Hayat bazen size öyle tembihler verir ki, bunların hepsi dudaklarınıza kilit vurmak üzerinedir. “Nezaket adına sus”, “az konuş öz konuş”, “sakız çiğneme”, “32 dişini göstererek gülme”, “sır tut, ketum ol”… Tüm bu söylemler, aslında dışarıya karşı kusursuz bir görüntü verme çabasının ta kendisi. Oysa içimizde biriken çeri çöpü boşaltmak yerine sürekli geviş getiren bir güruh olup çıkmışız meğer.
Ne mi oldu? Çene kaslarım iflah olmaz noktaya geldi. Diş sıkmaktan, sahte gülücük dağıtmaktan… Ve sonunda oldu: Dişsiz kaldım. Evet, yanlış okumadınız. 32 diş değil belki ama 23 dişimi aynı gün, yarım saat içinde kaybettim.
Şimdi diyeceksiniz ki “Nasıl yani?” Gelin anlatayım.
Diş hekimi koltuğundan korkanlara sesleniyorum: Sakın ha korkunuzun esiri olmayın. Cesaret büyük özgürlük, büyük konfor demek. Gözlerimi kapattım, hocamın tatlı sesine teslim oldum. Yüzümde kocaman bir gülümseme (en azından öyle hissettim) ve yıllardır bana eşlik eden dişlerimle vedalaştım. Her bir kök benden ayrılırken teşekkür ettim. Onlar giderken yenilenmenin, dönüşümün eşiğinde olduğumu hissettim.
Ve modern tıbbın mucizesi: Aynı gün implantlar çakıldı, dikişler atıldı. Bir buçuk saat içinde her şey bitti. Geriye sevimli mi sevimli, dişsiz bir kadın kaldı.
Şimdi altıncı gün. Ağzımda dikiş ipleri, şişmiş damak halleri… Ağrı yok ama huzursuz bir hissiyat var. Beslenme mi? Sıvı, püre, ezme, ılık, protein, sebze, meyve, lif, bol su… Hiç mi bebek olmadık canım, hiç mi obezite ameliyatı geçirmedik? Geçici damak istemedim, hızlı iyileşme için böyle gezeceğim.
Bu süreç bana şunu öğretti: Ne kadar plan yaparsan yap, unutma ki Allah’ın planı her zaman daha büyük. Bu beslenme şekli kilo verdirmezse ben de Tamar değilim. 25 Şubat itibarıyla 73 kiloyum. Mayıs sonu tedavi bitiminde kaç kiloya düşeceğiz, kan değerlerimiz ne olacak göreceğiz.
Artık susturabilene aşk olsun. Fotoğraflarda dişlerini göstermeyene de yuh olsun.
