Dağlarda yıkım, ovada COP31 hazırlığı var!

ÖZEL HABER 30.06.2026 - 18:23, Güncelleme: 30.06.2026 - 18:27 154 kez okundu.
 

Dağlarda yıkım, ovada COP31 hazırlığı var!

Dağlarında küçük kıyametin COP’tuğu Antalya iklim zirvesi COP31’e dağlarını, sularını ve ormanlarını yok eden vahşi madenciliğin gölgesinde hazırlanıyor. Kıyı turizmine göre şekillenen bakış açısı, kıyıyı da besleyen Antalya’nın su havzasındaki tahribatı ıskalıyor…

Yusuf Yavuz Antalya Serik’te, Torosların su kaynaklarını barındıran karstik coğrafyada vahşi madencilik kıyımı durmak bilmiyor. Serik’e bağlı Etler Mahallesinde yıllar önce açılan ancak bir süredir faaliyeti bulunmayan mermer ocağı kapasite artışı ile yeniden faaliyete geçirilmek isteniyor. Bu kez projeye bir de kırma eleme tesisi eklenmiş durumda. Yüzlerce hektarlık alanı etkileyecek proje için seçilen bölge, Serik halkının yayla olarak kullandığı alanlarla çevrili. Proje dosyasında yer verilen bilgilere göre mermer ocağı, kırma eleme tesisi ve yolların sulanması için günde 187 m3 su kullanılacağı belirtiliyor. Bu, dağın kesilip parçalanması için, ayda 5610, yılda ise 67 milyon 320 bin ton su tüketilmesi anlamına geliyor. Projeyle ilgili ÇED sürecinin başladığı duyurulurken, 2 Temmuz’da Halkın Katılımı Toplantısı’nın yapılacağı belirtildi. Bölge halkı ise üretim alanlarını etkileyecek yıkım projesine itiraz ediyor. Proje için seçilen alanda köylülerin sera ve bahçeleri bulunuyor.    ANTALYA İKLİM ZİRVESİNE HAZIRLANIYOR Antalya, Kasım 2026’da küresel iklim krizinin tartışılacağı uluslararası bir iklim zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. COP31’in yapılacağı mekân, Aksu ilçesindeki EXPO2016 alanı olarak belirlendi. Bir süredir EXPO alanında hummalı bir çalışma yürütülüyor. Milyonlarca liralık harcanan fuar alanına altyapı ve otopark gibi yeni eklemeler yapılıyor. Bu kapsamda fuar alanına bitişik tarım arazileri in acele kamulaştırma kararı alındı. Proje alanı uydu görüntüsü ANTALYA’YI BESLEYEN SU KAYNAKLARI BU DAĞLARDAN GELİYOR EXPO2016 alanının da bulunduğu bölge, geçmişte taban suyunun yüksek olduğu bir araziydi. Antalya’nın doğu kesiminde yer alan Aksu, Serik, Manavgat hattı boyunca uzanan verimli ovalar, arka planda bu hat boyunca uzanan dağlardan gelen sularla besleniyor. Bozburun Dağı, Sarp Dağı ve daha geride Dedegöl ve Kartoz dağlarından toplanan sular, Antalya’nın doğu ovalarını besliyor. Bu doğal su sisteminin en gerisinde ise Eğirdir ve Beyşehir gölleri yer alıyor. Geçirgen karstik coğrafya, Antalya’nın tüm ülkedeki su kaynaklarının yaklaşık yüzde 7’lik bir kısmına ev sahipliği yapmasını sağlıyor. Proje alanı yayla niteliğinde bölgede yer alıyor. BOZBURUN’A DÜŞEN KAR TANESİ OVANIN VE DENİZİN YAŞAM KAYNAĞI Serik ve Manavgat dağları, karstik yapının filtreleri gibi ova ile arka plandaki su kaynakları arasında uzanıyor. Beyşehir Gölü, İbradı’daki Altınbeşik Mağarası başta olmak üzere, bölgedeki irili ufaklı dereleri, Eğirdir Gölü ise Aksu Çayı ve bölgedeki dereleri, taban sularını besliyor. Dağlar, göğsüne düşen her damla suyu, her kar tanesini iğne ucu gibi kayaçlarıyla süzüp, koynunda oluşan depolarda saklıyor, derelere, nehirlere, yeraltına aktarıyor, Bu doğal su döngüsü, Torosların binlerce yıldır önemli bir yaşam alanı olmasını sağlamış. Bozburun Dağı’na düşen bir kar tanesi, Serik Ovasında yetişen çileğin, karpuzun ve domatesin, Akdeniz’de yüzen balığın yaşam kaynağı. Dağlardan gelen tatlı su kaynakları, tuzluluk dengesi ve organik besin sağladığı için Antalya’da kıyı turizmi, kıyı ovalarındaki tarımsal üretim ve deniz canlıları için yaşamsal önemde.   