Ersoy Arslan
Köşe Yazarı
Ersoy Arslan
 

AŞK ACISI

Mahalle kahvehanesi… Duvarda parlayan bir Atatürk posteri, köşede tavla zarı yuvarlanıyor. Ortada çaydan fokur fokur buhar çıkıyor. Bir köşede âşık Ersoy, kafası önde, çayı karıştırıyor. Yan masada “Dayı” lakaplı (Mahallenin dayısı) 60’lık bir abimiz, gazeteyi ters tutmuş. Kapıdan “Teyze” giriyor (mahallenin teyzesi); elinde alışveriş filesi, gözlerinde merak. Dayı: (Ersoy’a bakıp) Oğlum, yine mi aşk acısı? Bu kaçıncı oldu la? Çay bardağı bile seni görünce ağlamaya başladı artık. Ersoy: Dayı, bu sefer farklı… Yani en azından, bu sefer o kadar olacak gibiydi ki, o denli yakınlaşmıştım ki hedefe… Lakin yine duygularımın içine edildi, üzerine sifonlar çekildi. Dayı: Hah! Bize de öyle olurdu gençken… Ama unutma, kadın dediğin… (büyük bir bilgelikle parmağını kaldırır) …dolmuş gibidir, kaçırırsan bir sonrakine binersin! Teyze: (gürültüyle sandalyeye oturur) Hah dayı, atma gari… Sen 40 senedir Hatice’yi unutabildin mi ki? Geçen gün pazarda gördüm, hâlâ “Hatice beni terk etti, kalbim kanıyor” diyordun. Dayı: (öksürür, bakışlarını kaçırır) O… o ayrı mesele… Hatice dolmuş değil, belediye otobüsüydü, son seferdi… Ersoy: (gözleri dolu) Ben de öyle hissediyorum işte… Sanki onunla son şansı kaçırdım… Teyze: (filesinden patates çıkarırken) Bak evladım, aşk acısının çaresi çikolatadır… Ama pahalı çikolata olacak, ucuz yersen sadece kilo alırsın, dert baki kalır. Dayı: Yok be teyze, aşk acısının tek çaresi yeni aşktır… Baktın olmuyor, hemen ihaleye çıkacaksın. Memlekette işsizlik çok ama kalp boşluğu da çok… Dengeyi kurmak lazım. Ersoy: (derin iç çeker) Bilmiyorum ama, bir gün beni de görür mü acaba?.. Şu dünyada kimsenin onu benden daha çok sevmediğini, sevemeyeceğini anlar mı ki bir gün? Teyze: (gözleri parlar, istihbarat moduna girer) Bak onu sana ben diyim… Dün akşam kız kardeşini bakkalda gördüm, ekmek aldı. Sonra da seninkinin kuzeniyle lafladım, diyor ki “Takıldığı çocuk aslında bizim kızla gönül eğlendiriyormuş, ayrılacaklarmış.” Bence %78 ihtimalle, bu gönül darbesinden sonra sana meyletcek… Dayı: Ne %78’i teyze ya? Borsa mı bu? Kalp dediğin ya atar ya durur. Dönerse döner, dönmezse “gönül stop-loss yapar”! Ersoy: (şaşkın) Stop-loss da ne dayı? Dayı: Borsa terimi oğlum… Yani zararı kesersin. Duygusal bağını da öyle kesip atacan. Yalnız keserken acıyabilir, ağlatabilir, aldırma, kes at gözle görünmeyen o duygusal kordon bağlarını. Teyze: Ersoy, sen beni dinle… Akşam eve gel, sana kısmet bakarım. İki kahve falı, üç dedikodu, bir de eski fotoğraf… Hemen anlarsın bu iş olacak mı. Dayı: Olmazsa da seneye yeni bir acı bulursun… Meraklısın ne de olsa, olmayacağı oldurmaya çalışmaya… Ersoy: (çayı tek yudumda içip ayağa kalkar) Peki dayı, teyze… Sağ olun… Gideyim de biraz daha düşüneyim, kadınlar neden kendilerini ağlatacak adamların peşinden ısrarla koşmaya devam ediyorlar, diye… Teyze: Önce şu çayı öde de sonra neyi düşünüyorsan düşün…Ha, kahve içmeye gel ama muhakkak.
Ekleme Tarihi: 02 Ağustos 2025 -Cumartesi
Ersoy Arslan

AŞK ACISI

Mahalle kahvehanesi… Duvarda parlayan bir Atatürk posteri, köşede tavla zarı yuvarlanıyor. Ortada çaydan fokur fokur buhar çıkıyor. Bir köşede âşık Ersoy, kafası önde, çayı karıştırıyor. Yan masada “Dayı” lakaplı (Mahallenin dayısı) 60’lık bir abimiz, gazeteyi ters tutmuş. Kapıdan “Teyze” giriyor (mahallenin teyzesi); elinde alışveriş filesi, gözlerinde merak.

