tablo, toplumsal bir çürümenin son aşamasıdır. Sorun sadece bir "güvenlik" sorunu değil; bir adalet, bir eğitim ve bir vicdan sorunudur. Eğer okulları sadece beton binalar olarak görür ve içindeki çocukların ruhsal dünyasını ihmal edersek, bugün ağladığımız her çocuk, yarının potansiyel tehlikesi haline gelir.
Aslında hepimizin sürekli dikkat çektiği ama ne yazık ki asla hayata geçirilmeyen önlemler zaman geçtikçe bu vahim tabloyu daha da çözümsüz hale getirmektedir.
Savunma, Denetim ve Şifa Üçgeni
Okullarımızda yaşanan trajediler, bize bir binayı sadece duvarlarla koruyamayacağımızı öğretti. Şiddet sarmalından çıkışın yolu, birbirini tamamlayan üç kritik müdahale alanından geçiyor:
"Cezada Caydırıcılık ve İndirimsiz İnfaz"
Mevcut yasal düzenlemelerde 18 yaş altı faillere uygulanan geniş kapsamlı ceza indirimleri, suç çeteleri ve suça meyilli bireyler tarafından bir "koruma kalkanı" gibi algılanıyor.
Eğitim kurumları ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet eylemleri, Türk Ceza Kanunu’nda "nitelikli suç" kapsamına alınmalı ve bu suçlarda iyi hal indirimleri tamamen kaldırılmalıdır. Aileler de çocuğun işlediği suçlarda sorumluluk almalı, açık ihmalleri varsa cezalandırılmalıdırlar.
Suç işleme potansiyeli olan kişi, "yaşımdan dolayı nasıl olsa az yatar çıkarım" düşüncesinden arındırılmalı; hukuk, mağdurun yanında sarsılmaz bir kale gibi durmalıdır.
"Okul Kapısı Bir Güvenlik Barajı olmalıdır"
Okul güvenliğini, çoğu zaman başka görevleri olan hizmetli personelin veya sadece kapıda bekleyen silahsız görevlilerin inisiyatifine bırakmak, bugünkü facialara davetiye çıkardı.
Tüm okullarda, İçişleri Bakanlığı ile koordineli, okul iklimine uygun eğitim almış kadrolu profesyonel güvenlik birimleri kurulmalıdır. X-ray cihazları, akıllı kamera sistemleri ve ziyaretçi takip yazılımları, eğitimin ayrılmaz birer parçası haline getirilmelidir.
Silahın veya delici-kesici aletin okul bahçesine girmesi, fiziksel bir engelle durdurulmalıdır. Güvenlik, bir lüks değil, anayasal bir zorunluluktur.
"Okul Psikoloğu LGS/YKS Danışmanı Değildir"
Belki de en hayati ama en çok ihmal edilen adım budur. Mevcut rehberlik sistemi, sınav odaklı bir yarışın içinde öğrencilerin ruhsal dünyasını ıskalamaktadır.
Okullarda her 100 öğrenciye bir "Okul Sosyal Hizmet Uzmanı" ve "Klinik Psikolog" düşecek şekilde profesyonel kadrolar ihdas edilmelidir. Bu kadrolar, çocukların aile yapısını, sosyal çevrelerini ve dijital ayak izlerini takip ederek; şiddet eğilimi, radikalleşme veya dışlanmışlık belirtilerini erkenden tespit eden bir "erken uyarı sistemi" gibi çalışmalıdır.
Şiddet tetiğe basılmadan önce zihinde başlar. Eğer o zihne zamanında dokunulursa, potansiyel bir saldırgan, topluma kazandırılmış bir gence dönüşebilir.
Bu adımların hayata geçmesi bir "maliyet" meselesi değil, bir "tercih" meselesidir. Silinen vergi borçları veya lüks kamu harcamaları yerine bütçenin bu alanlara aktarılması, binlerce çocuğun hayatını kurtarabilir. Eğer devlet, evladını okula gönderen anneye "akşam sağ salim dönecek" garantisini veremiyorsa, sosyal devlet ilkesi yara almış demektir.
İbrahim Bilgin
İstanbul Gazete ve Haberciler Federasyonu
Maltepe Şube Başkanı
