Gulbin Aybar
Köşe Yazarı
Gulbin Aybar
 

Ekranda Patlayan Silahlar, Okulda Sönen Hayatlar: Kim Bu Sorumsuzluktan Sorumlu ?

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen silah sesleri henüz kulaklarımızda yankılanırken, Türkiye’nin en temel güvenliği, yani "okul güvenliği" bir enkaz gibi üzerimize çöktü. Yavrularımızı toprağa verdik; ancak yasımız sürerken başlayan "sorumlu kim?" tartışması, ne yazık ki yine bildik bir "top taca atma" oyununa dönüştü. Televizyon Yayıncıları Derneği’nin son açıklaması tam da bu oyunun bir parçası gibi duruyor. Dernek, özetle diyor ki: "Suçlu biz değiliz; denetimsiz sosyal medya ve zararlı dijital oyunlar." Doğrudur, sosyal medyanın karanlık labirentleri ve şiddeti oyunlaştıran platformlar birer bataklıktır. Ancak bu durum, televizyon ekranlarından her akşam evlerin başköşesine servis edilen "mafya güzellemelerini", "silahı bir onur nişanı gibi sunan dizileri" ve "hukukun işlemediği, gücün konuştuğu" yapımları aklamaz. Derneğin açıklaması, adeta bir teflon tava misali tüm eleştirileri üzerinden kaydırıyor. Evet, televizyon kanalları istihdam yaratıyor, evet bir denetime tabi (RTÜK). Ancak mesele kağıt üzerindeki denetim değil, toplumun zihnine ekilen "şiddet tohumlarıdır." İzleyici, şiddet dolu içerikleri reddettikçe, reyting kaygısıyla önlerine daha ağır sahnelerin dayatılması bir yayıncılık başarısı mıdır, yoksa toplumsal bir ihanet mi? Mafya hikayeleri anlatılabilir, suç dünyası sinemaya taşınabilir; ancak sorun tam da burada başlıyor: Suç ve suçlu övülüyor mu, yoksa yeriliyor mu? Karakterlerin elindeki tabanca, adaletin bittiği yerde tek çözüm yolu gibi gösteriliyorsa; 15 yaşındaki bir çocuğun o "kahramanlara" özenip okul koridorunda ateş açmasına "sadece bilgisayar oyunu yapmış" diyebilir miyiz? Elbette bu vahşetin tüm faturasını dizi senaryolarına kesmek kolaya kaçmaktır. Sosyal medya, ekonomik çöküş, parçalanmış aile yapıları, bireysel silahlanmadaki kontrolsüzlük ve okullardaki güvenlik-hijyen zafiyeti birer katmandır. Ancak televizyon, kitlelere ulaşma gücüyle bu katmanların en etkili "meşrulaştırıcısıdır." Sosyal medya denetimsizse, televizyonun görevi bu denetimsizliğe "alternatif" bir kültür sunmaktır; ona öykünüp şiddet yarışına girmek değil. Koç Grubu gibi büyük yapıların "şiddet varsa reklam yok" çıkışı, aslında yayıncılara verilmiş bir "etik dersidir." Eğer yayıncılar kendi otokontrollerini kuramıyorlarsa, sermayenin ve toplumun vicdanı bu otokontrole zorlayacaktır. "Yatırım yapıyoruz, istihdam sağlıyoruz" savunması, bir çocuğun hayatından daha değerli olamaz. Okul koridorlarında fırtınalar koparken, televizyon ekranlarında o fırtınayı körükleyenlerin "bizim suçumuz yok" demesi trajikomik bir savunmadır. Yayıncılar, teflon tavırlarını bir kenara bırakıp; silahın, kanın ve zorbalığın olmadığı, adaletin ve sağduyunun yüceltildiği içeriklerle topluma olan borçlarını ödemek zorundadır. Aksi takdirde, ekranlardaki o parlak ışıklar, kararan geleceklerin gölgesinde kalmaya mahkûmdur. Televizyon Yayıncıları Derneğinin Açıklaması "Şiddet varsa reklam yok" açıklamalarına karşı sağduyulu çağrı - Peş peşe yaşanan ve ülkemizi derindemin sarsan okul saldırılarının ardından diziler hedef haline getirildi. Sosyal medyadaki tepkilerin artması üzerine Koç grubu gibi kurumlar içinde şiddet öğesi olan dizi ve yapımlara reklam vermeyeceklerini açıkladı. Televizyon Yayıncıları Derneği konuyla ilgili açıklama yayınladı ve sağduyuya çağırdı: GENELLEYİCİ DEĞERLENDİRMELER SAKINCALI - Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylar hepimizi derinden üzmüş ve sarsmıştır. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyoruz. Bu tür acı olayların ardından toplumda farklı değerlendirmelerin yapılması anlaşılır bir durumdur. Ancak böylesine ciddi ve çok boyutlu hadiselerin nedenlerini tek bir mecra ya da içerik türü üzerinden açıklamaya çalışmanın, meseleyi tüm yönleriyle değerlendirmeyi zorlaştırabileceği kanaatindeyiz. Televizyon yayıncıları olarak, bu tür hassas konularda genelleyici değerlendirmeler yerine, tüm boyutları gözeten sağduyulu bir yaklaşımın benimsenmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. - Olayların ardından yapılan değerlendirmelerde, farklı mecralara yönelik çeşitli yorum ve yaklaşımların kamuoyuna yansıdığı görülmektedir. Ancak neredeyse hiçbir denetimin ve kuralın olmadığı sosyal medya ve zararlı içeriklere sahip oyun platformlarını işaret eden tüm bu bilgi ve bulgulara rağmen olayın hemen ardından suçlu ve hedef olarak televizyon kanallarının gösterilmesi yanlış bir bakış açısıdır.  - Unutulmamalıdır ki televizyon kanallarımız ülkemize yatırım ve istihdam sağlamaktadır. İstatistiklere göre Türkiye’deki en güvenilir mecra televizyondur. Türkiye’ye değer katan ve denetlenen köklü televizyon kanalları yerine denetimsiz ve şeffaf olmayan sosyal medya ve zararlı içeriğe sahip dijital oyun platformları gibi mecralara yönlenilmesi bu tarz mecralardaki zararlı içerikleri daha da artıracaktır. -Televizyon yayıncıları olarak böylesine hassas konularda, genelleyici ve tek taraflı değerlendirmeler yerine, çok boyutlu ve sağduyulu bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğine inanıyoruz. #AyYapım  #OGMPıctures  #Tims&BProductions   #AkliFilm   #MedYapım  #25 Film  #Avşar Film
Ekleme Tarihi: 19 Nisan 2026 -Pazar
Gulbin Aybar

