MESELE, APO’YA ÖZGÜRLÜK DEĞİL, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE SON VERMEYE YELTENMEKTİR!..

ÖZEL HABER 30.06.2026 - 13:16, Güncelleme: 30.06.2026 - 13:47 125 kez okundu.
 

MESELE, APO’YA ÖZGÜRLÜK DEĞİL, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE SON VERMEYE YELTENMEKTİR!..

Cumhuriyet İçin Mücadele Birliği Sözcüleri Erdal Direğin, Serap Çatalpınar, Seyfeddin Çelik, Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Suay Karaman adına, Prof. Dr. Tolga Yarman tarafından Apo'ya Özgürlük mitingleri bir açıklama yapıldı.

Cumhuriyet İçin Mücadele Birliği Sözcüleri Erdal Direğin, Serap Çatalpınar, Seyfeddin Çelik, Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Suay Karaman adına, Prof. Dr. Tolga Yarman  tarafından Apo'ya Özgürlük mitingleri  kaleme alınan zehir zemberek açıklamada, Türkiye’nin ve Bölge'nin küresel güçler tarafından tehlikeli bir etnik/mezhepsel, deneme tahtasına dönüştürülmek istendiği vurgulandı. Devlet Bahçeli’nin "umut hakkı" çıkışından, DEM Parti’nin "Öcalan’a özgürlük" mitinglerine kadar uzanan süreci sert bir dille eleştiren bildiri; asıl hedefin terörün bitirilmesi değil, etnik zorlama ve uydurmacılıkla, Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini ve bütüncül yapısını tasfiye etmek olduğuna dikkat çekerek, kamuoyunu, emperyal, ithal projelere karşı ödünsüz bir mücadeleye çağırdı. Prof. DR. Tolga Yarman MESELE, APO’YA ÖZGÜRLÜK DEĞİL, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE  SON VERMEYE YELTENMEKTİR!.. Cumhuriyet İçin Mücadele Birliği Sözcüleri Erdal Direğin, Serap Çatalpınar, Seyfeddin Çelik, Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Suay Karaman adına, Prof. Dr. Tolga Yarman   Ülkemiz’de ve Bölgemiz’de, bilhassa bugünkü iktidar döneminde, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), Ilımlı İslâm, Yeni Osmanlıclık, Arap Baharı, Terörsüz Türkiye, Türk-Kürt-Arap Biriği gibi senaryolar, birbiri ardına tezgâhlanmaktadır, Irak yıkılmış, parçalanmıştır, Suriye yıkılmış, parçalanmıştır. İran üst üste gaddarane saldırılara uğramıştır. Onurla direnmiştir, ayaktadır. Ülkemiz’e, Halkımız’a rağmen, özellikle İran’a karşı mezhebiyetçi bir rol biçilmek istendiği barizdir. Gelişmenin son bir halkası olarak, Ana Muhalefet Partisi darmadağın edilirken Öcalan’a Özgürlük mitinglerinin gündeme getirilmesi, bu açıdan, hazindir. Sorunlarımızın çözülmesine omuz vermeye ne denli âmâdeysek, Cumhuriyetimiz’in sabote edilmesine, Ülkemiz’in, üstüne üstlük ithal projelerle, parçalanmasına, bir o kadar ve her ne pahasına olursa olsun, karşıyız. Ülkemiz ve bölgemiz yüzyıldır görülmemiş biçimde kurcalanmaktadır. İçeride sorunlarımız yok mudur? Vardır! Bu alanda, Ankara Hükûmetleri’nin kimi kanatlarının, bilhassa geçtiğimiz 40-50 yılı bulan bir derinlikte, Kürtçe kasetleri - şarkıları yasaklamaktan, doğan bebeklere Kürtçe isimler koydurtmamaya varıncaya değin, kıyamet kadar vebali bulunmaktadır. Şu ki, sorunlarımız olduğundan mâdâ, bunlar, her evrede olduğu gibi, hele içinden geçtiğimiz günlerin sıra dışı taşkınlıklarında, şimdi de, fena halde azdırılmaktadır. Öcalan’a Özgürlük Mitingleri Abdullah Öcalan’a Özgürlük Mitingleri’ni bu çerçevede değerlendirmek yerinde olur. Öcalan ölüm cezası talebiyle ve alabildiğine adil biçimde yargılanmıştır. Fecinin ötesindeki suçları mahkeme evrakına mıhlanarak idama mahkum edilmiştir. Bir idam mahkûmunun üzerine bindiği