Prof. Dr. Tolga Yarman
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Tolga Yarman
 

TÜRKİYE’DE DİL ÇEŞİTLİLİĞİ VE DEVLET YÖNETİMİ (1. Bölüm)

Türkiye Nüfusu’nun, Türk’ten, Kürt’ten ve Arap’tan ibaret olduğu iddiası, hilaf-ı hakikattir, çarpıtmacadır. Ülkemizde yaygın olarak konuşulan Zazaca, Arnavutça, Lazca, Çerkesçe, Boşnakça, Gürcüce, görmezden gelinmek istenmektedir. Resmî Dilimiz, yalnızca Türkçe olmazsa, kaos kapıdadır. Bu yazıda; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bünyesinde yer alan yerleşik ve göçmen ya da sığınmacı, i) etnik unsurların kimlik inşası, ii) bu unsurların dillerinin sınıflandırılması ve iii) bu dillerin kamusal alandaki yasal statü taleplerinin doğuracağı sonuçlar, incelenmektedir.   Yazıda, “kuramsal hak meşruiyeti” ile devlet mekanizmalarının çalıştırılmasındaki “pratik yönetilebilirlik” arasındaki, birbirinin tersine çalışan etkenler olarak, ele alınacaktır. Bir yandan, uluslararası hukuk ilkeleri, diğer bir yandan (bilhassa ABD, Belçika, İsviçre, Hindistan zeminlerinde olarak) karşılaştırmalı siyaset modelleri, nihayet, farklı kimliklerin, İstanbul gibi aynı bir mekânda kaynaşması zemininde, Türkiye için günümüz koşullarında gerçekçi bir yönetim modelinin esasları çözümlenmeye çalışılacaktır. Ülkemizde konuşulan, Türkçe dışındaki bütün yerel diller elbette zenginliğimizdir. Türkçe ise baş bir zenginliğimizdir. Bu böyle olmakla beraber, sonuçta, resmî dil olarak Türkçe’den başka bir dil ya da dillerin, herhangi bir şekilde benimsenmesi, içinden çıkılamaz bir keşmekeş oluşturacaktır; yazıda varılan sonuç budur. Saha araştırmaları, Eurobarometer, KONDA (2021 yılı araştırmaları) ve MetroPOLL gibi, açık kaynaklardan görülebileceği üzere ve Türkiye’nin nüfusu 88 milyon alınarak, anneden öğrenilen dil (anadil) olarak, Türkçe dışında konuşulan dillerin, konuşulma oranları şöyledir: Kürtçe (Kurmanci): %12,5 (Yaklaşık 11 Milyon) Balkan Göçmen Dilleri (Arnavutça, Boşnakça): %6,8 (Yaklaşık 6 Milyon) (Oran ve nüfus, esas olarak Arnavutça konuşanları işaret ediyor. Boşmakça konuşanların nüfusu 30 bin kadardır.) Arapça: %4,5 (Yaklaşık 4 Milyon) (Tarihsel yerleşik nüfus ve entegre olmuş sığınmacı/göçmen nüfus buna dahildir.) Zazaca: %3,4 (Yaklaşık 3 Milyon) Kafkas Dilleri (Çerkesçe, Gürcüce, Lazca): %1,2 (Yaklaşık 1 Milyon) Yukarıdaki sayılar, küme nüfuslarının (ayrı ayrı) toplam nüfusa oranları itibariyle (sayılar yaklaştırılmış olsa dahi), gayet güvenilirdir. Şu ki, “Ana dilim Türkçe” diyenlerin sayısının nüfusa oranı, yuvarlak %85 görünmektedir. Bu demek olmaktadır ki, söz konusu çoğu kümeden önemli bir nüfus, Türkçe anadil topluluğuyla tamamen kaynaşmış bulunmaktadır. Türkiye’de Türkçe konuşmayan ise, pratikçe hiç yoktur. Bu çerçevede Türkçe konuşanların oranı aşağıdakidir. Türkçe: %98 (Yaklaşık 86 Milyon) (Ülkedeki neredeyse herkesin ortak dili, ana dili veya akıcı ikinci dilidir.) Azınlık dilleri, yani Rumca, Ermenice ve İbranice, Lozan Antlaşması’ndan (24 Temmuz 1923) gelen bir statüde bulunuyor olup, bu yazının kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu durumda, bu yazıda, Türkçe dışında, bilhassa resmî dil statüsüne taşınmak istenen Kürtçe’den başlayarak, yoğun olarak konuşulan öteki dillere dönük pratik bir çözümleme sunuyoruz. Sonra bir senteze, varmaya