Erdal Direğin
Köşe Yazarı
Erdal Direğin
 

ORMAN YAKANLAR, KALBİNİZ KURUSUN…

Ülkem yanıyor, hem de cayır cayır yanıyor. Bir çok yerde çaresizce izliyoruz. Vicdanlar kararıyor. “Can kaybı yok” diye sevinirken acı haberler de peş peşe geldi. 12 kişi yangına müdahale ederken maalesef hayatını kaybetti. Aslında can kaybından söz edilirken sadece insan öne çıkarılıyor. Ya ağaçlar, onların canı yok mu? Bin bir çeşit bitkiler, onların canı yok mu? Ya hayvanlar, doğal yaşamlarında yanarak ölüyorlar, bu nasıl bir acı değil mi? Bir hayvanın acı çekerek ölmesi ne demek? İnanın 10 gündür hiçbir yangın haberini izleyemiyorum. Psikolojim yerle bir. Daha sert yazmak istiyorum, fakat bildiğiniz nedenlerle ancak bu kadar. Öfkeliyim, içimiz yanıyor. İnsan düşünmeden edemiyor. Neden bu kadar yangın peş peşe geldi. Sizlere birkaç veri sunayım. 2025 yılından itibaren çıkan yangınların 4 de biri, son 10 günde meydana gelmiş. Son 10 günde İzmir, Hatay, Sakarya, Bilecik, Manisa, İstanbul, Bursa, Diyarbakır ve bir çok il yandı. Hem de çok ciddi yandı. Kontrol edilmesi günler aldı. Devletin imkanları yetmedi, halk yardıma koştu. Gönüllüler hayatlarını kaybettiler. Öyle görüntüler paylaşıldı ki, kurtarma çalışmaları arasında susuz kalan hayvanlar bile kurtarıcılarına minnetle, sevgiyle baktılar. Hem de vahşi hayvan dediklerimiz bile. O karacalar, sincaplar, kaplumbağalar, kediler, köpekler, tavşanlar, tilkiler, çakallar adeta evcil birer hayvan gibi insanlara sokuldular. Hepsi can ve her zaman söylediğimiz gibi, dünya sadece insanların yaşam alanı değildir. Sonuçları itibariyle afet denilebilecek büyüklükteki yangınların büyük bölümü Ege, Akdeniz ve Marmara bölgesinde görülmektedir. Özellikle yaz aylarında sıcaklık, yağış, nem ve rüzgarlar yangın için elverişli ortamlar yaratırlar. Hatta kayıtlara geçen en büyük yangın, 2021 yılında Antalya’nın Manavgat ilçesinin ormanlık alanında çıkan yangın olarak kayıtlara geçmiştir. Bölgede 60 bin hektar orman yanmış, yangın günlerce söndürülememiş, 7 kişi hayatını kaybetmiş, binlerce evcil hayvan ve yabani hayvan da yaşamını yitirmişti. O dönemde Gündoğmuş beldesine gidip incelemelerde bulunmuş ve gözlerime inanamamıştım. Köyler haritadan silinmişti. Bu son yangınlarda bu istatistik değişmiş olabilir. Bursa Kestel ve Harmancık yangınları inanılmaz boyutlardadır. Bu hafta başı, Urla ve Buca yangınlarının ortasından geçtik. Daha önce yanan yerler neredeyse kül olmuş. Zaten Aydın İzmir otobanı araç trafiğine kapatılmış. Otoban kenarı tamamen yanmış. Sadece burası değil, ülkemin bir çok yeri aynı durumda, maalesef artık yanacak ağaç ve bitki örtüsü kalmamış. Yani “kontrol altına alındı” sözleri de bir şey ifade etmiyor. Neyi kontrol altına aldınız. Zaten yandı, bitti, kül oldu. Doğal ve doğal olmayan afetlere ülkece hazır mıyız? Bu soruya verilecek cevap “Hayır, hazır değiliz” oluyor. Hem depremlerde hem de yangınlarda doğru dürüst hazırlığımız yok. Bunu 2021 Manavgat yangınında da gördük. THK’nın uçakları hangarlardan çıkamadı bile. Halbuki, o uçaklar yangınlarda söndürme aracı için kullanılabilirdi. Ancak hazırlığımız yoktu ki ! Dönemin Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli herkes tarafından eleştirildi. Bir süre sonra görevden alındı. Bunca yaşanmışlığa ve acı tecrübeye rağmen bugün yangın söndürme uçak filomuz çok eksik. Bunca gereksiz, şatafata para bulurken bu türden uçak ve helikopterlere para bulunup, filomuz artırılmıyor. Çünkü ormanlarımız, orman köylülerimiz, orman hayvanları hiçe sayılıyor. Gördünüz mü köylüleri, traktörünü kapan, su tankını kapan yardıma koştu. Bursa da yangına su taşıyan motokuryelerin orman bölgesine karınca misali su taşımaları da hafızalardan silinmeyecek. Yine sosyal medyada yabancı ülkelerin uçaklarını görüyoruz. Peş peşe 5 saniye aralıklarla dev gibi uçaklar tonlarca su bırakıyor. Biz teknolojik devrimi gerçekleştiremiyoruz. Bahçe hortumu ile yangını söndürmeye çalışıyoruz. Elbette insan gücüne ihtiyaç var, elbette halkımız, köylümüz de söndürme çalışmalarına katılacak, ancak devlet olarak daha hazırlıklı olmak zorundayız. Herkesin içi yanıyor, hatta içi kavruluyor. Ben demiyorum, dün akşam İstanbul’un Şile ilçesinde gece eyleminde 19 Mart’ta gerçekleşen operasyonlarda yakılan 160 Milyar Dolarla, 3000 adet söndürme uçağı alınabilirdi” diyor İstanbul CHP İl Başkanı. Bu paranın üçte biri ile, bin adet uçak alınabilir miydi? Bu alınan uçaklarla her yangına anında müdahale edilir ve yangınlar büyümeden önlenebilirdi. Ormanlarımız bizim milli servetimiz, milli serveti korumak hepimizin görevi değil mi? Son olarak eş zamanlı çıkan yangınlara da bir bakalım. Bu kadar tesadüf olabilir mi? Ege sahillerinde aynı anda başlıyor yangın. Ormanın bir tarafı yanarken diğer tarafını da yakıyorlar. Ormanlarımız sahil kesimlerinde ranta kurban ediliyor. Bir çok yerde örnekleri var. Otel yapılacak alan kadar orman yanıyor. Kamuoyu tepkisi ile “ağaçlandırılacak” diyor yetkililer, fakat birkaç ay sonra büyük bir otel inşaatı görebiliyoruz. Rant yine galip geliyor. Köylü ve halk yeniliyor. Ormanlar, zeytinlikler, sahiller, ırmaklar talan ediliyor. Artık isimleri herkesçe bilinen, belli şirketler zenginleşsin diye, yaşam alanlarımız elimizden alınıyor. Bunu da başardınız, yanacak ormanımız kalmadı, aklıma da bir önceki Maliye Bakanı’nın söylediği söz geldi. Ne demişti Nebati, TL artık düşmez, dibi gördü zaten” demişti değil mi? Şimdi de aynı durumu, ormanlarımız için söyleyebiliriz. ”artık yanacak ormanımız kalmadı, yandı, bitti, kül oldu” Vah benim canım ülkem vah…
Ekleme Tarihi: 31 Temmuz 2025 -Perşembe
Erdal Direğin

