Deniz Kıte
Köşe Yazarı
Deniz Kıte
 

Sen Annen İçin Kimsin?

Annem evlendiğinde 16 yaşındaymış, babam ise 29. Ne zorla ne de görücü usulüyle; bilerek ve isteyerek evlenmişler. Kars gibi bir yerde yaşamalarına rağmen, çevrelerindeki çoğu insan yakın ya da uzak akrabalarıyla evlenirken, annemle babam arasında hiçbir akrabalık bağı yokmuş…   Evlenip Kayseri’ye yerleşmişler. O yıllarda Sümerbank’ta çalışmak büyük bir ayrıcalıkken, babam yıllar sonra onu fabrika müdürlüğüne taşıyacak olan iplik fabrikaları yolculuğuna Kayseri Sümerbank’ta başlamış. Bu yüzden benden altı yaş büyük olan ablamla ben Kayseri doğumluyuz. Benden üç yaş küçük erkek kardeşim ise Nevşehir’de doğmuş. Ablam, annemin hem yoldaşı hem kız kardeşi, bizim içinse adeta küçük bir anneydi. Bunun ona yüklediği sorumluluk bir yana, annem hayatı boyunca ondan anlayış bekledi. Ona göre kendisini en iyi anlayacak kişi hep ablamdı. Ben bildim bileli birbirlerine kardeş gibi küsüp barışırlar, saatlerce telefonda konuşurlardı. Ablamın birçok özelliği anneme benzerdi; becerileri de, hayata yaklaşımı da… Erkek kardeşim ise annemin özellikle erkek çocuk istemesi sonucu, oldukça riskli bir hamilelik ve doğumla dünyaya gelmiş. Annem için o, sırtını yaslayacağı, güven duyacağı ve ileride kendisine bakacak kişiydi. Kardeşimin hemen her isteği yerine getirilir, almak istediklerine mutlaka bir yol bulunur, daha düşerken bile kolundan tutulup kaldırılırdı. O, adı gibi bir hükümdardı sanki. Ben ise kendime hep “evin itiği” derim. Bu tanımlama nedense çok hoşuma gider. Çünkü insan büyükle küçüğün arasında kaldığında, kendine ait bir hayal dünyası yaratıyor. O dünyada her şey olabiliyor, her şeyi yapabiliyor; düşlerini gerçeğe dönüştürme ihtimali taşıyor. Ne yaş farkımız nedeniyle ablamla tam yakın olabildim ne de kardeşimin karakteriyle çok uzlaşabildim. Ama yıllar sonra anladım ki ben annem için, onun hayatta başarmayı isteyip de başaramadığı şeyleri gerçekleştiren kızı olacaktım. Ben ne ona yoldaş oldum ne de ileride ona bakacak evlat… Ben, onun hep uzaktan izleyeceği; televizyona çıktıkça, kitap yazdıkça, ders verdikçe, gazetelerde yer aldıkça içten içe gurur duyacağı; eğer fırsatı olsaydı, okuyabilseydi belki de yapmak isteyeceği şeyleri yapan kızı oldum…   Adana Anadolu Lisesi’nde okuyabilmem için, işi nedeniyle Hatay’a taşınan babamla gitmemiş; üniversite yıllarımda yobaz cemaat yurtlarında kalmamı asla kabul etmemiş; ilk yurt dışı seyahatimde beni havalimanından uğurlamış; sevdiğim insanlarla kurduğum ilişkileri desteklemişti. Dualarında beni hep güzel yerlerde görür, rüyalarında geleceğimi görürdü. Benden haber alamadığında çok üzülür, arabuluculuk kariyerimde oğluma büyük emek verir ve en küçük başarımda bile gururdan gözleri parlar, başı göğe ererdi… Ablama ve kardeşime sıkı sıkıya bağlıyken, beni uçabilmem için özgür bırakmıştı. Aklıma koyduğumu mutlaka yapacağımı bildiği için belki de, tüm muhafazakârlığına rağmen beni hep aydınlık düşüncelerle ve sevgiyle besledi… Tek çocuk sahibi biri olarak, birden fazla evladı olan anne babaların sevgisini tam anlayamayabilirim. Ama annemde gördüğüm şey, birimizi diğerinden daha çok sevmek değildi. O, hepimizi kendi aklı ve yüreğinde ayrı bir yere koymuştu. Ve her birimize, kendi doğrularınca verebileceği en büyük desteği vermeye çalışmıştı.    Büyürken bir paket çikolatayı bile üç eşit parçaya bölerdi. Hangimiz bir sıkıntıdaysak, annemin odağı o çocuk olurdu. Zaman zaman hayatı daha rahat görünen birimiz, diğerinin daha çok sevildiğini düşünebilirdi. Oysa gerçek bu değildi. Çünkü annem, üç yaşındayken babasını kaybetmiş; ardından ikinci kez evlenen anneannem de annem dahil üç kardeşi geride bırakmıştı. Babasının babası ve ninesiyle büyüyen annem, bir ağa torunu olsa da yüreğinde hep terk edilmişliğin acısını taşımıştı. Bu yüzden de hayatı boyunca evlatları onun için her şeyin önünde geldi… Ablam bu anlamda annemin birebir yansımasıdır; onun dünyasının merkezinde de çocukları ve torunları vardır. Evladının diş hekimi olarak başarısıyla hep gurur duyar. Ben ise oğlumu, benim olmadığım zamanlarda da hayatla baş edebilecek şekilde yetiştirmeye çalıştım. Dünyanın neresinde olursa olsun yaşayabilecek bilgiye, deneyime ve beceriye sahip olsun istedim. Bu yüzden son derece gerçekçi ve olgun biri oldu; bu da benim en büyük şükrüm… Biz her Anneler Günü’nde annemizi hatırlarız. Ama çoğu zaman onu kendi gözlerimizden hatırlarız. Oysa bu bakış açısı her zaman mutlu anılar getirmez. Çünkü her anne, kendi görgüsü, kendi yaraları ve kendi hayat deneyimiyle annelik yapar. Ve evladına ancak kendisinde olanı verebilir. Benim annem, 17 yaşındaki görgüsüyle ablamı, 23 yaşındaki haliyle beni, 26 yaşındaki deneyimleriyle de kardeşimi dünyaya getirirken; hepimizi eşit sevdi, hepimiz için dua etti, hepimizin mutluluğunu kendi mutluluğu bildi. Ama her birimiz, onun başka bir yansıması olduk… Bugün bu satırları yazarken, her ne kadar hep babacı bir kız olmuş olsam da, annem olmadan bugün bulunduğum yerde olamayacağımı biliyorum. Ben, onun “Okusaydı neler başarabilirdi?” sorusunun yaşayan yansımasıyım. Ve hayatım boyunca bana verdiği her destek için ona derin bir şükran duyuyorum. Bu satırlarla şimdiden bütün annelerimizin Anneler Günü kutlu olsun… Dilerim her anne, evladıyla birlikte gülsün.  
Ekleme Tarihi: 05 Mayıs 2026 -Salı
Deniz Kıte

