Bozkırın ve Gönüllerin Sonsuz Mihmandarı: Alevi-Bektaşi İnancında Hızır Kültürü
Bozkırın ve Gönüllerin Sonsuz Mihmandarı: Alevi-Bektaşi İnancında Hızır Kültürü
Prof. Dr. Halil Çivi, bu yazısında Hızır inancının tarihsel kökenlerinden sosyolojik yansımalarına, ritüellerin toplumsal bellekteki yerinden insan-doğa arasındaki o kutsal bağa kadar geniş bir perspektif sunuyor.
Prof. Dr. Halil Çivi, bu yazısında Hızır inancının tarihsel kökenlerinden sosyolojik yansımalarına, ritüellerin toplumsal bellekteki yerinden insan-doğa arasındaki o kutsal bağa kadar geniş bir perspektif sunuyor.
Alevilik ve Bektaşilikte Hızır; sadece geçmişin derinliklerinden gelen mitolojik bir anlatı değil, hayatın her anında, darda kalan her canın nefesinde hazır ve nazır olan manevi bir direnç kapısıdır.
"Herkesi Hızır bil" düsturunun, günümüzün bencil dünyasında nasıl bir dayanışma ve vicdan köprüsü haline geldiğini gözler önüne seren bu inceleme, Hızır ayının manevi iklimini bilimin ve inancın ışığında bizlerle buluşturuyor.
TÜRKİYE'DE; ALEVİ VE BEKTAŞİLERDE HIZIR VE HIZIR İNANCI ÜZERİNE KISA NOTLAR.
Alevi ve Bektaşi inanç sisteminde HIZIR sadece mitolojik bir varlık değildir. Canlı, diri, yaşayan; doğaya, topluma, aileye bolluk ve bereket getiren; darda-zorda kalanların yardımına koşan kutsal bir figürdür.
Özellikle her konuda, kendinden yardım istenen, dilek dilenen ve bireysel kurtuluş çağrılarının merkezinde yer alan kutsal ve sembolik bir kimlik taşır. Herkese bolluk ve bereket içinde yaşama umudu aşılar. Her inanan için manevi bir çağrı ve yardım merkezi konumundadır.
1- Hızır İnancı ve Kimliğinin Kökeni Nedir?
Hızır kimliği ve Hızır inancı, tarihsel ve kültürel olarak, Orta Doğu toplumlarında, geleneksel yaşam motifleri ile iç içe geçmiş ve kaynaşmıştır. Hızır kimliği, Kur'anı Kerim'de Kehf Suresindeki Musa Peygamber kıssası ile ilişkilendirilir.
Bu anlatıya göre Hızır, Haz Musa ile buluşan, bilgileri Musa Peygamber'i aşan, geleceği bilen, batınî bilimlere, " İlmi Ledûn",e sahip üstün ve bilge bir kişidir. Gerçi bu kıssada Hızır adı doğrudan geçmez. Fakat söz konusu kıssadaki bilgenin Hızır olduğuna inanılır.
Halkın inançlarına göre Hızır ölmez; diridir. Çünkü İlyas Peygamberle birlikte, ölümsüzlük suyu, ( Bengisu- Abı Hayat) içirmişlerdir. Dünya var oldukça bu iki kutsal figür hep diri kalacaktır. Hızır karada, İlyas da denizlerde darda ve zorda kalanların yardımlarına koşmaya devam edeceklerdir.
Yine halk inancına göre, Hızır ve İlyas senede bir gün bir araya gelerek, doğayı canlandırır, yeşillendirir, gönendirir, bolluk ve bereket aşılarlar. Her yıl 6 mayıs günü çeşitli etkinliklerle kutlanan HIDIRELLEZ ( Hızır- İlyas) şenlikleri bu iki kutsal figürün buluşma günü olarak kabul edilir.
Anadolu halkının tarihsel ve kültürel belleğindeki Hızır figürü; yeşillik, bolluk, bereket, şifa, zorluk ve sıkıntılardan kurtulma, esenliğe ve huzura erişme umudu ve kaynağı olarak kabul edilir.
Ayrıca Hızır kültünün, sadece Alevi ve Bektaşi inancında değil, çok farklı toplumlar ve daha geniş bir coğrafyada biliniyor olması bu kültün evrensel ortak bir mitolojik karakter taşıdığını da belirtmek gerekir.
2- Alevi ve Bektaşi inancında, Hızır'dan Beklenen Manevi Yardımlar Nelerdir?
Hızır kimsesizlerin koruyucusudur. Darda ve zorda kalanların yardımcısı ve kurtarıcısıdır. Gündelik yaşamda karşılaşılan her zor durum için " Yetiş ya Hızır, sen yardım et ya Hızır" diye çağrılarak ondan yardım istenir.
Alevi ve Bektaşi inancında, Hızır'ı gündelik yaşam zorluklarını aşmak için yardıma çağırmak, basmakalıp sözler değildir. Bu yardımların olacağına gönülden inanılır ve umut bağlanır. Ayrıca, Hızır adı anılarak, İnsanlara çeşitli dualar edilir.
- Hızır yoldaşın olsun.
- Hanenize (evinize,) Hızır uğrasın.
- Hızır elinden tutsun.
- Kapınızı Hızır çalsın.
-Hızır yoldaşın olsun,
- Bozatlı Hızır yardımcın olsun.
-...gibi onlarca terim ve özdeyiş vardır.
