Erdal Direğin
Köşe Yazarı
Erdal Direğin
 

HER ŞEY BİTTİ, SIRA KÖPRÜLERE GELDİ…

Boğaziçi köprüsü, bugünkü adıyla 15 Temmuz Şehitler Köprüsünün kısa hikayesini, hatırlayalım. Köprünün ayakları Avrupa Yakasında Ortaköy, Anadolu Yakasında ise Üsküdar Beylerbeyi semtimizdedir. 20 Temmuz 1970 tarihinde yapımına başlanan köprü, 30 Ekim 1973 tarihinde saat 12.00’de, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun 50. yıldönümü şerefine devlet töreniyle hizmete açılmıştır. Köprüyü hepimizin bildiği gibi Demirel hükümeti, tamamen kendi öz kaynaklarımızla yapmıştır. Yani köprü, senin, benim, Ayşe teyze, Mustafa amcanın, kahve çalışanı garson Burak’ın vergileriyle yapılmıştır. Hepimizin bildiği İkinci köprü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, 4 Aralık 1985 de yapımına başlanmış, 29 Mayıs 1988 de hizmete açılmıştır. Bu köprü Türk Şirketi STFA ve üç Japon Şirketi konsorsiyumu ile yapılmıştır. Bu köprümüz de halkımızın ödediği vergiler ile ödenmiş olup, hepimizindir. Köprü ve çevre yolları da Turgut Özal hükümeti görevdeyken yapılmıştır. Gelelim üçüncü köprüye, Yavuz Sultan Selim Köprüsüne… 29 Mayıs 2013 de temeli atılan köprü, 26 Ağustos 2016 da hizmete açılmıştır. Köprünün gecikmesinden kendisini sorumlu tutan Japon Mühendisin kendisini köprüden atması hafızalardadır. Biz ülke olarak bu kadar hassasiyetlere alışık değiliz. Bizden örnek verecek olursak, Sakarya’da uydurulmuş bir proje olan hızlandırılmış Tren Kazasında 42 yurttaşımızın vefat etmiş, yüzlerce kişi yaralanmıştır. Dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, sorumluluk almadığı gibi, bu kazalar bu işin fıtratı diyerek işin içinden çıkmıştır. Yakın geçmişte aynı şekilde komşumuz Yunanistan’da Tren kazasında 8 kişi ölmüş, Yunan Ulaştırma bakanı 24 saat içinde istifa etmiştir. Neyse biz konumuza dönersek 3.Köprüyü yap-işlet-devret modeli ile IC-İçtaş İnşaat ve Astaldi konsorsiyumu ICA yapmıştır. Hazineden hiç para çıkmayacak denilerek halka sunulan köprü için yaklaşık 5.5 milyar dolar ödeyeceğiz. Oysa köprünün maliyeti 818 milyon dolardı. Yani 7 kat fazla ödeyeceğiz. Kim ödeyecek sen, ben, Ayşe teyze, emekli Mete amca, alnının teri soğumadan maaşından vergi kesilen asgari ücretli, tornacı Cafer ödeyecek. Yazık değil mi bize, hepimiz refah içinde yaşamayı bekliyoruz. Diğer Osmangazi köprüsü ve Çanakkale Köprüsünde de durum farklı değil. En az maliyetinin 5 katını ödeyeceğiz. Hem de ne sözleşmelerle, uyuşmazlık halinde de Londra Mahkemeleri Yetkili, vay canına… Kaynaklar o kadar tükendi ki sıra köprülere geldi. Şeker Fabrikaları, Demir-çelik Fabrikaları, Kağıt Fabrikaları, Sümerbank Fabrikaları, Madenler, Limanlar hepsi özelleşti, satıldı. Üretim ekonomisine dayalı bir sistem olmadığı için, gelirlerimiz vergiler ve trafik cezaları ağırlıklı olduğundan hepimizin beli büküldü. …… Biz bunu 1983 yılında ilk olarak TRT’de yayınlanan açık oturumda duymuştuk. Özal köprüleri satacağız dediğinde Halkçı Parti Genel Başkanı Necdet Calp “satamazsınız efendim” diye masayı yumrukluyordu. Bugüne kadar çok kez denediler fakat başaramadılar. Bu gün ise AKP hükümeti yeniden konuyu ısıttı. Tabii halk buna büyük tepki gösteriyor. Yukarıda anlattığım gibi kendi yaptığımız köprü için söz söyleme hakkımız olmaz mı? Var tabii. Bu şekilde nispeten uygun kullandığımız köprü ve otoyol geçişleri, eğer özelleşme gerçekleşirse çok fazla artacak. Bu işin doğasında var. Olan yine halka olacak. “Köprüyü satmıyoruz, gelirini 25 yıllığına özelleştiriyoruz” diyenler yapmayın, biz bu filmi 40 yıl önce gördük.  
Ekleme Tarihi: 16 Şubat 2026 -Pazartesi
Erdal Direğin

HER ŞEY BİTTİ, SIRA KÖPRÜLERE GELDİ…

Boğaziçi köprüsü, bugünkü adıyla 15 Temmuz Şehitler Köprüsünün kısa hikayesini, hatırlayalım. Köprünün ayakları Avrupa Yakasında Ortaköy, Anadolu Yakasında ise Üsküdar Beylerbeyi semtimizdedir.