tabureye, infaz esnasında, nefretle tekme atılamayacak olunmasından başlayarak, her mahkûmun onurunu korumak, yüksek hukuktan önce, erdemin gereğidir. Ancak, “Öcalan’a özgürlük” tellallığıyla, suçu ve suçluyu övmeye sıkışıyor olmamak da, bir o kadar erdemin buyruğudur. Öcalan’a Özgürlük Mitingleri kotarılmak istenirken, Demirtaş’ın içeride unutturulmak istendiği dikkatlerden kaçmamaktadır. İdam mahkûmu olup, sonrasında, ceza yasamızdan (ne güzel ki) bu infaz şeklinin kaldırılmış olması uzantısında, cezası müebbed hapse dönüştürülmüş olan Abdullah Öcalan için özgürlük mitingleri tezgâhlayanlar, elini gıdım kana bulaştırmadığı halde, tam on yıldır ve yargılama süreçlerinin son toplamda lehine verdiği kararlara rağmen, hâlâ daha içeride tutulan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğüne kavuşturulması için, akıllarından en küçük bir eylem geçirmekte midirler? Bu sorunun yanıtı, ne hazindir ki, “kocaman bir hayırdır”. Süreçlerin Safahati ekli olarak özetlerdedir. Abdullah Öcalan’ın yargılanmasına ilişkin safahat kısaca, EK 1’dedir. Bunun uzantısında, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, hangi ihtiyaca ne münasebetle yönelik olduğu kesinlikle ifade edilmeyen, ama, besbelli ki -ağızdan yel alsın, Cumhuriyetimiz’in dönüştürülmesine kasdedecek yeni anayasanın kotarılmasına dönük olarak gündeme getirdiği ve ayrıntıları çok belirsiz bir “Terörsüz Türkiye” şekerine bandırılmış “umut hakkı” süreci, EK 2’dedir. Selahattin Demirtaş’ın hala daha içeride tutulmasına ilişkin safahat EK 3’dedir. Abdullah Öcalan’a özgürlük mitinglerinin” arka planı, tarihleriyle beraber, EK 4’de yer almaktadır. Söz konusu özetleri alabildiğine nesnel olarak derlemeye özen gösterdiğimizi, kaydetmeyi dileriz. Bütün şu süreçlerin, zamanlama kontrollerinin, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), Ilımlı İslâm, Yeni Osmanlıclık, Arap Baharı, Terörsüz Türkiye, Türk-Kürt-Arap Biriği gibi proje merkezlerinin komuta kademelerinde, belli bir eşgüdüme tâbi olmadığını düşünmek safdilliktir. Türk-Kürt-Arap Birliği Uydurması Şu hususun altını çizmeliyiz ki, “Türk-Kürt-Arap Birliği”, önden tezgâhlanmış Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), gibi projelerin, “Öcalan’a Özgürlük Mitingleri”nden önceki, son bir halkası olarak gündeme gelmiştir. Türkiye sanki ondan ibaretmişmiş gibi, yeni olarak icadedilmiş Türk-Kürt-Arap Birliği söylemi, tam bir zorlama ve yutturmacadır. Ulusumuz’u oluşturagelmiş (Mülteciler’den önce topraklarımızda mevcut) 2 milyon 1 civarındaki Araplar da, 10 milyon civarındaki Kürtler de, bizim, sözcüğün tam anlamıyla, canımızdırlar. Ancak 3 milyon civarındaki Zazalar da canımızdırlar. 5 milyon civarındaki Arnavutlar da öyledir. 2 milyon civarındaki Boşnaklar da öyledir. 3 milyon civarındaki Çerkezler de öyledir. 250 bin dolayında bulunan ve Lazika dilini konuşan Lazlar da öyledir. Bu ve bunun gibi toplamda 30 kadar etnik grup mensuplarının hepsi öyledir. Bütün bu zenginliklerimiz bir tek, Türk-Kürt-Arap diye toptancı bir potaya indirgenemez. O arada, her özelliğiyle, dilleri, Kırmança’dan (yaygın konuşulan Kürtçe’den) çok farklı olan Zazalar’ın “Kürt topluluğuna” yedirilmek istenmesi, başlı başına ve fevkalade büyük bir hakkaniyetsizliktir; bir el- çabukluğu-marifetidir; adı konulmamış (ağızdan yel alsın) “Cumhuriyetimiz’in yıkım maksadını” harlamaktır. O kadar böyledir ki, TRT, etnik olarak, Kürtçe ve Arapça