çalışacağız. I. BÖLÜM: TÜRKİYE’DE KÜRT KİMLİĞİ VE KÜRTÇE’NİN DİLBİLİMSEL VE TOPLUMSAL DİNAMİKLERİ 1. Kürt Kimliğinin Tarihsel Çerçevesi Türkiye’nin çok kültürlü yapısı analiz edilirken, ülkenin, Türkçe konuşan topluluğunun yanı sıra en büyük topluluğunu oluşturan Kürtler’in konumu, meselemizin ağırlıklı bir eksenini teşkil eder. Kürt nüfusu; Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne geçiş sürecinde, Balkanlar’dan ya da Kafkaslar’dan gelen, “göçmen” ya da “muhacir” statüsünde olmayan, Türkiye Cumhuriyeti topraklarının aslî bir ögesi olarak kabul edilir. Tarihsel açıdan ağırlıklı olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde yoğunlaşan Kürt nüfusu, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kentleşme dalgaları ve sosyo-politik dinamikler neticesinde, başta İstanbul, İzmir, Adana, Mersin, Bursa olmak üzere, Türkiye'nin bilhassa kıyı şeridindeki metropollerine yoğun bir şekilde göçmüştür. Günümüzde, etnik köken temelinde homojen coğrafî sınırların çizilmesini imkansız kılan en temel olgu, işte tam da, Kürt nüfusunun Türkiye geneline yayılmış ve diğer etnik unsurlarla bütünüyle iç içe geçmiş, kaynaşmış olmasıdır. 2. Kürtçe’nin İç Çeşitliliği Kürtçe, tek bir homojen dil olmaktan ziyade, kendi içinde derin lehçe (diyalekt) farklılıkları barındıran zengin bir dilsel yumaktır.  Gen Sınıflandırması: Kürtçe, Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İran dilleri grubunun Batı İran dilleri koluna mensuptur. Bu aile içinde, coğrafî ve tarihsel komşusu olan Türkçe’den (Altay dil ailesi) bağımsız, kendine has kuralları olan bir yapı arz eder.  Lehçe Yapılanması (Kurmanci ve Sorani): Türkiye'de konuşulan Kürtçe’nin ezici çoğunluğunu (yaklaşık %90'ın üzerinde) Kurmanci (Kuzey Kürtçesi) lehçesi oluşturur. Sınır komşuları olan Irak ve İran'da ise daha çok Sorani (Orta Doğu Kürtçesi) lehçesi baskındır. Kurmanci ve Sorani lehçelerinin dilbilim yapıları, fiil çekimleri ve zaman kalıpları birbirlerinden o kadar keskin hatlarla ayrışırlar ki, Kurmanci konuşan biriyle Sorani konuşan başka biri, önceden bir dil pratiği geliştirmemişlerse, birbirlerini doğrudan tam olarak anlayamazlar. Bu bir defa, “Tek bir Kürtçe yoktur”, demek olmaktadır.    Dilbilim yapısı: Kurmanci lehçesi, Hint-Avrupa dillerinin pek çok özelliğini korumuştur. Örneğin, geçmiş zaman yapılarında özne ile nesne arasındaki ilişkiyi tersine çeviren bir dil yapısına sahiptir. Bu yönüyle, hem Türkçe’den hem de çağdaş olarak tasnif edilecek öteki dillerden belirgin bir ayrışma gösterir. 3. Kürtçe’nin Üst Kimliği ve Diğer Bölge Dilleriyle İlişkisi Demek oluyor ki, tek bir Kürt kimliği tanımını destekleyecek, tek ve belli bir Kürtçe söz konusu değildir. Nitekim “Kürt kimliğinin sınırları”; dilbilimsel nesnellik ile sosyo-politik inşa arasındaki diyalektik çelişkide, kendisini gösterir:  Şemsiye Kimlik Fonksiyonu: Dilbilimsel olarak Zazaca ve bunun Güney kolları olan Goranice ise, Kürtçe’nin Kurmanci ve Sorani lehçelerinden tamamen ayrı yapıda bambaşka bir dildir. Başka bri seyişle, Kürtçe ile aynı diller katiyen değilerdir; aynı bir dilin ayrı ayrı lehçeleri hiç değillerdir. Bu noktaya birazdan geleceğiz. Öyle olmakla beraber, yüzyıllar süren ortak coğrafî yaşam, aşiret bağları, müşterek tarihî hafıza (benzer duygularla ve göçlerle kalan izler), önemlisi, günümüzde gelişen tepkisel siyasetteki aynılık, bu dilleri konuşan toplulukları tek bir “Kürt Üst Kimliği” altında toplamak isteyenlere serbestiyet bahşetmiştir, denilebilir.  