Kılıçdaroğlu CHP yönetimine muhalif olurken İktidarın dümenine su mu taşıyor!
Kılıçdaroğlu CHP yönetimine muhalif olurken İktidarın dümenine su mu taşıyor!
Gazetemizin yazarlarından Mehmet Can Şadioğlu bu makalesinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun ahlaki retorikle örülü çıkışlarının tabandaki yankıları, genç ve kararsız seçmenin bu sürece yönelik tepkileri ve söz konusu hukuki mücadelenin CHP’nin iktidar yürüyüşüne etkileri rasyonel bir perspektifle analiz ediyor.
Gazetemizin yazarlarından Mehmet Can Şadioğlu bu makalesinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun ahlaki retorikle örülü çıkışlarının tabandaki yankıları, genç ve kararsız seçmenin bu sürece yönelik tepkileri ve söz konusu hukuki mücadelenin CHP’nin iktidar yürüyüşüne etkileri rasyonel bir perspektifle analiz ediyor.
Türk siyasi tarihinde parti içi iktidar mücadelelerinin, hukuki ve de facto mekanizmalarla şekillendiği pek çok dönemlere tanık olduk. Bu mücadelelerin en güncel ve çarpıcı halkalarından biri, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 38. Olağan Kurultayı’nın iptali talebiyle açılan ve kamuoyunda "mutlak butlan" davası olarak adlandırılan hukuki sürecin gölgesinde yaşanmaktadır. Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu özellikle CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar, gözaltılar ve mevcut yönetimin sözde "yumuşama/normalleşme" ya da kriz yönetimi stratejilerini hedef alan video açıklaması, bu tartışmayı daha da alevlendirmiştir.
Bu nedenle, Kılıçdaroğlu’nun "emanetin kirletilemeyeceği" ve "temiz siyaset" vurgularıyla örülü çıkışının, istinaf aşamasındaki "mutlak butlan" süreciyle bağlantılı veya iktidar blokuna doğrudan ya da dolaylı bir "payandalık" (destek/zemin hazırlama) gibi algılara neden olduğu için parti tabanında ve seçmen nezdinde kabul görmemiştir.
Oysa, Siyasette liderlerin toplum nezdindeki algısı, yalnızca aldıkları kararlarla değil, bu kararları hangi konjonktürde ve hangi yöntemlerle hayata geçirdikleriyle şekillenmektedir. Ne yazık ki, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir söylemiyle, 38. Olağan Kurultay’ını hukuken iptali anlamına getiren "mutlak butlan" davası istinaf sürecinde iken neye dayanarak mevcut yönetimi hedef aldığı video açıklaması taban ve seçmen nezdinde hayal kırıklığı yaratmıştır. Bir dönem muhalefeti tek bir masada toplamayı başaran "Halil İbrahim Sofrası" mimarlığını yapan Kılıçdaroğlu, bugün geniş kitleler tarafından daha çok farklı bagajlı bir siyasetçi olarak tartışılmaktadır.
Ayrıca, Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü ile zirveye ulaşan "uzlaşmacı, dürüst ve fedakar" lider imajı, 2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kaybedilmesi sonucunda aldığı büyük darbeyle seçmeni hayal kırıklığına uğratmışken, birde video çıkışı ve ardından partiyi aşınmaya yönelten tartışmalar, kararsız ve muhalif seçmen nezdinde derin bir üzüntüye taban nezdinde ise öfkeye neden olmuştur.
Bilinmelidir ki, muhalif seçmenin en hassas olduğu konuların başında, iktidarın yargı mekanizmalarını siyasete müdahale amacıyla kullanmasıdır. Seçmen gözünde Kılıçdaroğlu’nun, demokratik bir kurultayda kaybettiği koltuğu "istinaf mahkemesinin vereceği bir iptal kararı" üzerinden geri alma ihtimaline yeşil ışık yakması, ahlaki üstünlüğün kaybedilmesi anlamını taşıdığı için Seçmen nezdinde, "İktidarın yargı eliyle partiyi dizayn etmesine ortak olmak" şeklinde algılamaktadır.
Dolayısıyla, CHP’ nin mevcut yönetimi iktidar baskısıyla, kayyum operasyonlarıyla ve soruşturmalarla boğuştuğu bir dönemde Kılıçdaroğlu’nun partiye içeriden cephe açması, seçmende "bencilik, tarihsel inat ve kişisel hırsları memleket meselesinin önüne konulduğu" yorumu yapılmakta ve Seçmen nezdinde Kılıçdaroğlu, artık "birlikteliği savunan bilge devlet adamı" değil, "kendi mirasını kurtarmak için partiyi türbülansa sokmaktan çekinmeyen küskün bir lider" olarak hatırlanacaktır.
CHP’nin kemikleşmiş seçmen tabanı ve örgüt yapısı, lider fetişizminden ziyade kurumsal hafızaya ve iktidar hedefine odaklanan yönetime destek vererek yol alırken, Kılıçdaroğlu’nun partiyi "arınmaya" çağıran ahlaki retoriği, tabanda karşılık bulamamış, Aksine, bu çıkışı parti tabanında tepkiye neden olmuş ve "partiye harici bedhahlar gibi içeriden zarar veren biri" olarak algılanmaktadır.
Çünkü, kurultay delegelerinin hür iradesiyle yapılan seçimi hazmedemeyen Kılıçdaroğlu, bir mahkeme kararıyla yok sayılan mutlak butlan davasını destekleyen tavrı, parti tabanında delege iradesine yönelik bir saygısızlık olarak algılanmakta ve Seçimin kaderini belirleyecek olan apolitik, kararsız ve genç seçmen grupları, Kılıçdaroğlu’nun bu hamlesini geleneksel siyasetin en çirkin örneklerinden biri olarak görmektedir.
