Lord Acton’ın Zamansız Uyarısı: Mutlak Güç Yozlaştırır, Hukuk ve Ahlak Kurtarır!

ÖZEL HABER 20.05.2026 - 14:15, Güncelleme: 20.05.2026 - 14:15 2146 kez okundu.
 

Lord Acton’ın Zamansız Uyarısı: Mutlak Güç Yozlaştırır, Hukuk ve Ahlak Kurtarır!

Prof. Dr. Halil Çivi, gazetemiz için kaleme aldığı bu öz ve sarsıcı anımsatmalar dizisinde, demokratik iktidarların mutlaka uyması gereken kurallar ile 'asla yapmaması gereken' hayati yanlışları mercek altına alıyor.

Seçim sandığı bir rejimi tek başına demokratik kılmaya yeter mi, yoksa asıl ölçüt liderlerin kendi güçlerini hukukla sınırlama iradesi midir? Devlet-parti ayrımının ortadan kalkması, hukukun muhalefete karşı bir silah olarak kullanılması ve medyanın baskılanması gibi demokratik çöküş kronolojilerini sosyolojik bir perspektifle inceleyen bu yazı; aklı, adaleti ve ortak yurttaşlık bilincini savunan herkes için zamansız bir pusula niteliği taşıyor."   SİYASET SOSYOLOJİSİNE GÖRE: DEMOKRATİK REJIMLERDE SIYASİ IKTİDARLARIN ASLA YAPMAMALARI; YA DA TERSİNE MUTLAKA UYMALARI GEREKEN TEMEL KURALLAR ÜZERİNE BAZI  ÖZ VE KISA ANIMSATMALAR. Demokratik rejimlerin en temel sorunu, siyasi iktidarın nasıl kazanılacağı değil, iktidar gücünün nasıl kullanılacağıdır. Tarih boyunca bir çok yönetim seçimle işbaşına gelmiş; ancak zaman içinde hukukun üstünlüğünü görmezden gelip, kurumsal yetkileri kişiselleştirerek ve toplumsal kutuplaşmayı derinleştirerek demokratik niteliğini giderek kaybetmiştir. Bu nedenle çağdaş siyaset biliminin temel tartışmalarında biri; demokratik liderliğin hangi ahlaki, hukuki ve kurumsal ilkeler üzerine inşa edilmesini gerektirdiğidır. Demokrasi yalnızca oy ve sandık düzeni değildir. Hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, temel hak ve özgürlüklerin korunması, çoğulculuk, hesap verilebilirlik, ve kamusal ahlakın iç içe işlendiği bir siyasal sistemdir. Bu bağlamda demokratik liderlik salt seçim başarısı ile değil, liderin kendi gücünü sınırlama iradesi, hukukun üstünlüğüne uyma, adalet sağlama ve toplumsal barışı koruma kapasitesi ile ölçülür...  A- DEMOKRASİNİN TEMEL FELSEFESİ NEDİR. Demokrasi felsefesinin temelinde siyasal gücün asla kuralsız ve sınırsız olamayacağı fikri vardır.  Montesqieu, kuvvetler ayrımı kavramı ile iktidarın tek elde toplanmasının temel hak ve özgürlükleri tehdit edeceğini savunmuştur.  Aynı şekilde John Locke' da, devletin temel görevinin bireylerin doğal hak ve özgürlüklerini korumak olduğunu söylemiştir.  Jurgen Habermas ise, demokratik meşruiyetin ancak kamusal ortak akıl yüretebilme ve özgür iletişim ortamı ile mümkün olabileceğini savunmuştur. Yukarıdaki temel felsefi fikirler bağlamındaki demokratik lider: * Hukukun üstünlüğünü kendi kişisel iradesinin üstünde kabul eden, * Topmlumsal çoğulculuğu benimseyen ve koruyan, * Muhalefeti meşru ve doğal kabul eden, * Başta akçalı işler olmak üzere, hesap verme; idari, mali, siyasi ve hukuki denetlenmeyi   olağan sayabilen kişidir. Bu nedenledir ki; demokrasiler iktidar sahiplerine yalnızca toplumu yönetme hakkı vermez; ondan daha da önemli olarak, kendini sınırlama ve hukuk çemberi içinde kalma görev ve sorumluluklarını da beraber  yükler. B- DEMOKRATİK LİDERLERİN MUTLAKA UYMALARI GEREKEN KURALLAR NELERDİR? Demokratik liderlerin, iktidar görevlerinin  zorunlu bir gereği olarak, uymaları gereken temel kuralları beş farklı öbekte toplamak olasıdır. 