Siyaseten aynı bir şemsiye altında toplanmış Diller - Zazaca ve Kürtçe: Günümüzdeki Kürt milliyetçi söylemi ve aydın birikimi, dilsel farklılıkları görmezden gelerek, bölgedeki anadili Türkçe olmayan sözünü ettiğimiz, Kurmancılar’dan, Zazalar’dan, Soranlar’dan oluşan toplulukları, tek bir şemsiye altında birleştirmeyi (bu olgu çok fazla tefrik edilebiliyor olmasa da), siyasi bir strateji olarak izlemiştir. Olgunun farkına varmayanlar, bilerek, bilmeyerek, söz konusu stratejiyi destekleme konumuna düşmüşlerdir. Dolayısıyla; sosyo-politik gerçeklikte “Kürtçe” kavramı; sadece Kurmanci’yi değil; dediğimiz gibi, katiyen gerçeği yansıtıyor olmasa da, Zazaca’yı da içine alan siyasi bir küme olarak kodlanmış bulunmaktadır. Ancak bu durum, dilbilimsel gerçeklikle çeliştiği için, aşağıda ele alacağımız “resmî dil statüsü” tartışmalarının kırılma noktalarını (Zazalar’ın ve Araplar’ın, keza öteki etnik grupların özgün hak taleplerini), beraberinde getirecektir. 4. Zaza Kimliği ve Kürt Üst Kimliği İkilemi Burada, nasıl olup da, Zaza halkının etnik kimliğinin toplumsal ve siyasal alanda, sıklıkla, aynı bir “Kürt şemsiyesi” altında tasnif edilebildiği sorusunun üzerinde durmamız, yerinde olacaktır. Başka bir deyişle, Kürtçe ve Zazaca arasındaki keskin dilbilimsel farklılığa rağmen, Kürtler’in ve Zazalar’ın aynı bir siyasal çatı altında toplanmaları hususu çözümlenmeye değerdir. A. Dilbilimsel Açıdan Zazaca ve Kürtçe Dilbilimsel ölçütler esas alındığında, Zazaca (Zazaki) ve Kürtçe (Kurmanci ve Sorani) iki apayrı dildir.  Gen Sınıflandırması: Her iki dil de Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İran dilleri grubunun Batı İran dilleri koluna mensuptur. Ancak bu noktada köklü bir ayrışma başlar: Kürtçe (Kurmanci ve Sorani) Güneybatı - Kuzeybatı geçiş hattında yer alırken, Zazaca doğrudan   Kuzeybatı İran dilleri koluna dahildir. Şu ki, birbirlerinden, Latin kökenli dillerin, örneğin işte İngilizce’nin ve Almanca’nın ayrıştığından çok daha ileri düzeyde ayrışırlar...  Yapısal Farklılık: Zazaca’da, Hint-Avrupa dillerinin temel özelliklerinden biri olan eril- dişil ayrımı son derecede katıdır. Üçüncü tekil şahıslar için, İnglizce’deki “he, she, it” (ya da Fransızca’daki, “il, elle, il-elle” veya Almanca’daki “er, sie, es”) zenginliklerine benzer şekilde, ismin ve öznenin cinsiyetine göre biçimlenen farklı zamir ve takı yapıları mevcuttur. Buna karşılık Kürtçe’nin Kurmanci lehçesinde bu yapı, Sorani lehçesinde veya Türkçe’de olduğu gibi tamamen nötrleşmiş, cinsiyetsiz tek bir “O” karşılığına evrilmiştir.  Akrabalık Bağları: Dilbilim açısından Zazaca, coğrafî olarak yakın olduğu Kurmanci'den ziyade, tarihsel olarak Hazar Denizinin güney kıyılarında konuşulan Goranice, Gilanice ve Mazenderanca dilleriyle yapısal ve kökensel olarak daha yakın akrabadır. Dolayısıyla, iki dil arasında keskin farklılıklar vardır. Bu iki dil, demin de işaret ettiğimiz gibi, birbirlernine İngilizce ve Almanca kadar dahi yakın değillerdir. B. Toplumsal, Siyasal ve Tarihsel Alt Yapı: Üst Kimlik İnşası Dilbilimsel açıdan Zazaca’nın Kürtçe’den tamamen ayrı bir dil olmasına