Tamar Avakyan
Köşe Yazarı
Tamar Avakyan
 

AYNADAKİ SALÇA LEKEM

Hayatım boyunca bile isteye kırdığım, küstürdüğüm ya da hata yaptığım insan sayısı bir elin parmaklarını, bilemediniz iki elinkini geçmez. "Hatasız kul olmak" gibi bir mükemmeliyetçiliğin peşinde de koşmadım hiç. Benim kitabımda hata, acı bir tecrübeden ibarettir. Ve bilirim ki, hayatın o tatlı ve acı tatlarını doğru oranlarda harmanladığımda, günün sonunda ortaya çıkacak olan şey "gerçek ben"dir. Ancak ne zaman aynaya baksam, içimde bir yerlerde o tanıdık sızı baş gösterir. Aynada gördüğüm sadece bir akis... Kalbimin, beynimin, ruhumun derinliklerini olduğu gibi görme şansım yok. Ruhun röntgenini çeken bir ayna henüz icat edilmedi zira. İşte bu yüzden, bazen o aynanın karşısında kendimden utanıyorum. Şimdilerde taşranın kalbinde, kırsal bir hayatın içinde doğanın gücünü, cömertliğini ve bitmek bilmeyen aşkını deneyimliyorum. Fakat itiraf etmeliyim; zamanında bu harika deneyimi yaşayan dostlarıma burun kıvıran bendim. O zamanlar tam bir "şehir insanı" kibriyle bakıyordum hayata: “Şehir insanısın, salçanı marketten alamıyor musun, ne bu çaba?” diyordum onlara. O dönemin seküler ve modern algısı, zihnime gizli bir kod yerleştirmişti sanki: Eğer kendin yapıyorsan, hazırını almaya maddi gücün yetmiyordur. Ne büyük bir yanılgı, ne sığ bir üstten bakış... Oysa burun kıvırdığım o kadınlar, küçücük yaşlarında öğrenmişlerdi organik hayatı, toprağın dilini ve bu hayatın getirdiği o eşsiz sağlığı. Ben ne yaptım? Eleştirdim. Belki kırdım, belki bilerek acıttım, küçümsedim. Şimdi ise bambaşka bir ayna var karşımda. 50 yaşından sonra "organik" olmayı, doğaya dönmeyi fark etmiş bir kadın duruyor orada. Üstelik henüz tam anlamıyla organikleşebilmiş de değilim; yavaş yavaş, sindire sindire ilerliyorum. Önümdeki zamanın, arkamda bıraktığım zamandan daha kısa olduğunu biliyorum. Belki de bu yüzden, artık o tahammülsüz "Acele et, çabuk olmalısın!" yanılgısını da, her şeyi bir kalıba sokan "yavaş" kelimesini de sevmiyorum. Kelimelerin ve hızın ötesinde bir yerdeyim artık. Günü gününde, anı anında yaşamak istiyorum. Ve en önemlisi; ileride bir gün, geçmişteki herhangi bir hatam için kendime yeni özür metinleri döşemek istemiyorum. Bu sebepten, artık aynalarla barışıyorum. Ruh ve beden farkındalığımı tavan noktasına taşımaya, kendimi olduğum gibi kucaklamaya hazırlanıyorum. Ben toprağa dokunarak, kendimi onararak dönüştüm. Ve kim bilir, belki de bu geç kalmış ama tertemiz farkındalık hikayesiyle, bir yerlerde birilerinin hayatına dokunurum...
Ekleme Tarihi: 31 Mayıs 2026 -Pazar
Tamar Avakyan

AYNADAKİ SALÇA LEKEM

Hayatım boyunca bile isteye kırdığım, küstürdüğüm ya da hata yaptığım insan sayısı bir elin parmaklarını, bilemediniz iki elinkini geçmez. "Hatasız kul olmak" gibi bir mükemmeliyetçiliğin peşinde de koşmadım hiç. Benim kitabımda hata, acı bir tecrübeden ibarettir. Ve bilirim ki, hayatın o tatlı ve acı tatlarını doğru oranlarda harmanladığımda, günün sonunda ortaya çıkacak olan şey "gerçek ben"dir.
Ancak ne zaman aynaya baksam, içimde bir yerlerde o tanıdık sızı baş gösterir. Aynada gördüğüm sadece bir akis... Kalbimin, beynimin, ruhumun derinliklerini olduğu gibi görme şansım yok. Ruhun röntgenini çeken bir ayna henüz icat edilmedi zira. İşte bu yüzden, bazen o aynanın karşısında kendimden utanıyorum.

Şimdilerde taşranın kalbinde, kırsal bir hayatın içinde doğanın gücünü, cömertliğini ve bitmek bilmeyen aşkını deneyimliyorum. Fakat itiraf etmeliyim; zamanında bu harika deneyimi yaşayan dostlarıma burun kıvıran bendim. O zamanlar tam bir "şehir insanı" kibriyle bakıyordum hayata: “Şehir insanısın, salçanı marketten alamıyor musun, ne bu çaba?” diyordum onlara.

O dönemin seküler ve modern algısı, zihnime gizli bir kod yerleştirmişti sanki: Eğer kendin yapıyorsan, hazırını almaya maddi gücün yetmiyordur.

Ne büyük bir yanılgı, ne sığ bir üstten bakış...
Oysa burun kıvırdığım o kadınlar, küçücük yaşlarında öğrenmişlerdi organik hayatı, toprağın dilini ve bu hayatın getirdiği o eşsiz sağlığı.

Ben ne yaptım? Eleştirdim. Belki kırdım, belki bilerek acıttım, küçümsedim.
Şimdi ise bambaşka bir ayna var karşımda. 50 yaşından sonra "organik" olmayı, doğaya dönmeyi fark etmiş bir kadın duruyor orada.

Üstelik henüz tam anlamıyla organikleşebilmiş de değilim; yavaş yavaş, sindire sindire ilerliyorum.

Önümdeki zamanın, arkamda bıraktığım zamandan daha kısa olduğunu biliyorum. Belki de bu yüzden, artık o tahammülsüz "Acele et, çabuk olmalısın!" yanılgısını da, her şeyi bir kalıba sokan "yavaş" kelimesini de sevmiyorum. Kelimelerin ve hızın ötesinde bir yerdeyim artık.

Günü gününde, anı anında yaşamak istiyorum. Ve en önemlisi; ileride bir gün, geçmişteki herhangi bir hatam için kendime yeni özür metinleri döşemek istemiyorum.

Bu sebepten, artık aynalarla barışıyorum. Ruh ve beden farkındalığımı tavan noktasına taşımaya, kendimi olduğum gibi kucaklamaya hazırlanıyorum.

Ben toprağa dokunarak, kendimi onararak dönüştüm. Ve kim bilir, belki de bu geç kalmış ama tertemiz farkındalık hikayesiyle, bir yerlerde birilerinin hayatına dokunurum...

Yazıya ifade bırak !