1- Hukukun Üstünlüğünü korumak. Toplum sözleşmesi ve anayasal hukuk düzeni, demokratik sistemin ana omurgasıdır. Hukuk devletinde, liderlerin  bireysel tercihleri değil, anayasal normlar ve kurallar geçerli olmalıdır. Bu bağlamda siyasi liderlerin: * Yargı kararlarına müdahale etmemeleri, * Mahkeme kararlarına uymaları, * Anayasaları bir siyasi engel olarak değil; toplumla devlet arasınsa yapılmış bir" Toplum Sözleşmesi" olarak görmeleri gerekir. Hans Kelsen, hukuk devletinin temelini " normlar hiyerarşisi" olarak tanımlamış, keyfi davranan siyasi liderlerin hukuku yok edeceğini vurgulamıştır.  Eğer bir ülkede  hukuk siyasallaşırsa: * Yurttaşların devlete olan güveni ve devletine bağlılığı  zayıflar. * Adalet kurumuna ve adalete olan güven duygusu aşınmaya başlar. * Mevcut siyasi iktidarların meşruiyetleri tartışmaya açılır. 2- Devlet ile iktidar Partisini Birbirinden Ayırmak Gerekir. Demokratik rejimlerdeki devlet, iktidar muhalefet farkı olmadan, istisnasız bütün yurttaşların devletidir. Kamu kurumları ve kamu hizmetlerinin iktidar partisinin siyasi çıkarları için kullanılması  yurttaşların hak ve adalet eşitliğini bozar. Eğer bu eşitlik bozulursa: * Kamu kaynakları iktidar yandaşlarına akıtılmış olur. * liyakat sistemi aşınır. *  Devlet bürokrasisi siyasi iktidara hizmet aracına dönüşür. Max Weber, çağdaş devletlerin temelini, akılcı bir şekilde doğru ve etkin örgütlenmiş bürokratik bir yapı olarak olarak tanımlamıştır.  Kişisel sadakata dayalı siyasi iktidarların kurumsal bozulma ve çöküşleri hızlandıracağını belirtmiştir. 3- Muhalefet Partilerini ve Muhalefeti Demokrasinin Zorunlu ve Ayrılmaz Bir Parçası Olarak Kabul Etmek Gerekir. Sağlıklı demokrasilerde iktidar ve muhalefet, eş anlı olarak birlikte bulunur. Demokrasilerdeki muhalefetin varlığı"eğer olmazsa olmaz"  bir konumdadır. Muhalefeti ve muhalefet partilerini düşmanlaştırmak ve sistem dışı  saymak,  çatışmacı ve toplumsal barışı bozan  bir siyaset tipi doğurur. Bu nedenle siyasi iktidarların: * Muhaliflerin eleştirilerini olağan karşılaması ve tahammül etmesi, * Basın özgürlüğünün mutlaka korunması,  *  Düşünceyi açıklama özgürlüğünün güvence altına alınması gerekir. Karl Popper, açık toplum sayılma temel koşulunu, bir toplumdaki eleştirel, muhalif düşüncelerin özgürce açıklanabilmesi ile eşit saymıştır. Eğer siyasi iktidarlar muhalif düşüncelerin açıklanmasına fırsat vermezse: * O ülkedeki otosansür, yani kişinin bizzat  kendi fikirlerine sansür uygulaması yaygınlaşır. * Bireysel ve toplumsal akıl zayıflar. * Siyasal korku kültürü yaygınlaşır. 4- Hesap Verilebilir Şeffaf Yönetimden Asla Vazgeçmemek. Demokratik yönetimlerin en önemli temel ilkelerinden biri de hesap verilebilirliktir. Bu Bağlamda siyasi iktidarların: * Kamu harcamaları mutlaka denetlenebilir ve hesap verilebilir bir sistemle yapılmalıdır.  * Siyasi liderler kendi mal varlıkları konusunda şeffaf olmalıdır. * Medya ve sivil toplum kuruluşları siyasi liderlerin mal varlıklarını görüp denetleyebilmelidir. * Uluslararası şeffaflık kuruluşlarının Kamu oyuna açıklanan raporlarına göre, şeffaflığın zayıf olduğu ülkelerde demokratik kurumların daha kırılgan bir duruma geldiği yazılmaktadır. 