rağmen, i) kendisini Kürt olarak tanımlayan bir kısım Zaza nüfusunun varlığı ve ii) bu iki grubun tek bir siyasi potada eri(til)mesinin nedenleri, tarihsel boyutta açıklanabilir. Bu ne kadar böyleyse de, işte, Cermen dünyasında İngilizler ve Almanlar aynı dil ailesinden gelmelerine rağmen tarihsel, coğrafî ve siyasi egemenlik savaşları (jeopolitik rekabet ve dünya savaşları) neticesinde birbirlerine karşı, hatta düşmanca ulusal kimlikler inşa etmişlerdir. Zaza-Kürt ilişkisinde ise bunun tersi bir süreç işlemiştir. Öyle ki:  Coğrafî ve Siyasi Yalıtımın Olmaması: Zazalar ve Kürtler, yüzyıllar boyunca Doğu ve Güneydoğu Anadolu coğrafyasında, aralarında net sınır çizgileri, doğal engeller veya bağımsız devlet yapıları olmaksızın iç içe yaşamışlardır. Tarih boyunca birbirine rakip “Zaza” ve “Kürt” devlet aygıtları kurulmadığı için, iki halk arasında kurumsal bir düşmanlık veya jeopolitik rekabet hafızası gelişmiş değildir.  Kültürel ve Toplumsal Geçirgenlik: Yüzyıllar süren ortak coğrafî yaşam, aşiret yapılarının benzerliği, geleneksel (aşiret) hukuku(nu)n ortaklığı, yoğun kız alıp verme (akrabalık bağları) ve ortak inanç haritaları (Sünni ve Alevi İslam) dilsel sınırları nisbeten silikleştirmiş ve kültürel geçirgenliği azamî düzeye çıkarmıştır.  Ortak Kader: Ayrıca dışarıdan beslenen ve kaşınan, terör faciası saklı olarak, Cumhuriyet Devleti’nin savunma refleksleriyle, ama belli ki bu günler düşünülmeden uyguladığı merkeziyetçi ve tek tipleştirici siyasalara karşı bölgede gelişen direnç, dilsel ayrımları önemsizleştiren bir “ortak kader” algısı yaratmıştır, denilebilir. 1925 yılındaki Şeyh Said İsyanı’nın lider kadrosunun büyük oranda Zaza kökenli olmasına ve isyanın Zaza coğrafyasında patlak vermesine rağmen, ortaya çıkan hareket, hem dönemin devlet aklı hem de uluslararası basın tarafından yekpare bir “Kürt Hareketi” olarak kodlanmıştır; o evrede bunda, stratejinin temel bir gereği olarak, dönemin kışkırtıcılarının büyük dahli olmuş olsa gerektir. Aynı bağlamda Kürt milliyetçi hareketinin inşasında Zaza aydınlar ve siyasetçiler kurucu roller üstlenmişlerdir; dışsal siyasi baskı karşısında güç devşirebilmek adına farklılıkları bir anlamda asgarileştirip, ortak yönleri büyüterek bir “Kürt Şemsiye Kimliği” oluşturmuşlardır, denilebilecektir.    Öznel Aidiyet: Kimlik inşası sadece dil, ırk gibi nesnel ölçütlere değil, aynı zamanda psikolojik aidiyet ve tarihsel ortaklık gibi ölçütlere dayanır. Dolayısıyla, Zazalar’ın bir kısmının kendilerini Kürt olarak tanımlaması bir “bilinç özrü” değildir; yüzyılların getirdiği toplumsal entegrasyonun ve güncelin ortak siyasi refleks mekanizmasının ürettiği toplumsal bir sonuç olmaktadır. Buna karşın, günümüzde dilbilimsel verilere dayanarak Zaza kimliğinin tamamen özgün ve müstakil bir etnik küme olduğunu savunan ve Kürt üst kimliğini reddeden çağdaş bir Zaza farkındalığı ve milliyetçiliği eş zamanlı olarak yükselmektedir. Özetle Zazalar Kürt değildir. Zazaki (Zazaca), Kürtçe’nin bütün lehçelerinden (Kurmaci’den, Sorani’den) tamamen farklı bir dildir. ** Bütün bunlar saklı olarak, Türkiye’de yaklaşık 150 bin İranlı, 400 bin kadar Afgan ve 2 milyon kadar Afrikalı’nın bulunduğu hususunun, açık kaynaklarda yazılı olduğunu belirtelim.  
Ekleme Tarihi: 09 Ağustos 2026 -Pazar
Prof. Dr. Tolga Yarman