ORMAN YAKANLAR, KALBİNİZ KURUSUN…

Ülkem yanıyor, hem de cayır cayır yanıyor. Bir çok yerde çaresizce izliyoruz. Vicdanlar kararıyor. “Can kaybı yok” diye sevinirken acı haberler de peş peşe geldi. 12 kişi yangına müdahale ederken maalesef hayatını kaybetti. Aslında can kaybından söz edilirken sadece insan öne çıkarılıyor. Ya ağaçlar, onların canı yok mu? Bin bir çeşit bitkiler, onların canı yok mu?

Ya hayvanlar, doğal yaşamlarında yanarak ölüyorlar, bu nasıl bir acı değil mi? Bir hayvanın acı çekerek ölmesi ne demek? İnanın 10 gündür hiçbir yangın haberini izleyemiyorum. Psikolojim yerle bir. Daha sert yazmak istiyorum, fakat bildiğiniz nedenlerle ancak bu kadar. Öfkeliyim, içimiz yanıyor.

İnsan düşünmeden edemiyor. Neden bu kadar yangın peş peşe geldi. Sizlere birkaç veri sunayım. 2025 yılından itibaren çıkan yangınların 4 de biri, son 10 günde meydana gelmiş.

Son 10 günde İzmir, Hatay, Sakarya, Bilecik, Manisa, İstanbul, Bursa, Diyarbakır ve bir çok il yandı. Hem de çok ciddi yandı. Kontrol edilmesi günler aldı. Devletin imkanları yetmedi, halk yardıma koştu. Gönüllüler hayatlarını kaybettiler. Öyle görüntüler paylaşıldı ki, kurtarma çalışmaları arasında susuz kalan hayvanlar bile kurtarıcılarına minnetle, sevgiyle baktılar. Hem de vahşi hayvan dediklerimiz bile. O karacalar, sincaplar, kaplumbağalar, kediler, köpekler, tavşanlar, tilkiler, çakallar adeta evcil birer hayvan gibi insanlara sokuldular. Hepsi can ve her zaman söylediğimiz gibi, dünya sadece insanların yaşam alanı
değildir.

