Tamar Avakyan
Köşe Yazarı
Tamar Avakyan
 

Temizlik İmandandı, Değil mi?"

Bugün pazar. Zihnimde babam, kalbimde ona yazacağım Babalar Günü yazısının ilk cümleleri, sabahın 06.40’ında Yeşilköy sahilinde adımlıyorum. Planım net: Soluma denizin mavisini alacağım, sağıma çayır çimenin yeşilini... Üç beş sportif insan, birkaç martı ve uykulu kediler eşlik edecek bana. Sessizce babamı düşüneceğim. Fakat hayat bana öyle bir ters köşe yaptı ki, zihnimdeki o dingin senaryo bir anda yüzlerce aktörün rol aldığı devasa bir açık hava tiyatrosuna dönüştü. Sabahın o kör saatinde sahil adeta bir panayır yeri! Öbek öbek pijamalılar, eşofmanlılar, mayolular... Uyuyanlar, denize girenler, top oynayanlar, hatta bir köşede folklor çalışanlar. Bebek pusetleri, piknik masaları, battaniyeler... Havada uçuşan kargalar, sahiplerine selam duran koca koca köpekler, karınlarını doyurma telaşındaki karabataklar... Engelli canlarımızın çimleri kendilerine çarşaf yapıp engelsizce uzanışı... Milyon dolarlık muhteşem mimarili konakların gölgesinde, her kesimden insanın harmanlandığı, sıcak bir Akdeniz tablosu. Buraya kadar her şey öyle büyüleyici, öyle umut verici ki. "Sahiller hepimizin" diyoruz, içimiz ısınıyor. Ama madalyonun bir de diğer yüzü var. O yüz, tam bir medeniyet krizi. Uzun zamandır yerel yönetimleri, belediyecilik anlayışını eleştiren biri olarak bugün ilk kez empati masasına oturdum. Sabahın 5’inde mesaiye başlayıp arkamızı sürekli süpüren, yıkayan, temizleyen ekipleri gördüm. Tuvaletleri pırıl pırıl tutmak için çırpınan o emekçi kadınla uzun uzun sohbet ettim. Belediye daha ne yapsın? Sahili nakış gibi işlemiş, havuz gibi deniz çevirmiş, gölge yapsın diye palmiyeler dikmiş. Sorun hizmette değil dostlar. Sorun, bizim içimizdeki o derin "ahlak" ve "hijyen" noksanlığında. Çöp konteynerlerinin hali içler acısıydı. Karpuz kabukları sek sek çizgilerine taş olmuş adeta. Boş ambalajlar, peçeteler... Hatta bayrak gibi sallanacak cinsten ortaya saçılmış iç çamaşırları, çoraplar! Soruyorum size: İnsanoğlu bu kadar pervasız, bu kadar ahlaksızsa belediye ne yapsın? Biz "Temizlik imandandır" diyen bir kültürün çocukları değil miyiz? Peki, nerede kaldı o zihinsel, bedensel, ruhsal temizlik? Kendinden başkasını düşünmeyen, sadece bozmaya, kırmaya, kirletmeye kodlanmış bu beyinlere yazıklar olsun. Sahi, orta yerde ayaklar altında ezilen bir ekmek parçasını öpüp başına koyup kenara çekmek çok mu zor ALLAHAŞKINA? Bu kadar mı koptuk değerlerimizden? Çözüm mü? Ya çocukluktan başlayacak çok sıkı bir eğitim ya da herkese eşit, acımasız ve ağır cezalar, yasaklar. Çünkü kibarlıkla, ricayla kamusal alan korunamıyor. Yürüyüşümü bitirdim. İçimde herkesin eline bir çöp poşeti tutuşturma, gidip o sahili tek tek temizleme arzusu... Sakinleşmeye çalışıyorum. Çünkü bugün Babalar Günü. Benim zihnimdeki o güzel adama, babama bir sözüm var. Kirli zihinlerin, temiz anılarımı ve onun için yapacağım planı çöp yapmasına izin vermeyeceğim. Ama unutmayalım; arkamızda bıraktığımız çöpler, aslında ruhumuzun aynasıdır. Ve bugün o aynaya bakan insanlığımız, ne yazık ki sınıfta kaldı.
Ekleme Tarihi: 21 Haziran 2026 -Pazar
Tamar Avakyan

Temizlik İmandandı, Değil mi?"

