İlkokulda okurken tarihi kitapları okumaya ilgim vardı. Bu yüzden ilkokul öğretmenim Behzat Ay, bana sık sık küçük tarihi kitaplar verirdi. Kütüphaneye gittiğimde ise, eğer ödevim yoksa, mutlaka tarihi kitaplara yönelirdim.
Tarih kitaplarının o insanı uzak tutan, sıkıcı ve mesafeli dili bilinen bir gerçek... Sayfalarca antlaşma maddesi, sonu gelmez kronolojik sıralamalar ve kuru rakamlar arasında kaybolup gidersiniz. Ama bazı kitaplar var ki bu ezberi tamamen bozuyor. Çünkü yazarı, anlattığı o tarihin dışarıdan bir gözlemcisi değil; bizzat o olayları yaşayan, yön veren isimlerden biri. Dr. Abdurrahman Melek’in ilk kez 1966’da Türk Tarih Kurumu’ndan çıkan ‘’Hatay Nasıl Kurtuldu’’(Cumhuriyet Kitapları Temmuz 1999) hatıraları tam da böyle bir kitap.
Kitabın arka kapağında yer alan Abdurrahman Melek’in yazısını buraya alarak yazıma başlıyorum : “Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı İmparatorluğu için kötü sonu, Türk vatanının güzel bir parçası olan Hatay’ı, 19 yıl Fransız mandası altında ve Suriye yönetiminde bırakmıştır. Bu dönem içinde, bu bölgenin karşılaştığı güçlükleri, 1919’dan Anavatana katılış tarihi olan 1939 yılına kadar milli emellerimizin gerçekleşmesi için nasıl çalışıldığını, içinde yaşadığımız ve gördüğüm olayları yayımlamayı görev bildim. Bu amaçla hazırladığım bu eseri Türk milletine bir borç bilirim.”
Hatay Devleti’nin ilk ve tek başbakanı olan Abdurrahman Melek, bu incecik kitapta bir şehrin kaderinin hem sahada hem masada nasıl ilmek ilmek işlendiğini ilk ağızdan anlatıyor. Kitap kuru bir günlükten ibaret değil; Hatay’ın anavatana katılma sürecindeki o kıran kırana diplomatik satrancı, çekilen çileleri ve en önemlisi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu meseleye nasıl baş koyduğunu çok canlı bir şekilde gözler önüne seriyor.
Yazarın tıp doktoru olmasından gelen o analitik ve gözlemci bakış, Hatay Erginlik Cemiyeti günlerinden başbakanlık yıllarına kadar tüm mücadelede kendini hissettiriyor. Kitabın en güzel yanı da bu zaten: Abdurrahman Melek tüm bu tarihi kırılma anlarını büyük bir tevazuyla, hiç öyle ‘’ben oradaydım, ben yaptım’’ telaşına düşmeden, son derece tarafsız aktarmış. Hatay’ın kurtuluşunu öyle askeri bir gövde gösterisi ya da Fransızların bir anda çekip gitmesi gibi basit bir olay gibi anlatmıyor.
Aksine; Fransa, Suriye ve Türkiye üçgeninde sıkışan, Milletler Cemiyeti’nin Cenevre koridorlarında dönen o yıpratıcı bürokrasinin perde arkasını büyük bir açıklıkla önümüze koyuyor.
Cenevre’deki o zorlu müzakereleri, Fransız delegelerle yapılan çetin pazarlıkları ve Hatay halkının kendi kimliğini korumak için dişiyle tırnağıyla verdiği o sessiz direnişi okurken, dönemin gerginliğini adeta yaşıyorsunuz. Kitabın kesinlikle en etkileyici kısmı Atatürk’ün Hatay vizyonu. Melek’in, Gazi ile yaptığı baş başa görüşmeleri, onun hasta yatağındayken bile Hatay haritaları üzerinde nasıl kafa yorduğunu ve Fransızlara gözdağı vermek için sağlığını hiçe sayıp çıktığı o Adana-Mersin seyahatini anlattığı bölümler insanı gerçekten duygulandırıyor. Buradan çok net anlıyoruz ki, Hatay’ın kurtuluşu tesadüfi bir diplomatik başarı değil; Atatürk’ün dehasıyla örülmüş, barışçıl yolları sonuna kadar zorlayan ama gerektiğinde askeri gücü göstermekten de çekinmeyen muazzam bir stratejinin ürünü. Yaklaşık 160 sayfalık bu küçük kitap, hacminin aksine dopdolu bir içeriğe sahip. Abdurrahman Melek okuyucuyu ağdalı cümlelerle ya da gereksiz bürokratik detaylarla boğmuyor; hatıra türünün o samimi havasını resmi belgelerin ciddiyetiyle çok iyi dengelemiş. Süreç boyunca yaşanan idari aksaklıklar, Hatay’ın kendi içindeki etnik dengeler ve seçim dönemindeki provokasyonlar da sansürsüzce ele alınmış. Bu yönüyle metin bir propaganda aracı olmaktan çok uzak, son derece dürüst bir kaynak.
Kitaba ilişkin küçük bir eleştiri getirmek gerekirse; yazar olayların tam merkezinde olduğu için bugün bizim çok merak ettiğimiz bazı kritik anları adeta bir günlük notu gibi hızlıca geçiştirmiş. Dönemin aktörleri arasındaki fikir ayrılıklarına ya da daha derin karakter analizlerine yer verilse iyi olurdu.
Ancak yazarın şahsi hesaplaşmalardan ve dedikodudan uzak durarak, Hatay’ın kurtuluş mekanizmasını resmi ve ahlaki boyutuyla sunma gayreti düşünülürse, bu da anlaşılabilir bir tercih.
‘’Hatay Nasıl Kurtuldu’’, Türkiye’nin dış politikada tek bir kurşun bile atmadan, sadece diplomatik zeka, kararlılık ve doğru zamanlamayla nasıl büyük bir başarı elde edebileceğinin zamansız bir dersi gibi. Eğer bu tarihi süreci kuru tarih kitaplarından değil de o mecliste bizzat o kararlara imza atmış bir başbakanın kendi kaleminden okumak isterseniz, bu su gibi akan eser kütüphanenizde mutlaka yer almalı.