yanı sıra, Kazakça, Kırgızca, Özbekçe, Türkmence, Tatarca ve Gagavuzca, yayın yapmaktadır. Kürtçe (Kırmançça) (1 Nüfus sayıları açık kaynaklardan, yuvarlanarak edinilmiştir.) yanı sıra, 2009’dan bu yana, Zazaca (Zazaki) dilinde yayınlar başlatılmış bulunulmaktadır; bu açıdan önemli olan şurasıdır ki, Zaza dernekleri uzun süredir, dillerinin Kürtçe yayın yapan bir kanalda yer alması yerine, Zazaca yayın yapan ve doğrudan devlete bağlı ayrı bir “TRT Zaza” kanalı istemektedir. Zazaca, Kürtçe’den o kadar farklı bir dildir ki, üçüncü şahıs erkek, dişi ve nesne çekimlerini ayrı ayrı içerir. Zazalar başka bir deyişle, herhangi başkaca bir etnik topluluğa yedirilemezler. Demek ki, Türk-Kürt-Arap diye yontulan tanımlama, etnik zenginliklerimizi anlatmaya yetmediği gibi, maalesef, Türk’e ve Türkiye’ye karşı yapılan kasıtlı bir bölücülüktür. Bize özgü dokuyu “maksada uygun biçimde” kemirip yok etmeye kalktığı için, çok hakkanniyetsiz olduğu bir yana, “Anayasamız”a dönük ve ceza yasamızda en ağır cezayla tartılan, tebdil (başkalaştırma) tağgir (bozma) ve ilga (yok etme), güncel deyimiyle “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs” cürmünü oluşturmaktadır. Oysa, anageldiğimiz bütün şu farklı etnik zenginlikler, hep beraber “Türkiye Cumhutiyeti Yurttaşları”nı oluşturur ve Anayasamız itibariyle, “Türk” adıyla anılır… “Türk” sözcüğünü böylesi kapsamlı bir anlam şemsiyesinden çekip, “etnik bir sığlığa” gömmek isteyenlerin veballeri sırtlarında olarak, öyledir… Son toplamda hepimiz “Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşlarıyızdır”. Başka icatlara yer yoktur! Özetle… Ülkemiz’de ve Bölgemiz’de, bilhassa bugünkü iktidar döneminde, Büyük Ortadooğu Projesi (BOP), Ilımlı İslâm, Yeni Osmanlıclık, Arap Baharı, Terörsüz Türkiye, giderek işte, Türk-Kürt- Arap Biriği gibi senaryolar, birbiri ardına tezgâhlanmaktadır, Bölgemiz saldırı üsütüne saldırıya uğramaktadır. Ülkemiz’e, Halkımız’a rağmen, özellikle İran’a karşı mezhebiyetçi bir rol biçilmek istendiği barizdir. Gelişmenin son bir halkası olarak, Ana Muhalefet Partisi darmadağın edilirken, “Öcalan’a Özgürlük mitinglerinin” gündeme getirilmesi, bu açıdan, daha da hazindir. Silsile halinde ve sistemli olarak, temel kuruluş yapımıza, Cumhuriyetimiz’e saldırılmaktadır. Bu resmi teşhir etmek baş bir görevimizdir. Sorunlarımız tabii vardır. Ancak bunları, hepimiz el ele, biz bize, çözeriz. Emeryalizmin (devlet olarak örgütlenmiş haydutlukların) boyunduruğuna gelmiş olarak değil!.. Emperyazlimin kucağında, “kurtuluş savaşı” olmaz, özgürlükler aranmaz! Yargıdan mülakata, hemen her alanda, “eşit yurttaşlığın” bunca katledildiği bir ortamda, “eşit yurttaşlık” hülyasının peşine düşülmez. Anayasa değiştirilmez… ** Asla seyirci kalmayacağız… Ülkemiz’in, üstüne üstlük ithal projelerle, parçalanmasına, bir o kadar ve her ne pahasına olursa olsun, karşıyız. ** Yaşasın Eşitlikçi, Ahlaklı, Dayanışmacı, Hakkaniyetçi, Akılcı, Özgürlükçü, Barışister Cumhuriyet! Yaşasın, Tam Bağımısız Türkiye! Cumhuriyet İçin Mücadele Birliği Sözcüleri Erdal Direğin, Serap Çatalpınar, Seyfeddin Çelik, Ömer Faruk Eminağaoğlu, Suay Karaman adına, Tolga Yarman, Prof. Dr.  
Cumhuriyet İçin Mücadele Birliği Sözcüleri Erdal Direğin, Serap Çatalpınar, Seyfeddin Çelik, Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Suay Karaman adına, Prof. Dr. Tolga Yarman tarafından Apo'ya Özgürlük mitingleri bir açıklama yapıldı.

