Erdal Direğin
Köşe Yazarı
Erdal Direğin
 

MEVSİMLERDEN KIŞ

Kış aylarını hiç sevmiyorum, gerçekten sevmiyorum. Nedenlerim var kendimce, aslında beyaz örtü ile kaplanmış şehirler ne kadar da güzel görünür. Fakat perde arkasını düşününce vaz geçiyorum sevmekten. Aniden aklıma emekli, asgari ücretli, dar gelirli geliyor. Kışın nasıl ısınacak, nasıl barınacak, üşümeden nasıl rahat edecek. Kat kat giyinip battaniyelere mi sarılacak? Soba yakmak da kolay değil, odun, kömür çok pahalı. Doğalgazı yaksan, yanına yaklaşılacak gibi değil. 2 bin, 3 bin her ay bu parayı verebilecek kaç emekli var Allahınaşkına. 17 bin TL emekli maaşıyla ısınmak mümkün mü? İnsanımız karnını doyuramıyor ki. Kışı hiç sevmiyorum. Evsizler aklıma geliyor, sokaklarda yaşayan, onlar ne yapacaklar, üzerlerine attıkları naylon ve buldukları eski püskü battaniyelerle nasıl ısınacak? Bazen de görüyorum, ayağında terlik, çorabı da yok, bildiğiniz çıplak ayak. Nasıl ısıtacak kendini? Otogarlarda, tren garlarında, hastane bekleme salonlarında, sandalye üzerine, banklara uzanıp sabahı bekleyenler aklımdan çıkmıyor ki. Sabah olduğunda belediyelerin dağıttığı sıcak çorba ile hem ısınan, hem de karnını doyuranlar aklıma geliyor. Dikkatinizi çekerim, beslenen demiyorum, sadece karnını doyuran, bu nedenle kışı hiç sevmiyorum. Sokak hayvanları aklıma geliyor, kediler, köpekler, kuşlar ve hatta vahşi hayvanlar, domuzlar, kurtlar, çakallar, boşuna mı iniyorlar şehre, hem de hiç korkmadan, yiyecek bulmaları gerek, başka çareleri yok, insanlara yaklaşıyorlar. Hepimiz görüyoruzdur, geceleri birbirine sarılarak uyuyan köpekleri. Hava sıcaklığı eksi derecelere indiğinde hem köpekler hem de kediler etkileniyor. Onların kürkleri de para etmiyor, üşüyorlar. Dışarıda gördüğüm kediler için “ne yapabilirim” diye düşünüyorum, sadece mama vermek yetmiyor bana. Dışarıda baktığımız 2 kedi var, Biri Naci, diğeri Ateş, tesadüf değil gelmeleri, dışarısı buz gibi, sırayla hanım görmeden 15 er dakika içeri alıyorum, kucağımda ısıtıyorum. Sonra tekrar dışarı bırakıyorum, aynı yuvaya girmiyorlar, keşke girip birbirlerini ısıtsalar. Evdeki kedimiz Suzi’nin de hissetmemesi gerekiyor, o da kıskanınca tepki gösteriyor. Kışı hiç sevmiyorum. Apartman kapılarına konan, karton kutuları görünce çok seviniyorum. Ne iyi insanlar var diyorum. Hatta dua ediyorum onlara. Kuzguncuk’a gidince, geceleri apartman kapısını açıp kedilerin içeride uyumalarını sağlayan apartmanlar görüyorum. Bu tamamen vicdan meselesi. Böyle yapmayanları da kınamıyorum, kendi bilecekleri iş. Ben kışı hiç sevmiyorum. Hepimizin hayatını zorlaştırıyor. Bazen aklıma gelmiyor değil, yazın öleyim, insanlar soğukta gelip üşümesinler diye, hele bir de kar ve yağmur olursa ne zor olur. Şunu çok iyi biliyorum ki, “bu dünya yüreği yumuşak insanlar için cehennem”. Haydi şu bahar bir an önce gelse. Ben kışı hiç sevmiyorum… Yeni yılınız kutlu olsun…
Ekleme Tarihi: 02 Ocak 2026 -Cuma
Erdal Direğin

MEVSİMLERDEN KIŞ

Kış aylarını hiç sevmiyorum, gerçekten sevmiyorum. Nedenlerim var kendimce, aslında beyaz örtü ile kaplanmış şehirler ne kadar da güzel görünür. Fakat perde arkasını düşününce vaz geçiyorum sevmekten.