5- Toplumsal Kutuplaştırmalardan Uzak Durmak.  Demokrat bir siyasi iktidar liderinin temel görevlerinden biri de toplumun tüm bireyleri için "ortak bir yurttaşlık bilinci" oluşturmaktır. Eğer bu yapılmazsa; etnik, bölgesel,  dinsel, mezhepsel ve ideolojik farklılıklar sürekli kaşınırsa toplumsal barış bozulur. Ayrıştıran, ötekileştiren ve düşmanlaştıran siyasi söylem ve eylemler farklı sosyal gruplar arasında fay hatlarına neden olur. Hannah Arentd' e göre, toplumsal  ötekileştirilme, kutuplaşma ve yalnızlaşmalar otoriter-totaliter rejimlerin doğmasına neden olmaktadır. Eğer kutuplaşmalar sürekli olursa: * Toplumsal güven, barış ve dostluk aşınır. * Toplumsal ortak aidiyet duygusu silikleşir. *Demokratik uzlaşı kültürü kaybolur. C -DEMOKRATİK SİYASİ LIDERLERİN ASLA YAPMAMALARI  GEREKEN DAVRANIŞLAR. Demokratik  siyasi yönetimlerde iktidara liderlik yapanların asla yapmamaları ya da uzak durmaları gereken başlıca siyasi davranış yanlışları şunlardır. 1- Muhalefete Karşı Hukuku Siyaset Aracı Yapmak. Bir toplumdaki demokratik çöküşün en tehlikeli biçimlerinden biri de, hukuk ve yargının siyasi iktidarın baskı aracına dönüşmesidir. Eğer hukuk muhalifler için baskı aracı olursa: * Yagıda seçicilik başlar;  yargılananın iktidar ya da muhalefet mensubu olmasına göre çifte standartlı yargılama oluşur. *Muhalefet mensuplarına yapılan siyasi soruşturmalar olağanlaşır. * Muhalifleri tutuklama ve cezalandırma eğilimi genişler. Alexis de Tocqueville' e göre, böyle durumlarda, iktidar ve çoğunluk baskısının hukukun siyasallaşması nedeniyle despotizme dönüşmesi çok  güçlü bir olasılıktır. 2- Eleştirilemez Bir Lider Kültü Oluşturmak. Demokratik sistemlerde kamusal kurumların varlığı ve düzgün çalışması liderlerden daha önde gelir. Ancak otoriter rejimlerde durum tersine döner  şöyleki: * Liderler eleştirilemez ve buyruklarına karşı gelinemez. * Yönlendirilmiş ve siyasi iktidarların propaganda aracına dönüşmüş medya,  liderleri kutsallaştırır ve dokunulamaz bir lider kültü oluşturur. * Kamusal kurumlar önemini yitirir ve iktidardaki siyasi liderlere bağımlı duruma gelirler.  Böyle durumlarda uzun vadede: * Kurumların işlevi ortadan kalkar ve kurum kültürü çöker. * Tolumsal istikrarsızlık genişler ve uzar. * Demokratik gerilim ve huzursuzluklar yagınlaşır. 3- Siyaseti Yalan Propagandalar Üzerine Bina Etmek. Doğru demokratik siyaset, topluma saygının bir gereği olarak,yalanlar üzerine değil değişmez hakikatler, gerçekler üstüne bina edilmelidir. Sistemli, yalana dayalı siyasi propagandalar bireylerin ve toplumun doğru karar verme kapasitesini bozar. Düşüncelerini çarpıtır. George Orwel,  güncel siyasi çarpıtmaların gerçekleri değiştirip tersyüz ederek toplumsal doğru algıları bozduğunu vurgulamıştır. Eğer bir toplumda sürekli tehdit ve korku üretimi varsa: * Bireylerin ve toplumun demokratik aklı ve bilinci zayıflar. Doğru algılama ve doğru karar verme yeteneği bozulur. * Eleştirel düşünce baskılanır ve giderek yok olur. * Toplumsal kitle psikolojisi çarpıklaşır ve bozulur. 