Cumhuriyet İçin Mücadele Birliği Sözcüleri Erdal Direğin, Serap Çatalpınar, Seyfeddin Çelik, Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Suay Karaman adına, Prof. Dr. Tolga Yarman  tarafından Apo'ya Özgürlük mitingleri  kaleme alınan zehir zemberek açıklamada, Türkiye’nin ve Bölge'nin küresel güçler tarafından tehlikeli bir etnik/mezhepsel, deneme tahtasına dönüştürülmek istendiği vurgulandı. Devlet Bahçeli’nin "umut hakkı" çıkışından, DEM Parti’nin "Öcalan’a özgürlük" mitinglerine kadar uzanan süreci sert bir dille eleştiren bildiri; asıl hedefin terörün bitirilmesi değil, etnik zorlama ve uydurmacılıkla, Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini ve bütüncül yapısını tasfiye etmek olduğuna dikkat çekerek, kamuoyunu, emperyal, ithal projelere karşı ödünsüz bir mücadeleye çağırdı.

Prof. DR. Tolga Yarman

MESELE, APO’YA ÖZGÜRLÜK DEĞİL, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE  SON VERMEYE YELTENMEKTİR!..

Cumhuriyet İçin Mücadele Birliği Sözcüleri Erdal Direğin, Serap Çatalpınar, Seyfeddin Çelik, Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Suay Karaman adına, Prof. Dr. Tolga Yarman
 

Ülkemiz’de ve Bölgemiz’de, bilhassa bugünkü iktidar döneminde, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), Ilımlı İslâm, Yeni Osmanlıclık, Arap Baharı, Terörsüz Türkiye, Türk-Kürt-Arap Biriği gibi senaryolar, birbiri ardına tezgâhlanmaktadır, Irak yıkılmış, parçalanmıştır, Suriye yıkılmış, parçalanmıştır. İran üst üste gaddarane saldırılara uğramıştır. Onurla direnmiştir, ayaktadır.

Ülkemiz’e, Halkımız’a rağmen, özellikle İran’a karşı mezhebiyetçi bir rol biçilmek istendiği barizdir. Gelişmenin son bir halkası olarak, Ana Muhalefet Partisi darmadağın edilirken Öcalan’a Özgürlük mitinglerinin gündeme getirilmesi, bu açıdan, hazindir. Sorunlarımızın çözülmesine omuz vermeye ne denli âmâdeysek, Cumhuriyetimiz’in sabote edilmesine, Ülkemiz’in, üstüne üstlük ithal projelerle, parçalanmasına, bir o kadar ve her ne pahasına olursa olsun, karşıyız.

Ülkemiz ve bölgemiz yüzyıldır görülmemiş biçimde kurcalanmaktadır. İçeride sorunlarımız yok mudur?

Vardır!

Bu alanda, Ankara Hükûmetleri’nin kimi kanatlarının, bilhassa geçtiğimiz 40-50 yılı bulan bir derinlikte, Kürtçe kasetleri - şarkıları yasaklamaktan, doğan bebeklere Kürtçe isimler koydurtmamaya varıncaya değin, kıyamet kadar vebali bulunmaktadır. Şu ki, sorunlarımız olduğundan mâdâ, bunlar, her evrede olduğu gibi, hele içinden geçtiğimiz günlerin sıra dışı taşkınlıklarında, şimdi de, fena halde azdırılmaktadır.

Öcalan’a Özgürlük Mitingleri

Abdullah Öcalan’a Özgürlük Mitingleri’ni bu çerçevede değerlendirmek yerinde olur. Öcalan ölüm cezası talebiyle ve alabildiğine adil biçimde yargılanmıştır. Fecinin ötesindeki suçları mahkeme evrakına mıhlanarak idama mahkum edilmiştir.

Bir idam mahkûmunun üzerine bindiği tabureye, infaz esnasında, nefretle tekme atılamayacak olunmasından başlayarak, her mahkûmun onurunu korumak, yüksek hukuktan önce, erdemin gereğidir.