TÜRKİYE’DE DİL ÇEŞİTLİLİĞİ VE DEVLET YÖNETİMİ (1. Bölüm)

Türkiye Nüfusu’nun, Türk’ten, Kürt’ten ve Arap’tan ibaret olduğu iddiası, hilaf-ı hakikattir, çarpıtmacadır. Ülkemizde yaygın olarak konuşulan Zazaca, Arnavutça, Lazca, Çerkesçe, Boşnakça, Gürcüce, görmezden gelinmek istenmektedir. Resmî Dilimiz, yalnızca Türkçe olmazsa, kaos kapıdadır.

Bu yazıda; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bünyesinde yer alan yerleşik ve göçmen ya da sığınmacı,

i) etnik unsurların kimlik inşası,

ii) bu unsurların dillerinin sınıflandırılması ve

iii) bu dillerin kamusal alandaki yasal statü taleplerinin doğuracağı sonuçlar, incelenmektedir.
 

Yazıda, “kuramsal hak meşruiyeti” ile devlet mekanizmalarının çalıştırılmasındaki “pratik yönetilebilirlik” arasındaki, birbirinin tersine çalışan etkenler olarak, ele alınacaktır.

Bir yandan, uluslararası hukuk ilkeleri, diğer bir yandan (bilhassa ABD, Belçika, İsviçre, Hindistan zeminlerinde olarak) karşılaştırmalı siyaset modelleri, nihayet, farklı kimliklerin, İstanbul gibi aynı bir mekânda kaynaşması zemininde, Türkiye için günümüz koşullarında gerçekçi bir yönetim modelinin esasları çözümlenmeye çalışılacaktır.

Ülkemizde konuşulan, Türkçe dışındaki bütün yerel diller elbette zenginliğimizdir. Türkçe ise baş bir zenginliğimizdir. Bu böyle olmakla beraber, sonuçta, resmî dil olarak Türkçe’den başka bir dil ya da dillerin, herhangi bir şekilde benimsenmesi, içinden çıkılamaz bir keşmekeş oluşturacaktır; yazıda varılan sonuç budur.

Saha araştırmaları, Eurobarometer, KONDA (2021 yılı araştırmaları) ve MetroPOLL gibi, açık kaynaklardan görülebileceği üzere ve Türkiye’nin nüfusu 88 milyon alınarak, anneden öğrenilen dil (anadil) olarak, Türkçe dışında konuşulan dillerin, konuşulma oranları şöyledir:

Kürtçe (Kurmanci): %12,5 (Yaklaşık 11 Milyon)

Balkan Göçmen Dilleri (Arnavutça, Boşnakça): %6,8 (Yaklaşık 6 Milyon)

(Oran ve nüfus, esas olarak Arnavutça konuşanları işaret ediyor. Boşmakça konuşanların nüfusu 30 bin kadardır.)

Arapça: %4,5 (Yaklaşık 4 Milyon) (Tarihsel yerleşik nüfus ve entegre olmuş sığınmacı/göçmen nüfus buna dahildir.)

Zazaca: %3,4 (Yaklaşık 3 Milyon)

Kafkas Dilleri (Çerkesçe, Gürcüce, Lazca): %1,2 (Yaklaşık 1 Milyon)

Yukarıdaki sayılar, küme nüfuslarının (ayrı ayrı) toplam nüfusa oranları itibariyle (sayılar yaklaştırılmış olsa dahi), gayet güvenilirdir. Şu ki, “Ana dilim Türkçe” diyenlerin sayısının nüfusa oranı, yuvarlak %85 görünmektedir. Bu demek olmaktadır ki, söz konusu çoğu kümeden önemli bir nüfus, Türkçe anadil topluluğuyla tamamen kaynaşmış bulunmaktadır.

Türkiye’de Türkçe konuşmayan ise, pratikçe hiç yoktur. Bu çerçevede Türkçe konuşanların oranı aşağıdakidir.

Türkçe: %98 (Yaklaşık 86 Milyon) (Ülkedeki neredeyse herkesin ortak dili, ana dili veya akıcı ikinci dilidir.)

Azınlık dilleri, yani Rumca, Ermenice ve İbranice, Lozan Antlaşması’ndan (24 Temmuz 1923) gelen bir statüde bulunuyor olup, bu yazının kapsamı dışında bırakılmıştır.

Bu durumda, bu yazıda, Türkçe dışında, bilhassa resmî dil statüsüne taşınmak istenen Kürtçe’den başlayarak, yoğun olarak konuşulan öteki dillere dönük pratik bir çözümleme sunuyoruz. Sonra bir senteze, varmaya çalışacağız.

