Tarih Affetmez: Üniter Devlet ve Kurucu İrade Sınavda

ÖZEL HABER 22.02.2026 - 21:20, Güncelleme: 22.02.2026 - 21:20 10265 kez okundu.
 

Tarih Affetmez: Üniter Devlet ve Kurucu İrade Sınavda

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkan Yardımcısı Hatice Topçu "Tarih Affetmez" başlıklı makalesinde; Lozan Barış Antlaşması’nı dışlayan, etnik kimlik tanımlarına kapı aralayan ve 47 milletvekilinin imzasıyla kabul edilen tartışmalı raporun yarattığı derin çelişkileri mercek altına alıyor.

Hatice Topçu , Medya Siyaset Gazetesinde yayımlanan makalesinde Türkiye’nin, kuruluş felsefesinden ve ulus devlet kimliğinden koparılmak istenen stratejik bir kuşatmanın ve bu kuşatmanın yerli siyasi aktörler eliyle meşrulaştırılması tehlikesinin eşiğinde bulunduğuna dikkat çekiyor. Özellikle kurucu partinin temsilcilerinin, "içimize sinmedi" diyerek attıkları imzaların tarihsel ve anayasal sorumluluğuna dikkat çeken Topçu; ülkenin gerçek gündemi olan ekonomik buhran, eğitimdeki gericileşme ve toplumsal yozlaşma halı altına süpürülürken, üniter yapıyı hedef alan bu hamlelerin doğuracağı sonuçlar konusunda sert bir uyarıda bulunuyor. Bu yazı, Cumhuriyet’in temel taşlarını yerinden oynatmaya yönelik girişimlere karşı bir bilinç tazeleme ve tarihin sarsılmaz hafızasına düşülmüş bir kayıt niteliği taşıyor. Tarih Affetmez Ülkemiz dışardan dayatılan ve yerli işbirlikçiler tarafından adım adım gerçekleştirilen emperyalist bir projenin içerisindedir.  Gelinen noktada üniter, ulus devlet yapımızı, dil birliğimizi hedef alan rapor ne yazık ki 47 imza ile kabul edilmiştir. İmzalanan belge kendi içinde birçok çelişki barındırmaktadır.  Öyle görünüyor ki teröristbaşı, uzantıları ve belgeye imza koyanlar belgenin içinde barındırdığı tutarsızlıklarla değil amacı karşılayıp karşılamadığıyla daha çok ilgilenmişlerdir. Öyle ya; onca toplantı, onca görüşme… Gerçi belgenin altına imza koyup, sonra da televizyonlara çıkıp, içimize sinmedi laflarına tanıklık ettik. Sanıyorum ilgililer milletin vekili olduklarının farkında değiller. Bir milletvekili içine sinmeyen bir belgeyi neden imzalar? Hele hele Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucu partisinin milletvekili ise… Hele hele kurucu önderin 38 yaşında sine-i millete döndüğü bir partinin vekili ise… Açıklasınlar lütfen, içlerine sinmeyen bir belgeyi hangi sebeplerle imzaladılar. Bu konu yok şöyle, yok böyle ifadeleriyle geçiştirilemeyecek bir konudur. Çünkü hedefe konulan üniter ulus devlet yapımızdır ve yarın doğacak yeni durumlar karşısında tarih size attığınız imzanın hesabını soracaktır! Üstelik bu vekiller açıklamalarıyla rapordaki ifadelerin üniter ulus devlet kimlik tanımından uzaklaştığını, etnik kimlik tanımlarına açık olduğunu belirttiler. Bu doğuracağı sonuçları bile bile belgenin altına imza attıklarının itirafı değil midir? Rapor Ülkemizin kilidi Lozan Barış Anlaşmasını dışlamıştır.  Cumhuriyetimizin kurucu partisinin süreci meşrulaştırmasını sağlamıştır. 