Türk edebiyatında dik duruşun, ödün vermez bir aydın kimliğinin simgelerinden biridir Hasan İzzettin Dinamo. Onun ne hayatı ne de yazdıkları ansiklopedi sayfalarındaki kuru, ruhsuz maddelere sığar.
Çünkü Dinamo, edebiyatı fildişi kulelerde ya da konforlu salonlarda değil; yoksulluğun, savaşın, göçlerin ve sürgünlerin tam ortasında, bizzat yaşayarak inşa etti.
1909 yılında Trabzon Akçaabat’ta doğan Dinamo, henüz çocukken babasını Birinci Dünya Savaşı’nda şehit verdi. Bu yüzden kardeşiyle birlikte Dar-ül Eytam’a (Yetiştirme Yurdu) yerleştirildi.Savaşın o soğuk, yıkıcı yüzüyle, açlıkla ve büyük yokluklarla çok erken yaşta tanıştı. Çocukluğunda ruhuna kazınan bu derin acılar, ileride kaleme alacağı o güçlü toplumcu gerçekçi çizginin de ilk yapı taşları oldu.
Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’ne adım attığında, sadece dersleriyle ilgilenen sıradan bir öğrenci olmadı. Ülkenin ve dünyanın gidişatını yakından takip eden, toplumsal dertlere kafa yoran politik bir bilince sahipti. 1920’lerin sonunda dönemin saygın dergilerinde ilk şiirleri yayımlandığında, edebiyat dünyası henüz nasıl gür ve sıra dışı bir sesle karşı karşıya olduğunu tam olarak anlayamamıştı. O, hiçbir zaman dönemin modasına uymadı; süslü kelimelerin, yapay imgelerin arkasına gizlenmedi. Şiiri her zaman yalın, berrak ve doğrudan halka akan coşkun bir nehir gibiydi. Bir yandan Anadolu köylüsünün, fabrikadaki işçinin, yani tüm emekçilerin sessiz dramını anlatırken; diğer yandan da insanlığı kıran savaşlara karşı barışın, kardeşliğin savunuculuğunu yaptı.
Yalnızca şiirle de sınırlı kalmadı; Türk romanında silinmeyecek izler bıraktı. Özellikle Kurtuluş Savaşı’nı sadece komutanların stratejileriyle değil; cephe arkasındaki halkın, toprağı işleyen kadınların, çocukların ve adsız sansız kahramanların gözünden anlattığı 8 ciltlik devasa “Kutsal İsyan” serisi, edebiyatımızın anıt eserlerindendir. Bu serinin devamı niteliğindeki “Kutsal Barış” ise, cepheden dönen yorgun bir halkın bu kez kendi topraklarında sosyal adalet, ekmek ve hürriyet uğruna verdiği büyük mücadeleyi tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer.
Elbette egemen anlayışlara karşı bu kadar net, tavizsiz bir sosyalist ve halkçı çizgiye sahip olmanın bedeli o dönemlerde çok ağırdı. İnandığı değerlerden milim sapmadığı için siyasi baskıların, sansürlerin ve sonu gelmez davaların hedefi oldu. Kitapları defalarca toplatıldı, yazıları yasaklandı; yaşamının en üretken yılları parmaklıklar ardında geçti. Onu susturmak, yok saymak ve unutturmak istediler. Ancak ne zindan duvarları ne de baskılar, onun halkına olan inancını ve yazma tutkusunu söndürebildi.
Hasan İzzettin Dinamo, tüm engellemelere inat kalemiyle direnmeyi ve karanlığın ortasında bir umut ışığı yakmayı son nefesine kadar sürdürdü. Bugün geride bıraktığı eserler, sadece geçmişin mücadelelerini anlatan tarihi birer belge değil; emeğin, barışın ve insan onurunun zamansız birer manifestosudur. O, fırtınalı bir devrin en namuslu tanıklarından biri olarak, eğilmeyen başı ve susmayan kalemiyle edebiyatımızda yol göstermeye devam ediyor.
“Yaşamak Kahramanlığı” adlı şiirinin bir bölümünde, kendini şu dizelerle anlatır :
“Ben, o günlerin çocuğuyum işte
Ben yaralı Hasan,
Geçtim semender gibi
Ateş ormanları arasından,
Ondan açlık düşmanıyım
Ondan savaş düşmanı.
Ondan oldu yaşayışım boyunca yerim,
Gözyaşının yanı.
Ondan oldu bağrım
Evrensel barışın vatanı!”
20 Haziran 1989 günü aramızdan ayrılan Hasan İzzettin Dinamo’yu sevgi ve özlemle anıyorum.
