Türkiye Nüfusu’nun, Türk’ten, Kürt’ten ve Arap’tan ibaret olduğu iddiası, hilaf-ı hakikattir, çarpıtmacadır. Ülkemizde yaygın olarak konuşulan Zazaca, Arnavutça, Lazca, Çerkesçe, Boşnakça, Gürcüce, görmezden gelinmek istenmektedir. Resmî Dilimiz, yalnızca Türkçe olmazsa, kaos kapıdadır.
Bu yazıda; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bünyesinde yer alan yerleşik ve göçmen ya da sığınmacı,
i) etnik unsurların kimlik inşası,
ii) bu unsurların dillerinin sınıflandırılması ve
iii) bu dillerin kamusal alandaki yasal statü taleplerinin doğuracağı sonuçlar, incelenmektedir.
Yazıda, “kuramsal hak meşruiyeti” ile devlet mekanizmalarının çalıştırılmasındaki “pratik yönetilebilirlik” arasındaki, birbirinin tersine çalışan etkenler olarak, ele alınacaktır.
Bir yandan, uluslararası hukuk ilkeleri, diğer bir yandan (bilhassa ABD, Belçika, İsviçre, Hindistan zeminlerinde olarak) karşılaştırmalı siyaset modelleri, nihayet, farklı kimliklerin, İstanbul gibi aynı bir mekânda kaynaşması zemininde, Türkiye için günümüz koşullarında gerçekçi bir yönetim modelinin esasları çözümlenmeye çalışılacaktır.
Ülkemizde konuşulan, Türkçe dışındaki bütün yerel diller elbette zenginliğimizdir. Türkçe ise baş bir zenginliğimizdir. Bu böyle olmakla beraber, sonuçta, resmî dil olarak Türkçe’den başka bir dil ya da dillerin, herhangi bir şekilde benimsenmesi, içinden çıkılamaz bir keşmekeş oluşturacaktır; yazıda varılan sonuç budur.
Saha araştırmaları, Eurobarometer, KONDA (2021 yılı araştırmaları) ve MetroPOLL gibi, açık kaynaklardan görülebileceği üzere ve Türkiye’nin nüfusu 88 milyon alınarak, anneden öğrenilen dil (anadil) olarak, Türkçe dışında konuşulan dillerin, konuşulma oranları şöyledir:
Kürtçe (Kurmanci): %12,5 (Yaklaşık 11 Milyon)
Balkan Göçmen Dilleri (Arnavutça, Boşnakça): %6,8 (Yaklaşık 6 Milyon)
(Oran ve nüfus, esas olarak Arnavutça konuşanları işaret ediyor. Boşmakça konuşanların nüfusu 30 bin kadardır.)
Arapça: %4,5 (Yaklaşık 4 Milyon) (Tarihsel yerleşik nüfus ve entegre olmuş sığınmacı/göçmen nüfus buna dahildir.)
Zazaca: %3,4 (Yaklaşık 3 Milyon)
Kafkas Dilleri (Çerkesçe, Gürcüce, Lazca): %1,2 (Yaklaşık 1 Milyon)
Yukarıdaki sayılar, küme nüfuslarının (ayrı ayrı) toplam nüfusa oranları itibariyle (sayılar yaklaştırılmış olsa dahi), gayet güvenilirdir. Şu ki, “Ana dilim Türkçe” diyenlerin sayısının nüfusa oranı, yuvarlak %85 görünmektedir. Bu demek olmaktadır ki, söz konusu çoğu kümeden önemli bir nüfus, Türkçe anadil topluluğuyla tamamen kaynaşmış bulunmaktadır.
Türkiye’de Türkçe konuşmayan ise, pratikçe hiç yoktur. Bu çerçevede Türkçe konuşanların oranı aşağıdakidir.
Türkçe: %98 (Yaklaşık 86 Milyon) (Ülkedeki neredeyse herkesin ortak dili, ana dili veya akıcı ikinci dilidir.)