50 bin yurttaşımızın katili teröristbaşı Apo’yu Güneydoğu halkının lideri yapmıştır. Değerli okurlar, Barış ve kardeşlik herkesin arzuladığı olgulardır. Ancak Anayasasında “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ifadesinin yer aldığı bir ulusta barış ve kardeşliğe engel olan ne, bilen var mı? Ya da raporun bu soruyu yanıtladığını düşünen var mı? Soruyorum, Anayasasının 10. Maddesi ile yurttaşlıkta eşitliğin düzenlediği bir ulus devlette barış ve kardeşliği engelleyen ne? Bu rapor bunun yanıtlıyor mu? Ülkemizin sorunları var, hem de çok büyük sorunları var. Sıralayalım: 2017 referandumu ile oluşturulan; güçler ayrılığını rafa kaldıran, meclisi işlevsizleştiren, seçilmişlerin değil atanmışların yönettiği sistem sorundur. Feodalizm ve onun köleleştirdiği halkın yüzyıllardır çektikleri büyük bir sorundur. Yapının güçten yana olan katı kurallarının uygulamaları; küçücük bir kız çocuğunu ‘Narin’i öldüren; çocuk gelinlerin devamını sağlayan, 80’lik dedelerle 14 yaşındaki kızları, üstelik kadını nesneleştiren bir anlayışla, karşılığında para alınarak evlendiren sistem sorundur. Yani hukuk devletinde Medeni Kanun’un hükümlerini yok sayan anlayışların halen cezasız kalması sorundur. Yokluk, yoksunluk sorundur. Üretmeden tüketmek ve bağlı olarak işsizlik sorundur. Ekilmeyen toprakların varlığı, buğdayın anavatanı olan ülkemizin buğday ve neredeyse tarım ürünlerimizin tamamını ithal edilmesi; hayvancılığın bitirilmesi, et ithal edilmesi sorundur. Kur-an Kursu adıyla Medrese açmak sorundur. Eğitimin ideolojiye alet edilmesi, akıl ve bilimden uzaklaştırılması; ezberci, dinci, piyasacı bir yapıya dönüştürülmesi sorundur. Özel sektörün eğitim ve sağlık gibi kamucu alanlara yatırım yapmasının devlet eliyle desteklenmesi sorundur. Yap-İşlet-Devret modeliyle doğmamış bebeklerin borçlandırılması sorundur. Koruma altında olan devrim kanunlarımızın dolanılması sorundur. Cumhuriyetin kamucu anlayışla ürettiklerinin satılmış olması ve kamucu-halkçı ekonomiden uzaklaşılarak liberal ekonomi modelinin yoksulu yoksullaştıran, zengini zenginleştiren modelin benimsenmesi sorundur. Demokrasi adı altında teslim alınmış parti liderleri tarafından oluşturulan isimlere halkın oy kullanmasını dayatan ve halkı sadece seçme tarafında tutan seçilme hakkını elinden alan siyaset kurumu bir sorundur. Milli irade sözünü dilinden düşürmeyip, kaybedilen belediyeleri operasyonlarla (kayyum-transfer-seçilmişleri içeri atmaya vb.) ele geçirme, milletvekili transferleri ve siyaset kurumunu aşındıran uygulamaların olduğu seçim yasası sorundur. Kadın cinayetleri, çocuk istismarları ve daha pek çok sayamadıklarım sorun… Bakın ne kadar çok sorunu var ülkemizin. Köprülerin satışına kadar gelindi! Bütün bunlar dururken ayakkabı numarasına kadar biliyoruz denilerek terörün bittiğini söyleyenlerin çözüm olarak önümüze koyduğu “Terörsüz Türkiye” ve onun ortak bildirisine imza atan kurucu partinin milletvekilleri… Özetle ABD büyükelçisinin “Osmanlı devlet sistemi, Osmanlı millet modeli” önerisini içinde özenle seçilmiş cümlelerle saklamaya çalışan ama özünde üniter ulus devleti etnik yapılara ayırmayı, bu yöndeki düzenlemelerin ve çok dilliliğin önünü açan yasal düzenlemelerin yapılmasını hedefleyen bu belge ile yeni sorunlara kapılar aralanmıştır. Bu belgenin altına imza atanlar, hele hele içimize sinmedi diyerek imza atanlar, lütfen tarihe baksınlar, kurucu partinin kurucu liderine baksınlar, onun kurucu ilkelerine baksınlar. Tarih affetmez! 
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkan Yardımcısı Hatice Topçu "Tarih Affetmez" başlıklı makalesinde; Lozan Barış Antlaşması’nı dışlayan, etnik kimlik tanımlarına kapı aralayan ve 47 milletvekilinin imzasıyla kabul edilen tartışmalı raporun yarattığı derin çelişkileri mercek altına alıyor.

