Dijital Çağda Yaşlılığın Sancısı: Ekran Yalnızlığı ve Akran Yoksunluğu
Dijital Çağda Yaşlılığın Sancısı: Ekran Yalnızlığı ve Akran Yoksunluğu
Prof. Dr. Halil Çivi’nin bu ufuk açıcı makalesi; ileri yaşlarda aile içi iletişimde yüz yüze temasın yerini alan yüzeysel dijital etkileşimlerin yarattığı "ekran yalnızlığı" ile kayıplar ve kopuşlarla derinleşen "akran yoksunluğu" kavramlarını merkezine alıyor.
Prof. Dr. Halil Çivi’nin bu ufuk açıcı makalesi; ileri yaşlarda aile içi iletişimde yüz yüze temasın yerini alan yüzeysel dijital etkileşimlerin yarattığı "ekran yalnızlığı" ile kayıplar ve kopuşlarla derinleşen "akran yoksunluğu" kavramlarını merkezine alıyor.
İleri yaş dönemi, biyolojik bir süreç olmanın ötesinde toplumsal bağların ve bireysel varoluşun yeniden şekillendiği hassas bir evredir. Günümüz dünyasında uzayan yaşam süreleri, ne yazık ki yaşlı bireylere her zaman daha nitelikli bir sosyal yaşam sunamamaktadır. Yaşlı bireylerin toplumun canlı birer hafızası ve bilgematik sermayesi olduğunu vurgulayan metin, onları dijital soyutlanmadan kurtararak hayatın içine entegre edecek insani, sosyal ve kamusal çözüm yollarını tartışmaya açıyor.
EKRAN YALNIZLIĞI, AKRAN YOKSUNLUĞU, YALNIZLAŞAN VE TOPLUM DIŞINA İTİLEN YAŞLILAR.
Yaşlanmak, biraz da yalnızlaşmak demektir. Ancak kişinin yaşlanması toplumdan kopması anlamına gelmez. Ne var ki, günümüz toplumunun en sessiz, en görünmez ve en can yakıcı sorunlarından biri de insanların yaşlandıkça giderek yalnızlaşması ve yaşlandıkça da toplum içinde görünmezleşmesidir.
Üçüncü yaş sosyolojisine ( sociologie du troisieme age) göre şu sorunun sorulması gerekir. İnsanları sadece uzun yaşatmak mı önemlidir, yoksa uzun yaşamla birlikte, yaşlılara daha onurlu, daha sosyal, konforlu ve daha kolay katlanılabilir yaşam koşulları sağlamak mı, hangisi?
Çünkü yaşlılar için, uzun yaşam süresi kadar, bu süre içinde onlara sunulan insanî, sosyal yaşam konforu da büyük önem taşımaktadır.
Günümüz yaşlı insanları için, karşılaştıkları, ekonomik, sağlık ve barınma sorunlarına ek olarak, bir de yalnızlaşma, toplumla yeterli bağ kuramama ve görünmezlik sorunu vardır. Çünkü yaşama uzun yıllar katmak kadar, o uzun yıllara insanca yaşama gücü ve sevinci ekleyebilmek de büyük önem taşır.
Bu yazının ana konusu, yaşlı insanlar için çok büyük önem taşıyan ve teknolojinin yanlış kullanılmasından doğan, ekran yalnızlığı ve akran yoksunluğu sorunları olacaktır.
1- EKRAN YALNIZLIĞI NEDİR?
Günümüz toplumlarında Ekranlar giderek çoğaldı. Televizyon ve bilgisayar ekranlarına akıllı cep telefonları ekranları da eklendi. Hem de ne ekleniş!
Bu akıllı cep telefonu teknolojisi, İnsanlara uzakları yakın etti; fakat yakındakiler, hatta aynı sosyal mekânı ya da evi kullananlar için birebir, insan insana olan sıcak ilişkileri azalttı ve bozdu. Cep telefonu, ev içindeki her bireyin buyurgan reisi konumuna geçti. Aile bireylerinin egosunu birer birer esir almaya başladı...
Peki bu cep telefonu ekranları insan insana, özellikle de ev halkı, evin gençleri ile yaşlıları arasındaki ilişkileri nasıl etkiliyor?
Yaşlılar ile gençler arasındaki ilişkilerde ortaya çıkan en büyük "sosyal çelişki" şudur. Yaşlıları ziyarete gelen oğullar, gelinler, kızlar, damatlar ve torunları kısa bir sohbetten sonra, istisnalar hariç, ziyarete gelen herkes eline kendi cep telefonunu alıp kendi ekran dünyasında gezinmeye başlıyor. İnsan insana ilişki sıfıra yaklaşıyor. Acıkma, susama, doğal ihtiyaçlar dışında kimse kendi cep telefonunun ekran konforundan ayrıl(a)mıyor. Zavallı yaşlılar da yine kendi cep telefonuna sarılıyor ve ekran yalnızlığına geri geri dönmek zorunda kalıyorlar.
