Gulbin Aybar
Köşe Yazarı
Gulbin Aybar
 

Kumandadaki Adalet Arayışı

Zihnimizdeki "gerçeklik" ayarı bozuldu. Bir çoğumuzun son yıllardaki en büyük şikayeti ekranlarda diziler ve programlardan pompalanan şiddet ve bu kadar da olmaz dedirten ahlaksız içeriklerin adeta normalleştirilmeye çalışılması. Günlük hayatta tanık olduğumuz, haberlerde izlediğimiz olumsuzluklar, ekonomik sıkıntılar  hepimizi oldukça geriyor. Bir de ekran karşısına geçip mafya çatışmaları, çarpık ilişkiler, silahların susmadığı dizilerle karşılaşınca gerginliğimiz katlanıyor adeta. Ben gözlemlediğim farklı bir bakış açısından irdeleyeceğim bu konuyu. Farkında mısınız bilmiyorum ama toplum olarak tuhaf bir refleks geliştirdik: Sokakta yaşanan şiddete, adliyelerdeki adaletsizliğe, her sabah ekranlardan taşan gerçek ahlak çöküntüsüne "lal" kesiliyoruz; ama akşam bir dizi senaryosunda kurgusal bir haksızlık görünce aslan kesilip kurumları göreve çağırıyoruz. Yorum okuduğunuzda az da olsa kamuoyunun nabzını tutmuş oluyorsunuz. Kötü karakterlerin dizilerden çıkarılması isteniyor. Hatta o oyuncunun rol yaptığı unutulup rolü gerçek kişiliği ile bağdaştırılıyor. Ve bunu yapan ne yazık ki büyük bir kitle var. Yakın zamanda şahit olduğum iki olay, bu zihinsel yarılmanın fotoğrafı gibiydi. Bir vatandaş, dizideki avukat karakteri suç işledi diye HSK’yı göreve çağırdı. Bir başka dizi ise  halkı sahte para basmaya özendiriyor gerekçesiyle şikayet edilmiş. Peki, ne oluyor bize? Neden Hollywood’un kirli polislerini, seri katillerini veya büyük soygun planlarını birer "kurgu sanatı" olarak izleyen dünya ile aramızda bu kadar büyük bir uçurum var? Bu konunun psikolojik boyutu hakkında  Gemini’ den destek alarak hazırladım bu yazımı. Yer Değiştiren Öfke Psikiyatride "Yer Değiştirme" denilen bir kavram vardır. Gücünüzün yetmediği, korktuğunuz veya bedel ödemekten çekindiğiniz bir kaynağa olan öfkenizi, size zarar vermeyecek daha "güvenli" bir hedefe yöneltirsiniz. Bugün toplumun dizi karakterlerine gösterdiği hınç, aslında gerçek hayatta düzeltemediği adalet mekanizmalarına duyduğu bilinçaltı öfkesidir. Yaşanan hukuksuzluklar karşısında sesini çıkaramayan, sokaktaki magandaya müdahale edemeyen insan; hıncını kumandaya basıp diziyi şikayet ederek çıkarıyor. Çünkü kurgusal bir karakteri "cezalandırmak", gerçek bir suçluyla yüzleşmekten daha kolay ve bedelsizdir. Gündüz Kuşağı Vahşeti ve Dizi Ahlakçılığı İşin en trajikomik tarafı ise şu: Sabah saatlerinde yayınlanan "gündüz kuşağı" programlarından adeta ahlaksızlık fışkırıyor. Ensest ilişkiler, bebek kaçırmalar, her türlü yozlaşma "gerçek hikaye" ambalajıyla evlerimizin içine giriyor. Kimse çıt çıkartmıyor, şikayet etmiyor! Ama akşam saatlerinde, üzerine aylarca çalışılmış, kurgu olduğu bilinen bir dramada etik dışı bir olay yaşanınca "Ahlakımız bozuluyor!" feryatları yükseliyor. Bu bir tür "Üçüncü Kişi Etkisidir. Kişi, o ahlaksızlıktan kendisinin etkilenmeyeceğine emindir ama "başkalarının" (o hayali cahil kitlelerin) hemen yoldan çıkacağını sanır. Bu sahte korumacılık, aslında toplumsal bir narsisizmin dışavurumudur. Bu, bir nevi zihinsel bir "tahliye" (katarsis) mekanizmasıdır; ancak yanlış adrese gönderilmiş bir mektup gibidir. Mahallemizi Kim Çaldı? Elbette hepimiz o eski, sıcak mahalle dizilerini özlüyoruz. "Süper Baba"nın bilgeliğini, "Perihan Abla"nın mahalleliyi sarmalayan sevgisini arıyoruz. Yedi Tepe İstanbul, Çiçek Taksi, Baba Evi, İkinci Bahar, Yabancı Damat… O dizilerin senaryolarını da bizim senaristlerimiz yazmıştı. Bugünün ekranlarını kuşatan o kaba şiddet, lüks içindeki entrika ve güç savaşı sarmalı bizim ruhumuza iyi gelmiyor. Ancak bu boşluğu doldurmanın yolu, kaliteli kurguları yasaklatmak değil; hayatın içindeki o yitirdiğimiz nezaketi, dostluğu ve gerçek adaleti yeniden tesis etmektir. Diziler birer aynadır. Eğer aynadaki görüntü hoşumuza gitmiyorsa, aynayı kırmanın bir anlamı yok. Çünkü aynayı kırsanız da gerçek oradadır ve her sabah sokağa çıktığınızda karşınıza dikilmektedir. Gerçek hayatta hukuksuzluğa, liyakatsizliğe ve şiddete itiraz edemeyenlerin; kurgu dünyasında "ahlak bekçiliği" yapması, vicdanımızı rahatlatmaya yetmiyor. Sanat gerçeği taklit eder. Eğer ekran kararıyorsa, bilin ki hayat çoktan kararmıştır.
Ekleme Tarihi: 20 Mayıs 2026 -Çarşamba
Gulbin Aybar

