Aydınlanma, Türk Aydınının Zihniyet Sınavı ve Atatürk’ün İlim Mirası
Aydınlanma, Türk Aydınının Zihniyet Sınavı ve Atatürk’ün İlim Mirası
Prof. Dr. Halil Çivi bu yazısında, dogmatizmin kıskacından kurtulamayan, kendi ideolojisini sorgulama cesareti gösteremeyen ve vesayet odaklarından bağımsızlaşamayan aydın tipolojisini mercek altına alıyor.
Prof. Dr. Halil Çivi bu yazısında, dogmatizmin kıskacından kurtulamayan, kendi ideolojisini sorgulama cesareti gösteremeyen ve vesayet odaklarından bağımsızlaşamayan aydın tipolojisini mercek altına alıyor.
Aydınlanma; yalnızca bir bilgi artışı veya yüzeysel bir çağdaşlaşma çabası değil, toplumun akıl ve bilim ekseninde yaşadığı köklü bir zihniyet devrimidir. Gerçek aydınlanmanın ancak eleştirel akıl, hukuki eşitlik ve özgür düşünceyle mümkün olacağını vurgulayan Halil Çivi ; Mustafa Kemal Atatürk’ün "En hakiki mürşit ilimdir" vizyonunu hatırlatarak günümüz Türkiye’sine ve aydın profilimize hayati bir zihniyet muhasebesi çağrısında bulunuyor.
AYDINLANMA, AYDINLAR VE TÜRKİYE'DE AYDIN ZİHNİYETİ ÜZERİNE BAZI ANIMSATMALAR ve ATATÜRK.
1- Aydınlanma Nedir?
Genel olarak; aydınlanma denilince, çoğu zaman akıllara bilim, eğitim ve çağdaşlaşma gelir. Halbuki aydınlanma, tüm bu gelişmelerin ötesinde topyekün bir toplumsal, ekonomik, siyasal, hukuksal, inançsal ve kültürel olarak kökten bir ZİHNİYET DEĞİŞİMİ VE DEVRİMİDİR.
Evreni, dünyayı, doğayı, insanı ve toplumsal yaşamı aklî ve bilimsel bir bakış açısıyla yeniden değerlendirme, yapılandırma ve konumlandırma demektir.
Aydınlanma, insanın kendi aklını eleştirilemez dogmatik düşünce ve bakış açısından kurtarması, bilimsel ve aklî doğru bilgiyle cehaleti geride bırakması, özgür düşünce üzerindeki baskıların çözülmesi, hukukun keyfilikten kurtarılması, kör inanç ve itaat kültürünün kaybolması, eleştirel bir yaklaşım biçiminin zihinlerde yer etmesi...demektir.
Çünkü gerçek ve doğru akıl ile deney ve gözleme dayalı bilimsel bilgiler ve bilimsel düşünceler dogmatik değildir, eleştiriye açıktır ve yanılmayı da kabul eder. Yanılmayı kabul etmeyen, eleştiriye kapalı bir akıl yürütme ve bilimsel fikir olamaz. Çünkü eleştiriye kapalı akıl ve bilim mutlaka dogmalaşır.
2- Aydınlanmış Toplumların Başlıca Özellikleri Neler Olabilir?
Aydınlanmış toplumlarda akıl ve bilim özgürdür. Dogmatik zihniyet büyük oranda azınlıkta kalmıştır. Devletin kendisi ve devleti yönetenler kutsal değildir. Devletin görevi adalet ve eşitlik ölçüsünde bireylere, ailelere ve topluma hizmet etmektir. Hukuk aklileşmiş ve laikleşmiştir. Yargılama düzeni ve ölçüleri kişiye, diplomaya, makama, servete, cinsiyete, derinin rengine, ideolojiye, inanca, mezhebe ya da inançsızlığa göre değişmez.
İktidarlar çeşitli yöntem ve yollarla denetlenebilir, onlardan hesap sorulabilir ve hatta belli hukuki kurallara uyularak değiştirilebilir.
Bilimsel kurumlar ve bilimsel özgürlükler siyasi iktidarların vesayeti altında olmaz, olmamalıdır.
Toplum aydınlanmıştır ve mutlaka laikleşmiştir. Devlet ya da devleti temsil eden siyasi iktidarlar toplumdaki tüm inanç kümelerine eşit mesafede olarak konumlanır.
Din ve vicdan özgürlüğü vardır. Hiç bir inanç ya da inançsızlık insanlara dayatılamaz. Kendi inançları çoğunluğun inancına uymayanlar baskı altında tutulamaz ve kamu görevlerinden dışlanamaz.
Aydınlanmış toplumlardaki eğitim kurumlarının amacı ezberci, itaatçı, biatcı, itiraz etmeyen ve sorgulamayan insan tipi yetiştirmek değildir. Tam tersine akıl ve bilim verileri ile özgür düşünebilen bir zihniyet yapısının oluşması ve yerleşmesine katkı sağlamaktır.
Din, inanç, siyaset, ekonomi, ideoloji, etnik çeşitlilikler...ve benzeri konularda farklı düşünceler, bilimsel, akılcı eleştiriler getirmek tehlike ve düşmanlık değildir. Tam tersine tekçi (moniste) bir toplumsal yapıdan çoğulcu ( pluraliste) bir toplumsal yapıya ve demokratik bir toplum olmaya zemin hazırlamaktır.
Çünkü aydınlanmış toplumlar bilirler ki, gerçekleri görmek, sorunları doğru saptamak ve çözüm yollarını net olarak önerebilmek için, samimi bilimsel eleştirel fikirlere şiddetle ihtiyaç vardır. Ancak eleştirilerin de kişilere yönelik olarak değil, fikirlere, olaylara yönelik olması lazımdır.