20 Temmuz 1970 tarihinde yapımına başlanan köprü, 30 Ekim 1973 tarihinde saat 12.00’de, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun 50. yıldönümü şerefine devlet töreniyle hizmete açılmıştır. Köprüyü hepimizin bildiği gibi Demirel hükümeti, tamamen kendi öz kaynaklarımızla yapmıştır. Yani köprü, senin, benim, Ayşe teyze, Mustafa amcanın, kahve çalışanı garson Burak’ın vergileriyle yapılmıştır.

Hepimizin bildiği İkinci köprü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, 4 Aralık 1985 de yapımına başlanmış, 29 Mayıs 1988 de hizmete açılmıştır. Bu köprü Türk Şirketi STFA ve üç Japon Şirketi konsorsiyumu ile yapılmıştır. Bu köprümüz de halkımızın ödediği vergiler ile ödenmiş olup, hepimizindir. Köprü ve çevre yolları da Turgut Özal hükümeti görevdeyken yapılmıştır.

Gelelim üçüncü köprüye, Yavuz Sultan Selim Köprüsüne… 29 Mayıs 2013 de temeli atılan köprü, 26 Ağustos 2016 da hizmete açılmıştır. Köprünün gecikmesinden kendisini sorumlu tutan Japon Mühendisin kendisini köprüden atması hafızalardadır. Biz ülke olarak bu kadar hassasiyetlere alışık değiliz. Bizden örnek verecek olursak, Sakarya’da uydurulmuş bir proje olan hızlandırılmış Tren Kazasında 42 yurttaşımızın vefat etmiş, yüzlerce kişi yaralanmıştır.

Dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, sorumluluk almadığı gibi, bu kazalar bu işin fıtratı diyerek işin içinden çıkmıştır. Yakın geçmişte aynı şekilde komşumuz Yunanistan’da Tren kazasında 8 kişi ölmüş, Yunan Ulaştırma bakanı 24 saat içinde istifa etmiştir.

Neyse biz konumuza dönersek 3.Köprüyü yap-işlet-devret modeli ile IC-İçtaş İnşaat ve Astaldi konsorsiyumu ICA yapmıştır. Hazineden hiç para çıkmayacak denilerek halka sunulan köprü için yaklaşık 5.5 milyar dolar ödeyeceğiz. Oysa köprünün maliyeti 818 milyon dolardı.

Yani 7 kat fazla ödeyeceğiz. Kim ödeyecek sen, ben, Ayşe teyze, emekli Mete amca, alnının teri soğumadan maaşından vergi kesilen asgari ücretli, tornacı Cafer ödeyecek. Yazık değil mi bize, hepimiz refah içinde yaşamayı bekliyoruz. Diğer Osmangazi köprüsü ve Çanakkale Köprüsünde de durum farklı değil. En az maliyetinin 5 katını ödeyeceğiz. Hem de ne sözleşmelerle, uyuşmazlık halinde de Londra Mahkemeleri Yetkili, vay canına…

Kaynaklar o kadar tükendi ki sıra köprülere geldi. Şeker Fabrikaları, Demir-çelik Fabrikaları, Kağıt Fabrikaları, Sümerbank Fabrikaları, Madenler, Limanlar hepsi özelleşti, satıldı. Üretim ekonomisine dayalı bir sistem olmadığı için, gelirlerimiz vergiler ve trafik cezaları ağırlıklı olduğundan hepimizin beli büküldü. ……

Biz bunu 1983 yılında ilk olarak TRT’de yayınlanan açık oturumda duymuştuk. Özal köprüleri satacağız dediğinde Halkçı Parti Genel Başkanı Necdet Calp “satamazsınız efendim” diye masayı yumrukluyordu. Bugüne kadar çok kez denediler fakat başaramadılar. Bu gün ise AKP hükümeti yeniden konuyu ısıttı.

Tabii halk buna büyük tepki gösteriyor. Yukarıda anlattığım gibi kendi yaptığımız köprü için söz söyleme hakkımız olmaz mı? Var tabii. Bu şekilde nispeten uygun kullandığımız köprü ve otoyol geçişleri, eğer özelleşme gerçekleşirse çok fazla artacak. Bu işin doğasında var. Olan yine halka olacak. “Köprüyü satmıyoruz, gelirini 25 yıllığına özelleştiriyoruz” diyenler yapmayın, biz bu filmi 40 yıl önce gördük.

 

Yazıya ifade bırak !