Karlı Sokaktan Aydınlığa: Uğur Mumcu’nun Bitmeyen Nöbeti
Karlı Sokaktan Aydınlığa: Uğur Mumcu’nun Bitmeyen Nöbeti
"Ben Atatürkçüyüm. Ben Cumhuriyetçiyim. Ben laikim. Ben anti-emperyalistim... Öyleyse vurun, parçalayın; her parçamdan benim gibiler beni aşacaklar doğacaktır!"
"Ben Atatürkçüyüm. Ben Cumhuriyetçiyim. Ben laikim. Ben anti-emperyalistim... Öyleyse vurun, parçalayın; her parçamdan benim gibiler beni aşacaklar doğacaktır!"
İbrahim Bilgin
Uğur Mumcu, yalnızca bir gazeteci değil; bu toprakların vicdanı, karanlığa tutulan sarsılmaz bir projektördü. 24 Ocak 1993’te Ankara’da karlı bir sokakta susturulmak istenen o ses, bugün her zamankinden daha gür yankılanıyor.
Bundan tam 33 yıl önce, Ankara’nın soğuk bir kış sabahında bir patlama sesiyle sarsıldı Türkiye. O ses, sadece bir otomobili paramparça etmemişti; gerçeğin peşinde koşan bir kalem, halkın haber alma hakkı ve tam bağımsız Türkiye idealinin en gür sesi hedef alınmıştı.
"Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz" demişti Uğur Mumcu. Bugün sosyal medyanın bilgi kirliliğiyle, dezenformasyonun hızıyla boğuştuğumuz şu çağda; onun bu tek cümlesi bile pusula niteliğinde. O, belgelerin gazetecisiydi. Kulaktan dolma bilgilere değil, dosyalara; hamasete değil, kanıta dayalı bir hayat sürdü.
Uğur Mumcu, modern bir Kuvayı Milliyeciydi. Kalemini ne sermayenin emrine verdi ne de iktidarların gölgesine sığınmadan gerçeğin gücü için kullandı. Tarikat-siyaset-ticaret üçgenindeki karanlık ilişkileri, sınır ötesindeki silah kaçakçılığını ve devletin içine sızmaya çalışan karanlık odakları yazdığında, aslında kendi ölüm fermanının altına imza attığını biliyordu. Yine de bir adım geri atmadı. Çünkü onun için gazetecilik bir meslek değil, bir haysiyet mücadelesiydi.
"Vurulduk Ey Halkım, Unutma Bizi!"
O meşhur yazısında seslendiği gibi; biz onu hiç unutmadık. Vurulduğu o karlı sokak, bugün Türkiye’nin dört bir yanında gerçeğe susamış her gencin bilincinde yaşıyor. Katilleri belki hiçbir zaman tam olarak "asıl failleriyle" hesap vermedi ancak Mumcu’nun fikirleri, o patlamanın enkazından çoktan sıyrılıp ölümsüzleşti.
Uğur Mumcu’yu bugün anmak, sadece bir anıtın önüne karanfil bırakmak değildir. Onu anmak;
Yolsuzlukların karşısında dik durabilmektir.
Laisizmi ve Cumhuriyet değerlerini her şartta savunabilmektir.
Araştırmaktan, okumaktan ve sorgulamaktan vazgeçmemektir.
En önemlisi de, korkuya karşı "buradayız" diyebilmektir.
"Bir kişiye yapılan haksızlık, bütün topluma yöneltilmiş bir tehdittir" diyen usta kalem, bize miras olarak sadece kitaplarını değil, onurlu bir duruş bıraktı.
Karanlıkların üzerine korkusuzca yürüyen, kalemini eğip bükmeyen, "Keskin Kalem" Uğur Mumcu’yu saygı, özlem ve bitmeyen bir minnetle anıyoruz. Işığın hiç sönmeyecek, çünkü o ışık artık bizim ellerimizde.