Bugün pazar. Zihnimde babam, kalbimde ona yazacağım Babalar Günü yazısının ilk cümleleri, sabahın 06.40’ında Yeşilköy sahilinde adımlıyorum. Planım net: Soluma denizin mavisini alacağım, sağıma çayır çimenin yeşilini... Üç beş sportif insan, birkaç martı ve uykulu kediler eşlik edecek bana. Sessizce babamı düşüneceğim.

Fakat hayat bana öyle bir ters köşe yaptı ki, zihnimdeki o dingin senaryo bir anda yüzlerce aktörün rol aldığı devasa bir açık hava tiyatrosuna dönüştü.
Sabahın o kör saatinde sahil adeta bir panayır yeri! Öbek öbek pijamalılar, eşofmanlılar, mayolular... Uyuyanlar, denize girenler, top oynayanlar, hatta bir köşede folklor çalışanlar. Bebek pusetleri, piknik masaları, battaniyeler... Havada uçuşan kargalar, sahiplerine selam duran koca koca köpekler, karınlarını doyurma telaşındaki karabataklar... Engelli canlarımızın çimleri kendilerine çarşaf yapıp engelsizce uzanışı... Milyon dolarlık muhteşem mimarili konakların gölgesinde, her kesimden insanın harmanlandığı, sıcak bir Akdeniz tablosu.

Buraya kadar her şey öyle büyüleyici, öyle umut verici ki. "Sahiller hepimizin" diyoruz, içimiz ısınıyor.

Ama madalyonun bir de diğer yüzü var. O yüz, tam bir medeniyet krizi.

Uzun zamandır yerel yönetimleri, belediyecilik anlayışını eleştiren biri olarak bugün ilk kez empati masasına oturdum. Sabahın 5’inde mesaiye başlayıp arkamızı sürekli süpüren, yıkayan, temizleyen ekipleri gördüm. Tuvaletleri pırıl pırıl tutmak için çırpınan o emekçi kadınla uzun uzun sohbet ettim. Belediye daha ne yapsın? Sahili nakış gibi işlemiş, havuz gibi deniz çevirmiş, gölge yapsın diye palmiyeler dikmiş.

Sorun hizmette değil dostlar. Sorun, bizim içimizdeki o derin "ahlak" ve "hijyen" noksanlığında.

Çöp konteynerlerinin hali içler acısıydı. Karpuz kabukları sek sek çizgilerine taş olmuş adeta. Boş ambalajlar, peçeteler... Hatta bayrak gibi sallanacak cinsten ortaya saçılmış iç çamaşırları, çoraplar! Soruyorum size: İnsanoğlu bu kadar pervasız, bu kadar ahlaksızsa belediye ne yapsın?

Biz "Temizlik imandandır" diyen bir kültürün çocukları değil miyiz? Peki, nerede kaldı o zihinsel, bedensel, ruhsal temizlik? Kendinden başkasını düşünmeyen, sadece bozmaya, kırmaya, kirletmeye kodlanmış bu beyinlere yazıklar olsun. Sahi, orta yerde ayaklar altında ezilen bir ekmek parçasını öpüp başına koyup kenara çekmek çok mu zor ALLAHAŞKINA? Bu kadar mı koptuk değerlerimizden?

Çözüm mü? Ya çocukluktan başlayacak çok sıkı bir eğitim ya da herkese eşit, acımasız ve ağır cezalar, yasaklar. Çünkü kibarlıkla, ricayla kamusal alan korunamıyor.

Yürüyüşümü bitirdim. İçimde herkesin eline bir çöp poşeti tutuşturma, gidip o sahili tek tek temizleme arzusu... Sakinleşmeye çalışıyorum. Çünkü bugün Babalar Günü. Benim zihnimdeki o güzel adama, babama bir sözüm var. Kirli zihinlerin, temiz anılarımı ve onun için yapacağım planı çöp yapmasına izin vermeyeceğim.

Ama unutmayalım; arkamızda bıraktığımız çöpler, aslında ruhumuzun aynasıdır. Ve bugün o aynaya bakan insanlığımız, ne yazık ki sınıfta kaldı.

Yazıya ifade bırak !