Buna mukabil, Z kuşağı ve genç seçmenler, yenilikçi, dinamik ve geleceğe dair somut çözümler sunan bir siyaset dili arzulamaktadır. Kılıçdaroğlu’nun tüzükler, mutlak butlanlar ve geçmiş kurultay hesaplaşmaları üzerinden yürüttüğü bu video diplomasisi, gençlerin gözünde onu "koltuğunu bırakamayan eski kuşak siyasetçi" figürüyle özdeşleştirmektedir.
AKP ve MHP seçmeni açısından Kılıçdaroğlu’nun bu hamlesi ve yarattığı bu tartışmalı durumu, geçmişteki tüm tezlerinin doğrulanması anlamına gelmektedir ki, 2023 seçim döneminde iktidarın yürüttüğü "Muhalefet koalisyonu ülkeyi kaosa sürükler, bunlar kendi aralarında bile anlaşamaz" propagandası, bugün bizzat Kılıçdaroğlu’nun hamlesiyle iktidar seçmeninin zihninde meşru kılmakta ve iktidar blokuna mensup seçmen, Kılıçdaroğlu’na artık tehlikeli bir rakip olarak değil, muhalefetin zaaflarını ortaya seren kullanışlı bir siyasi figür olarak anılacaktır.
Bugün seçmen, Kemal Kılıçdaroğlu’na bakarken "tarihsel bir uzlaştırıcı" değil muhalefetin iktidar yürüyüşüne içeriden çelme takan, yargı eliyle yapılacak bir parti içi dizaynına rıza gösteren ve kişisel hesaplaşmasını ülkenin geleceğinin önüne koyan "kronik bir muhalif" olarak siyasi kariyerinin finalini toplumsal bir yalnızlıkla karşı karşıya bırakarak algı kırılmasına neden olmaktadır.
Halbuki, Kemal Kılıçdaroğlu, Türk siyasetinde uzun yıllar boyunca dürüstlüğü, bürokratik ahlakı ve farklı kesimleri bir araya getirme kabiliyetiyle anılma potansiyeline sahipken ne yazık ki, "mutlak butlan" davasını bir geri dönüş kapısı olarak gören ve bu doğrultuda mevcut yönetimi yıpratan son video açıklaması, seçmen nezdindeki kredisini büyük ölçüde tüketmektedir.
Nitekim, Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışıyla, iktidar partisinin (AKP) nin ekmeğine yağ sürdüğü veya değirmenine su taşıdığı yönündeki algı, temelde üç ana argümanı ifade etmektedir,
1 ) Konjonktürel olarak konsolide olmuş bir muhalefeti bölmek için iç tartışmaları köpürten ve CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarla muhalefeti baskılayan, İBB davası ve diğer hukuki süreçlerle Ekrem İmamoğlu’nu oyun dışı bırakmaya çalışarak böl yönet parçala taktiğiyle hareket eden iktidar tam da istinafta devam eden "mutlak butlan" davası sürecinde birde Kılıçdaroğlu’nun yayımladığı bu videonun sözde parti içi kavgayı göstermekte ve iktidarın muhalefeti "kendi içinde kavgalı" gösterme propagandasını güçlendirecektir.
2 ) Eğer istinaf mahkemesi kurultayı iptal ederse, CHP’yi yeni bir kurultaya götürmek üzere bir "Çağrı Heyeti" (kamuoyundaki popüler tabirle bir tür hukuki kayyum) atanması riski doğacaktır. Kılıçdaroğlu’nun mahkemeden çıkacak böylesi bir kararı "partiyi kurtarmak" adına kabul edeceğine dair sinyaller vermesi, yargının siyasete ve ana muhalefet partisine müdahalesine meşruiyet sağlama riski taşımakta ve seçmen nezdinde bu durum, iktidarın yargı eliyle CHP’ yi dizayn etme çabasında örtülü bir destek olarak algılanacaktır.
3 ) Ülkenin temel gündeminde ekonomik kriz, hukuki durum, geçim sıkıntısı vb gibi sıkıntılar varken, belediyeler üzerindeki idari baskılar devam ederken, ana muhalefet partisinin eski lideri eliyle yeniden "koltuk ve kurultay" tartışmalarına hapsedilmesi, toplumsal muhalefetin enerjisini söndürmekte ve böylece AKP’nin üzerindeki toplumsal spot ışıklarını yeniden CHP’nin iç kavgalarına çevirmesine hizmet edecektir.
Bu perspektife göre düşünürsek eğer, Kemal Kılıçdaroğlu’nun "mutlak butlan" davasının gölgesinde yayımladığı video açıklama, salt bir eski genel başkanın sitemi değil; CHP’nin ideolojik ekseni ve liderlik yapısı üzerinden yürüttüğü makro bir savaşın deklarasyonudur.
Sonuç olarak, Toplumsal algı açısından bakıldığında; iktidarın muhalefeti yargı ve idari mekanizmalarla kıskaca aldığı bir dönemde, parti içi kurultay davasından medet umar bir görüntü vermek, geniş kitleler tarafından "AKP’nin kurduğu oyun planına (bilerek ya da bilmeyerek) payanda olmak" şeklinde hareket etmesi toplum nezdinde kabul görmemektedir.
Unutmayalım ki, Siyaset sonuçlarıyla ölçülür; eğer bu süreç CHP’nin yargı eliyle türbülansa girmesine ve toplumsal muhalefetin bölünmesine yol açarsa, Kılıçdaroğlu’nun "temiz siyaset" retoriği, iktidarın stratejilerine zemin hazırlayan bir siyasi figür olarak tarihin sayfalarında yer alacaktır.
M. Can ŞADİOĞLU
Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz!
Bizi okumaya devam edin!
Yalan algılara aldanmayın