I. BÖLÜM: TÜRKİYE’DE KÜRT KİMLİĞİ VE KÜRTÇE’NİN DİLBİLİMSEL VE

TOPLUMSAL DİNAMİKLERİ

1. Kürt Kimliğinin Tarihsel Çerçevesi

Türkiye’nin çok kültürlü yapısı analiz edilirken, ülkenin, Türkçe konuşan topluluğunun yanı sıra en büyük topluluğunu oluşturan Kürtler’in konumu, meselemizin ağırlıklı bir eksenini teşkil eder.

Kürt nüfusu; Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne geçiş sürecinde, Balkanlar’dan ya da Kafkaslar’dan gelen, “göçmen” ya da “muhacir” statüsünde olmayan, Türkiye Cumhuriyeti topraklarının aslî bir ögesi olarak kabul edilir.

Tarihsel açıdan ağırlıklı olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde yoğunlaşan Kürt nüfusu, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kentleşme dalgaları ve sosyo-politik dinamikler neticesinde, başta İstanbul, İzmir, Adana, Mersin, Bursa olmak üzere, Türkiye'nin bilhassa kıyı şeridindeki metropollerine yoğun bir şekilde göçmüştür. Günümüzde, etnik köken temelinde homojen coğrafî sınırların çizilmesini imkansız kılan en temel olgu, işte tam da, Kürt nüfusunun Türkiye geneline yayılmış ve diğer etnik unsurlarla bütünüyle iç içe geçmiş, kaynaşmış olmasıdır.

2. Kürtçe’nin İç Çeşitliliği

Kürtçe, tek bir homojen dil olmaktan ziyade, kendi içinde derin lehçe (diyalekt) farklılıkları barındıran zengin bir dilsel yumaktır.

 Gen Sınıflandırması: Kürtçe, Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İran dilleri grubunun Batı İran dilleri koluna mensuptur. Bu aile içinde, coğrafî ve tarihsel komşusu olan Türkçe’den (Altay dil ailesi) bağımsız, kendine has kuralları olan bir yapı arz eder.

 Lehçe Yapılanması (Kurmanci ve Sorani): Türkiye'de konuşulan Kürtçe’nin ezici çoğunluğunu (yaklaşık %90'ın üzerinde) Kurmanci (Kuzey Kürtçesi) lehçesi oluşturur.

Sınır komşuları olan Irak ve İran'da ise daha çok Sorani (Orta Doğu Kürtçesi) lehçesi baskındır. Kurmanci ve Sorani lehçelerinin dilbilim yapıları, fiil çekimleri ve zaman kalıpları birbirlerinden o kadar keskin hatlarla ayrışırlar ki, Kurmanci konuşan biriyle Sorani konuşan başka biri, önceden bir dil pratiği geliştirmemişlerse, birbirlerini doğrudan tam olarak anlayamazlar. Bu bir defa, “Tek bir Kürtçe yoktur”, demek olmaktadır.

 

 Dilbilim yapısı: Kurmanci lehçesi, Hint-Avrupa dillerinin pek çok özelliğini korumuştur. Örneğin, geçmiş zaman yapılarında özne ile nesne arasındaki ilişkiyi tersine çeviren bir dil yapısına sahiptir. Bu yönüyle, hem Türkçe’den hem de çağdaş olarak tasnif edilecek öteki dillerden belirgin bir ayrışma gösterir.

3. Kürtçe’nin Üst Kimliği ve Diğer Bölge Dilleriyle İlişkisi

Demek oluyor ki, tek bir Kürt kimliği tanımını destekleyecek, tek ve belli bir Kürtçe söz konusu değildir. Nitekim “Kürt kimliğinin sınırları”; dilbilimsel nesnellik ile sosyo-politik inşa arasındaki diyalektik çelişkide, kendisini gösterir:

 Şemsiye Kimlik Fonksiyonu: Dilbilimsel olarak Zazaca ve bunun Güney kolları olan Goranice ise, Kürtçe’nin Kurmanci ve Sorani lehçelerinden tamamen ayrı yapıda bambaşka bir dildir. Başka bri seyişle, Kürtçe ile aynı diller katiyen değilerdir; aynı bir dilin ayrı ayrı lehçeleri hiç değillerdir. Bu noktaya birazdan geleceğiz. Öyle olmakla beraber, yüzyıllar süren ortak coğrafî yaşam, aşiret bağları, müşterek tarihî hafıza (benzer duygularla ve göçlerle kalan izler), önemlisi, günümüzde gelişen tepkisel siyasetteki aynılık, bu dilleri konuşan toplulukları tek bir “Kürt Üst Kimliği” altında toplamak isteyenlere serbestiyet bahşetmiştir, denilebilir.