Azınlık dilleri, yani Rumca, Ermenice ve İbranice, Lozan Antlaşması’ndan (24 Temmuz 1923) gelen bir statüde bulunuyor olup, bu yazının kapsamı dışında bırakılmıştır.
Bu durumda, bu yazıda, Türkçe dışında, bilhassa resmî dil statüsüne taşınmak istenen Kürtçe’den başlayarak, yoğun olarak konuşulan öteki dillere dönük pratik bir çözümleme sunuyoruz. Sonra bir senteze, varmaya çalışacağız.
II. BÖLÜM: “RESMİ DİL TALEPLERİ” VE “EVRENSEL HAKLARIN MEŞRUİYETİ” İKİLEMİ
Türkiye’de Kürtçe’nin (Kurmanci) resmî dil veya eğitim dili kılınması yönündeki siyasî çıkışların, belli bir tutarlılık silsilesi içinde, diğer etnik gruplara uygulanabilirliğini tartışmak gayet hakça olacaktır.
1. Eşitlik ve Tutarlılık İlkesi
Çağdaş bakışta, etnik toplulukların i) bölünemezliği ve ii) evrenselliği, temel ilkelerdir. Eğer belli bir siyasi coğrafyada dilsel ve kültürel hak kamusal/resmî statüye dönüştürülecekse, “hak tanıma sürecinin” tek bir etnik grupla sınırlı tutulması hukuken ve ahlaken kabul edilemezdir.
Bu bağlamda, Kürtçe için talep edilen resmiyet/eğitim statüsü, mantıksal olduğu kadar vicdanî bir zorunluluk olarak aşağıda gündeme getirdiğimiz talepleri de aynı derecede meşru kılar.
Türkiye Arapları ve Arapça: Hatay, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Adana gibi illerde yüzyıllardır yerleşik olan, göçmen statüsünde olmayan yerli Arap nüfusunun, kendi kadim dillerini devletin resmî dili veya bölge okullarında eğitim dili olarak talep etmesi en doğal hakları haline gelir. Üstelik Arapça’nın edebî, dinî ve bölgesel gücü, bu meşruiyeti uluslararası alanda tahkim eder. Bu arada şunu belirtmek hakça olacakatır ki, Hataylı Alevî Araplar aralarına pratikçe tek bir Suriyeli sığınmacı kabul etmemişlerdir. Esasen Hatay’da konuşulan Arapça ile, Suriye’den ülkemize zorunlu olarak hicret ettirilen Suriyeliler’in Arapçası arasında dahi ciddi farklılıklar bulunuyor olup, her bir topluluk, “kendi dilini” ve ayrı ayrı resmileştirmek isteyebilecektir.
Zazalar ve Zazaca: Zazaca’nın müstakil bir dil olduğu gerçeğinden hareketle, Kürtçe’nin resmî dil olduğu bir senaryoda, Zazaca’nın da resmî dil ve eğitim dili olması yönündeki talepler eksiksiz meşruiyet kazanır. Aksi bir durum, Zazalar’ın bu kez Kürt hükümranlığı ve asimilasyonu (Kürtler’in içinde öğütülme) sürecinde, acılı bir asimilasyon dalgasına maruz bırakılması anlamına gelir.
Muhacir Topluluklar (Arnavutlar, Boşnaklar, Çerkesler): Osmanlı’nın dağılma sürecinde Balkanlar ve Kafkasya’dan Anadolu’ya sığınan ve Cumhuriyet’in kurucu harcına katılan Arnavutlar’ın, Boşnaklar’ın ve Çerkesler’in de kendi anadillerinde (örneğin Arnavutça) tam teşekküllü bir eğitim statüsü talep etme hakları doğar. Siyaset kuramında (özellikle de Will Kymlicka’nın çok kültürlülük kuramında) yerli halklar ile göçmen halklar arasında hak kategorizasyonu farkı gözetilse de, köşeli bir kültürel eşitlik yaklaşımında, söz konusu toplulukların talepleri ahlaki meşruiyet zeminine oturur.