4- Toplumun Ortak Kutsal Değerlerini Siyasi Kazanç İçin Araçsallaştırmak. Gerçek demokrat liderler: * Dinleri ve mezhepleri, * Irkları ve dilleri, * Ulusal ( milli) duyguları, * Güvenlik korkularını, * Bayrakları  ve benzeri ortak toplumsal değerleri, bu değerlere duydukları ortak sagının bir gereği olarak,  siyasi kazanç aracı yapmazlar. Ya da yapmamaları gerekir. Çünkü kutsalları siyasi çıkarlara meze yapan siyasetçiler: * Muhalefetin eleştirilerini " ihanet" olarak görür. * Evrensel doğal hak ve özgürlükleri kısıtlar. * Otoriter ve totaliter bir meşruiyet zemininin doğmasına neden olurlar. Çağdaş siyaset kültür kuramına göre, "siyasi korku algısı" demokratik kurumları ve kuralları açık bir biçimde aşındırır ve bozar. 5- Medya ve Akademik Kurumlar, Üniversiteler Üzerine Baskı Kurmak.  Çağdaş ve demokratik ülkelerde özgür medya ve bağımsız akademisyenlik demokrasinin temel gözetim ve denetim yollarının başında gelir. Gazetecilerin korktuğu ve akademisyenlerin sustuğu ya da susturulduğu ülkelerde: * Toplumdaki bilgi birikimi azalır, bilgi kalitesi düşer, gerçek bilgilere ulaşmak zorlaşır. * Gerçeklerin yerini yanlış ya da asılsız propagandalar alır. * Siyasal ahlaki yozlaşma hızlanır.  D- GÜÇ YOZLAŞMASI. Demokratik rejimleri ve siyasi iktidar liderlerini  bozan en önemli faktör güç yozlaşmasıdır.   Bu konuda  Lord Acton'ın dikkat çeken önemli tespiti şöyledir. "Aşırı güç yozlaştırır; mutlak güç kesin yozlaştırır." Gerçekten de, siyaset bilimi tarihi göstermiştir ki: * Denetlenemeyen siyasi iktidar gücü, * Uzun süreli iktidar, * Siyasi liderlerin gölgesinde kalmış zayıf kurumlar, demokrasiden sapma ve otoriterleşme riskini artırmaktadır. Bu nedenledir ki, çağdaş demokrasilerin: * Kuvvetler ayrılığı, * Bağımsız yargı, * Özgür basın, * Sivil toplum, * Siyasi, idari, mali, hukuki denetim ve şeffaf yönetim üzerine kurulması gerekir. Bu tür demokrasilerde liderlerin başarıları sadece kazanılan seçimlerle ölçülmez; iktidar gücünü kullanırken hukuk ve adalet kurallarına uyup uymadıkları ve anayasal çemberin içinde kalıp kalmadıklarına da bakılır.  E- SON YORUMLAR. Gerçek demokrasiler, sadece bir yönetim biçimi değildir. Aynı zamanda bir " SİYASAL AHLAK" rejimidir. Adalete ve hukuka bağlı siyaset, liderlerin siyasi erdemleri ile, hukuki ve kurumsal denetim yollarının birlikte ve doğru bir uyumla işlemesi ile somutlaşır. Gerçek  demokrat bir siyasi lider: *Adalet, hukuk ve anayasal kuralları kendinden üstün görür. * Eleştirileri bastırmaz, onlardan ders çıkarır ve yararlanır. * Devlet ile partiyi birbirinden ayrı tutmayı bilir. * İnsan haklarını ve insan onurunu kendi siyasal çıkarlarının üstünde tutar. *Hukuku araçsallaştırmaz. * Korku siyaseti ve korku kültürü üretmez. * Lider Kültü oluşturmaz. * Medya, aydınlar ve akademisyenleri baskılamaz. Sonuç olarak: Demokrasilerin ve demokratik rejimlerin geleceği yalnızca anayasal metinlerle sınırlı değildir. Siyasal ahlak, toplumsal bilinç , kurumsal yetkinlik ve dürüstlükle sıkı bir bağ içindedir.  Şurası asla hiç unutulmamalıdır.  * Hukuk olmadan devlet, *Özgürlükler olmadan demokrasi, * Ahlak olmadan da adalet olmaz. Her toplum, eriştiği eğitim, bilim, kültür ve oluşturduğu siyasal bilinç düzeyine göre yönetilir.   
Prof. Dr. Halil Çivi, gazetemiz için kaleme aldığı bu öz ve sarsıcı anımsatmalar dizisinde, demokratik iktidarların mutlaka uyması gereken kurallar ile 'asla yapmaması gereken' hayati yanlışları mercek altına alıyor.