Ekranda Patlayan Silahlar, Okulda Sönen Hayatlar: Kim Bu Sorumsuzluktan Sorumlu ?

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen silah sesleri henüz kulaklarımızda yankılanırken, Türkiye’nin en temel güvenliği, yani "okul güvenliği" bir enkaz gibi üzerimize çöktü. Yavrularımızı toprağa verdik; ancak yasımız sürerken başlayan "sorumlu kim?" tartışması, ne yazık ki yine bildik bir "top taca atma" oyununa dönüştü.

Televizyon Yayıncıları Derneği’nin son açıklaması tam da bu oyunun bir parçası gibi duruyor. Dernek, özetle diyor ki: "Suçlu biz değiliz; denetimsiz sosyal medya ve zararlı dijital oyunlar." Doğrudur, sosyal medyanın karanlık labirentleri ve şiddeti oyunlaştıran platformlar birer bataklıktır. Ancak bu durum, televizyon ekranlarından her akşam evlerin başköşesine servis edilen "mafya güzellemelerini", "silahı bir onur nişanı gibi sunan dizileri" ve "hukukun işlemediği, gücün konuştuğu" yapımları aklamaz.

Derneğin açıklaması, adeta bir teflon tava misali tüm eleştirileri üzerinden kaydırıyor. Evet, televizyon kanalları istihdam yaratıyor, evet bir denetime tabi (RTÜK). Ancak mesele kağıt üzerindeki denetim değil, toplumun zihnine ekilen "şiddet tohumlarıdır." İzleyici, şiddet dolu içerikleri reddettikçe, reyting kaygısıyla önlerine daha ağır sahnelerin dayatılması bir yayıncılık başarısı mıdır, yoksa toplumsal bir ihanet mi?

Mafya hikayeleri anlatılabilir, suç dünyası sinemaya taşınabilir; ancak sorun tam da burada başlıyor: Suç ve suçlu övülüyor mu, yoksa yeriliyor mu? Karakterlerin elindeki tabanca, adaletin bittiği yerde tek çözüm yolu gibi gösteriliyorsa; 15 yaşındaki bir çocuğun o "kahramanlara" özenip okul koridorunda ateş açmasına "sadece bilgisayar oyunu yapmış" diyebilir miyiz?