Mevcuttaki işletme sahası ve yeni talep edilen proje sahası YASA DEĞİŞTİ, KORUMA ZIRHI DELİNDİ, DAĞLARA HÜCUM BAŞLADI Antalya Su Havzası’nın beslendiği su toplama alanında binlerce mermer ocağı açıldı. TBMM, 2006 yılında değiştirilen maden yasası ile geçmişte izin verilmeyen birçok kritik alanda ‘madencilik’ yapılmasının önünü açan düzenlemelere imza attı. Su havzaları, kültürel ve doğal miras, ormanlar, yaylalar, dağlar bu yasadan etkilendi. Mevzuattaki korumacı maddeler, “bürokratik engel” diyerek budandı, taş (mıcır), kum ve çakıl bile “maden” kapsamına alınarak stratejik bir mineral muamelesi yapıldı. Bugün Antalya Su Havzasını oluşturan coğrafyada binlerce mermer ve taş ocağı ruhsatı var. Serik Etler mahallesi'nde yer alan proje alanı ÜLKE NÜFUSUNUN YÜZDE 3’Ü, SULARIN YÜZDE 7’SİNİN ÜZERİNDE Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 3’ünü barındıran Antalya, Türkiye’nin su varlığının yüzde 7’sine ev sahipliği yapıyor. Ancak su kullanımı konusunda tarım ve turizm sektörlerinin birbiriyle yarıştığı bölgede tüketilen su miktarı su geleceği tehdit edecek ölçüde her geçen gün artıyor. Buna bir de yeterince tartışılmayan vahşi madenciliğin karstik coğrafyadaki su kaynaklarına verdiği zararlar eklenince, tablo daha dramatik hale geliyor. Mermer ocağı için kullanılacak tahmini su miktarı SERİK’TE DAĞIN SUYU İLE DAĞI YOK EDECEKLER Serik ilçesine bağlı Etler Mahallesi’nde kapasite artışı talep edilen mermer ocağı ile aynı proje kapsamında yeni açılacak olan kırma eleme tesisi için kullanılması planlanan su miktarı, tüm bölgenin geleceğini tehdit eden gerçeği açıkça ortaya koyuyor. Denizli merkezli özel bir şirket tarafından hayata geçirilmek istenen proje, mermer ocağı, kırma eleme tesisi ve depolama alanlarını kapsıyor. Yüzlerce hektarlık arazide, her yıl milyonlarca metreküplük üretim kapasitesi talep edilen proje kapsamında ortaya çıkacak devasa pasa malzeme yine açık arazide depolanacak. Antalya su havzasının 5 alt bölgesinden biri olan Aksu Çayı havzası madencilik tehdidi altında MERMER ÇIKARMAK İÇİN YILDA 67 MİLYON LİTRE SU TÜKETİMİ Dağlık orman arazisindeki proje için hazırlanan dosyada, tüm bu işlemlerde kullanılacak günlük toplam su miktarı 187 m3 olarak belirtilmiş. Bu, dağın kesilip parçalanması için, ayda 5610, yılda ise 67 bin 320 ton (67,3 milyon litre) su tüketilmesi anlamına geliyor. Karstik coğrafyadaki dağların ürettiği sular, o suları üreten dağların kesilip parçalanmasına, su döngüsünün önemli bir aşamasının ortadan kaybolması demek. Bu yıkıma gerekçe olarak mermer ocaklarının faaliyeti sonunda alanın rehabilite edildiği, kesilen ağacın yerine 5 katının dikildiği savunuluyor ancak kesilen dağın yerine moloz doldurularak yeniden karstik bir arazi oluşturulması