Seçim sandığı bir rejimi tek başına demokratik kılmaya yeter mi, yoksa asıl ölçüt liderlerin kendi güçlerini hukukla sınırlama iradesi midir? Devlet-parti ayrımının ortadan kalkması, hukukun muhalefete karşı bir silah olarak kullanılması ve medyanın baskılanması gibi demokratik çöküş kronolojilerini sosyolojik bir perspektifle inceleyen bu yazı; aklı, adaleti ve ortak yurttaşlık bilincini savunan herkes için zamansız bir pusula niteliği taşıyor."
 

SİYASET SOSYOLOJİSİNE GÖRE: DEMOKRATİK REJIMLERDE SIYASİ IKTİDARLARIN ASLA YAPMAMALARI; YA DA TERSİNE MUTLAKA UYMALARI GEREKEN TEMEL KURALLAR ÜZERİNE BAZI  ÖZ VE KISA ANIMSATMALAR.

Demokratik rejimlerin en temel sorunu, siyasi iktidarın nasıl kazanılacağı değil, iktidar gücünün nasıl kullanılacağıdır. Tarih boyunca bir çok yönetim seçimle işbaşına gelmiş; ancak zaman içinde hukukun üstünlüğünü görmezden gelip, kurumsal yetkileri kişiselleştirerek ve toplumsal kutuplaşmayı derinleştirerek demokratik niteliğini giderek kaybetmiştir. Bu nedenle çağdaş siyaset biliminin temel tartışmalarında biri; demokratik liderliğin hangi ahlaki, hukuki ve kurumsal ilkeler üzerine inşa edilmesini gerektirdiğidır.

Demokrasi yalnızca oy ve sandık düzeni değildir. Hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, temel hak ve özgürlüklerin korunması, çoğulculuk, hesap verilebilirlik, ve kamusal ahlakın iç içe işlendiği bir siyasal sistemdir. Bu bağlamda demokratik liderlik salt seçim başarısı ile değil, liderin kendi gücünü sınırlama iradesi, hukukun üstünlüğüne uyma, adalet sağlama ve toplumsal barışı koruma kapasitesi ile ölçülür... 

A- DEMOKRASİNİN TEMEL FELSEFESİ NEDİR.

Demokrasi felsefesinin temelinde siyasal gücün asla kuralsız ve sınırsız olamayacağı fikri vardır. 

Montesqieu, kuvvetler ayrımı kavramı ile iktidarın tek elde toplanmasının temel hak ve özgürlükleri tehdit edeceğini savunmuştur. 

Aynı şekilde John Locke' da, devletin temel görevinin bireylerin doğal hak ve özgürlüklerini korumak olduğunu söylemiştir. 

Jurgen Habermas ise, demokratik meşruiyetin ancak kamusal ortak akıl yüretebilme ve özgür iletişim ortamı ile mümkün olabileceğini savunmuştur.

Yukarıdaki temel felsefi fikirler bağlamındaki demokratik lider:
* Hukukun üstünlüğünü kendi kişisel iradesinin üstünde kabul eden,
* Topmlumsal çoğulculuğu benimseyen ve koruyan,
* Muhalefeti meşru ve doğal kabul eden,
* Başta akçalı işler olmak üzere, hesap verme; idari, mali, siyasi ve hukuki denetlenmeyi   olağan sayabilen kişidir.

Bu nedenledir ki; demokrasiler iktidar sahiplerine yalnızca toplumu yönetme hakkı vermez; ondan daha da önemli olarak, kendini sınırlama ve hukuk çemberi içinde kalma görev ve sorumluluklarını da beraber  yükler.

B- DEMOKRATİK LİDERLERİN MUTLAKA UYMALARI GEREKEN KURALLAR NELERDİR?

Demokratik liderlerin, iktidar görevlerinin  zorunlu bir gereği olarak, uymaları gereken temel kuralları beş farklı öbekte toplamak olasıdır.

1- Hukukun Üstünlüğünü korumak.

