Deniz Kıte
Köşe Yazarı
Deniz Kıte
 

Herkes Acısını Kendince Yaşar

Bir evde yas varsa, o evde sessizlik konuşur. O gün bizim evde de öyleydi. Herkesin aklında başka bir düşünce, kalbinde başka bir ağırlık vardı. Yüzlerde aynı duygu: Hüzün. Annem ağlıyordu. Kardeşim anneme destek olmaya çalışırken gözyaşlarına engel olamıyordu. Ben ise sessizce kalkıp nehri gören geniş balkona çıktım. Ellerimi balkondaki rengârenk çiçeklerin üzerinde gezdirdim. Babamın büyük bir özenle büyüttüğü çiçeklerdi bunlar. Aralarından en sevdiklerimi seçip küçük bir demet yaptım. Babamın cenazesi için Adana’ya gidişim, ölümünden bir gün sonraydı. Çünkü o sırada verdiğim bir eğitimi yarıda bırakmak istememiştim. Öğrencilerimin ısrarına rağmen programı tamamlamış, ancak ertesi gün yola çıkabilmiştim. Cenaze sabahı, elimde o küçük çiçek demetiyle son görevimizi yerine getirmeye gidiyorduk. Arabada hiç konuşmadım. Aklımda, babamın birkaç ay önce hastanede bana verdirdiği iki söz vardı. O günlerden birinde, bilinci tamamen yerindeyken bana şöyle demişti: “Kızım bana iki şey için söz ver. Çok güzel bir kadınsın; lütfen eski haline dön ve zayıfla. Ve şu an mutlu değilsin, görüyorum. Mutlu olmadığın kişiyle ve yerde durma. Hayat bir anda geçecek. Günlerini boşa harcama.” Camide yıkanıp kefene sarılmış babamı son kez görmemize izin verdiklerinde annem gözyaşları içinde “Uyuyor… uyuyor…” diyerek kendini teselli etmeye çalışıyordu. Kardeşim ve ablam ne düşünüyordu, bilmiyorum. Ben ise içimden bir kez daha yemin ettim: O iki sözü tutacaktım. Kısa süre sonra babam toprağa verildi. Ben de elimdeki demeti, onun yıllarca sevgiyle büyüttüğü balkon çiçeklerinden yaptığım o küçük buketi, mezarına bıraktım. Çiçekleriyle birlikte gömüldü. Ben ağlayamadım. Zaten zor ağlayan biriydim. O gün de gözyaşım gelmedi. Galiba on beş gün kadar sonra, ona ithafen bir şiir yazdım. 9 Aralık’taki cenazeden günler sonra Büyükada’ya döndüm. Ve sözümü tutmaya ilk adımı atarak spora başladım. O günlerden sadece üç ay sonra dünyayı COVID salgınının saracağından habersizdim. Herkes için o dönem farklı yaşandı. Benim için ise derin bir iç muhasebe zamanıydı. Babama verdiğim söz sayesinde yürüyüşlere başladım. Yıllardır alışık olduğum iki öğün yemek düzenine geri döndüm. Yürüyüşlerim sırasında en sevdiğim şarkıları dinliyor, bazen sanki babama gönderir gibi özçekimler yapıp sosyal medyada paylaşıyordum. Ve o özçekimler sayesinde kendimi görmeye başladım. Aynaya bakmak gibi değildi bu. Gerçekten kendimi görüyordum. Yeni yaşam biçimimi paylaştıkça insanların bundan etkilendiğini fark ettim. Aynı dönemde yıllardır yaptığım arabuluculuk mesleğini de geride bırakmaya karar verdim. Ama ne yapacağımı bilmediğim bir döneme de böylece adım attım. O dönem, belki de hayatımın en kararsız dönemiydi. 