Sonuç ekran yalnızlığı; yaşlı insan biyolojik, mekânsal ve fiziksel olarak ailesi ile birlikte; fakat psiko-sosyal olarak kendi ekran yalnızlığını yaşamaya devam ediyor. Görünüşte ailesi ile birlikte, fakat yalnızlığa mahkum olmuş durumda.
Önce şunu belirtelim ki, iletişim başka, ilişki başkadır. İletişim uzaktan uzağa da olabilir. Fakat ilişki yüz yüzedir. İlişki insanı aktifleştirir, sosyalleştirir. İnsana canlı olarak göz teması sağlama, duygularını anlatma, dertleşme ve yüz yüze konuşma fırsatı verir. Kişiye varlığını, insanlığını, aranıp sorulmanın psikolojik doyumunu sağlar.
Ekrana, telefona ve hatta teknolojiye karşı çıkmak doğru değildir. Hatta aptallıktır. Kötü ve yanlış olan cep telefonu ekranını iletişim aracı olmaktan öteye, insan insana ilişkiler yerine kullanmaktır. Telefonu insan gibi, hatta insandan üstün görmektir.
Aslında cep telefonu, amacına uygun kullanılabilirse, insanı dünyaya bağlar. Kişi, uzaktaki evlatlarını ve torunlarını görebilir, gazete okuyabilir. Bilimsel konferanslar izleyebilir. Yaşamın her alanında bilgi sahibi olabilir.
Öyleyse sorun, telefonun varlığı değil, insan yerine geçmesi; ekranın, iletişim ve bilgi amacı dışında kötüye kullanılmasıdır.
2- PEKİ AKRAN YOKSUNLUĞU NEDİR?
İleri yaş dilimine ulaşmış, yaşıtlarını, komşularını, mahalle ve iş arkadaşlarını, sevdiklerini... kaybetmiş ya da öbür dünyaya uğurlamış insanlar için önemli bir sosyal ve psikolojik sorun da akran yalnızlığı ya da akranlarından yoksun kalmaktır.
Yaşlı insan, gündelik sosyal yaşamında, sadece kan ve akrabalık bağı olan kişilere değil, kendi kuşağındaki mahalle, okul, iş ve meslek arkadaşlarının varlığı ve ilişkilerine de büyük ihtiyaç duyar. Geçmişteki ortak anılarını ancak onlarla dillendirip konuşabilir.
Aynı kuşakta, aynı sevinçleri, aynı sorunları birlikte deneyimlemiş insanların kendi aralarındaki dostluk ve ilişkileri de onlar için çok büyük önem taşır. Bir ortak anı, bir sözcük, bir eski şarkı, bir okul adı, bir piknik, bir gezi...onları aktifleştirir. Çünkü toplumsal ortak bellek (ortak hafıza) insanları birbirine bağlayan bir köprü görevi görür.
İnsanlar giderek daha uzun yaşadıkça ortak deneyimler yaşadığı yaşıtları, akranlarının çoğu kaybolur. Bu akranları ölmüş, başka kentlere ve ülkelere göç etmiş, bazılarıyla da adres yokluğu ve iletişim sorunu çıkmış olabilir. Her akran ya da arkadaşın kaybı ortak bir anının ve dostluğun yok olması demektir.
Sonuç şudur; yaş uzadıkça akranlar da azalır. İnsanın kendi kuşağı ve ortak anıları olan insanlarla iletişimi ve ilişkileri sekteye uğrar.
Ayrıca akran yalnızlığı, psiko- sosyal ve kültürel olarak sıradan bir yalnızlıktan çok daha farklıdır ve derin anlamlar taşır. Çünkü her akran kaybı geçmişteki ortak bir sosyal belleğin kaybı anlamına gelir; ayrıca telafisi de yoktur.
3- YA EKRAN YALNIZLIĞI ILE AKRAN YOKSUNLUĞU BİRLEŞİRSE...
Bir ileri yaştaki insan için en büyük tehlike, ekran yalnızlığı ile akran yoksunluğunun bir arada olmasıdır. Böylece kişi, hem aile içinde yalnızdır; hem de toplumsal ortak belleği olan yaşıt arkadaşlarını kaybetmesidir. Sosyal ilişkileri kopmuştur.
Böylece bir ekran kısır döngüsü, ya da psiko-sosyal çıkmazının içine girilir. Aile bireylerinin yarattığı ekran yalnızlığı onu ekrana iter. Akran kaybı ve aynı akranlarla oluşan sosyal ilişkiler tükenince yaşlı yine kendi cep telefonuna, tekrar ekrana yönelir. Yalnızlık katmerleşmiş olur. Dış dünya ile ilişkileri giderek tükenmeye başlar.