 Siyaseten aynı bir şemsiye altında toplanmış Diller - Zazaca ve Kürtçe: Günümüzdeki Kürt milliyetçi söylemi ve aydın birikimi, dilsel farklılıkları görmezden gelerek, bölgedeki anadili Türkçe olmayan sözünü ettiğimiz, Kurmancılar’dan, Zazalar’dan,

Soranlar’dan oluşan toplulukları, tek bir şemsiye altında birleştirmeyi (bu olgu çok fazla tefrik edilebiliyor olmasa da), siyasi bir strateji olarak izlemiştir. Olgunun farkına varmayanlar, bilerek, bilmeyerek, söz konusu stratejiyi destekleme konumuna düşmüşlerdir. Dolayısıyla; sosyo-politik gerçeklikte “Kürtçe” kavramı; sadece Kurmanci’yi değil; dediğimiz gibi, katiyen gerçeği yansıtıyor olmasa da, Zazaca’yı da içine alan siyasi bir küme olarak kodlanmış bulunmaktadır.

Ancak bu durum, dilbilimsel gerçeklikle çeliştiği için, aşağıda ele alacağımız “resmî dil statüsü” tartışmalarının kırılma noktalarını (Zazalar’ın ve Araplar’ın, keza öteki etnik grupların özgün hak taleplerini), beraberinde getirecektir.

4. Zaza Kimliği ve Kürt Üst Kimliği İkilemi

Burada, nasıl olup da, Zaza halkının etnik kimliğinin toplumsal ve siyasal alanda, sıklıkla, aynı bir “Kürt şemsiyesi” altında tasnif edilebildiği sorusunun üzerinde durmamız, yerinde olacaktır.

Başka bir deyişle, Kürtçe ve Zazaca arasındaki keskin dilbilimsel farklılığa rağmen, Kürtler’in ve Zazalar’ın aynı bir siyasal çatı altında toplanmaları hususu çözümlenmeye değerdir.

A. Dilbilimsel Açıdan Zazaca ve Kürtçe

Dilbilimsel ölçütler esas alındığında, Zazaca (Zazaki) ve Kürtçe (Kurmanci ve Sorani) iki apayrı dildir.

 Gen Sınıflandırması: Her iki dil de Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İran dilleri grubunun Batı İran dilleri koluna mensuptur. Ancak bu noktada köklü bir ayrışma başlar: Kürtçe (Kurmanci ve Sorani) Güneybatı - Kuzeybatı geçiş hattında yer alırken, Zazaca doğrudan

 

Kuzeybatı İran dilleri koluna dahildir. Şu ki, birbirlerinden, Latin kökenli dillerin, örneğin işte İngilizce’nin ve Almanca’nın ayrıştığından çok daha ileri düzeyde ayrışırlar...

 Yapısal Farklılık: Zazaca’da, Hint-Avrupa dillerinin temel özelliklerinden biri olan eril- dişil ayrımı son derecede katıdır. Üçüncü tekil şahıslar için, İnglizce’deki “he, she, it” (ya da Fransızca’daki, “il, elle, il-elle” veya Almanca’daki “er, sie, es”) zenginliklerine benzer şekilde, ismin ve öznenin cinsiyetine göre biçimlenen farklı zamir ve takı yapıları mevcuttur. Buna karşılık Kürtçe’nin Kurmanci lehçesinde bu yapı, Sorani lehçesinde veya Türkçe’de olduğu gibi tamamen nötrleşmiş, cinsiyetsiz tek bir “O” karşılığına evrilmiştir.

 Akrabalık Bağları: Dilbilim açısından Zazaca, coğrafî olarak yakın olduğu Kurmanci'den ziyade, tarihsel olarak Hazar Denizinin güney kıyılarında konuşulan Goranice, Gilanice ve Mazenderanca dilleriyle yapısal ve kökensel olarak daha yakın akrabadır. Dolayısıyla, iki dil arasında keskin farklılıklar vardır. Bu iki dil, demin de işaret ettiğimiz gibi, birbirlernine İngilizce ve Almanca kadar dahi yakın değillerdir.