2020 yılının Haziran ayında Babalar Günü için bikiniyle birkaç fotoğraf çektirdim. Hâlâ istediğim kadar zayıflamamıştım ama babama verdiğim sözü tutmuş bir kadın olarak kendimle gurur duyuyordum. Çünkü yıllar önce, lise sona geçtiğimde çok beğenerek aldığım mayoyu giyip babama gösterdiğimde bana şöyle demişti: “Kızım bu ne? Yarın bir gün evlenirsin, kocan izin vermez. Çocuğun olur, bedenin izin vermez. Bikini giyemezsin. Şimdi giyebiliyorken giy!” Ve ardından o çok sevdiğim cümlesini eklemişti: “Benimleyken istediklerini yap kızım.” Sanırım bir yıl boyunca, hayatımda daha önce hiç yapmadığım halde ve ellili yaşlarımı geçmişken, mayolu ve bikinili fotoğraflar paylaştım. Bir sonraki Babalar Günü geldiğinde ise artık istediğim kiloya ulaşmıştım. Ama mesele artık zayıflamak değildi; mesele sağlıklı yaşamak olmuştu. Adaların otlarını toplamaya başladım. Doğal ürünler pişirmeyi öğrendim. Spor, hayatımın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Hatta bu yolculuk beni üniversitede Rekreasyon bölümünde okumaya kadar götürdü. Bu dönüşüm yaşanırken babamı onurlandırmanın başka bir yolunu daha buldum. Türk Sanat Müziğini çok seven babamın anısına Adalar Korosu’na katıldım. Çünkü çocukluğumun en güçlü hatıralarından biri akşam sofralarımızdı. Babamın rakı içtiği, arka planda Türk Sanat Müziği plaklarının çaldığı ve onun o güzel sesiyle şarkılara eşlik ettiği akşamlar… Korodaki her provada ve her konserde sanki babam beni dinliyormuş gibi hazırlanıyordum. Her çalışma, babama veda edişimin başka bir adımıydı. İlerleyen dönemde hayatıma bir başka mucize daha girdi: Tomurcuk Kooperatifi. Kurucu anneleri ve dünya tatlısı özel gereksinimli gençleriyle tanıştım. Onlar beni bambaşka bir şekilde dönüştürdü. Ağlayamayan ben, Kooperatif adına yaptığım her konuşmada gözyaşlarıma engel olamaz oldum. Sarıldığım her genç, kalbimi yumuşattı, ruhuma şifa oldu. Belki de hayatımın en büyük şanslarından biri yolumun onlarla kesişmesiydi. Ve 2024 yılı sonbaharında bugün Başkan Yardımcılığını yürüttüğüm Serhat Akpınar ile çalışma yolumuz kesişti. Girne Amerikan Üniversitesi ile başlayan yolculuğumuz, onun vizyonerliğiyle on sekizinci ayda The Eduverse adı altında uluslararası bir eğitim ekosistemine dönüştü. Bugün geriye baktığımda, babama verdiğim sözleri tutmuş olmanın huzurunu yaşıyorum. Ama daha önemlisi, o sözleri verirken babamın aslında bana bir hayat pusulası bıraktığını ancak anlıyorum. O sözler, beni hayata “anlamlı” şekilde bağladı. Bu yıl içinde “Anlamlı Yaş Alma – Purposeful Longevity” koçluğu programlarım başlıyor. Son yedi yılın bütün deneyimleri, yaşadığım dönüşüm ve öğrendiklerim artık başkalarına da yol gösterecek bir üniversite programına dönüşüyor. Herkes yasını kendince yaşar. Ben ağlamayı seçmedim. Geçmişi özleyerek ya da hayıflanarak hatırlamayı da seçmedim. Tam tersine geçmişten güç almayı seçtim. Acıyı, beni kanatlandıracak bir güce dönüştürmeyi seçtim. Babamın mutlu kızı olmayı seçtim. Çünkü yas aslında bir son değil, bir dönüşümdür. Ve bazen yas, sonunda kutlanacak bir ritüele dönüşebilir. Ama bunun için önce gerçekten yaşanması gerekir. Herkes yasını farklı yaşar. Ama yasını dönüştürüp kutlayabilenlerin sayısı çok azdır. Benim şansım, babamın bana verdirdiği o iki sözdür. Şimdi hayat benim için tek bir cümleyle tanımlanıyor: Anlam odaklı bir yaşam. 
Ekleme Tarihi: 11 Mart 2026 -Çarşamba
Deniz Kıte

Herkes Acısını Kendince Yaşar

Bir evde yas varsa, o evde sessizlik konuşur. O gün bizim evde de öyleydi.