Türkiye’de bugün Arnavut kökenli yurttaşlarımızın nüfusunun yaklaşık 6 milyon olduğu tahmin edilmektedir; ancak bu nüfusun büyük kesiminin ana dili Türkçe olmuştur.
Fiilen Arnavutça konuşabilen nüfusun yuvarlak 50 bin civarında olduğu ve dilin dramatik şekilde unutulma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı saptanmış bulunmaktadır.
Aynı durum Karadeniz'in kadim dili olan ve yüzyıllardır sözlü kültürle aktarılan Lazca (Lazika) için de geçerlidir. Gerçekten de, Lazca konuşan 150 bin civarındaki yurttaşımızın dillerini koruma, yaşatma ve anadilde eğitim alma yönündeki kuramsal hakları evrensel insan hakları kapsamında meşru bir hak, telakki edilecektir.
2. Uluslararası Hukuk ve Türkiye’nin Yasal Sınırları
Açıklayageldiğimiz meşruiyet zeminine karşın, mevcut hukukî mimaride, söz konusu hakların uygulanma biçimi, “ana dilde eğitim” ile “ana dilin öğretilmesi” arasındaki kavramsal ve derin ayırımdan kök alır:
Lozan Antlaşması’nın Azınlık Tanımı: Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu belgesi niteliğindeki 1923 Lozan Antlaşması, azınlık statüsünü etnik kökene göre değil, münhasıran gayrimüslimliğe göre belirlemiştir. Bu doğrultuda Ermeniler, Rumlar ve Museviler hukukî azınlıktır ve kendi anadillerinde okul açma/eğitim yapma hakları anayasal güvence altındadır. Müslüman nüfusa dahil olan Kürtler, Zazalar, Araplar, Arnavutlar ve Lazlar ise hukuken “azınlık” değil, devletin asli ve kurucu unsurları olarak tanımlanmıştır.
Anayasa Engeli (Madde 42): Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 42. maddesinde yer alan “Türkçe’den başka hiç bir dil, Türk vatandaşlarına okullarında ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” hükmü, tam teşekküllü bir anadilde eğitimin önündeki yasal sınırdır. Türkiye, Birleşmiş Miletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi gibi uluslararası metinlerin dilsel haklarla ilgili maddelerine, bu anayasal refleksle çekince koymuştur.
Mevcut Çözüm (Seçmeli Ders Modeli): Devlet, buna karşılık, dillerin yok olmasını önlemek adına “Negatif Hak” (yasakların kaldırılması, özel kurs ve yayın özgürlüğü) ile “Pozitif Hak” (dili konuşanın bunu yaşatma hakkı), arasında bir denge kurmuş ve “Yaşayan Diller ve Lehçeler” programını başlatmıştır. Bu kapsamda, en az 10 öğrencinin talep etmesi halinde okullarda Kürtçe (Kurmanci/Sorani), Zazaca, Lazca, Gürcüce ve Arnavutça seçmeli ders olarak öğretilmektedir. Ayrıca üniversitelerde kurulan enstitülerle bu dillerin akademik düzeyde yaşatılması sağlanabilecektir. Bu bir yana, Van 100. Üniversitesi’nde Kürtbilim, Karadeniz Teknik Üniversitsesi’nde Lazbilim, Trakya
Üniversitesi’nde Arnavut Dili ve Edebiyatı veya Boşnak Dili ve Edebiyatı, Tunceli Munzur Üniversitesi’nde Zaza Dili ve Edebiyatı Bölümleri’nin olması, elbette özlenir ki, bunların hemen hepsi bir süredir faal bulunmaktadır.
III. BÖLÜM: BÜROKRATİK KAOS VE YÖNETİLEBİLİRLİK
Beş resmî dilli bir ülke düşünülemez ve bu yapı hiç bir biçimde sürdürülebilir değildir.