Sonuçları itibariyle afet denilebilecek büyüklükteki yangınların büyük bölümü Ege, Akdeniz ve Marmara bölgesinde görülmektedir. Özellikle yaz aylarında sıcaklık, yağış, nem ve rüzgarlar yangın için elverişli ortamlar yaratırlar. Hatta kayıtlara geçen en büyük yangın, 2021 yılında Antalya’nın Manavgat ilçesinin ormanlık alanında çıkan yangın olarak kayıtlara geçmiştir. Bölgede 60 bin hektar orman yanmış, yangın günlerce
söndürülememiş,

7 kişi hayatını kaybetmiş, binlerce evcil hayvan ve yabani hayvan da yaşamını yitirmişti. O dönemde Gündoğmuş beldesine gidip incelemelerde bulunmuş ve gözlerime inanamamıştım. Köyler haritadan silinmişti. Bu son yangınlarda bu istatistik değişmiş olabilir. Bursa Kestel ve Harmancık yangınları inanılmaz boyutlardadır.

Bu hafta başı, Urla ve Buca yangınlarının ortasından geçtik. Daha önce yanan yerler neredeyse kül olmuş. Zaten Aydın İzmir otobanı araç trafiğine kapatılmış. Otoban kenarı tamamen yanmış. Sadece burası değil, ülkemin bir çok yeri aynı durumda, maalesef artık yanacak ağaç ve bitki örtüsü kalmamış. Yani “kontrol altına alındı” sözleri de bir şey ifade etmiyor. Neyi kontrol altına aldınız. Zaten yandı, bitti, kül oldu.

Doğal ve doğal olmayan afetlere ülkece hazır mıyız? Bu soruya verilecek cevap “Hayır, hazır değiliz” oluyor. Hem depremlerde hem de yangınlarda doğru dürüst hazırlığımız yok. Bunu 2021 Manavgat yangınında da gördük. THK’nın uçakları hangarlardan çıkamadı bile.

Halbuki, o uçaklar yangınlarda söndürme aracı için kullanılabilirdi. Ancak hazırlığımız yoktu ki ! Dönemin Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli herkes tarafından eleştirildi. Bir süre sonra görevden alındı. Bunca yaşanmışlığa ve acı tecrübeye rağmen bugün yangın söndürme uçak filomuz çok eksik. Bunca gereksiz, şatafata para bulurken bu türden uçak ve helikopterlere para bulunup, filomuz artırılmıyor. Çünkü ormanlarımız, orman köylülerimiz, orman hayvanları hiçe sayılıyor. Gördünüz mü köylüleri, traktörünü kapan, su tankını kapan yardıma koştu. Bursa da yangına su taşıyan motokuryelerin orman bölgesine karınca misali su taşımaları da hafızalardan silinmeyecek.

Yine sosyal medyada yabancı ülkelerin uçaklarını görüyoruz. Peş peşe 5 saniye aralıklarla dev gibi uçaklar tonlarca su bırakıyor. Biz teknolojik devrimi gerçekleştiremiyoruz. Bahçe hortumu ile yangını söndürmeye çalışıyoruz. Elbette insan gücüne ihtiyaç var, elbette halkımız, köylümüz de söndürme çalışmalarına katılacak, ancak devlet olarak daha hazırlıklı olmak zorundayız.

Herkesin içi yanıyor, hatta içi kavruluyor.

Ben demiyorum, dün akşam İstanbul’un Şile ilçesinde gece eyleminde 19 Mart’ta gerçekleşen operasyonlarda yakılan 160 Milyar Dolarla, 3000 adet söndürme uçağı alınabilirdi” diyor İstanbul CHP İl Başkanı. Bu paranın üçte biri ile, bin adet uçak alınabilir miydi? Bu alınan uçaklarla her yangına anında müdahale edilir ve yangınlar büyümeden önlenebilirdi. Ormanlarımız bizim milli servetimiz, milli serveti korumak hepimizin görevi
değil mi?

Son olarak eş zamanlı çıkan yangınlara da bir bakalım. Bu kadar tesadüf olabilir mi? Ege sahillerinde aynı anda başlıyor yangın. Ormanın bir tarafı yanarken diğer tarafını da yakıyorlar. Ormanlarımız sahil kesimlerinde ranta kurban ediliyor. Bir çok yerde örnekleri var. Otel yapılacak alan kadar orman yanıyor. Kamuoyu tepkisi ile “ağaçlandırılacak” diyor yetkililer, fakat birkaç ay sonra büyük bir otel inşaatı görebiliyoruz. Rant yine galip geliyor.

Köylü ve halk yeniliyor. Ormanlar, zeytinlikler, sahiller, ırmaklar talan ediliyor. Artık isimleri herkesçe bilinen, belli şirketler zenginleşsin diye, yaşam alanlarımız elimizden alınıyor. Bunu da başardınız, yanacak ormanımız kalmadı, aklıma da bir önceki Maliye Bakanı’nın söylediği söz geldi. Ne demişti Nebati, TL artık düşmez, dibi gördü zaten” demişti değil mi? Şimdi de aynı durumu, ormanlarımız için söyleyebiliriz. ”artık yanacak ormanımız kalmadı, yandı, bitti, kül oldu”

Vah benim canım ülkem vah…

Yazıya ifade bırak !