Herkesin aklında başka bir düşünce, kalbinde başka bir ağırlık vardı.

Yüzlerde aynı duygu: Hüzün.

Annem ağlıyordu. Kardeşim anneme destek olmaya çalışırken gözyaşlarına engel olamıyordu. Ben ise sessizce kalkıp nehri gören geniş balkona çıktım. Ellerimi balkondaki rengârenk çiçeklerin üzerinde gezdirdim. Babamın büyük bir özenle büyüttüğü çiçeklerdi bunlar. Aralarından en sevdiklerimi seçip küçük bir demet yaptım.

Babamın cenazesi için Adana’ya gidişim, ölümünden bir gün sonraydı. Çünkü o sırada verdiğim bir eğitimi yarıda bırakmak istememiştim. Öğrencilerimin ısrarına rağmen programı tamamlamış, ancak ertesi gün yola çıkabilmiştim. Cenaze sabahı, elimde o küçük çiçek demetiyle son görevimizi yerine getirmeye gidiyorduk.

Arabada hiç konuşmadım. Aklımda, babamın birkaç ay önce hastanede bana verdirdiği iki söz vardı. O günlerden birinde, bilinci tamamen yerindeyken bana şöyle demişti:

“Kızım bana iki şey için söz ver. Çok güzel bir kadınsın; lütfen eski haline dön ve zayıfla. Ve şu an mutlu değilsin, görüyorum. Mutlu olmadığın kişiyle ve yerde durma. Hayat bir anda geçecek. Günlerini boşa harcama.”

Camide yıkanıp kefene sarılmış babamı son kez görmemize izin verdiklerinde annem gözyaşları içinde “Uyuyor… uyuyor…” diyerek kendini teselli etmeye çalışıyordu. Kardeşim ve ablam ne düşünüyordu, bilmiyorum. Ben ise içimden bir kez daha yemin ettim: O iki sözü tutacaktım.

Kısa süre sonra babam toprağa verildi. Ben de elimdeki demeti, onun yıllarca sevgiyle büyüttüğü balkon çiçeklerinden yaptığım o küçük buketi, mezarına bıraktım. Çiçekleriyle birlikte gömüldü. Ben ağlayamadım. Zaten zor ağlayan biriydim. O gün de gözyaşım gelmedi. Galiba on beş gün kadar sonra, ona ithafen bir şiir yazdım.

9 Aralık’taki cenazeden günler sonra Büyükada’ya döndüm. Ve sözümü tutmaya ilk adımı atarak spora başladım. O günlerden sadece üç ay sonra dünyayı COVID salgınının saracağından habersizdim. Herkes için o dönem farklı yaşandı. Benim için ise derin bir iç muhasebe zamanıydı.

Babama verdiğim söz sayesinde yürüyüşlere başladım. Yıllardır alışık olduğum iki öğün yemek düzenine geri döndüm. Yürüyüşlerim sırasında en sevdiğim şarkıları dinliyor, bazen sanki babama gönderir gibi özçekimler yapıp sosyal medyada paylaşıyordum. Ve o özçekimler sayesinde kendimi görmeye başladım. Aynaya bakmak gibi değildi bu. Gerçekten kendimi görüyordum. Yeni yaşam biçimimi paylaştıkça insanların bundan etkilendiğini fark ettim. Aynı dönemde yıllardır yaptığım arabuluculuk mesleğini de geride bırakmaya karar verdim. Ama ne yapacağımı bilmediğim bir döneme de böylece adım attım. O dönem, belki de hayatımın en kararsız dönemiydi.