Toplum sözleşmesi ve anayasal hukuk düzeni, demokratik sistemin ana omurgasıdır. Hukuk devletinde, liderlerin  bireysel tercihleri değil, anayasal normlar ve kurallar geçerli olmalıdır. Bu bağlamda siyasi liderlerin:
* Yargı kararlarına müdahale etmemeleri,
* Mahkeme kararlarına uymaları,
* Anayasaları bir siyasi engel olarak değil; toplumla devlet arasınsa yapılmış bir" Toplum Sözleşmesi" olarak görmeleri gerekir.

Hans Kelsen, hukuk devletinin temelini " normlar hiyerarşisi" olarak tanımlamış, keyfi davranan siyasi liderlerin hukuku yok edeceğini vurgulamıştır. 

Eğer bir ülkede  hukuk siyasallaşırsa:
* Yurttaşların devlete olan güveni ve devletine bağlılığı  zayıflar.
* Adalet kurumuna ve adalete olan güven duygusu aşınmaya başlar.
* Mevcut siyasi iktidarların meşruiyetleri tartışmaya açılır.

2- Devlet ile iktidar Partisini Birbirinden Ayırmak Gerekir.

Demokratik rejimlerdeki devlet, iktidar muhalefet farkı olmadan, istisnasız bütün yurttaşların devletidir. Kamu kurumları ve kamu hizmetlerinin iktidar partisinin siyasi çıkarları için kullanılması  yurttaşların hak ve adalet eşitliğini bozar. Eğer bu eşitlik bozulursa:
* Kamu kaynakları iktidar yandaşlarına akıtılmış olur.
* liyakat sistemi aşınır.
*  Devlet bürokrasisi siyasi iktidara hizmet aracına dönüşür.

Max Weber, çağdaş devletlerin temelini, akılcı bir şekilde doğru ve etkin örgütlenmiş bürokratik bir yapı olarak olarak tanımlamıştır.  Kişisel sadakata dayalı siyasi iktidarların kurumsal bozulma ve çöküşleri hızlandıracağını belirtmiştir.

3- Muhalefet Partilerini ve Muhalefeti Demokrasinin Zorunlu ve Ayrılmaz Bir Parçası Olarak Kabul Etmek Gerekir.

Sağlıklı demokrasilerde iktidar ve muhalefet, eş anlı olarak birlikte bulunur. Demokrasilerdeki muhalefetin varlığı"eğer olmazsa olmaz" 
bir konumdadır. Muhalefeti ve muhalefet partilerini düşmanlaştırmak ve sistem dışı  saymak,  çatışmacı ve toplumsal barışı bozan  bir siyaset tipi doğurur.
Bu nedenle siyasi iktidarların:
* Muhaliflerin eleştirilerini olağan karşılaması ve tahammül etmesi,
* Basın özgürlüğünün mutlaka korunması, 
*  Düşünceyi açıklama özgürlüğünün güvence altına alınması gerekir.

Karl Popper, açık toplum sayılma temel koşulunu, bir toplumdaki eleştirel, muhalif düşüncelerin özgürce açıklanabilmesi ile eşit saymıştır. Eğer siyasi iktidarlar muhalif düşüncelerin açıklanmasına fırsat vermezse:
* O ülkedeki otosansür, yani kişinin bizzat  kendi fikirlerine sansür uygulaması yaygınlaşır.
* Bireysel ve toplumsal akıl zayıflar.
* Siyasal korku kültürü yaygınlaşır.

4- Hesap Verilebilir Şeffaf Yönetimden Asla Vazgeçmemek.

Demokratik yönetimlerin en önemli temel ilkelerinden biri de hesap verilebilirliktir. Bu Bağlamda siyasi iktidarların:
* Kamu harcamaları mutlaka denetlenebilir ve hesap verilebilir bir sistemle yapılmalıdır. 
* Siyasi liderler kendi mal varlıkları konusunda şeffaf olmalıdır.
* Medya ve sivil toplum kuruluşları siyasi liderlerin mal varlıklarını görüp denetleyebilmelidir.
* Uluslararası şeffaflık kuruluşlarının Kamu oyuna açıklanan raporlarına göre, şeffaflığın zayıf olduğu ülkelerde demokratik kurumların daha kırılgan bir duruma geldiği yazılmaktadır.