mümkün olmuyor. HALKIN KATILIMI TOPLANTISI 2 TEMMUZ’DA YAPILACAK Serik dağlarında büyük tahribatlara neden olacak mermer ocağı ve kırma eleme tesisi projesi için 2 Temmuz 2026 tarihinde Halkın Katılımı Toplantısı yapılacağı duyuruldu. Bölge halkı üretim alanlarını ve su kaynaklarını tehdit eden projeye karşı çıksa da yeterince seslerini duyurabilmiş değiller. Antalya su havzası ve mermer ocaklarının dağılımı   COP31 ALANINDA BAKILINCA DAĞLARDAKİ YIKIM GÖRÜLEBİLİYOR Dağların arasındaki Etler Mahallesi’nde açılmak istenen mermer ocağı ve kırma eleme tesisi, COP31’in yapılacağı Aksu’daki EXPO alanına kuş uçumu 30 kilometre mesafede yer alıyor. EXPO alanından kuzeydeki dağlara bakıldığında, yüksek kesimlerdeki vahşi madenciliğin yarattığı tahribat 30-40 kilometre mesafelerden görülebiliyor.   Antalya su havzası, göller bölgesi ve kıyı ovaları arasındaki dağlık bölgeden besleniyor.   İKLİM KRİZİNİN EN ÖNEMLİ NEDENLERİNDEN BİRİ TAHRİBAT Tüm dünyada insanları uzun süre evlere kapatan pandemi sürecinde, küresel ölçekte yaşanan en önemli ekolojik sorunların başında arazi parçalanması, ekosistem tahribatı, habitat kaybı gibi başlıkların geldiği belirtildi. Küresel ölçekte bilimsel çalışmalar yürüten, raporlar hazırlayan onlarca kuruluş, dünyanın geleceğinin ekolojik restorasyonda olduğu yönünde açıklamalar yaptı. Yıkımın değil, iyileştirmenin desteklenmesi gerektiğine vurgu yapılarak giderek etkisini artıran iklim krizine karşı hükümetler önlemler almaya çağrıldı. VALİ ŞAHİN: “BURAYA GELENLER BİZE SORMAYACAK MI?” Antalya COP31’e hazırlanırken, Antalya Valisi Hulusi Şahin, 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, COP31 kente gelecek olan konukları kast ederek, “Buraya gelenler, ‘dünyanın en güzel coğrafyasında yaşıyorsunuz, bunu korumak için ne yapıyorsunuz?’ diye sormayacak mı? Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi bu duygularla harekete geçirildi. Bizler neler yaptığımızı gösterelim, eksiklerimizi tamamlayalım istedik. Yılbaşından beri yoğun şekilde çalışıyoruz” ifadelerini kullanmıştı. KORUMA VE KULLANMA VİZYONU KIYI TURİZMİNE ENDEKSLİ Antalya’nın vizyonu, kıyı turizmi etiketi üzerinden belirlenirken, kıyıyı ve denizi doğrudan etkileyen coğrafya göz ardı ediliyor. Mavi Bayrak etiketiyle kıyıların turistik cazibesine vurgu yapılırken, kirliliğin karadan başladığı ıskalanıyor. Madencilik için yürütülen ÇED süreçlerinde kurum görüşü sorulan Kültür Turizm müdürlükleri, projeler turistlerin görebileceği bir alanda değilse, “olumlu” görüş bildiriyor. Eğer tur güzergâhlarında ve görünen bir alandaysa bu konuda öneri ve uyarılarda bulunuyor. Tek başına bu değerlendirme yöntemi bile kirlilik, tahribat ve doğal alan kaybına yönelik bakışın sorunlu olduğunu ortaya koyuyor. Oysa sürdürülebilir bir turizmin geleceği de dağıyla, kıyısıyla, ormanıyla, deniziyle, yaylasıyla, deresiyle bir bütün olarak korunabilmiş coğrafyaya bağlı.
Dağlarında küçük kıyametin COP’tuğu Antalya iklim zirvesi COP31’e dağlarını, sularını ve ormanlarını yok eden vahşi madenciliğin gölgesinde hazırlanıyor. Kıyı turizmine göre şekillenen bakış açısı, kıyıyı da besleyen Antalya’nın su havzasındaki tahribatı ıskalıyor…