Ancak, “Öcalan’a özgürlük” tellallığıyla, suçu ve suçluyu övmeye sıkışıyor olmamak da, bir o kadar erdemin buyruğudur.

Öcalan’a Özgürlük Mitingleri kotarılmak istenirken, Demirtaş’ın içeride unutturulmak istendiği dikkatlerden kaçmamaktadır.

İdam mahkûmu olup, sonrasında, ceza yasamızdan (ne güzel ki) bu infaz şeklinin kaldırılmış olması uzantısında, cezası müebbed hapse dönüştürülmüş olan Abdullah Öcalan için özgürlük mitingleri tezgâhlayanlar, elini gıdım kana bulaştırmadığı halde, tam on yıldır ve yargılama süreçlerinin son toplamda lehine verdiği kararlara rağmen, hâlâ daha içeride tutulan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğüne kavuşturulması için, akıllarından en küçük bir eylem geçirmekte midirler?

Bu sorunun yanıtı, ne hazindir ki, “kocaman bir hayırdır”.

Süreçlerin Safahati ekli olarak özetlerdedir.

Abdullah Öcalan’ın yargılanmasına ilişkin safahat kısaca, EK 1’dedir. Bunun uzantısında, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, hangi ihtiyaca ne münasebetle yönelik olduğu kesinlikle ifade edilmeyen, ama, besbelli ki -ağızdan yel alsın, Cumhuriyetimiz’in dönüştürülmesine kasdedecek yeni anayasanın kotarılmasına dönük olarak gündeme getirdiği ve ayrıntıları çok belirsiz bir “Terörsüz Türkiye” şekerine bandırılmış “umut hakkı” süreci, EK 2’dedir. Selahattin Demirtaş’ın hala daha içeride tutulmasına ilişkin safahat EK 3’dedir. Abdullah Öcalan’a özgürlük mitinglerinin” arka planı, tarihleriyle beraber, EK 4’de yer almaktadır. Söz konusu özetleri alabildiğine nesnel olarak derlemeye özen gösterdiğimizi, kaydetmeyi dileriz.

Bütün şu süreçlerin, zamanlama kontrollerinin, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), Ilımlı İslâm, Yeni Osmanlıclık, Arap Baharı, Terörsüz Türkiye, Türk-Kürt-Arap Biriği gibi proje merkezlerinin komuta kademelerinde, belli bir eşgüdüme tâbi olmadığını düşünmek safdilliktir.

Türk-Kürt-Arap Birliği Uydurması

Şu hususun altını çizmeliyiz ki, “Türk-Kürt-Arap Birliği”, önden tezgâhlanmış Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), gibi projelerin, “Öcalan’a Özgürlük Mitingleri”nden önceki, son bir halkası olarak gündeme gelmiştir.

Türkiye sanki ondan ibaretmişmiş gibi, yeni olarak icadedilmiş Türk-Kürt-Arap Birliği söylemi, tam bir zorlama ve yutturmacadır.

Ulusumuz’u oluşturagelmiş (Mülteciler’den önce topraklarımızda mevcut) 2 milyon 1 civarındaki Araplar da, 10 milyon civarındaki Kürtler de, bizim, sözcüğün tam anlamıyla, canımızdırlar.

Ancak 3 milyon civarındaki Zazalar da canımızdırlar. 5 milyon civarındaki Arnavutlar da öyledir. 2 milyon civarındaki Boşnaklar da öyledir. 3 milyon civarındaki Çerkezler de öyledir. 250 bin dolayında bulunan ve Lazika dilini konuşan Lazlar da öyledir.