Hatice Topçu , Medya Siyaset Gazetesinde yayımlanan makalesinde Türkiye’nin, kuruluş felsefesinden ve ulus devlet kimliğinden koparılmak istenen stratejik bir kuşatmanın ve bu kuşatmanın yerli siyasi aktörler eliyle meşrulaştırılması tehlikesinin eşiğinde bulunduğuna dikkat çekiyor. Özellikle kurucu partinin temsilcilerinin, "içimize sinmedi" diyerek attıkları imzaların tarihsel ve anayasal sorumluluğuna dikkat çeken Topçu; ülkenin gerçek gündemi olan ekonomik buhran, eğitimdeki gericileşme ve toplumsal yozlaşma halı altına süpürülürken, üniter yapıyı hedef alan bu hamlelerin doğuracağı sonuçlar konusunda sert bir uyarıda bulunuyor. Bu yazı, Cumhuriyet’in temel taşlarını yerinden oynatmaya yönelik girişimlere karşı bir bilinç tazeleme ve tarihin sarsılmaz hafızasına düşülmüş bir kayıt niteliği taşıyor.



Tarih Affetmez

Ülkemiz dışardan dayatılan ve yerli işbirlikçiler tarafından adım adım gerçekleştirilen emperyalist bir projenin içerisindedir.  Gelinen noktada üniter, ulus devlet yapımızı, dil birliğimizi hedef alan rapor ne yazık ki 47 imza ile kabul edilmiştir.

İmzalanan belge kendi içinde birçok çelişki barındırmaktadır.  Öyle görünüyor ki teröristbaşı, uzantıları ve belgeye imza koyanlar belgenin içinde barındırdığı tutarsızlıklarla değil amacı karşılayıp karşılamadığıyla daha çok ilgilenmişlerdir. Öyle ya; onca toplantı, onca görüşme…

Gerçi belgenin altına imza koyup, sonra da televizyonlara çıkıp, içimize sinmedi laflarına tanıklık ettik. Sanıyorum ilgililer milletin vekili olduklarının farkında değiller.

Bir milletvekili içine sinmeyen bir belgeyi neden imzalar?

Hele hele Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucu partisinin milletvekili ise… Hele hele kurucu önderin 38 yaşında sine-i millete döndüğü bir partinin vekili ise…

Açıklasınlar lütfen, içlerine sinmeyen bir belgeyi hangi sebeplerle imzaladılar. Bu konu yok şöyle, yok böyle ifadeleriyle geçiştirilemeyecek bir konudur. Çünkü hedefe konulan üniter ulus devlet yapımızdır ve yarın doğacak yeni durumlar karşısında tarih size attığınız imzanın hesabını soracaktır!

Üstelik bu vekiller açıklamalarıyla rapordaki ifadelerin üniter ulus devlet kimlik tanımından uzaklaştığını, etnik kimlik tanımlarına açık olduğunu belirttiler. Bu doğuracağı sonuçları bile bile belgenin altına imza attıklarının itirafı değil midir?

Rapor Ülkemizin kilidi Lozan Barış Anlaşmasını dışlamıştır.  Cumhuriyetimizin kurucu partisinin süreci meşrulaştırmasını sağlamıştır. 50 bin yurttaşımızın katili teröristbaşı Apo’yu Güneydoğu halkının lideri yapmıştır.

Değerli okurlar,

Barış ve kardeşlik herkesin arzuladığı olgulardır. Ancak Anayasasında “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ifadesinin yer aldığı bir ulusta barış ve kardeşliğe engel olan ne, bilen var mı? Ya da raporun bu soruyu yanıtladığını düşünen var mı?