Yusuf Yavuz

Antalya Serik’te, Torosların su kaynaklarını barındıran karstik coğrafyada vahşi madencilik kıyımı durmak bilmiyor. Serik’e bağlı Etler Mahallesinde yıllar önce açılan ancak bir süredir faaliyeti bulunmayan mermer ocağı kapasite artışı ile yeniden faaliyete geçirilmek isteniyor. Bu kez projeye bir de kırma eleme tesisi eklenmiş durumda. Yüzlerce hektarlık alanı etkileyecek proje için seçilen bölge, Serik halkının yayla olarak kullandığı alanlarla çevrili. Proje dosyasında yer verilen bilgilere göre mermer ocağı, kırma eleme tesisi ve yolların sulanması için günde 187 m3 su kullanılacağı belirtiliyor. Bu, dağın kesilip parçalanması için, ayda 5610, yılda ise 67 milyon 320 bin ton su tüketilmesi anlamına geliyor. Projeyle ilgili ÇED sürecinin başladığı duyurulurken, 2 Temmuz’da Halkın Katılımı Toplantısı’nın yapılacağı belirtildi. Bölge halkı ise üretim alanlarını etkileyecek yıkım projesine itiraz ediyor.


Proje için seçilen alanda köylülerin sera ve bahçeleri bulunuyor. 

 

ANTALYA İKLİM ZİRVESİNE HAZIRLANIYOR

Antalya, Kasım 2026’da küresel iklim krizinin tartışılacağı uluslararası bir iklim zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. COP31’in yapılacağı mekân, Aksu ilçesindeki EXPO2016 alanı olarak belirlendi. Bir süredir EXPO alanında hummalı bir çalışma yürütülüyor. Milyonlarca liralık harcanan fuar alanına altyapı ve otopark gibi yeni eklemeler yapılıyor. Bu kapsamda fuar alanına bitişik tarım arazileri in acele kamulaştırma kararı alındı.

Proje alanı uydu görüntüsü


ANTALYA’YI BESLEYEN SU KAYNAKLARI BU DAĞLARDAN GELİYOR

EXPO2016 alanının da bulunduğu bölge, geçmişte taban suyunun yüksek olduğu bir araziydi. Antalya’nın doğu kesiminde yer alan Aksu, Serik, Manavgat hattı boyunca uzanan verimli ovalar, arka planda bu hat boyunca uzanan dağlardan gelen sularla besleniyor. Bozburun Dağı, Sarp Dağı ve daha geride Dedegöl ve Kartoz dağlarından toplanan sular, Antalya’nın doğu ovalarını besliyor. Bu doğal su sisteminin en gerisinde ise Eğirdir ve Beyşehir gölleri yer alıyor. Geçirgen karstik coğrafya, Antalya’nın tüm ülkedeki su kaynaklarının yaklaşık yüzde 7’lik bir kısmına ev sahipliği yapmasını sağlıyor.

Proje alanı yayla niteliğinde bölgede yer alıyor.