Bu olgunun nedenleri dört ana parametreyle ortaya konabilir:
1. Mekânda Kaynaşma (İç İçe Geçmişlik) ve Metropol Gerçeği Dünyada çok dilliliği ve federalizmi bir arada yürüten sınırlı sayıdaki ülke (İsviçre ve Belçika gibi), bu başarıyı tamamen “topraksallık/bölgesellik” (kanton veya eyalet sistemi) ilkesine, borçludur.
İsviçre ve Belçika Modeli: İsviçre’de 4 resmî dil (Almanca, Fransızca, İtalyanca, Romanşça), Belçika’da 3 resmî dil (Flamanca, Fransızca, Almanca) vardır, ancak bu diller ülkenin tamamında iç içe geçmiş değildir.
Kanton veya bölge sınırları coğrafî olarak keskindir. Cenevre kantonunda resmî dil Fransızca’dır ve orada Almanca tabela, eğitim veya adli evrak zorunluluğu yoktur.
Topluluklar kendi coğrafî sınırları içinde ayrışmaktadırlar.
Türkiye’nin Sosyolojik Gerçeği: Türkiye’de ise etnik ve dilsel yapılar coğrafî olarak ayrışmamış, tam anlamıyla gayet düzgün denebilecek şekilde, iç içe geçmiştir. Türkiye’de en yoğun Kürt ve Zaza nüfusunun yaşadığı şehir Diyarbakır ve Tunceli yahut Bingöl değil; milyonlarla göç alan İstanbul’dur. Adana, Mersin, İzmir, Bursa ve Kocaeli gibi büyükşehirlerde Türkler, Kürtler, Zazalar, Araplar ve Arnavutlar aynı mahallelerde, aynı apartmanlarda yan yana yaşamakta, aynı fabrikada çalışmaktadır. Coğrafî bir sınır çizilemediği için, eğer bu diller resmî dil kabul edilirse, İstanbul’daki bir devlet hastanesinde, İzmir’deki bir vergi dairesinde veya Ankara’daki bir adliyede aynı anda 5, hatta daha da çok sayıda dilde resmî hizmet, evrak ve kadro sağlanması gerekir. Bu durum, devlet mekanizmasının lojistik ve malî olarak, tamamen kilitlenmesi demek, olur.
2. İdarî ve Hukukî Güvenlik Riski
Hukuk sistemleri, metinlerdeki mutlak netliğe ve yoruma kapalı olmaya dayanır. Kanun metinlerinde tek bir virgülün veya kelimenin anlamı mülkiyet hakkını, özgürlüğü ve insan hayatını doğrudan etkiler.
Çok resmî dilli sistemlerde, resmî gazetede yayınlanan bir kanunun tüm resmî dillerdeki çevirilerinin hukuken “eşit derecede bağlayıcı” olması zorunludur.
Türkçe, Kürtçe, Zazaca, Arapça, Arnavutça ve Lazca metinler arasında tercüme esnasında oluşacak en ufak bir nüans veya anlam kayması, yargı sisteminde iflah etmez boşluklar, kaos ve hukukî güvensizlik alanları yaratır.
3. Eğitimde Standardizasyon ve Fırsat Eşitliği Krizi
Beş farklı dilde resmî eğitim verilmesi; beş ayrı müfredatın hazırlanması, beş ayrı dilde fizik, kimya, matematik terimlerinin (Zazaca ve Lazca gibi, yazılı edebî standardizasyonu göreceli olarak yeni olan diller dahil) akademisyenler tarafından sıfırdan üretilmesi anlamına gelir. Milyonlarca öğrencinin girdiği YKS, LGS veya KPSS gibi merkezî sınavların beş farklı dilde, anlam, zorluk düzeyi ve soru kalitesi açısından ileri düzeyde olması gerekecek bir fırsat eşitliği sağlanarak hazırlanması pratikçe imkansızdır. Bu durum eğitim sistemini çökertir.