3- Peki Aydın Kimdir, ya da Kimlere "Aydın" Denilebilir?
Aydın olmak yalnızca diploma sahibi olmak değildir. Bazı diplomalar insanı meslek, hatta çok saygın iş ve makam sahibi yapabilir. Fakat 'aydın' yapmaz. İnsan çok kitap okumak ve çok bilgili (allame) olmakla da gerçek aydın olamaz.
Gerçek aydın önce toplumunun dertleri, sıkıntıları, sorunları ve bu sorunların çözüm yolları için kafa yoran ve bu uğurda mücadele eden insandır. Ayrıca gerçek aydın eleştirel düşüncelere açıktır. Hatta samimi olarak kendini ve kendi ideolojisini eleştirebilen bir olgunluğa ve yeteneğe de sahiptir.
Gerçek aydın, kendi liderinin ve yakın çevresinin yanlışlarını eleştirebilme erdemine de sahip olan bir kişidir.
Gerçek aydın lidere, partiye, sınıfa, ideolojiye, mezhebe, çıkara, güç odaklarına...göre fikir yürütmez. Tersine, her konuda ve her alanda, sürekli ve samimi olarak, gerçeklerin, doğruların, adaletin, hukukun üstünlüğünün, özgür aklın, evrensel insan haklarının ve insan onurunun yanında yer alır.
4- Türkiye'de Aydınların Genel Tutum ve Yaklaşımları Nasıldır?
Türkiye'de, bu konuda bir çok kitap, makale ve araştırma olduğu halde, kime ya da kimlere 'aydın' denilmesi tam net değildir. Hatta 'entel', ya da yarı aydın tipinin daha yaygın olduğu söylenebilir. Bu insanların zihinlerindeki dogmatik kodlar ve yaklaşımlar henüz yeterince çözülememiştir.
Tam anlamıyla aydın olmak için, mutlaka dogmatik saplantılardan tam olarak kurtulmak, zihni çağdaş düşünce ile formatlamak, zihniyeti çağdaşlaştırmak, aklen ve ruhen özgürleşmek, eleştirel düşünceyi özümsemek ve içselleştirmek ayrıca ahlaki ve vicdanı olarak da cesaret sahibi olmak gerekir.
Çünkü aydın insan aynı zamanda cesur, bilinçli ve yürekli insandır. Bu cesaretin kaynağı da kaba güç değil toplumsal ve bilimsel gerçeklerin gerektirdiği sağduyu ve bilinçtir.
Aydınlar her zaman ve her koşulda, toplumdaki Mazlumların, zayıfların, sömürülenlerin, güçsüzlerin, yoksulların ve ezilenlerin... yanında yer alan insanlardır.
Hangi ideolojik ya da siyasi kanatta yer alırlarsa alsınlar, Türkiye'deki aydınların en tipik karakteristiği, kendilerini ve kendi ideolojileri eleştirme yetenek ve cesaretinden yoksun olmalarıdır. Bu saptama, hem sağ ve hem de sol aydınlar için de geçerlidir.
Ayrıca devletin ve siyasi iktidarların kol ve kanatları ve vesayeti altında, doğrudan ya da dolaylı olarak maişet sağlayarak aydın olmak işin özüne ve doğasına aykırıdır.
Gerçek aydın olmak için, akli, bilimsel ve düşünsel özgürlükler kadar, ekonomik özgürlükler de büyük önem taşır. Sultanların sofrasın oturanlar zamanla sultan gibi düşünmeye başlarlar.
5- Bitirirken ya da Son Sözler.
Aydınlanmanın zıddı sadece cehalet değildir. Aydınlanmanın önünde, Çin Seddi gibi duran en önemli engel dogmatizmdir. Çünkü cehalet doğru bilgi ile giderilebilir. Halbuki dogmatizm, bireye, insana, topluma kendini yanılmaz ve değişmez tek doğru olarak kabul ettirir.
Dogmatizm Himalaya Dağlarının zirvelerdeki kalın buzullar gibidir. Eritilmesi ya da erimesi çok zordur. Ayrıca dogmatizmi telkin eden eğitim ve öğretim sistemleri bu buzulları, eritmek yerine daha da kalınlaştırırlar.
Ülke siyaseti ve ülkedeki eğitim sistemi radikal ve çağdaş bir paradigma değişimine uğramadan dogmatizmi yenmek ve çağdaş toplum olmak çok zordur.
Bu nedenle, bu günkü Türkiye'nin en çok gerek duyduğu şey, daha çok üniversite, daha çok diploma değildir. Daha özgür, daha bağımsız, her türlü vesayetten uzak çağdaş, aklî, bilimsel ve özgür düşünce eksikliğidir.
Her şeyden önce aklı ve vicdanı tam olarak özgürleştiren, her türlü ırk, dil, din, mezhep etnisite, renk, servet, statü, toplumsal cinsiyet farklarından bağımsız olarak herkesi eşit insan olarak gören, siyaseti, ekonomiyi, yönetimi, hukuku, yargılamayı, istihdamı... Bu esaslara göre düzenleyen bir zihniyet ve paradigma değişikliğine gerek vardır.
Yüce ve daimi liderimiz M. K. Atatürk, her türlü dogmatik düşünceyi geride bırakarak" Dünyada en haki mürşit ilimdir, fendir; ilim ve fennin dışında mürşit aramak gaflet ve dalalettir." demiş; ayrıca kendi söyledikleri ilim ve fenle çelişirse, kendinin değil, ilim ve fennin ışığında yürümeyi önermişti...
Kimseye haksızlık etmek istemem, ancak aydınlarımız aydınlanmanın ve gerçek Atatürkçülüğün neresinde ...
Karar sizin.