BOZBURUN’A DÜŞEN KAR TANESİ OVANIN VE DENİZİN YAŞAM KAYNAĞI

Serik ve Manavgat dağları, karstik yapının filtreleri gibi ova ile arka plandaki su kaynakları arasında uzanıyor. Beyşehir Gölü, İbradı’daki Altınbeşik Mağarası başta olmak üzere, bölgedeki irili ufaklı dereleri, Eğirdir Gölü ise Aksu Çayı ve bölgedeki dereleri, taban sularını besliyor. Dağlar, göğsüne düşen her damla suyu, her kar tanesini iğne ucu gibi kayaçlarıyla süzüp, koynunda oluşan depolarda saklıyor, derelere, nehirlere, yeraltına aktarıyor, Bu doğal su döngüsü, Torosların binlerce yıldır önemli bir yaşam alanı olmasını sağlamış. Bozburun Dağı’na düşen bir kar tanesi, Serik Ovasında yetişen çileğin, karpuzun ve domatesin, Akdeniz’de yüzen balığın yaşam kaynağı. Dağlardan gelen tatlı su kaynakları, tuzluluk dengesi ve organik besin sağladığı için Antalya’da kıyı turizmi, kıyı ovalarındaki tarımsal üretim ve deniz canlıları için yaşamsal önemde.
 


Mevcuttaki işletme sahası ve yeni talep edilen proje sahası


YASA DEĞİŞTİ, KORUMA ZIRHI DELİNDİ, DAĞLARA HÜCUM BAŞLADI

Antalya Su Havzası’nın beslendiği su toplama alanında binlerce mermer ocağı açıldı. TBMM, 2006 yılında değiştirilen maden yasası ile geçmişte izin verilmeyen birçok kritik alanda ‘madencilik’ yapılmasının önünü açan düzenlemelere imza attı. Su havzaları, kültürel ve doğal miras, ormanlar, yaylalar, dağlar bu yasadan etkilendi. Mevzuattaki korumacı maddeler, “bürokratik engel” diyerek budandı, taş (mıcır), kum ve çakıl bile “maden” kapsamına alınarak stratejik bir mineral muamelesi yapıldı. Bugün Antalya Su Havzasını oluşturan coğrafyada binlerce mermer ve taş ocağı ruhsatı var.


Serik Etler mahallesi'nde yer alan proje alanı

ÜLKE NÜFUSUNUN YÜZDE 3’Ü, SULARIN YÜZDE 7’SİNİN ÜZERİNDE

Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 3’ünü barındıran Antalya, Türkiye’nin su varlığının yüzde 7’sine ev sahipliği yapıyor. Ancak su kullanımı konusunda tarım ve turizm sektörlerinin birbiriyle yarıştığı bölgede tüketilen su miktarı su geleceği tehdit edecek ölçüde her geçen gün artıyor. Buna bir de yeterince tartışılmayan vahşi madenciliğin karstik coğrafyadaki su kaynaklarına verdiği zararlar eklenince, tablo daha dramatik hale geliyor.


Mermer ocağı için kullanılacak tahmini su miktarı


SERİK’TE DAĞIN SUYU İLE DAĞI YOK EDECEKLER

Serik ilçesine bağlı Etler Mahallesi’nde kapasite artışı talep edilen mermer ocağı ile aynı proje kapsamında yeni açılacak olan kırma eleme tesisi için kullanılması planlanan su miktarı, tüm bölgenin geleceğini tehdit eden gerçeği açıkça ortaya koyuyor. Denizli merkezli özel bir şirket tarafından hayata geçirilmek istenen proje, mermer ocağı, kırma eleme tesisi ve depolama alanlarını kapsıyor. Yüzlerce hektarlık arazide, her yıl milyonlarca metreküplük üretim kapasitesi talep edilen proje kapsamında ortaya çıkacak devasa pasa malzeme yine açık arazide depolanacak.



Antalya su havzasının 5 alt bölgesinden biri olan Aksu Çayı havzası madencilik tehdidi altında

MERMER ÇIKARMAK İÇİN YILDA 67 MİLYON LİTRE SU TÜKETİMİ

Dağlık orman arazisindeki proje için hazırlanan dosyada, tüm bu işlemlerde kullanılacak günlük toplam su miktarı 187 m3 olarak belirtilmiş. Bu, dağın kesilip parçalanması için, ayda 5610, yılda ise 67 bin 320 ton (67,3 milyon litre) su tüketilmesi anlamına geliyor. Karstik coğrafyadaki dağların ürettiği sular, o suları üreten dağların kesilip parçalanmasına, su döngüsünün önemli bir aşamasının ortadan kaybolması demek. Bu yıkıma gerekçe olarak mermer ocaklarının faaliyeti sonunda alanın rehabilite edildiği, kesilen ağacın yerine 5 katının dikildiği savunuluyor ancak kesilen dağın yerine moloz doldurularak yeniden karstik bir arazi oluşturulması mümkün olmuyor.