4. Modellerin Sınırları (ABD ve Hindistan Analizi)
ABD Örneği: Amerika Birleşik Devletleri’nde federal düzeyde yasal bir resmî dil hukuken yoktur; ancak İngilizce, fiili olarak, ortak dildir. Eyaletlerin kendi iç yasaları vardır. Ancak ABD, devasa yüzölçümü ve göçmen karakterine rağmen birliği sağlamak için kamu hayatını ve ordusunu tek bir ve baskın dil olan İngilizce üzerinden yürütür.
Hindistan Örneği: Hindistan anayasasında 22 tanınmış resmî dil barındırır, ancak Hindistanîn yapısı, Türkiye’deki yapıdan radikal biçimde farklıdır. 1956 yılındaki Eyaletlerin Yeniden Düzenlenmesi Yasası ile Hindistan'da eyalet sınırları doğrudan ana dillere göre çizilmiştir (Tamil Nadu, Andhra Pradeş, ilahir). Her bir nüfus coğrafî olarak kendi eyaletinde kümelenmiştir. Üstelik dil bariyeri o kadar güçlüdür ki, University of Warwick tarafından yapılan güncel araştırmaların ortaya koyduğu üzere, Hindistan’da ekonomik ve coğrafî koşullar elverse bile, dil farklılığı eyaletler arası iç göçü ciddi oranda sınırlayan doğal bir engel işlevi görmektedir. Nüfus iç içe geçmediği için, eyalet bazlı (yani, “her bir eyalette tek bir dil” ilkesi zemininde), çok dillilik yürütülebilmektedir.
Buna rağmen, merkezî düzeyde tam bir kaos yaşanmaması için sömürge döneminden kalan İngilizce, tüm bu halkların birbiriyle anlaştığı ortak çatı dili olarak zorunlu kılınmıştır.
SONUÇ VE SENTEZ: “KÜLTÜREL ÇOĞULCULUK” VE “İDARİ BİRLİK” ARASINDAKİ DENGE
Yukarıda sunduğumuz tartışma uzantısında, varılacak nihaî sentez şu temel düsturda kilitlenmektedir:
- Kürtçe, Zazaca, Arapça, Arnavutça ve Lazca gibi kadim diller; devlet tarafından birer tehdit unsuru olarak değil, ülkenin paha biçilemez birer ulusal kültür mirası ve zenginliği olarak kabul edilmeli, yok olmamaları için devlet eliyle resmen ve güçlü bir şekilde himaye edilmelidir. Ancak, devletin birliğini, idarî işlevselliğini korumak ve içinden çıkılamaz bir bürokratik kaosa sebebiyet vermemek adına, bu dillerin hiç biri kamusal/resmî dil kılınmamalıdır.
Bu düstur,
i) Kültürel Özgürlükler ve ii) Ortak Kamu Dili kavramları arasında kurulacak dengedir.
Bu modelde:
1. Ortak Dil (Türkçe): Adliyeden meclise, eğitimden sağlığa kadar tüm kamusal çarkların sorunsuz dönmesini sağlar, vatandaşlar arasında eşitliği tahkim eder ve ortak bir ulusal kamu alanı inşa eder.
2. Resmî Himaye: Devlet, bu dillerin evlerde, sokakta, sanatta ve edebiyatta özgürce gelişmesi için gerekli yasal güvenceyi sağlar; örneğin dijital arşivlemeyi, TRT'deki yayın sürelerinin artırılmasını, o arada üniversite bölümlerinin zorunlu tutulmasını destekler; seçmeli derslerin niteliğini artırır, üniversite enstitülerine tahsisat ayırır, dijital ve sivil yayıncılığı teşvik eder. Dil, devlet dairesindeki sönük bir bürokratik evrakta değil; şarkılarda, edebiyatta, dijital dünyada ve aile ortamında yaşatılır. Böylelikle, hakların evrensel meşruiyeti ile devlet aklının pratik yönetilebilirliği arasında çağdaş, özgürlükçüve toplumsal ilkelerle tam uyumlu bir denge ölçütü vaz edilebiliyor olacaktır.