Bu ve bunun gibi toplamda 30 kadar etnik grup mensuplarının hepsi öyledir. Bütün bu zenginliklerimiz bir tek, Türk-Kürt-Arap diye toptancı bir potaya indirgenemez. O arada, her özelliğiyle, dilleri, Kırmança’dan (yaygın konuşulan Kürtçe’den) çok farklı olan Zazalar’ın “Kürt topluluğuna” yedirilmek istenmesi, başlı başına ve fevkalade büyük bir hakkaniyetsizliktir; bir el- çabukluğu-marifetidir; adı konulmamış (ağızdan yel alsın) “Cumhuriyetimiz’in yıkım maksadını” harlamaktır. O kadar böyledir ki, TRT, etnik olarak, Kürtçe ve Arapça yanı sıra, Kazakça, Kırgızca, Özbekçe, Türkmence, Tatarca ve Gagavuzca, yayın yapmaktadır. Kürtçe (Kırmançça) (1 Nüfus sayıları açık kaynaklardan, yuvarlanarak edinilmiştir.) yanı sıra, 2009’dan bu yana, Zazaca (Zazaki) dilinde yayınlar başlatılmış bulunulmaktadır; bu açıdan önemli olan şurasıdır ki, Zaza dernekleri uzun süredir, dillerinin Kürtçe yayın yapan bir kanalda yer alması yerine, Zazaca yayın yapan ve doğrudan devlete bağlı ayrı bir “TRT Zaza” kanalı istemektedir. Zazaca, Kürtçe’den o kadar farklı bir dildir ki, üçüncü şahıs erkek, dişi ve nesne çekimlerini ayrı ayrı içerir. Zazalar başka bir deyişle, herhangi başkaca bir etnik topluluğa yedirilemezler.

Demek ki, Türk-Kürt-Arap diye yontulan tanımlama, etnik zenginliklerimizi anlatmaya yetmediği gibi, maalesef, Türk’e ve Türkiye’ye karşı yapılan kasıtlı bir bölücülüktür. Bize özgü dokuyu “maksada uygun biçimde” kemirip yok etmeye kalktığı için, çok hakkanniyetsiz olduğu bir yana, “Anayasamız”a dönük ve ceza yasamızda en ağır cezayla tartılan, tebdil (başkalaştırma) tağgir (bozma) ve ilga (yok etme), güncel deyimiyle “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs” cürmünü oluşturmaktadır.

Oysa, anageldiğimiz bütün şu farklı etnik zenginlikler, hep beraber “Türkiye Cumhutiyeti Yurttaşları”nı oluşturur ve Anayasamız itibariyle, “Türk” adıyla anılır… “Türk” sözcüğünü böylesi kapsamlı bir anlam şemsiyesinden çekip, “etnik bir sığlığa” gömmek isteyenlerin veballeri sırtlarında olarak, öyledir… Son toplamda hepimiz “Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşlarıyızdır”. Başka icatlara yer yoktur!

Özetle…

Ülkemiz’de ve Bölgemiz’de, bilhassa bugünkü iktidar döneminde, Büyük Ortadooğu Projesi (BOP), Ilımlı İslâm, Yeni Osmanlıclık, Arap Baharı, Terörsüz Türkiye, giderek işte, Türk-Kürt- Arap Biriği gibi senaryolar, birbiri ardına tezgâhlanmaktadır, Bölgemiz saldırı üsütüne saldırıya uğramaktadır. Ülkemiz’e, Halkımız’a rağmen, özellikle İran’a karşı mezhebiyetçi bir rol biçilmek istendiği barizdir. Gelişmenin son bir halkası olarak, Ana Muhalefet Partisi darmadağın edilirken, “Öcalan’a Özgürlük mitinglerinin” gündeme getirilmesi, bu açıdan, daha da hazindir. Silsile halinde ve sistemli olarak, temel kuruluş yapımıza, Cumhuriyetimiz’e saldırılmaktadır. Bu resmi teşhir etmek baş bir görevimizdir.

Sorunlarımız tabii vardır. Ancak bunları, hepimiz el ele, biz bize, çözeriz. Emeryalizmin (devlet olarak örgütlenmiş haydutlukların) boyunduruğuna gelmiş olarak değil!.. Emperyazlimin kucağında, “kurtuluş savaşı” olmaz, özgürlükler aranmaz!

Yargıdan mülakata, hemen her alanda, “eşit yurttaşlığın” bunca katledildiği bir ortamda, “eşit yurttaşlık” hülyasının peşine düşülmez.

Anayasa değiştirilmez…

**

Asla seyirci kalmayacağız…

Ülkemiz’in, üstüne üstlük ithal projelerle, parçalanmasına, bir o kadar ve her ne pahasına olursa olsun, karşıyız.

**

Yaşasın Eşitlikçi, Ahlaklı, Dayanışmacı, Hakkaniyetçi, Akılcı, Özgürlükçü, Barışister Cumhuriyet! Yaşasın, Tam Bağımısız Türkiye!


Cumhuriyet İçin Mücadele Birliği Sözcüleri

Erdal Direğin, Serap Çatalpınar, Seyfeddin Çelik,

Ömer Faruk Eminağaoğlu, Suay Karaman adına,

Tolga Yarman, Prof. Dr.

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.