HALKIN KATILIMI TOPLANTISI 2 TEMMUZ’DA YAPILACAK

Serik dağlarında büyük tahribatlara neden olacak mermer ocağı ve kırma eleme tesisi projesi için 2 Temmuz 2026 tarihinde Halkın Katılımı Toplantısı yapılacağı duyuruldu. Bölge halkı üretim alanlarını ve su kaynaklarını tehdit eden projeye karşı çıksa da yeterince seslerini duyurabilmiş değiller.


Antalya su havzası ve mermer ocaklarının dağılımı

 

COP31 ALANINDA BAKILINCA DAĞLARDAKİ YIKIM GÖRÜLEBİLİYOR

Dağların arasındaki Etler Mahallesi’nde açılmak istenen mermer ocağı ve kırma eleme tesisi, COP31’in yapılacağı Aksu’daki EXPO alanına kuş uçumu 30 kilometre mesafede yer alıyor. EXPO alanından kuzeydeki dağlara bakıldığında, yüksek kesimlerdeki vahşi madenciliğin yarattığı tahribat 30-40 kilometre mesafelerden görülebiliyor.
 


Antalya su havzası, göller bölgesi ve kıyı ovaları arasındaki dağlık bölgeden besleniyor.

 

İKLİM KRİZİNİN EN ÖNEMLİ NEDENLERİNDEN BİRİ TAHRİBAT

Tüm dünyada insanları uzun süre evlere kapatan pandemi sürecinde, küresel ölçekte yaşanan en önemli ekolojik sorunların başında arazi parçalanması, ekosistem tahribatı, habitat kaybı gibi başlıkların geldiği belirtildi. Küresel ölçekte bilimsel çalışmalar yürüten, raporlar hazırlayan onlarca kuruluş, dünyanın geleceğinin ekolojik restorasyonda olduğu yönünde açıklamalar yaptı. Yıkımın değil, iyileştirmenin desteklenmesi gerektiğine vurgu yapılarak giderek etkisini artıran iklim krizine karşı hükümetler önlemler almaya çağrıldı.

VALİ ŞAHİN: “BURAYA GELENLER BİZE SORMAYACAK MI?”

Antalya COP31’e hazırlanırken, Antalya Valisi Hulusi Şahin, 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, COP31 kente gelecek olan konukları kast ederek, “Buraya gelenler, ‘dünyanın en güzel coğrafyasında yaşıyorsunuz, bunu korumak için ne yapıyorsunuz?’ diye sormayacak mı? Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi bu duygularla harekete geçirildi. Bizler neler yaptığımızı gösterelim, eksiklerimizi tamamlayalım istedik. Yılbaşından beri yoğun şekilde çalışıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

KORUMA VE KULLANMA VİZYONU KIYI TURİZMİNE ENDEKSLİ

Antalya’nın vizyonu, kıyı turizmi etiketi üzerinden belirlenirken, kıyıyı ve denizi doğrudan etkileyen coğrafya göz ardı ediliyor. Mavi Bayrak etiketiyle kıyıların turistik cazibesine vurgu yapılırken, kirliliğin karadan başladığı ıskalanıyor. Madencilik için yürütülen ÇED süreçlerinde kurum görüşü sorulan Kültür Turizm müdürlükleri, projeler turistlerin görebileceği bir alanda değilse, “olumlu” görüş bildiriyor. Eğer tur güzergâhlarında ve görünen bir alandaysa bu konuda öneri ve uyarılarda bulunuyor. Tek başına bu değerlendirme yöntemi bile kirlilik, tahribat ve doğal alan kaybına yönelik bakışın sorunlu olduğunu ortaya koyuyor. Oysa sürdürülebilir bir turizmin geleceği de dağıyla, kıyısıyla, ormanıyla, deniziyle, yaylasıyla, deresiyle bir bütün olarak korunabilmiş coğrafyaya bağlı.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.