5- Toplumsal Kutuplaştırmalardan Uzak Durmak. 

Demokrat bir siyasi iktidar liderinin temel görevlerinden biri de toplumun tüm bireyleri için "ortak bir yurttaşlık bilinci" oluşturmaktır. Eğer bu yapılmazsa; etnik, bölgesel,  dinsel, mezhepsel ve ideolojik farklılıklar sürekli kaşınırsa toplumsal barış bozulur. Ayrıştıran, ötekileştiren ve düşmanlaştıran siyasi söylem ve eylemler farklı sosyal gruplar arasında fay hatlarına neden olur.

Hannah Arentd' e göre, toplumsal  ötekileştirilme, kutuplaşma ve yalnızlaşmalar otoriter-totaliter rejimlerin doğmasına neden olmaktadır.
Eğer kutuplaşmalar sürekli olursa:
* Toplumsal güven, barış ve dostluk aşınır.
* Toplumsal ortak aidiyet duygusu silikleşir.
*Demokratik uzlaşı kültürü kaybolur.

C -DEMOKRATİK SİYASİ LIDERLERİN ASLA YAPMAMALARI  GEREKEN DAVRANIŞLAR.

Demokratik  siyasi yönetimlerde iktidara liderlik yapanların asla yapmamaları ya da uzak durmaları gereken başlıca siyasi davranış yanlışları şunlardır.

1- Muhalefete Karşı Hukuku Siyaset Aracı Yapmak.

Bir toplumdaki demokratik çöküşün en tehlikeli biçimlerinden biri de, hukuk ve yargının siyasi iktidarın baskı aracına dönüşmesidir. Eğer hukuk muhalifler için baskı aracı olursa:
* Yagıda seçicilik başlar;  yargılananın iktidar ya da muhalefet mensubu olmasına göre çifte standartlı yargılama oluşur.
*Muhalefet mensuplarına yapılan siyasi soruşturmalar olağanlaşır.
* Muhalifleri tutuklama ve cezalandırma eğilimi genişler.

Alexis de Tocqueville' e göre, böyle durumlarda, iktidar ve çoğunluk baskısının hukukun siyasallaşması nedeniyle despotizme dönüşmesi çok  güçlü bir olasılıktır.

2- Eleştirilemez Bir Lider Kültü Oluşturmak.

Demokratik sistemlerde kamusal kurumların varlığı ve düzgün çalışması liderlerden daha önde gelir. Ancak otoriter rejimlerde durum tersine döner  şöyleki:

* Liderler eleştirilemez ve buyruklarına karşı gelinemez.
* Yönlendirilmiş ve siyasi iktidarların propaganda aracına dönüşmüş medya,  liderleri kutsallaştırır ve dokunulamaz bir lider kültü oluşturur.
* Kamusal kurumlar önemini yitirir ve iktidardaki siyasi liderlere bağımlı duruma gelirler. 

Böyle durumlarda uzun vadede:
* Kurumların işlevi ortadan kalkar ve kurum kültürü çöker.
* Tolumsal istikrarsızlık genişler ve uzar.
* Demokratik gerilim ve huzursuzluklar yagınlaşır.

3- Siyaseti Yalan Propagandalar Üzerine Bina Etmek.

Doğru demokratik siyaset, topluma saygının bir gereği olarak,yalanlar üzerine değil değişmez hakikatler, gerçekler üstüne bina edilmelidir. Sistemli, yalana dayalı siyasi propagandalar bireylerin ve toplumun doğru karar verme kapasitesini bozar. Düşüncelerini çarpıtır.

George Orwel,  güncel siyasi çarpıtmaların gerçekleri değiştirip tersyüz ederek toplumsal doğru algıları bozduğunu vurgulamıştır.

Eğer bir toplumda sürekli tehdit ve korku üretimi varsa:
* Bireylerin ve toplumun demokratik aklı ve bilinci zayıflar. Doğru algılama ve doğru karar verme yeteneği bozulur.
* Eleştirel düşünce baskılanır ve giderek yok olur.
* Toplumsal kitle psikolojisi çarpıklaşır ve bozulur.

4- Toplumun Ortak Kutsal Değerlerini Siyasi Kazanç İçin Araçsallaştırmak.

