Ne devasa bir kelime... İçinde mutluluğu, kahkahayı, mizahı, nefesi, huzuru ve sevgiyi taşır. Hatta bazen gözyaşını ve telaşı bile... Öyle güçlü bir eylemdir ki, beyin onun gerçeğini sahtesinden ayırt edemez. Kısaca, hangi niyetle olursa olsun, ruhun bedene "sağlık" deme şeklidir gülmek.
Peki, gülerken hiç düşündünüz mü?
"Karşımdaki nasıl bir tespit yaptı ki hem bu kadar komik hem bu kadar düşündürücü?" dediniz mi? Hadi düşündünüz diyelim, farkındalığınız arttı mı? Cem Yılmaz stand-up gösterilerinde, "Buradan çıkınca hiçbir şey hatırlamayacaksınız" der ya... Sahi, neyi düşündük o zaman biz?
Bazen gözümüzden yaş getiren o espriler, başkaları için komik değil, hatta kırıcı olabilir. (Şu an bu halime gülüyorsunuz, eminim.) Çünkü meşhur bir komedi filminde, herkesin kahkahalarla izlediği o ilk sahnede—adamın evden apar topar kovulduğu an—herkes gülerken, arkada ağlayan bendim.
Neden mi?
Çünkü değerleriniz aşağılanırsa,
Küfür kıyamet kulağınızı tırmalarsa,
Görüntü kirliliği midenizi bulandırırsa,
Hele bir de "sanatçı" diye hayran olduğunuz insanları gerçek hayatlarındaki ham, çiğ halleriyle tanırsanız... Bakalım o zaman da gülebiliyor musunuz?
Ben de gülmek istiyorum.
Ama küfüre değil,
Aşağılamaya değil,
Algı operasyonlarına değil,
Saygısızlığa değil...
Kibrin mizah maskesi takmış haline değil,
Başkalarının acısından beslenen şakalara değil,
Tüketim toplumunun önümüze koyduğu o ucuz şablonlara değil.
Şimdi diyeceksiniz ki: "E, başka ne kaldı komik olan?"
Sahi, komik misiniz? Hiç mi nitelikli espri bilmiyoruz, hiç mi gerçekten eğlenmedik biz?
Zekaya, hazırcevaplığa, inceliğe gülelim; şekle şemale değil!
Demem o ki; artık bu illüzyondan çıkma vakti.
Kim, neyi, nasıl görmemizi istiyorsa hep o pencereden bakıyoruz.
Kendi penceremizi açmanın zamanı gelmedi mi artık?
Anasayfa
Yazarlar
Tamar Avakyan
Yazı Detayı
Bu yazı 157 kez okundu.
Gülmek
Ne devasa bir kelime... İçinde mutluluğu, kahkahayı, mizahı, nefesi, huzuru ve sevgiyi taşır. Hatta bazen gözyaşını ve telaşı bile... Öyle güçlü bir eylemdir ki, beyin onun gerçeğini sahtesinden ayırt edemez. Kısaca, hangi niyetle olursa olsun, ruhun bedene "sağlık" deme şeklidir gülmek.
Peki, gülerken hiç düşündünüz mü?
"Karşımdaki nasıl bir tespit yaptı ki hem bu kadar komik hem bu kadar düşündürücü?" dediniz mi? Hadi düşündünüz diyelim, farkındalığınız arttı mı? Cem Yılmaz stand-up gösterilerinde, "Buradan çıkınca hiçbir şey hatırlamayacaksınız" der ya... Sahi, neyi düşündük o zaman biz?
Bazen gözümüzden yaş getiren o espriler, başkaları için komik değil, hatta kırıcı olabilir. (Şu an bu halime gülüyorsunuz, eminim.) Çünkü meşhur bir komedi filminde, herkesin kahkahalarla izlediği o ilk sahnede—adamın evden apar topar kovulduğu an—herkes gülerken, arkada ağlayan bendim.
Neden mi?
Çünkü değerleriniz aşağılanırsa,
Küfür kıyamet kulağınızı tırmalarsa,
Görüntü kirliliği midenizi bulandırırsa,
Hele bir de "sanatçı" diye hayran olduğunuz insanları gerçek hayatlarındaki ham, çiğ halleriyle tanırsanız... Bakalım o zaman da gülebiliyor musunuz?
Ben de gülmek istiyorum.
Ama küfüre değil,
Aşağılamaya değil,
Algı operasyonlarına değil,
Saygısızlığa değil...
Kibrin mizah maskesi takmış haline değil,
Başkalarının acısından beslenen şakalara değil,
Tüketim toplumunun önümüze koyduğu o ucuz şablonlara değil.
Şimdi diyeceksiniz ki: "E, başka ne kaldı komik olan?"
Sahi, komik misiniz? Hiç mi nitelikli espri bilmiyoruz, hiç mi gerçekten eğlenmedik biz?
Zekaya, hazırcevaplığa, inceliğe gülelim; şekle şemale değil!
Demem o ki; artık bu illüzyondan çıkma vakti.
Kim, neyi, nasıl görmemizi istiyorsa hep o pencereden bakıyoruz.
Kendi penceremizi açmanın zamanı gelmedi mi artık?
Ekleme
Tarihi: 08 Temmuz 2026 -Çarşamba
Gülmek
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