Kumandadaki Adalet Arayışı

Zihnimizdeki "gerçeklik" ayarı bozuldu.

Bir çoğumuzun son yıllardaki en büyük şikayeti ekranlarda diziler ve programlardan pompalanan şiddet ve bu kadar da olmaz dedirten ahlaksız içeriklerin adeta normalleştirilmeye çalışılması.
Günlük hayatta tanık olduğumuz, haberlerde izlediğimiz olumsuzluklar, ekonomik sıkıntılar  hepimizi oldukça geriyor. Bir de ekran karşısına geçip mafya çatışmaları, çarpık ilişkiler, silahların susmadığı dizilerle karşılaşınca gerginliğimiz katlanıyor adeta.


Ben gözlemlediğim farklı bir bakış açısından irdeleyeceğim bu konuyu. Farkında mısınız bilmiyorum ama toplum olarak tuhaf bir refleks geliştirdik: Sokakta yaşanan şiddete, adliyelerdeki adaletsizliğe, her sabah ekranlardan taşan gerçek ahlak çöküntüsüne "lal" kesiliyoruz; ama akşam bir dizi senaryosunda kurgusal bir haksızlık görünce aslan kesilip kurumları göreve çağırıyoruz. Yorum okuduğunuzda az da olsa kamuoyunun nabzını tutmuş oluyorsunuz. Kötü karakterlerin dizilerden çıkarılması isteniyor. Hatta o oyuncunun rol yaptığı unutulup rolü gerçek kişiliği ile bağdaştırılıyor. Ve bunu yapan ne yazık ki büyük bir kitle var.

Yakın zamanda şahit olduğum iki olay, bu zihinsel yarılmanın fotoğrafı gibiydi. Bir vatandaş, dizideki avukat karakteri suç işledi diye HSK’yı göreve çağırdı. Bir başka dizi ise  halkı sahte para basmaya özendiriyor gerekçesiyle şikayet edilmiş.