Dayı: (Ersoy’a bakıp)

Oğlum, yine mi aşk acısı? Bu kaçıncı oldu la? Çay bardağı bile seni görünce ağlamaya başladı artık.

Ersoy:

Dayı, bu sefer farklı… Yani en azından, bu sefer o kadar olacak gibiydi ki, o denli yakınlaşmıştım ki hedefe… Lakin yine duygularımın içine edildi, üzerine sifonlar çekildi.

Dayı:

Hah! Bize de öyle olurdu gençken… Ama unutma, kadın dediğin… (büyük bir bilgelikle parmağını kaldırır) …dolmuş gibidir, kaçırırsan bir sonrakine binersin!

Teyze: (gürültüyle sandalyeye oturur)

Hah dayı, atma gari… Sen 40 senedir Hatice’yi unutabildin mi ki? Geçen gün pazarda gördüm, hâlâ “Hatice beni terk etti, kalbim kanıyor” diyordun.

Dayı: (öksürür, bakışlarını kaçırır)

O… o ayrı mesele… Hatice dolmuş değil, belediye otobüsüydü, son seferdi…

Ersoy: (gözleri dolu)

Ben de öyle hissediyorum işte… Sanki onunla son şansı kaçırdım…

Teyze: (filesinden patates çıkarırken)

Bak evladım, aşk acısının çaresi çikolatadır… Ama pahalı çikolata olacak, ucuz yersen sadece kilo alırsın, dert baki kalır.

Dayı:

Yok be teyze, aşk acısının tek çaresi yeni aşktır… Baktın olmuyor, hemen ihaleye çıkacaksın. Memlekette işsizlik çok ama kalp boşluğu da çok… Dengeyi kurmak lazım.

Ersoy: (derin iç çeker)

Bilmiyorum ama, bir gün beni de görür mü acaba?.. Şu dünyada kimsenin onu benden daha çok sevmediğini, sevemeyeceğini anlar mı ki bir gün?

Teyze: (gözleri parlar, istihbarat moduna girer)

Bak onu sana ben diyim… Dün akşam kız kardeşini bakkalda gördüm, ekmek aldı. Sonra da seninkinin kuzeniyle lafladım, diyor ki “Takıldığı çocuk aslında bizim kızla gönül eğlendiriyormuş, ayrılacaklarmış.” Bence %78 ihtimalle, bu gönül darbesinden sonra sana meyletcek…

Dayı:

Ne %78’i teyze ya? Borsa mı bu? Kalp dediğin ya atar ya durur. Dönerse döner, dönmezse “gönül stop-loss yapar”!

Ersoy: (şaşkın)

Stop-loss da ne dayı?

Dayı:

Borsa terimi oğlum… Yani zararı kesersin. Duygusal bağını da öyle kesip atacan. Yalnız keserken acıyabilir, ağlatabilir, aldırma, kes at gözle görünmeyen o duygusal kordon bağlarını.

Teyze:

Ersoy, sen beni dinle… Akşam eve gel, sana kısmet bakarım. İki kahve falı, üç dedikodu, bir de eski fotoğraf… Hemen anlarsın bu iş olacak mı.

Dayı:

Olmazsa da seneye yeni bir acı bulursun… Meraklısın ne de olsa, olmayacağı oldurmaya çalışmaya…

Ersoy: (çayı tek yudumda içip ayağa kalkar)

Peki dayı, teyze… Sağ olun… Gideyim de biraz daha düşüneyim, kadınlar neden kendilerini ağlatacak adamların peşinden ısrarla koşmaya devam ediyorlar, diye…

Teyze:

Önce şu çayı öde de sonra neyi düşünüyorsan düşün…Ha, kahve içmeye gel ama muhakkak.

Yazıya ifade bırak !