Yabancısıyım eski sesimin artık;
Rüzgârın içinde yitmiş bir çağrının ardına düşmüyorum.
Gölgem bile benden önce yoruluyor uzun yollarda,
Bir vakitler ateşe doğru tereddütsüz yürüyen ayaklarım,
Şimdi külden geçerken bile içten içe sızlıyor.
Bakışlarımda o eski uçurumların gözü kara parıltısı yok,
Gözlerimde daha çok, günün kendi içine gömüldüğü bir akşam tortusu var;
Hani sular çekilir de kıyıda yosun kokulu taşlar kalır ya,
Ben de öyle, çekilmiş bir ömrün ıssız kıyısında duruyorum.
Bir zamanlar kalbim, dokunulmadan bile titreyen bir tel gibiydi,
Şimdi suskunluğun altında kalmış eski bir mühür gibi bekliyor.
İçimin vadilerinden geçen sular artık eski sesini taşımıyor,
Ruhumun kıvrımlarında zaman değil, yorgun bir susuş dolaşıyor.
Yabancısıyım eski sesimin artık;
Eşiklerde oyalanıp gölgelerden merhamet beklemiyorum.
Kimsenin yankısında kendi yüzümü aramıyorum artık.
Kalabalıkların uğultusundan çekilip kendi iç sızımın yanına oturdum;
Benim için artık asıl soru, kimin sustuğu değil, içimde neyin söndüğüdür.
Sözlerim eskiden yaydan çıkmış bir ok gibi yol alırdı,
Şimdi yönünü yitirmiş kuşlar gibi, daha varmadan yoruluyor.
Aynadaki o yabancıya artık sessizce bakıp geçiyorum,
Çünkü o çocuk, o aceleci, o taşkın, o göze aldığı her şeyi yakabilecek yürek;
Bir kış gecesi, üşüyen küçük bir kuşun ürperişinde benden koptu.
Döküldü yapraklarım; dalım şimdi başka bir göğün eşiğine dönük.
İçimdeki o eski kor, artık yalnızca beni derinden kavuruyor.
Kelimelerim, dünyadan biraz çekilmiş dervişler gibi büründü kendi susuşuna,
Gönlüm de sonunda hayatın eksik sofrasına sessizce razı oldu.
Yabancısıyım eski sesimin artık;
Sevdayı bir bayrak gibi yüksek yerlere asmıyorum.
Onu, içimde kalan külden bir kor parçası gibi,
Kendi gecemin en dip yerinde usulca taşıyorum.
Aşk, bir zamanlar saçlarımı darmadağın eden hoyrat bir fırtınaydı,
Şimdi ise izlerin üstünü örten beyaz ve ağır bir yağış gibi iniyor içime…
Ne geçmişe karşı dilimde bir kırgınlık var, ne de yarına verilmiş gür bir söz;
Yalnızca duruyorum, olduğum yerde, kendi hâlimin içinde.
Şimdi eski bir defterin son yaprağında unutulmuş bir cümle gibiyim,
Yazılan bitti, üstü çizilen bitti; ben tam o susan yerdeyim.
Değiştim, evet; ama sanıldığı gibi eksilmedim,
Sadece başka bir havanın, başka türlü işleyen bir zamanın içinden geçiyorum.
Artık ne beni çağıran bir liman arıyorum, ne de ardımdan esecek bir rüzgâr;
Ben artık yalnızca kendi sessizliğinde yürüyen uzun bir yolum.