Belki de Hızır, tarihsel olarak egemenlerce horlanmış, ötekileştirilmiş ve zaman zaman kıyımlara uğramış; bu nedenle doğanın sarp yerlerinde, vahşi doğal coğrafyalarda yaşamak zorunda bırakılmış Alevi toplumu ve kimliği için, bilinç altında, en kolay ulaşılabilir koruyucu, bir sığınak, kalıcı ve güvenilir bir umut kapısı olarak konumlanmış da olabilir.
Bunlara ek olarak, Alevi ve Bektaşi coğrafyasında, halk manevi yardım talep ederken " Yetiş ya Ali. Yetiş ya Hızır." diyerek Hz. Ali ile Hızır adını birlikte söyler. İkisini eşit olarak düşünür, Haz. Ali'nin "Hızır" kimliğinde kalarak, ölümsüzlüğüne inanılır.
3- Hızır Ayınının ÖNEMİ ve Ritueller( İbadetler).
Alevi toplumunda; sabit olmamakla birlikte, kış aylarında, ocak ayının son 10 günü ile, şubat ayının ilk 20 günü "Hızır Ayı, mevsimi" olarak kabul edilir.
Hızır inancıyla ilgi, üç günlük Hızır Orucu tutma, Hızır Cemi bağlama, Hızır Kurbanı tığlama ve Hızır Lokması paylaşma bu ay içinde olur. Hicri takvime göre, ocak ayının son haftası ile, şubat ayının ilk haftası en uygun oruç ibadeti zamandır. Bu da Miladi takvimde, 12, 13 ve 14 şubat günlerine denk düşer.
İlke olarak, Hızır orucuna salı günü başlanır. Perşembe günü akşamı son verilir. Cem yürütme,, kurban tığlama ve lokma paylaşma cem bağlama akşamına rastlar.
Cem bağlama, kurban tığlama ve lokma paylaşma...gibi ritüeller toplumsal birliği pekiştirmek, insanlar ve komşular arasındaki dayanışmayı artırmak ve inanç kimliğini öğretip gelecek kuşaklara aktarmak için yapılır.
Böylece de, Alevi-Bektaşi inancı ve kimliği yaşanmış ve toplumsal belleğe yerleştirilerek gelecek kuşaklara aktarılmış olur.
4- Alevi- Bektaşi İnanç Sisteminde Hızır Figürünün Yeri.
Alevi- Bektaşilere göre, epistemolojik olarak, Hızır inancı , salt mitolojik bir olgu ve kavrayış değildir. Hızır canlı,diri, güçlü, gaybı bilen, "ilmi ledûn" sahibi manevi bir yol göstericidir. Hatta çoğu zaman Hızır kimliği ile Haz. Ali kimliği özdeşleşir.
Hızır'ın, doğaya egemen bir güce sahip olduğuna inanıldığı için, Hızır figürü ile birlikte doğa ile insan arasında karşılıklı saygı, sevgi ve ilgiye dayalı, kutsal ve manevi bir bağ kurulur.
Bu inanca göre, doğa kutsaldır. Hızır her yıl, kıştan sonra, doğayı harekete geçirir, yeşertir. İnsan yaşamına ve ihtiyaçlarına uygun bir konuma getirir. Çünkü o doğanın yöneticisidir. Bitkilerin büyümesine, gıda maddelerine dönüşmesine, ağaçların meyveye durmasına, hayvanların beslenip büyümesi ve çoğalmasına, böylece de insanların beslenip barınma fırsatı yakalamasına; sonuçta doğa ile insan yaşamı arasındaki bağın kurulması ve devam etmesine neden olur.
Çünkü insan doğadan ayrı değildir, ancak doğanın bir parçası kalarak varlığını sürdürebilir. İnsan ile doğa arasında kutsal, simbiyotik bir ilişki vardır.
Alevilik ve Bektaşilikteki Hızır inancı bir yönüyle tarihseldir. Uzun bir geçmişi, dini ve manevi bir bağı vardır. Öbür yönüyle de günceldir. İnanç sahiplerince dipdiri ve canlı olarak yaşatılmaktadır. Varlığı ve manevi gücü yeni kuşaklara aktarılarak devam etmektedir.
S O N S Ö Z.
Takvim zamanı olarak şimdi Hızır ayındayız .
Alevi-Bektaşi inanç, ibadet ve geleneklerindeki Hızır figürü merkezi bir konumda olup onların maddi ve manevi yaşam deneyimlerinde çok önemli bir yer tutar.
Alevi ve Bektaşi yaşamındaki Hızır inancı tek değil çok katmanlıdır. Doğum, üretim, çalışma, tüketim, paylaşım, ibadet, yardımlaşma, hastalık, zorluk, açlık, umutsuzluk, ölüm, ... yaşamın gündelik ve ömürlük her alanında kendini hissettirir.
İnsanlar inanarak Hızır' dan yardım ister. Bu inanç ve yardım umudu sayesinde yardım isteyen kişinin bedeni ve ruhu dinginleşir. Umudu ve yaşam cesareti artar.
Sonuç olarak; Hızır Orucu, Hızır Cemi, Hızır Kurbanı ve Hızır Lokması ve benzeri ritüller Alevi ve Bektaşi toplumunu birbirleri ile daha güçlü şekilde kaynaştırır. Bu güzel İnancın, geleneğin ve kimliğin güçlenerek gelecek kuşaklara aktarılmasına da katkı sağlar.
Ne demiş atalarımız: Herkesi Hızır bil, her yerde hazır bil. Buna şöyle bir katkı yapalım. Eğer elinden geliyorsa, sen de yetime, yoksula, çaresize, hastaya, darda, zorda kalana öksüze...Hızır ol, yardım etmeye hazır ol.
