Asrın Felaketi! Asil Türk Milleti, Başın Sağ, Varlığın Daim Olsun.
Asrın Felaketi! Asil Türk Milleti, Başın Sağ, Varlığın Daim Olsun.
Acımızı yüreğimize gömdük, sustuk, yasımızı tuttuk ve şimdi konuşuyor, gerçekleri haykırıyoruz. Türkiye bir deprem ülkesidir ve nüfusunun çok büyük bölümü Müslüman olan bu ülkenin insanları, birkaç yılda bir başına gelen ve her seferinde on binlerce cana mal olan bu afete “takdir-i ilahi” der, “kadere karşı gelinmez” der ve bir sonrakini kaderini beklemeye geçer.
Acımızı yüreğimize gömdük, sustuk, yasımızı tuttuk ve şimdi konuşuyor, gerçekleri haykırıyoruz. Türkiye bir deprem ülkesidir ve nüfusunun çok büyük bölümü Müslüman olan bu ülkenin insanları, birkaç yılda bir başına gelen ve her seferinde on binlerce cana mal olan bu afete “takdir-i ilahi” der, “kadere karşı gelinmez” der ve bir sonrakini kaderini beklemeye geçer.
Oysa yıllardır bizimle aynı kaderi paylaşan Japonya adeta bu ilahi plana kafa tutar, karşı çıkar, direnir ve her seferinde de kazanan olur.
Neden mi? Zira bizim için “ilahi” olan deprem onlar için siyasi bir konudur. Çünkü söz konusu olan yaşam hakkıdır. Çünkü Japonya gibi birinci kuşak bir deprem ülkesinde sosyal devlet anlayışı, hiç kimsenin yaşam hakkından yoksun bırakılmasına göz yummaz, doğal olmayan ölümlere karşı vatandaşlarını yasayla korur, hayatı tehlikede olanların yaşamlarını derhal güvence altına alır.
Yüzyılın felaketini yaşayan ve on binlerce masum insanını kaybeden Türkiye’de ise vatandaşın yaşam hakkı bırakın koruyan adeta kasıtlı olarak risk ve tehditler içeren politikalarla karşı karşıyadır.
Şimdi sorma zamanı.
Yaşadığımız bu ilahi felakette, kentsel dönüşüm adıyla şehirleri toplu mezarlığa dönüştüren, çıkarılan imar aflarıyla oturulamaz binalara onay veren, afetin ilk anlarından itibaren orada olması gereken tüm kamu kurumlarını tasfiye etmek suretiyle depremde değil de günlerce soğukta kurtarılmayı beklerken donarak ölen kuzuların vebalini taşıyan namussuzların hiç mi mesuliyeti yok?
Askere doğal afetlere acil müdahale ve afetzedelerin çadır, su, yiyecek gibi her türlü ihtiyaçlarını ivedilikle karşılama yetkisi tanıyan ancak "darbeye zemin hazırlıyor" iddiasıyla 2010 yılında iptal edilen “Emasya Protokolü” varlığıyla değil ama ruhuyla, depremin ikinci gününde can simidimiz oldu farkında mısınız?
Dahası, enkaz altında kalan on binlerce naaş deprem sonrası salgın hastalıklar için kabus boyutunda riskler taşırken işte o tasfiye edilen protokolde yer alan askeri sağlık sistemiyle bu tür durumlar için de yardıma koşuyordu.
Devletin en organize, en eğitimli, teçhizatı en iyi kurumunu önce şehir dışına sürüp sonra da kışlasında tutarak, bir afetin erken müdahalesinde hayati önem taşıyan taze güçten mahrum kalmak ne kadar doğru sizce?
Asırlık Kızılay’ı türlü oyunlarla işlevsiz kılarak, hiçbir hırsızlık, yardım malzemelerinin satışı gibi hadiselerini duymadığımız bu ulu çınarın asli görevinin AFAD’a devredilmesi yerinde bir karar mıdır?
Diyanet İşleri Başkanlık Müşavirinin başkan yardımcısı olarak atandığı o çok güvenilen ancak hızlıca karar almayı ve organize olmayı beceremeyen ve sırf bu nedenle kurtarılamadığı için enkaz altında hayatını kaybeden onca insanımızın vebalini taşıyan AFAD,
Özeleştiriye hazır mısın?
Bütün birikimlerini bir anda kaybeden depremzedelere hane başına 15 bin lira verilerek bir yıl boyunca kira yardımı yapılacağı belirtiliyor. Oysa 1999 depremlerinin ardından çıkarılan ve tam 23 yıldır birikmekte olan 48 milyar doların sadece zekatı bile, hane başına değil 15 milyon depremzedenin her birine aynı tutarın verilmesine yeter de artardı bile.
Bu durumda ya bu paranın yerinde yeller esiyor ya da maliyemiz hesap yapmayı bilmiyor.
Zeminin çürük olması veya fay hattının üzerinde bulunması gibi nedenlerle imar verilmeyen alanlara, kitabına uygun şekilde imar izinleri çıkarılması, depremin vurduğu 10 ilimizde 300 bine yakın güvensiz, ayıplı ve niteliği düşük binaya “imar affı” adı altında para karşılığı imar verilmesi, daha da vahimi, deprem toplanma merkezlerinin AVM ve Rezidans yapılmak üzere birilerine peşkeş çekilmesi,
Muhalefetin 2020’de verdiği “deprem araştırma komisyonu kurulması” önergesinin AKP ve MHP oylarıyla reddedilmesi,
Tüm bu yapılanlar doğru mudur?
Deprem sonrası yurdun dört bir yanından yağan yardımların bölgenin ak partili il, ilçe başkanları, vali ve kaymakamlarınca adeta heba edildiğini, bu zevatın böylesi bir trajedi esnasında dahi araç ve yardım malzemeleri üzerindeki gönderici amblem ve isimlerini sildirerek, hiç utanmadan, yüzleri hiç kızarmadan iktidar adına siyaset yapmasına ne demeli?
