Türk kültüründe saç, yalnızca estetik bir unsur değil; bir aidiyetin, bir statünün ve göçebe ruhun düğüm düğüm işlendiği bir kimlik belgesidir. Özellikle saç örgüsü, Orta Asya’nın sert rüzgarlarından Anadolu’nun bereketli topraklarına kadar uzanan binlerce yıllık bir sessiz dildir.
Kökleri kadim bozkırlara dayanan bu "düğümlü hikâyeyi" ele aldım:
Eskiler der ki; "İnsanın ruhu saç tellerinde saklıdır." Türk kültür tarihinin tozlu sayfalarını karıştırdığımızda, bu sözün bir romantizmden ziyade bir hayat felsefesi olduğunu görürüz. Saç, Türklerde sadece bir süs değil; kişinin medeni durumundan tutun da savaşçı kimliğine, yasından tutun da sosyal statüsüne kadar her şeyi haykıran bir semboldür.
Erliğin ve Savaşçının Nişanı: "Örgülü Alp"
Pek çoğumuzun zihninde örgü, sadece kadınlara has bir imge gibi canlansa da Türk mitolojisi ve tarihi bunun aksini söyler. Eski Türklerde erkeklerin saçlarını örmesi, bir yiğitlik ve "Alplık" göstergesiydi. Göktürk heykellerine (balballara) baktığımızda, beline kadar uzanan ve özenle örülmüş saçları olan savaşçılar görürüz. Bu örgüler, savaşçının disiplinini ve bozkırdaki hürriyetini temsil ederdi. Bir savaşçının saçının kesilmesi, onun için ölümden daha büyük bir onur kaybı, bir tür "esaret" işaretiydi.
Kadınlarda ise saç örgüsü tam anlamıyla bir "yaşam haritası"ydı. Örgülerin sayısı ve biçimi, kadının mahallesindeki, boyundaki yerini belirlerdi.
Henüz evlenmemiş genç kızlar, saçlarını tek veya çift örgü şeklinde yaparlardı. Bu, "ben serbestim, ailemin koruması altındayım" demekti.
Evlenen kadınlar saçlarını çoklu örgü (belik) şeklinde örer, bazen bu örgülere gümüş paralar veya boncuklar eklerlerdi. Bu takıların çıkardığı sesin, kötü ruhları (al karısı vb.) uzaklaştırdığına inanılırdı.
Bir kadın eşini kaybettiğinde saç örgülerini çözer veya bir kısmını keserdi. Saçın çözülmesi, düzenin bozulması ve büyük bir acının ilanıydı.
Umay Ana ve Koruyucu Ruhlar
Türk mitolojisinde bereketin ve çocukların koruyucusu olan Umay Ana, genellikle uzun ve örgülü saçlarla tasvir edilir. Saçın "yaşam enerjisini" taşıdığına inanılması, örgüye mistik bir koruyuculuk kazandırmıştır. Anadolu’da hâlâ kullanılan "Saçın ak, bahtın pak olsun" duası, saçın kaderle olan bu kadim bağının günümüze ulaşmış tortusudur.
Bugün podyumlarda veya sokaklarda gördüğümüz modern örgüler, bizim için belki sadece bir moda akımı. Ancak Altay dağlarında bir kurgan kazısında bulunan veya bir Türkmen köyünde hâlâ beliklerini savuran bir kadının saçında, 2 bin yıl öncesinin genetik hafızası saklıdır.
Saç örgüsü, Türkler için bozkırda savrulan bir hürriyetin, düğümlenerek sabitleştirilmiş sadakatidir. Kendi tarihimize baktığımızda görürüz ki; bizler sadece kilimlerimizi değil, kaderimizi ve saçlarımızı da örerek bugünlere geldik.
Siz de çevrenizde hâlâ "belik" örme geleneğini sürdüren büyüklerinize rastlıyor musunuz? Onların saçlarındaki her düğümde, aslında bir Orta Asya masalı gizli.
İşte bu nedenle kimse kadim kültürel mirasımız üzerinden şov yapmasın.
