Güneş doğmadı henüz sevgilim,
ışığın iplikleri çözülmedi henüz göğün tezgâhında,
Zamanın nabzı durdu, kâinat derin bir nefes tuttu eşiğinde,
Sana ulaşmayan yolların tozunda, kadim bir hüznün uyanışını bekliyorum.
Henüz kuşlar uykusunda,
henüz nehirler denize kavuşmanın telaşına düşmedi,
Sadece ruhumun senfonisi yankılanıyor
bu ıssız, bu mağrur karanlıkta.
Ve sanki bütün âlem,
adının söylenmesini bekleyen kadim bir sır gibi susuyor.
Bak, Aşk Tanrısı bile suskun,
oklarını gümüş bir tepside bırakmış yanıma,
Çünkü senin yokluğunda hedef şaşar,
yay gerilmez, kalpler mühürlenir,
Seni arayışım,
kaybolmuş bir yıldızın kendi yörüngesini sorması gibidir geceye.
Hüznüm; bir zambağın boyun büküşü kadar zarif,
bir uçurumun derinliği kadar vakur,
Parmak uçlarımda hissederken isminin harflerini,
hece hece dokuyorum sessizliği.
Her harf,
içimde açılan görünmez bir yaranın üstüne bırakılmış kutsal bir mühür gibi.
Duyuyor musun sevgilim?
Rüzgârın kamışlıklardan geçerken fısıldadığı o yaslı makamı…
Ritmimiz; kalbinin kıyıya vuran dalgalarıyla,
benim özlemimin fırtınası arasında gidip gelen bir sarkaç şimdi.
Henüz tan yeri ağarmadı bu hicranın alnında.
Bir mum alevi gibi titreyen varlığım,
senin sonsuzluğuna çarparak çoğalıyor,
Sen, henüz keşfedilmemiş bir kıtanın en kuytu limanı,
ben ise pusulasız bir gemi.
Ve hangi yöne dönsem,
ufkum yine senin sessizliğinin kıyısında kırılıyor.
Güneş doğmadı henüz sevgilim,
gökyüzü bir mürekkep balığının son çırpınışı gibi simsiyah,
Zaman, paslı bir dişli gibi gıcırdıyor ruhumun derin boşluğunda,
Korkum sabahtan değil, ışığın senin hayalini benden söküp alacak olmasından.
Çünkü gün başladığında, herkes seni “var” sanacak;
oysa ben senin “yokluğundaki o devasa varlığını”
sadece bu zifirî karanlıkta emziriyorum.
Her mısramda
bir sitem değil,
bir secde var senin o eşsiz varlığına,
Arayışım,
bir dervişin hırkasındaki yama,
bir şairin mürekkebindeki son damla.
Çünkü bazı aşklar aydınlıkta değil,
yalnızca iç yangınının karanlığında hakikat olur.
Gel ey sessizliğin kraliçesi,
gel ey henüz uyanmamış rüyalarımın tek sahibi.
Bu gecenin derinliğinde,
senin hayalinle ağır ağır dolsun
içimde geceden kalan o uçsuz boşluk.
Öyle bir karanlık ki bu;
ne güneşin doğuşuna yer var,
ne de günün gürültüsüne…
Bırak bu derin sessizliğin bağrında
sadece biz ve aşkımız kalsın.
Bırak zaman,
kapımızın eşiğinde diz çöküp
bu suskun mucizeyi seyretsin.
Zira ışık aldatıcıdır;
oysa bu karanlık saf, duru ve sadece seninle dolu.
Hüznün en çok yakıştığı bu saatte,
gölgeler aşkımızın ritmiyle raks etsin.
Senin adınla başlasın
ve senin adınla mühürlensin
bu kâinatın en uzun soluklu bekleyişi.
Güneş doğmadı henüz…
Ve ben,
senin doğuşunu bekleyen bir gökyüzüyüm şimdi.