Gerçek demokrat liderler:
* Dinleri ve mezhepleri,
* Irkları ve dilleri,
* Ulusal ( milli) duyguları,
* Güvenlik korkularını,
* Bayrakları  ve benzeri ortak toplumsal değerleri, bu değerlere duydukları ortak sagının bir gereği olarak,  siyasi kazanç aracı yapmazlar. Ya da yapmamaları gerekir.

Çünkü kutsalları siyasi çıkarlara meze yapan siyasetçiler:
* Muhalefetin eleştirilerini " ihanet" olarak görür.
* Evrensel doğal hak ve özgürlükleri kısıtlar.
* Otoriter ve totaliter bir meşruiyet zemininin doğmasına neden olurlar.

Çağdaş siyaset kültür kuramına göre, "siyasi korku algısı" demokratik kurumları ve kuralları açık bir biçimde aşındırır ve bozar.

5- Medya ve Akademik Kurumlar, Üniversiteler Üzerine Baskı Kurmak. 

Çağdaş ve demokratik ülkelerde özgür medya ve bağımsız akademisyenlik demokrasinin temel gözetim ve denetim yollarının başında gelir. Gazetecilerin korktuğu ve akademisyenlerin sustuğu ya da susturulduğu ülkelerde:
* Toplumdaki bilgi birikimi azalır, bilgi kalitesi düşer, gerçek bilgilere ulaşmak zorlaşır.
* Gerçeklerin yerini yanlış ya da asılsız propagandalar alır.
* Siyasal ahlaki yozlaşma hızlanır.

 D- GÜÇ YOZLAŞMASI.

Demokratik rejimleri ve siyasi iktidar liderlerini  bozan en önemli faktör güç yozlaşmasıdır.  

Bu konuda 
Lord Acton'ın dikkat çeken önemli tespiti şöyledir. "Aşırı güç yozlaştırır; mutlak güç kesin yozlaştırır."
Gerçekten de, siyaset bilimi tarihi göstermiştir ki:
* Denetlenemeyen siyasi iktidar gücü,
* Uzun süreli iktidar,
* Siyasi liderlerin gölgesinde kalmış zayıf kurumlar, demokrasiden sapma ve otoriterleşme riskini artırmaktadır.

Bu nedenledir ki, çağdaş demokrasilerin:
* Kuvvetler ayrılığı,
* Bağımsız yargı,
* Özgür basın,
* Sivil toplum,
* Siyasi, idari, mali, hukuki denetim ve şeffaf yönetim üzerine kurulması gerekir.

Bu tür demokrasilerde liderlerin başarıları sadece kazanılan seçimlerle ölçülmez; iktidar gücünü kullanırken hukuk ve adalet kurallarına uyup uymadıkları ve anayasal çemberin içinde kalıp kalmadıklarına da bakılır. 

E- SON YORUMLAR.

Gerçek demokrasiler, sadece bir yönetim biçimi değildir. Aynı zamanda bir " SİYASAL AHLAK" rejimidir. Adalete ve hukuka bağlı siyaset, liderlerin siyasi erdemleri ile, hukuki ve kurumsal denetim yollarının birlikte ve doğru bir uyumla işlemesi ile somutlaşır.

Gerçek  demokrat bir siyasi lider:

*Adalet, hukuk ve anayasal kuralları kendinden üstün görür.
* Eleştirileri bastırmaz, onlardan ders çıkarır ve yararlanır.
* Devlet ile partiyi birbirinden ayrı tutmayı bilir.
* İnsan haklarını ve insan onurunu kendi siyasal çıkarlarının üstünde tutar.
*Hukuku araçsallaştırmaz.
* Korku siyaseti ve korku kültürü üretmez.
* Lider Kültü oluşturmaz.
* Medya, aydınlar ve akademisyenleri baskılamaz.

Sonuç olarak: Demokrasilerin ve demokratik rejimlerin geleceği yalnızca anayasal metinlerle sınırlı değildir. Siyasal ahlak, toplumsal bilinç , kurumsal yetkinlik ve dürüstlükle sıkı bir bağ içindedir. 
Şurası asla hiç unutulmamalıdır. 
* Hukuk olmadan devlet,
*Özgürlükler olmadan demokrasi,
* Ahlak olmadan da adalet olmaz.
Her toplum, eriştiği eğitim, bilim, kültür ve oluşturduğu siyasal bilinç düzeyine göre yönetilir. 
 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.