Peki, ne oluyor bize? Neden Hollywood’un kirli polislerini, seri katillerini veya büyük soygun planlarını birer "kurgu sanatı" olarak izleyen dünya ile aramızda bu kadar büyük bir uçurum var?
Bu konunun psikolojik boyutu hakkında  Gemini’ den destek alarak hazırladım bu yazımı.

Yer Değiştiren Öfke

Psikiyatride "Yer Değiştirme" denilen bir kavram vardır. Gücünüzün yetmediği, korktuğunuz veya bedel ödemekten çekindiğiniz bir kaynağa olan öfkenizi, size zarar vermeyecek daha "güvenli" bir hedefe yöneltirsiniz. Bugün toplumun dizi karakterlerine gösterdiği hınç, aslında gerçek hayatta düzeltemediği adalet mekanizmalarına duyduğu bilinçaltı öfkesidir. Yaşanan hukuksuzluklar karşısında sesini çıkaramayan, sokaktaki magandaya müdahale edemeyen insan; hıncını kumandaya basıp diziyi şikayet ederek çıkarıyor. Çünkü kurgusal bir karakteri "cezalandırmak", gerçek bir suçluyla yüzleşmekten daha kolay ve bedelsizdir.

Gündüz Kuşağı Vahşeti ve Dizi Ahlakçılığı

İşin en trajikomik tarafı ise şu: Sabah saatlerinde yayınlanan "gündüz kuşağı" programlarından adeta ahlaksızlık fışkırıyor. Ensest ilişkiler, bebek kaçırmalar, her türlü yozlaşma "gerçek hikaye" ambalajıyla evlerimizin içine giriyor. Kimse çıt çıkartmıyor, şikayet etmiyor! Ama akşam saatlerinde, üzerine aylarca çalışılmış, kurgu olduğu bilinen bir dramada etik dışı bir olay yaşanınca "Ahlakımız bozuluyor!" feryatları yükseliyor.

Bu bir tür "Üçüncü Kişi Etkisidir. Kişi, o ahlaksızlıktan kendisinin etkilenmeyeceğine emindir ama "başkalarının" (o hayali cahil kitlelerin) hemen yoldan çıkacağını sanır. Bu sahte korumacılık, aslında toplumsal bir narsisizmin dışavurumudur. Bu, bir nevi zihinsel bir "tahliye" (katarsis) mekanizmasıdır; ancak yanlış adrese gönderilmiş bir mektup gibidir.

Mahallemizi Kim Çaldı?

Elbette hepimiz o eski, sıcak mahalle dizilerini özlüyoruz. "Süper Baba"nın bilgeliğini, "Perihan Abla"nın mahalleliyi sarmalayan sevgisini arıyoruz. Yedi Tepe İstanbul, Çiçek Taksi, Baba Evi, İkinci Bahar, Yabancı Damat… O dizilerin senaryolarını da bizim senaristlerimiz yazmıştı. Bugünün ekranlarını kuşatan o kaba şiddet, lüks içindeki entrika ve güç savaşı sarmalı bizim ruhumuza iyi gelmiyor. Ancak bu boşluğu doldurmanın yolu, kaliteli kurguları yasaklatmak değil; hayatın içindeki o yitirdiğimiz nezaketi, dostluğu ve gerçek adaleti yeniden tesis etmektir.

Diziler birer aynadır. Eğer aynadaki görüntü hoşumuza gitmiyorsa, aynayı kırmanın bir anlamı yok. Çünkü aynayı kırsanız da gerçek oradadır ve her sabah sokağa çıktığınızda karşınıza dikilmektedir.

Gerçek hayatta hukuksuzluğa, liyakatsizliğe ve şiddete itiraz edemeyenlerin; kurgu dünyasında "ahlak bekçiliği" yapması, vicdanımızı rahatlatmaya yetmiyor. Sanat gerçeği taklit eder. Eğer ekran kararıyorsa, bilin ki hayat çoktan kararmıştır.

Yazıya ifade bırak !