Aniden aklıma emekli, asgari ücretli, dar gelirli geliyor. Kışın nasıl ısınacak, nasıl barınacak, üşümeden nasıl rahat edecek. Kat kat giyinip battaniyelere mi sarılacak? Soba yakmak da kolay değil, odun, kömür çok pahalı. Doğalgazı yaksan, yanına yaklaşılacak gibi değil. 2 bin, 3 bin her ay bu parayı verebilecek kaç emekli var Allahınaşkına. 17 bin TL emekli maaşıyla ısınmak mümkün mü? İnsanımız karnını doyuramıyor ki. Kışı hiç sevmiyorum.

Evsizler aklıma geliyor, sokaklarda yaşayan, onlar ne yapacaklar, üzerlerine attıkları naylon ve buldukları eski püskü battaniyelerle nasıl ısınacak? Bazen de görüyorum, ayağında terlik, çorabı da yok, bildiğiniz çıplak ayak. Nasıl ısıtacak kendini? Otogarlarda, tren garlarında, hastane bekleme salonlarında, sandalye üzerine, banklara uzanıp sabahı bekleyenler aklımdan çıkmıyor ki. Sabah olduğunda belediyelerin dağıttığı sıcak çorba ile hem ısınan, hem de karnını doyuranlar aklıma geliyor. Dikkatinizi çekerim, beslenen demiyorum, sadece karnını doyuran, bu nedenle kışı hiç sevmiyorum.

Sokak hayvanları aklıma geliyor, kediler, köpekler, kuşlar ve hatta vahşi hayvanlar, domuzlar, kurtlar, çakallar, boşuna mı iniyorlar şehre, hem de hiç korkmadan, yiyecek bulmaları gerek, başka çareleri yok, insanlara yaklaşıyorlar. Hepimiz görüyoruzdur, geceleri birbirine sarılarak uyuyan köpekleri. Hava sıcaklığı eksi derecelere indiğinde hem köpekler hem de kediler etkileniyor. Onların kürkleri de para etmiyor, üşüyorlar. Dışarıda gördüğüm kediler için “ne yapabilirim” diye düşünüyorum, sadece mama vermek yetmiyor bana. Dışarıda baktığımız 2 kedi var, Biri Naci, diğeri Ateş, tesadüf değil gelmeleri, dışarısı buz gibi, sırayla hanım görmeden 15 er dakika içeri alıyorum, kucağımda ısıtıyorum. Sonra tekrar dışarı bırakıyorum, aynı yuvaya girmiyorlar, keşke girip birbirlerini ısıtsalar. Evdeki kedimiz Suzi’nin de hissetmemesi gerekiyor, o da kıskanınca tepki gösteriyor. Kışı hiç sevmiyorum.

Apartman kapılarına konan, karton kutuları görünce çok seviniyorum. Ne iyi insanlar var diyorum. Hatta dua ediyorum onlara. Kuzguncuk’a gidince, geceleri apartman kapısını açıp kedilerin içeride uyumalarını sağlayan apartmanlar görüyorum. Bu tamamen vicdan meselesi. Böyle yapmayanları da kınamıyorum, kendi bilecekleri iş. Ben kışı hiç sevmiyorum. Hepimizin hayatını zorlaştırıyor. Bazen aklıma gelmiyor değil, yazın öleyim, insanlar soğukta gelip üşümesinler diye, hele bir de kar ve yağmur olursa ne zor olur.
Şunu çok iyi biliyorum ki, “bu dünya yüreği yumuşak insanlar için cehennem”. Haydi şu bahar bir an önce gelse. Ben kışı hiç sevmiyorum…
Yeni yılınız kutlu olsun…

Yazıya ifade bırak !