Son yıllarda ortalıkta bir “Red Pill” muhabbeti dolaşıyor. Hani şu “abi gerçekleri gör, kadınlar böyle, erkekler şöyle, alfa ol, beta olma” falan diyen tayfa. Sanki hayatta level atlamak için Matrix’ten çıkmamız gerekiyormuş da, bize Morpheus yerine YouTube’daki Mehmet Abi yol gösteriyor.
Alfa erkek mi? Beta erkek mi? Kardeşim, bu ne? Hayvan belgeselinde miyiz? Sen kurt sürüsünde değilsin ki, üstüne GPS tasması takılacak. Hem düşün, kurt sürüsünde alfa olan kurt, ortalama 6 sene sonra dişleri dökülünce sürüden kovuluyor. Yani “alfa” olsan ne olur, sonunda huzurevi kurtu oluyorsun.
Red Pill tayfası sürekli şöyle cümleler kuruyor:
• “Kadınlar sadece alfa erkekleri ister.”
Evet, tabi. Çünkü kadınlar sabah kalkıp Excel tablosu açıyor, “boyu 1.85’in üstünde, banka hesabı dolu, biceps 42 cm” kriterlerini giriyor. Google Sheet’ten sevgili sipariş ediyorlar…
Bir de “beta” muhabbeti var. Beta erkek, bunlara göre efendi, iyi niyetli, romantik… Yani kısacası annelerimizin “kızım al işte, tam evlenilecek adam” dediği tipler. Ama Red Pill tayfası “sakın böyle olma” diyor. O zaman biz de diyoruz ki: Tamam, olmayalım. Hep birlikte mağarada yaşayalım, protein tozu yiyelim, aynada poz verelim.
Kırmızı hapı yutunca ne oluyor biliyor musun? Hayata “erkekler şöyledir, kadınlar böyledir” diye ikiye bölerek bakmaya başlıyorsun. Bu da seni her şeye paranoyak bakan bir amcaya çeviriyor. Yani kadın gülse “kesin alfa gördü”, surat assa “kesin betayım diye trip atıyor” diyorsun.
Hâlbuki gerçek şu: Hayat ne alfa ne beta... Hayat çay demleyip tost yemek... Hayat, âşık olunca saçma sapan şarkılar dinlemek, kavga edince birbirine trip atmak, sonra da barışınca marketten dondurma alıp paylaşmak.
Kırmızı hapı reddediyorum. Çünkü hayat bir hap değil; daha çok karışık tost gibi. İçinde sucuk da var, peynir de var, domates de. Ama bazen içinden salatalık çıkıyor, bazen de yerken dişin kırılıyor. Hayat bu işte...
Kırmızı Hapı Yutan Adam
Kasabanın birinde Hüsnü diye bir adam yaşardı. Hüsnü, 35 yaşına kadar kendi halinde, işine gücüne bakan, arada tavla oynayan, çay içen bir insandı. Ne zaman ki internette “Red Pill Felsefesi” diye bir videoya denk geldi, hayatı değişti.
Videodaki konuşan abinin kafası kel, sakalı sık, sesi de derinden geliyordu:
— Erkekler ikiye ayrılır: Alfa erkek ve beta erkek! Alfa olun, betalar ezilsin!
Hüsnü, kendi kendine düşündü: “Ben acaba ne erkeğiyim?” Sonra aynaya baktı… Saç dökülmüş, göbek hafif çıkmış, ama hâlâ annesinin ördüğü kazakla geziyordu. “Belli ki beta’yım” diye karar verdi.
Birkaç gün sonra yine videoları izledi. Oradaki abi “Alfa erkek asla kadınlara mesaj atmaz, kadın ona mesaj atar!” diyordu. Hüsnü bu taktiği uyguladı. Ama kadınlar mesaj atmadı. Hatta Hüsnü’nün telefonuna en son gelen mesaj “Su saati okunacaktır”dı.
Bir başka videoda “Alfa erkek kaslı olur” diyordu. Hüsnü hemen spor salonuna yazıldı. İlk gün, antrenör “Kaç kilo kaldırırsın?” diye sorunca Hüsnü “Evde 15 litrelik bidon var, onu kaldırıyorum” dedi. Antrenör uzun uzun baktı, sonra “Sen önce bir su iç” dedi.
Hüsnü, alfalaştıkça yalnızlaştı. Çünkü kimseyle selamlaşmıyor, kadınları “hipergami yaratıkları” diye tarif ediyor, herkese “Sen betasın” diye damga vuruyordu.
Bir gün kasabanın kahvesine girdi, masaya oturdu. Yanındaki ihtiyar Temel Amca sordu:
— Ne o Hüsnü, neden kimseyle konuşmaz oldun?
— Alfa oldum amca. Artık betalarla muhatap olmuyorum.
— Alfa mı? O ne ola ki?
— Kurt sürüsünde lider erkek gibi…
Temel Amca çayından bir yudum aldı, sonra dedi ki:
— Ula oğlum, kurt sürüsünde lider erkek, sürüyü doyurmak için en önde gider, av bulur, sonra da yavrularla dişilere bırakır. Sen ne yapıyorsun?
— Ben… YouTube’da video izliyorum.
— Hah işte, sen kurt değil, evde mama bekleyen kediye benziyorsun!
O günden sonra Hüsnü, kırmızı hapı bırakıp kahverengi ekmek yemeye başladı. Kadınlarla da erkeklerle de normal insan gibi konuşmaya başladı. Bir hafta sonra da mahalledeki bakkalın kızıyla çay içmeye gitti.
Ve anladı ki: Hayat alfa-beta meselesi değil… Asıl mesele, ekmeği taze almak.