Soruyorum, Anayasasının 10. Maddesi ile yurttaşlıkta eşitliğin düzenlediği bir ulus devlette barış ve kardeşliği engelleyen ne? Bu rapor bunun yanıtlıyor mu?

Ülkemizin sorunları var, hem de çok büyük sorunları var. Sıralayalım:

  • 2017 referandumu ile oluşturulan; güçler ayrılığını rafa kaldıran, meclisi işlevsizleştiren, seçilmişlerin değil atanmışların yönettiği sistem sorundur.
  • Feodalizm ve onun köleleştirdiği halkın yüzyıllardır çektikleri büyük bir sorundur. Yapının güçten yana olan katı kurallarının uygulamaları; küçücük bir kız çocuğunu ‘Narin’i öldüren; çocuk gelinlerin devamını sağlayan, 80’lik dedelerle 14 yaşındaki kızları, üstelik kadını nesneleştiren bir anlayışla, karşılığında para alınarak evlendiren sistem sorundur. Yani hukuk devletinde Medeni Kanun’un hükümlerini yok sayan anlayışların halen cezasız kalması sorundur.
  • Yokluk, yoksunluk sorundur.
  • Üretmeden tüketmek ve bağlı olarak işsizlik sorundur.
  • Ekilmeyen toprakların varlığı, buğdayın anavatanı olan ülkemizin buğday ve neredeyse tarım ürünlerimizin tamamını ithal edilmesi; hayvancılığın bitirilmesi, et ithal edilmesi sorundur.
  • Kur-an Kursu adıyla Medrese açmak sorundur.
  • Eğitimin ideolojiye alet edilmesi, akıl ve bilimden uzaklaştırılması; ezberci, dinci, piyasacı bir yapıya dönüştürülmesi sorundur.
  • Özel sektörün eğitim ve sağlık gibi kamucu alanlara yatırım yapmasının devlet eliyle desteklenmesi sorundur.
  • Yap-İşlet-Devret modeliyle doğmamış bebeklerin borçlandırılması sorundur.
  • Koruma altında olan devrim kanunlarımızın dolanılması sorundur.
  • Cumhuriyetin kamucu anlayışla ürettiklerinin satılmış olması ve kamucu-halkçı ekonomiden uzaklaşılarak liberal ekonomi modelinin yoksulu yoksullaştıran, zengini zenginleştiren modelin benimsenmesi sorundur.
  • Demokrasi adı altında teslim alınmış parti liderleri tarafından oluşturulan isimlere halkın oy kullanmasını dayatan ve halkı sadece seçme tarafında tutan seçilme hakkını elinden alan siyaset kurumu bir sorundur.
  • Milli irade sözünü dilinden düşürmeyip, kaybedilen belediyeleri operasyonlarla (kayyum-transfer-seçilmişleri içeri atmaya vb.) ele geçirme, milletvekili transferleri ve siyaset kurumunu aşındıran uygulamaların olduğu seçim yasası sorundur.
  • Kadın cinayetleri, çocuk istismarları ve daha pek çok sayamadıklarım sorun…

Bakın ne kadar çok sorunu var ülkemizin. Köprülerin satışına kadar gelindi! Bütün bunlar dururken ayakkabı numarasına kadar biliyoruz denilerek terörün bittiğini söyleyenlerin çözüm olarak önümüze koyduğu “Terörsüz Türkiye” ve onun ortak bildirisine imza atan kurucu partinin milletvekilleri…

Özetle ABD büyükelçisinin “Osmanlı devlet sistemi, Osmanlı millet modeli” önerisini içinde özenle seçilmiş cümlelerle saklamaya çalışan ama özünde üniter ulus devleti etnik yapılara ayırmayı, bu yöndeki düzenlemelerin ve çok dilliliğin önünü açan yasal düzenlemelerin yapılmasını hedefleyen bu belge ile yeni sorunlara kapılar aralanmıştır.

Bu belgenin altına imza atanlar, hele hele içimize sinmedi diyerek imza atanlar, lütfen tarihe baksınlar, kurucu partinin kurucu liderine baksınlar, onun kurucu ilkelerine baksınlar.

Tarih affetmez! 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.