Sen Annen İçin Kimsin?

Annem evlendiğinde 16 yaşındaymış, babam ise 29. Ne zorla ne de görücü usulüyle; bilerek ve isteyerek evlenmişler. Kars gibi bir yerde yaşamalarına rağmen, çevrelerindeki çoğu insan yakın ya da uzak akrabalarıyla evlenirken, annemle babam arasında hiçbir akrabalık bağı yokmuş…
 

Evlenip Kayseri’ye yerleşmişler. O yıllarda Sümerbank’ta çalışmak büyük bir ayrıcalıkken, babam yıllar sonra onu fabrika müdürlüğüne taşıyacak olan iplik fabrikaları yolculuğuna Kayseri Sümerbank’ta başlamış. Bu yüzden benden altı yaş büyük olan ablamla ben Kayseri doğumluyuz. Benden üç yaş küçük erkek kardeşim ise Nevşehir’de doğmuş.

Ablam, annemin hem yoldaşı hem kız kardeşi, bizim içinse adeta küçük bir anneydi. Bunun ona yüklediği sorumluluk bir yana, annem hayatı boyunca ondan anlayış bekledi. Ona göre kendisini en iyi anlayacak kişi hep ablamdı. Ben bildim bileli birbirlerine kardeş gibi küsüp barışırlar, saatlerce telefonda konuşurlardı. Ablamın birçok özelliği anneme benzerdi; becerileri de, hayata yaklaşımı da…

Erkek kardeşim ise annemin özellikle erkek çocuk istemesi sonucu, oldukça riskli bir hamilelik ve doğumla dünyaya gelmiş. Annem için o, sırtını yaslayacağı, güven duyacağı ve ileride kendisine bakacak kişiydi. Kardeşimin hemen her isteği yerine getirilir, almak istediklerine mutlaka bir yol bulunur, daha düşerken bile kolundan tutulup kaldırılırdı. O, adı gibi bir hükümdardı sanki.

Ben ise kendime hep “evin itiği” derim. Bu tanımlama nedense çok hoşuma gider. Çünkü insan büyükle küçüğün arasında kaldığında, kendine ait bir hayal dünyası yaratıyor. O dünyada her şey olabiliyor, her şeyi yapabiliyor; düşlerini gerçeğe dönüştürme ihtimali taşıyor. Ne yaş farkımız nedeniyle ablamla tam yakın olabildim ne de kardeşimin karakteriyle çok uzlaşabildim. Ama yıllar sonra anladım ki ben annem için, onun hayatta başarmayı isteyip de başaramadığı şeyleri gerçekleştiren kızı olacaktım.