B. Toplumsal, Siyasal ve Tarihsel Alt Yapı: Üst Kimlik İnşası

Dilbilimsel açıdan Zazaca’nın Kürtçe’den tamamen ayrı bir dil olmasına rağmen, i) kendisini Kürt olarak tanımlayan bir kısım Zaza nüfusunun varlığı ve ii) bu iki grubun tek bir siyasi potada eri(til)mesinin nedenleri, tarihsel boyutta açıklanabilir. Bu ne kadar böyleyse de, işte, Cermen dünyasında İngilizler ve Almanlar aynı dil ailesinden gelmelerine rağmen tarihsel, coğrafî ve siyasi egemenlik savaşları (jeopolitik rekabet ve dünya savaşları) neticesinde birbirlerine karşı, hatta düşmanca ulusal kimlikler inşa etmişlerdir. Zaza-Kürt ilişkisinde ise bunun tersi bir süreç işlemiştir. Öyle ki:

 Coğrafî ve Siyasi Yalıtımın Olmaması: Zazalar ve Kürtler, yüzyıllar boyunca Doğu ve Güneydoğu Anadolu coğrafyasında, aralarında net sınır çizgileri, doğal engeller veya bağımsız devlet yapıları olmaksızın iç içe yaşamışlardır. Tarih boyunca birbirine rakip “Zaza” ve “Kürt” devlet aygıtları kurulmadığı için, iki halk arasında kurumsal bir düşmanlık veya jeopolitik rekabet hafızası gelişmiş değildir.

 Kültürel ve Toplumsal Geçirgenlik: Yüzyıllar süren ortak coğrafî yaşam, aşiret yapılarının benzerliği, geleneksel (aşiret) hukuku(nu)n ortaklığı, yoğun kız alıp verme (akrabalık bağları) ve ortak inanç haritaları (Sünni ve Alevi İslam) dilsel sınırları nisbeten silikleştirmiş ve kültürel geçirgenliği azamî düzeye çıkarmıştır.

 Ortak Kader: Ayrıca dışarıdan beslenen ve kaşınan, terör faciası saklı olarak, Cumhuriyet Devleti’nin savunma refleksleriyle, ama belli ki bu günler düşünülmeden uyguladığı merkeziyetçi ve tek tipleştirici siyasalara karşı bölgede gelişen direnç, dilsel ayrımları önemsizleştiren bir “ortak kader” algısı yaratmıştır, denilebilir. 1925 yılındaki Şeyh Said İsyanı’nın lider kadrosunun büyük oranda Zaza kökenli olmasına ve isyanın Zaza coğrafyasında patlak vermesine rağmen, ortaya çıkan hareket, hem dönemin devlet aklı hem de uluslararası basın tarafından yekpare bir “Kürt Hareketi” olarak kodlanmıştır; o evrede bunda, stratejinin temel bir gereği olarak, dönemin kışkırtıcılarının büyük dahli olmuş olsa gerektir. Aynı bağlamda Kürt milliyetçi hareketinin inşasında Zaza aydınlar ve siyasetçiler kurucu roller üstlenmişlerdir; dışsal siyasi baskı karşısında güç devşirebilmek adına farklılıkları bir anlamda asgarileştirip, ortak yönleri büyüterek bir “Kürt Şemsiye Kimliği” oluşturmuşlardır, denilebilecektir.

 

 Öznel Aidiyet: Kimlik inşası sadece dil, ırk gibi nesnel ölçütlere değil, aynı zamanda psikolojik aidiyet ve tarihsel ortaklık gibi ölçütlere dayanır. Dolayısıyla, Zazalar’ın bir kısmının kendilerini Kürt olarak tanımlaması bir “bilinç özrü” değildir; yüzyılların getirdiği toplumsal entegrasyonun ve güncelin ortak siyasi refleks mekanizmasının ürettiği toplumsal bir sonuç olmaktadır. Buna karşın, günümüzde dilbilimsel verilere dayanarak Zaza kimliğinin tamamen özgün ve müstakil bir etnik küme olduğunu savunan ve Kürt üst kimliğini reddeden çağdaş bir Zaza farkındalığı ve milliyetçiliği eş zamanlı olarak yükselmektedir. Özetle Zazalar Kürt değildir. Zazaki (Zazaca), Kürtçe’nin bütün lehçelerinden (Kurmaci’den, Sorani’den) tamamen farklı bir dildir.

**

Bütün bunlar saklı olarak, Türkiye’de yaklaşık 150 bin İranlı, 400 bin kadar Afgan ve 2 milyon kadar Afrikalı’nın bulunduğu hususunun, açık kaynaklarda yazılı olduğunu belirtelim.

 

Yazıya ifade bırak !

Diğer Yazıları

27
Mayıs
28
Ekim
28
Mayıs
15
Şubat
05
Eylül