Hadi gerekli olduğuna inanılarak AFAD kuruldu diyelim. Peki, Türkiye gibi birinci kuşak bir deprem ülkesinde hem de geldi gelecek diye beklenen İstanbul depremi öncesinde, AFAD’ın 2023 bütçesinin bir önceki yıla göre üçte bir oranında azaltılmasının bir izahı olabilir mi?
Asil milletimiz.
Bunca söz yerine aşağıda göreceğiniz tek bir kare herşeyin özeti olacak belki de.

Tertemiz ayakta kalan bina, Japonlar gibi kadere kafa tutularak yapılan, çevresindekiler ise kadere karşı gelinmez mantığıyla yapılan binalar.
Yorumu size bırakıyoruz.
Son bir sözümüz de 25 Temmuz 2022’de yani sadece 4 ay önce, Büyük Birlik Partisi Milletvekili Mustafa Destici imzasıyla Meclis’e sunulan yeni imar affı teklifine ilişkin olacak.
Sn. Destici, her ne kadar acımız taze olsa da tarafınızca hazırlanan ve halen meclis komisyonunda bekletilen teklifinizin takipçisi olacağınızı umuyoruz. Zira bize olmasa da rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu gibi sözünün eri bir lider olarak on binlerce seçmeninize karşı bunun asli bir göreviniz olduğunu düşünüyoruz.
Asil Türk Milleti.
Her ne kadar asrın felaketi onca ilimizi harap etmiş ve on binlerce canımıza mal olmuş olsa da tehlike henüz geçmiş değil.
İçeride deprem bölgesinde hala tehlike zillerini çalan salgın hastalıklar, barınma/iaşe sorunları, ekonomik kayıplar, din kardeşimiz diyerek bağrımıza bastığımız soysuzların başını çektiği ihanet girişimleriyle yüzleşme zorunluluğumuzun yanında,
İçinde bulunduğumuz felaketi, bin yıllık emellerine ulaşma fırsatı ve oyunun daha başlangıcı olarak gören Batılı çetelerin yeni ve tehlikeli adımlarına karşı dikkatli olmak zorundayız.
Yaşadığımız deprem felaketi hem ülke içinde hem de dışarıda bir Milli Güvenlik sorunu olma potansiyeli taşımaktadır.
Bu aşamada, HAARP teknolojisi ile tetiklenmesi muhtemel yeni deprem risklerine, bu çerçevede İstanbul ve İzmir başta olmak üzere bir anda ya da peşi sıra meydana gelebilecek ve akabinde ciddi bir güvenlik sorunu yaratabilecek yeni depremlere, gıda-ilaç-iklim komplolarına, NATO’ya, Kıbrıs’a, Doğu Akdeniz’e, Karadeniz’e çok ama çok dikkat etmek,
Mevzuattan stoklara, yeni stratejik ve taktik planlamalardan istihbarata, sivil savunmaya kadar her alanda yeni bir anlayışa geçmek zorundayız.
Bu çerçevede bugünden itibaren en kısa süre içerisinde, AFET İŞLERİ BAKANLIĞI kurularak bünyesinde;
Arama Kurtarma Genel Müdürlüğü,
Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü,
Ulaştırma Hizmetleri Genel Müdürlüğü,
Asayiş İşleri Genel Müdürlüğü,
Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü,
Yapı Denetim İşleri Genel Müdürlüğü
oluşturulmasının doğru, gerçekçi ve etkili bir çözüm olacağına inanıyoruz.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hemen her başlıkta ikiz görevli olacağı, bünyesinde eğitimli personel ve gelişmiş teknolojik ekipman/teçhizat bulunduracak olan bu yeni organizasyon sayesinde, arama-kurtarma faaliyetlerine süratle başlanabilecek, ihtiyaç duyulan sağlık hizmetleri afet bölgesinde verilebilecek, her türlü ulaşım/ulaştırma koordinasyonu sağlanabilecek, yağma, hırsızlık benzeri suçların önüne geçilebilecek, depremzedelerin barınma, iaşe ve güvenlik ihtiyaçları anında karşılanabilecek, tüm bu olumsuzlukların asli unsurlarından olan imara aykırı yapılaşmanın önüne geçilebilecektir.
Vakit dar ve fakat ihtiyaç büyüktür. Samimiyetle arzu edilmesi halinde sözünü ettiğimiz AFET İŞLERİ BAKANLIĞI’nın birkaç ay gibi kısa bir sürede tüm unsurlarıyla dört dörtlük göreve hazır hale getirilmesi mümkündür.
Bu sayede şimdiye kadar olmasa da bundan sonra ve özellikle beklenen İstanbul depremi öncesinde yüzbinlerce insanımızın hayatı güvence altına alınabilir.
Her şeye rağmen her şerde bir hayır vardır sözüne olan inancımız paralelinde, her ne kadar önümüzdeki süreçte daha da ağır şartlarla mücadele etmek zorunda kalma ihtimalimiz bulunsa da Türk'ün ve Türkiye Cumhuriyeti'nin muazzam bir destan yazarak hak ettiği yerde olacağından zerre kuşkumuz yoktur.
Milletimiz böyle zor zamanlarda bir ve beraber olduğu, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu kaybetmediği sürece, hiçbir güç bize diz çöktüremeyecektir.
Bu devlet, tarih boyunca isim değiştirse de aynı devlettir ve bu devleti aciz bırakacak Allah'tan başka hiçbir güç yoktur.
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti
Var olsun Türk Milleti.
Yener Bozkurt
Bağımsızlık Partisi Genel Başkanı