Elbette bu vahşetin tüm faturasını dizi senaryolarına kesmek kolaya kaçmaktır. Sosyal medya, ekonomik çöküş, parçalanmış aile yapıları, bireysel silahlanmadaki kontrolsüzlük ve okullardaki güvenlik-hijyen zafiyeti birer katmandır. Ancak televizyon, kitlelere ulaşma gücüyle bu katmanların en etkili "meşrulaştırıcısıdır." Sosyal medya denetimsizse, televizyonun görevi bu denetimsizliğe "alternatif" bir kültür sunmaktır; ona öykünüp şiddet yarışına girmek değil.

Koç Grubu gibi büyük yapıların "şiddet varsa reklam yok" çıkışı, aslında yayıncılara verilmiş bir "etik dersidir." Eğer yayıncılar kendi otokontrollerini kuramıyorlarsa, sermayenin ve toplumun vicdanı bu otokontrole zorlayacaktır. "Yatırım yapıyoruz, istihdam sağlıyoruz" savunması, bir çocuğun hayatından daha değerli olamaz.

Okul koridorlarında fırtınalar koparken, televizyon ekranlarında o fırtınayı körükleyenlerin "bizim suçumuz yok" demesi trajikomik bir savunmadır. Yayıncılar, teflon tavırlarını bir kenara bırakıp; silahın, kanın ve zorbalığın olmadığı, adaletin ve sağduyunun yüceltildiği içeriklerle topluma olan borçlarını ödemek zorundadır.

Aksi takdirde, ekranlardaki o parlak ışıklar, kararan geleceklerin gölgesinde kalmaya mahkûmdur.

Televizyon Yayıncıları Derneğinin Açıklaması

"Şiddet varsa reklam yok" açıklamalarına karşı sağduyulu çağrı
- Peş peşe yaşanan ve ülkemizi derindemin sarsan okul saldırılarının ardından diziler hedef haline getirildi. Sosyal medyadaki tepkilerin artması üzerine Koç grubu gibi kurumlar içinde şiddet öğesi olan dizi ve yapımlara reklam vermeyeceklerini açıkladı. Televizyon Yayıncıları Derneği konuyla ilgili açıklama yayınladı ve sağduyuya çağırdı:
GENELLEYİCİ DEĞERLENDİRMELER SAKINCALI
- Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylar hepimizi derinden üzmüş ve sarsmıştır. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyoruz.
Bu tür acı olayların ardından toplumda farklı değerlendirmelerin yapılması anlaşılır bir durumdur. Ancak böylesine ciddi ve çok boyutlu hadiselerin nedenlerini tek bir mecra ya da içerik türü üzerinden açıklamaya çalışmanın, meseleyi tüm yönleriyle değerlendirmeyi zorlaştırabileceği kanaatindeyiz.
Televizyon yayıncıları olarak, bu tür hassas konularda genelleyici değerlendirmeler yerine, tüm boyutları gözeten sağduyulu bir yaklaşımın benimsenmesinin önemli olduğuna inanıyoruz.
- Olayların ardından yapılan değerlendirmelerde, farklı mecralara yönelik çeşitli yorum ve yaklaşımların kamuoyuna yansıdığı görülmektedir. Ancak neredeyse hiçbir denetimin ve kuralın olmadığı sosyal medya ve zararlı içeriklere sahip oyun platformlarını işaret eden tüm bu bilgi ve bulgulara rağmen olayın hemen ardından suçlu ve hedef olarak televizyon kanallarının gösterilmesi yanlış bir bakış açısıdır. 

- Unutulmamalıdır ki televizyon kanallarımız ülkemize yatırım ve istihdam sağlamaktadır. İstatistiklere göre Türkiye’deki en güvenilir mecra televizyondur. Türkiye’ye değer katan ve denetlenen köklü televizyon kanalları yerine denetimsiz ve şeffaf olmayan sosyal medya ve zararlı içeriğe sahip dijital oyun platformları gibi mecralara yönlenilmesi bu tarz mecralardaki zararlı içerikleri daha da artıracaktır.

-Televizyon yayıncıları olarak böylesine hassas konularda, genelleyici ve tek taraflı değerlendirmeler yerine, çok boyutlu ve sağduyulu bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğine inanıyoruz.

#AyYapım  #OGMPıctures  #Tims&BProductions   #AkliFilm   #MedYapım  #25 Film  #Avşar Film

Yazıya ifade bırak !