Bir hümanist, hiçbir insan için ölümü dilemez. Bir yokluğun üzerine sevinç kurmaz. Çünkü insan onuru, en çok da karanlık anlarda korunması gereken bir eşiğe benzer; oradan düşen dil, bir daha kolay toparlanmaz. Gerçek insan duyguları taşıyan biri, hele sözüyle dünyaya seslenen bir şair, vicdanın sınırını aşmadan konuşmayı bilmelidir.
Kötülükle mücadele edilir; ama bu mücadele, hayatı küçülten bir sesle yürütülmez. Adalet, öfkenin kılığı değildir. Hakikat, aşağılamayla yükselmez. Bir yanlışı reddederken başka bir yanlışı meşru göstermek, insanlığın içinden bir parçayı koparır. Bu yüzden kim olursa olsun, bir insanın ölümü kutlama diliyle anılamaz; hayat, her koşulda sorumlulukla taşınması gereken bir ağırlıktır.
Bugün kötülük, yalnız uzaklarda dolaşan bir söylenti gibi değil; bazen kapı aralıklarından içeri süzülen bir soğukluk gibi. Söz sertleşiyor, bakış keskinleşiyor, kalabalıklar birbirini duymuyor. Tam da bu yüzden en büyük direniş, insan kalabilmektir: Öfkeyi büyütmeden adaleti savunmak, nefreti çoğaltmadan yanlışın önünde durmak, vicdanı yitirmeden hakkı teslim etmek.
İnsanlığa yönelen çağrı budur.
Başkasının acısını hafife almadan, kimseyi hedefe koymadan, hiçbir canın üstüne üstünlük kurmadan. İnsanı koruyan şey, bayrakların rengi değil; vicdanın sükûnetidir. Toplumları ayakta tutan şey, bağırışların gürültüsü değil; merhametle güçlenen adalet duygusudur.
Ne mutlu insan olabilene. Çünkü insan olmak, yalnız kendi nefesini savunmak değildir; başkasının nefesini de dokunulmaz bilmek, onu incitmemek, onu hiçe saymamaktır. Bugün en çok buna ihtiyaç var.