2020 yılının Haziran ayında Babalar Günü için bikiniyle birkaç fotoğraf çektirdim. Hâlâ istediğim kadar zayıflamamıştım ama babama verdiğim sözü tutmuş bir kadın olarak kendimle gurur duyuyordum. Çünkü yıllar önce, lise sona geçtiğimde çok beğenerek aldığım mayoyu giyip babama gösterdiğimde bana şöyle demişti:

“Kızım bu ne? Yarın bir gün evlenirsin, kocan izin vermez. Çocuğun olur, bedenin izin vermez. Bikini giyemezsin. Şimdi giyebiliyorken giy!”
Ve ardından o çok sevdiğim cümlesini eklemişti: “Benimleyken istediklerini yap kızım.”

Sanırım bir yıl boyunca, hayatımda daha önce hiç yapmadığım halde ve ellili yaşlarımı geçmişken, mayolu ve bikinili fotoğraflar paylaştım. Bir sonraki Babalar Günü geldiğinde ise artık istediğim kiloya ulaşmıştım. Ama mesele artık zayıflamak değildi; mesele sağlıklı yaşamak olmuştu. Adaların otlarını toplamaya başladım. Doğal ürünler pişirmeyi öğrendim. Spor, hayatımın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Hatta bu yolculuk beni üniversitede Rekreasyon bölümünde okumaya kadar götürdü.

Bu dönüşüm yaşanırken babamı onurlandırmanın başka bir yolunu daha buldum. Türk Sanat Müziğini çok seven babamın anısına Adalar Korosu’na katıldım. Çünkü çocukluğumun en güçlü hatıralarından biri akşam sofralarımızdı. Babamın rakı içtiği, arka planda Türk Sanat Müziği plaklarının çaldığı ve onun o güzel sesiyle şarkılara eşlik ettiği akşamlar… Korodaki her provada ve her konserde sanki babam beni dinliyormuş gibi hazırlanıyordum. Her çalışma, babama veda edişimin başka bir adımıydı.

İlerleyen dönemde hayatıma bir başka mucize daha girdi: Tomurcuk Kooperatifi. Kurucu anneleri ve dünya tatlısı özel gereksinimli gençleriyle tanıştım. Onlar beni bambaşka bir şekilde dönüştürdü. Ağlayamayan ben, Kooperatif adına yaptığım her konuşmada gözyaşlarıma engel olamaz oldum. Sarıldığım her genç, kalbimi yumuşattı, ruhuma şifa oldu. Belki de hayatımın en büyük şanslarından biri yolumun onlarla kesişmesiydi.

Ve 2024 yılı sonbaharında bugün Başkan Yardımcılığını yürüttüğüm Serhat Akpınar ile çalışma yolumuz kesişti. Girne Amerikan Üniversitesi ile başlayan yolculuğumuz, onun vizyonerliğiyle on sekizinci ayda The Eduverse adı altında uluslararası bir eğitim ekosistemine dönüştü.

Bugün geriye baktığımda, babama verdiğim sözleri tutmuş olmanın huzurunu yaşıyorum. Ama daha önemlisi, o sözleri verirken babamın aslında bana bir hayat pusulası bıraktığını ancak anlıyorum. O sözler, beni hayata “anlamlı” şekilde bağladı.

Bu yıl içinde “Anlamlı Yaş Alma – Purposeful Longevity” koçluğu programlarım başlıyor. Son yedi yılın bütün deneyimleri, yaşadığım dönüşüm ve öğrendiklerim artık başkalarına da yol gösterecek bir üniversite programına dönüşüyor.

Herkes yasını kendince yaşar. Ben ağlamayı seçmedim. Geçmişi özleyerek ya da hayıflanarak hatırlamayı da seçmedim. Tam tersine geçmişten güç almayı seçtim. Acıyı, beni kanatlandıracak bir güce dönüştürmeyi seçtim. Babamın mutlu kızı olmayı seçtim. Çünkü yas aslında bir son değil, bir dönüşümdür. Ve bazen yas, sonunda kutlanacak bir ritüele dönüşebilir. Ama bunun için önce gerçekten yaşanması gerekir.

Herkes yasını farklı yaşar. Ama yasını dönüştürüp kutlayabilenlerin sayısı çok azdır. Benim şansım, babamın bana verdirdiği o iki sözdür. Şimdi hayat benim için tek bir cümleyle tanımlanıyor: Anlam odaklı bir yaşam. 

Yazıya ifade bırak !