Ben ne ona yoldaş oldum ne de ileride ona bakacak evlat… Ben, onun hep uzaktan izleyeceği; televizyona çıktıkça, kitap yazdıkça, ders verdikçe, gazetelerde yer aldıkça içten içe gurur duyacağı; eğer fırsatı olsaydı, okuyabilseydi belki de yapmak isteyeceği şeyleri yapan kızı oldum…
 

Adana Anadolu Lisesi’nde okuyabilmem için, işi nedeniyle Hatay’a taşınan babamla gitmemiş; üniversite yıllarımda yobaz cemaat yurtlarında kalmamı asla kabul etmemiş; ilk yurt dışı seyahatimde beni havalimanından uğurlamış; sevdiğim insanlarla kurduğum ilişkileri desteklemişti. Dualarında beni hep güzel yerlerde görür, rüyalarında geleceğimi görürdü. Benden haber alamadığında çok üzülür, arabuluculuk kariyerimde oğluma büyük emek verir ve en küçük başarımda bile gururdan gözleri parlar, başı göğe ererdi…

Ablama ve kardeşime sıkı sıkıya bağlıyken, beni uçabilmem için özgür bırakmıştı. Aklıma koyduğumu mutlaka yapacağımı bildiği için belki de, tüm muhafazakârlığına rağmen beni hep aydınlık düşüncelerle ve sevgiyle besledi… Tek çocuk sahibi biri olarak, birden fazla evladı olan anne babaların sevgisini tam anlayamayabilirim. Ama annemde gördüğüm şey, birimizi diğerinden daha çok sevmek değildi. O, hepimizi kendi aklı ve yüreğinde ayrı bir yere koymuştu. Ve her birimize, kendi doğrularınca verebileceği en büyük desteği vermeye çalışmıştı. 
 

Büyürken bir paket çikolatayı bile üç eşit parçaya bölerdi. Hangimiz bir sıkıntıdaysak, annemin odağı o çocuk olurdu. Zaman zaman hayatı daha rahat görünen birimiz, diğerinin daha çok sevildiğini düşünebilirdi. Oysa gerçek bu değildi. Çünkü annem, üç yaşındayken babasını kaybetmiş; ardından ikinci kez evlenen anneannem de annem dahil üç kardeşi geride bırakmıştı. Babasının babası ve ninesiyle büyüyen annem, bir ağa torunu olsa da yüreğinde hep terk edilmişliğin acısını taşımıştı. Bu yüzden de hayatı boyunca evlatları onun için her şeyin önünde geldi…

Ablam bu anlamda annemin birebir yansımasıdır; onun dünyasının merkezinde de çocukları ve torunları vardır. Evladının diş hekimi olarak başarısıyla hep gurur duyar. Ben ise oğlumu, benim olmadığım zamanlarda da hayatla baş edebilecek şekilde yetiştirmeye çalıştım. Dünyanın neresinde olursa olsun yaşayabilecek bilgiye, deneyime ve beceriye sahip olsun istedim. Bu yüzden son derece gerçekçi ve olgun biri oldu; bu da benim en büyük şükrüm…

Biz her Anneler Günü’nde annemizi hatırlarız. Ama çoğu zaman onu kendi gözlerimizden hatırlarız. Oysa bu bakış açısı her zaman mutlu anılar getirmez. Çünkü her anne, kendi görgüsü, kendi yaraları ve kendi hayat deneyimiyle annelik yapar. Ve evladına ancak kendisinde olanı verebilir. Benim annem, 17 yaşındaki görgüsüyle ablamı, 23 yaşındaki haliyle beni, 26 yaşındaki deneyimleriyle de kardeşimi dünyaya getirirken; hepimizi eşit sevdi, hepimiz için dua etti, hepimizin mutluluğunu kendi mutluluğu bildi. Ama her birimiz, onun başka bir yansıması olduk…

Bugün bu satırları yazarken, her ne kadar hep babacı bir kız olmuş olsam da, annem olmadan bugün bulunduğum yerde olamayacağımı biliyorum. Ben, onun “Okusaydı neler başarabilirdi?” sorusunun yaşayan yansımasıyım. Ve hayatım boyunca bana verdiği her destek için ona derin bir şükran duyuyorum. Bu satırlarla şimdiden bütün annelerimizin Anneler Günü kutlu olsun… Dilerim her anne, evladıyla birlikte gülsün.  

Yazıya ifade bırak !