Yaşlılar için üçüncü yaş dilimi yaşamın son durağı değil, insanca yaşanması gereken yeni bir dönemidir. İnsan meslekten emekli olur, fakat toplumdan istese de emekli olamaz. Çünkü emekli de toplumun önemli bir parçasıdır. Toplum içinde yaşamaya devam etmek zorundadır. Toplumun geçmişteki ortak belleği yaşlının kendi belleğinde de kayıtlıdır. Yaşlı insan kendi toplumunun canlı arşivi gibidir.
Bir insanın çocukluğu, ilk aşkı, okul ve askerlik anıları, iş yaşamı, savaşlar, depremler, seller, göçler, ekonomik krizler, kazanılan ya da kaybedilen mücadeleler, sevdikleri ya da yakınlarının kaybı ...yaşlı insanların belleklerinde yaşamaya devam eder.
Bu nedenle yaşlı insanların yalnızlaşması, ya da yalnızlaştırılarak toplumdan uzak tutulması, bireysel değil, toplumsal bir olaydır. Toplumun kendi canlı ortak belek hazinesinden uzak durması demektir.
4- ÇÖZÜM NEDİR?
Emekliler ve yaşlılar için uygulanan resmi politikalar yalnızca emekli- yaşlı maaşı, sağlık hizmetleri ve mekân sağlamaktan ibaret değildir. Söz konusu hizmetlerin, çağın gereklerine göre yeterli ve zamanında karşılanması çok önemlidir. Fakat bunlar biyolojik, fiziksel ihtiyaçlardır, asla yeterli kabul edilemez.
Halbuki üçüncü yaş dönemi insanları için insana yaraşır sosyal mekânlar, akran dayanışmasının desteklenmesi, kültürel etkinliklere katılım, yaşları ve becerilerine göre eğitim ve spor faaliyetlerine katılımın özendirilmesi ve üretim faaliyeti için aletler, tezgahlar, araç- gereçler sağlanması onları yaşama yeniden bağlar. Atıl toplumsal bir kaynak ta harekete geçirilmiş olur.
Yaşlı ve emeklilerin yoğun yaşadığı iller ve bu illerin belli yerlerinde üçüncü yaş rehabilitasyon merkezleri açılabilir. Üçüncü yaş üniversiteleri kurulabilir.
Kısacası yaşlı ve emekliler, sadece hizmet bekleyen ve hizmet alan insanlar olmaktan kurtarılarak, karınca, kararınca ürün üreten ve hizmet veren insanlar konumuna getirilebilir.
5- SON SÖZLER
Acaba tüm dünyada, özellikle de kendi ülkemizde, devletler, toplumlar, kurumlar, aileler ve bireyler kendi yaşlı insanlarına nasıl davranıyorlar? Ülkedeki yaşlılar giderek yalnızlaşıyor, yalnızlaştırılıyor, toplumla olan bağları kopuyor, kopartılıyor, akranlarından uzaklaşıyorlar mı? Ekran yalnızlığa mı hapsediliyorlar?
Yoksa bu söylenenlerin tersine, yaşlıların deneyimleri, gözlemleri ve ve belleklerinde depolanmış rafine bilgiler ve sahip oldukları bilgelikleri toplumun ortak, insani sosyal sermayesine eklemenin yollarımı araştırılıyor?
Ekranlar ve telefonlar, insanlar birbirleri ile iletişim kurmak ve eksik bilgilerini tamamlayıp cehaletten kurtulmak için vardır. Cep telefonu bir akıllı makinedir, fakat insan değildir.
İnsanın kendisi yerine kullanılamaz, insana tercih edilemez, edilmemelidir. Çünkü yaşlıları ekran yalnızlığına mahkum etmek bir dışlama ve zulümdür.
Yaşlıların yaşıtları ya da akranları onların ortak yaşamlarının ve anılarının ortak bellekleridir. Bu nedenle üçüncü yaş insanlarının kendi akranlarıyla daha çok buluşmaya ve ortak sohbete ihtiyaçları vardır. Sosyalleşmek, akranlarıyla buluşmak insanı dinç tutar.
Sonuç olarak şu cümlelerin altını kalınca ve kırmızı kalemle çizmek lazımdır. " Sadece uzun yaşamak yetmez. Daha fazla insan insana ilişkiler içinde kalarak; yalnızlaşmadan ve yalnızlığa mahkum edilmeden yaşayabilmek çok önemlidir. Yaşlanmak biyolojik ve doğal bir zorunluluktur. Fakat yaşlıyı yalnızlaştırmak, kaderine bırakmak; ya da çağın insanî ve sosyal değerlerine uygun bir konfor içinde yalnızlaştırmadan yaşatmak bilinçli, insanî ve siyasi bir tercihtir."
